İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 94. BİRLEŞİM · PAZAR

Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)

Genel Kurul, 94. Birleşim · 4. yasama yılı · 25 Nisan 2010 · 824 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Hamit Geylani (Barış ve Demokrasi Partisi), 25 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 94. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNİN DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.497)); konuşma 824 kelime.

Hamit Geylani (Barış ve Demokrasi Partisi, Hakkari). “Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)”. TBMM Genel Kurulu, 94. Birleşim tutanağı, 25 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hamit-geylani-23-2010-04-25-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bazi-maddelerinin-degisiklik-yapilmas (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

BDP GRUBU ADINA HAMİT GEYLANİ (Hakkâri)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan yasa teklifinin 17’nci maddesi üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bugün yitirdiğimiz Barolar Birliği Başkanı değerli meslektaşımız Sayın Özok’a Allah’tan rahmet, ailesine başsağlığı diliyorum.

İzninizle, toplumsal bir özlem olan barış diliyle konuşmama başlamak istiyorum zira bu ülkenin gerçekten böylesi bir söyleme, bir duruşa ihtiyacı vardır.

Değerli milletvekilleri, günümüzde hâkim olan hukuk devleti anlayışı anayasa yargısının varlığını gerekli görmektedir zira hukuk devleti ilkesi, temelde, devletin tüm işlem ve eylemlerinin hukuk kurallarına uygun olmasını ve bunların yargı denetimine tabi tutulmasını gerektiriyor.

Anayasa Mahkemesi ilk kez 1961 Anayasası ile yasama organının işlemlerini denetleyen bir adli kurum olarak yargı sistemimizde yer almıştır. Avrupa ülkelerindeki bazı modeller esas alınarak oluşturulan Anayasa Mahkemesi, diğer birçok kurumda olduğu gibi, daha oluşum aşamasında Avrupa’daki emsallerinden çok farklı bir role ve işleve bürünmüştür. Onun için, bu Mahkemenin oluşum mantığında üyelerin seçim yöntemi ve yetkileri gibi temel konularda sıkıntılar varsa, doğal olarak, işleyişi de süreç içerisinde ciddi sıkıntılara yol açacaktır. Nitekim, bunun örnekleri çok ve hep birlikte yaşadık. Özünde yasama organı faaliyetlerini bireyin hak ve özgürlükleri lehine korumakla görevli olması gereken bu organ, daha kuruluşundan itibaren, yapılan müdahalelerle, kendini, sadece devletin yüksek çıkarlarını korumakla sorumlu tutmuştur. Özellikle 12 Eylülden sonra darbenin yarattığı hukuku korumayı neredeyse tek görev olarak belirleyen bir yapıya dönüşmüştür. Bu vahim durum, aslında, mahkemenin en önemli görevi olan yasaların hukuka uygunluğunu denetleme işlevi ötesine geçerek, doğrudan doğruya kamu siyasetini belirleme hevesiyle kararlar vermeye başlamıştır.

Değerli arkadaşlar, bu Mahkeme, özellikle son dönemlerde verdiği bazı kararlar ile kendi yasasını bizatihi kendisi çiğnemiştir. Onun için, Anayasa Mahkemesinin yeni demokratik düzenlemelere gereksinimi olduğu inancındayız. Bu doğrultuda, Anayasa Mahkemesi üyelerinin sadece Cumhurbaşkanı tarafından seçilmesi yerine, diğer yüksek yargı organları ve Barolar Birliğinin doğrudan seçim yapabilmesi, ayrıca, Parlamentonun da, yine bu kurumlar ve üniversitelerin göstereceği adaylar arasından nitelikli çoğunlukla seçeceği üyelerden oluşması şüphesiz daha olumlu olacaktır.

Değerli arkadaşlar, kurulların demokratik yapısal sorunlarını çözen tek seçenek çağcıl anayasalar ve ona bağlı alt yasalar ile kendi aralarındaki uyumdur, tutarlılıktır. Ne yazık ki görüştüğümüz bu teklifte de 82 Anayasası’nın darbeci özünü biraz daha özendiren, devleti de kutsayarak kendi yurttaşına karşı güvenli korumaya alan 17’nci ezber yamalardan biri olarak yerini koruyor çünkü Anayasa Mahkemesinin demokratik yapısal sorununun çözüm anahtarı kuşkusuz demokratik bir anayasadır. Bunun da üç temel kriteri vardır:

1) Öncelikle, anayasaların dibacesi, o anayasaların hukuki, demokratik ve barışçıl iklimini belirler. Ne var ki 82 darbe Anayasası’nın başlangıç ilkeleri bir aidiyetin menfaati, yüceltilmesi ve üstünlüğü argümanları üzerine kurulmuş ırkçı bir koroyla başlar; korkular, kuşkular, varsayımlar üzerine devam eder; kültürel çoğulculuğu dışlayan bağnaz, tekçi anlayışla insan doğasını zehirleyerek son bulur. İşte, hâlâ bu anlayış baştan sona bu değişiklikle birlikte de devam ediyor.

2) Anayasalar toplumsal uzlaşma kültürünün kabulü ile bireyi özgürleştirir, toplumsal kurumları da demokratikleştirir. AKP’nin uzlaşma diye bir derdi yok Allah’a şükür, uzlaşmadan kaçanları da kendisine bahane ederek, uzlaşma isteyen, toplumsal uzlaşma isteyen, demokrasi adına, bu kesimleri de yok saymaktadır. AKP’nin kendi ihtiyaç ve önceliklerinde direnmesi ve direnmeye devam ediyor olması anlaşılır gibi değildir. Şimdi ise sanırım bir önceki oturumda bir arkadaş “uzlaşalım” yani el kaldırmada, oylamada uzlaşalım… Uzlaşma temelde olur, halkla birlikte olur.

3) Anayasalar evrensel hukuk normlarına uygunluğuyla anlam kazanır ve kalıcılaşır. 82 Anayasası’nın özünde bu anlayışın olmayışı değişiklik teklifine de yansımıştır çünkü sistem kendi antidemokratik yasalarında hâlâ ısrar ediyor. İşte bu antidemokratik iklimde hem inkârcılığın hem de ademi hukukiliğin doğal olarak Anayasa Mahkemesinin yapısında da filizleneceği unutulmamalıdır sevgili arkadaşlar. Ne yazık ki bu anlayış ülkemizde “hukukpar”ları, yani hukuk partilerini yaratmıştır. Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay başkanları, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun Başkan Vekili günlük siyasi demeçlerle televizyon ekranlarını ve gazete sayfalarını süslemektedirler. Adalet Bakanlığı Müsteşarının da yargının bir yapısında yer alması da ayrı bir siyasallaşmanın tipik örneğidir. Ayrıca, Genelkurmay ve üniversiteler de bu siyasallaşma yarışının başını çekmektedirler.

Değerli milletvekilleri, değişiklik maddesiyle Anayasa Mahkemesinin üye sayısı, üyelerin seçileceği alanlar, üyeleri seçen makamlar karmaşasında mahkemenin alışılagelen yapısı ve verdiği siyasal kararlar da anımsanınca daha da siyasallaşacağı gerçeği ortaya çıkmaktadır. Öncelikle yargı birliğini bozan ve askerîleştiren askerî yargıdan da, Askerî Yargıtay ve Askerî Yüksek Mahkemeden üye seçimi, çözüm bekleyen hukuksal bir krizdir. Ve hukukun eşitlik ilkesini bozan, Genelkurmay ve kuvvet komutanlarının yargılanmasının da Yüce Divana yükseltilmesi bariz bir ayrımcılığın dışa vurumudur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde bugüne kadar toplumsal dokuyu bozan ve halk iradesini yadsıyan istisnalar hariç genel olarak iki alışkanlıkla, iki yöntemle cumhurbaşkanları seçilmiştir. Darbe yapan generaller veya asker kökenli kimseler, bir de siyasi geleneklerden gelen ve geleneği sürdüren şahsiyetler cumhurbaşkanı olarak bu ülkede seçilmişlerdir.

Bu arada, bir siyasiden daha da siyasi davranan ve Anayasa kitabını dönemin Başbakanına fırlatan Sayın Sezer de ayrı bir örnektir.

Durum böyle olunca, anılan madde değişikliğiyle benzer konularda ve 17 üyenin 14’ünü seçecek olan bir cumhurbaşkanı ne kadar objektif olabilir? Objektif olamayacağı açıktır. Size somut bir kanıt: Görüştüğümüz teklif henüz Komisyondan Genel Kurula inmeden, Sayın Cumhurbaşkanı Anayasa Mahkemesinin rekor oy birliğiyle kapattığı DTP’nin kapatma raporunu hazırlayan Raportör Alparslan Altan’ı jet hızıyla Anayasa Mahkemesine üye olarak ataması subjektifliğin bir kanıtı değil midir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

85 konuşma daha · 25 Nisan 2010

85 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook