İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)
İstanbul Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 46. Birleşim · 1. yasama yılı · 14 Mart 2003 · 676 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hasan Aydın (CHP), 14 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 46. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İŞ KANUN TASARISI VE SAĞLIK AİLE ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER (S,S, 73)); konuşma 676 kelime.
Hasan Aydın (CHP, İstanbul). “İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)”. TBMM Genel Kurulu, 46. Birleşim tutanağı, 14 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasan-aydin-22-2-2003-03-14-is-kanun-tasarisi-ve-saglik-aile-calisma-ve-sosyal-isler-s-s-73 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
HASAN AYDIN (İstanbul)Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; iki gündür bu yasa tasarısı üzerinde konuşuyoruz; ama, belki, bugün, bu yasayı yapmaya çalışan ve Parlamentodan geçirmeye çalışan arkadaşlarımızın olaya nereden baktıklarına, hangi açıdan baktıklarına, bir kere, değinmekte fayda var. Öyle gözüküyor ki, bu yasaya bakış açısı, bu hükümetle birlikte ortaya çıkan bir bakış açısı değil. Bu yasaya bakış açısı, bu yasanın özünü teşkil eden, ruhunu teşkil eden bakış açısı, 1950 yıllarından başlayıp, 12 Eylül darbesiyle kendisini ifade eden, bu ülkedeki bütün melanetlerin, olumsuzlukların kaynağını, çalışan insanlarda, emekçi insanlarda, üreten, yaratan, hem üretip hem yaratırken hakkını arayan insanlarda gören bir mantıkla müthiş bir benzerlik arz etmektedir.
İşyerlerine ihtiyaç vardır; işyerlerinin kurulması, o işyerlerinin ayakta durması denilmekte, dolayısıyla da, hele hele böylesine işsizliğin yoğun olduğu bir dönemde, bu işyerlerinin kurulabilmesi için işyeri kurma niyetini taşıyan ve müteşebbis olan insanları rahatlatmak gerekmektedir denilmektedir. Cümle olarak ilk değerlendirdiğinizde doğrudur; ama, değerli arkadaşlarım, Sayın Meral'in de ifade ettiği gibi, eğer, bir işyeri kurulacaksa, o işyeri büyüyecekse, o işyeri nitelikli bir hal alacak ve gelecekte artılarını ortaya koyacaksa, o işyerinin en nitelikli, en aranan, en olmazsa olmazı olan unsuru çalışan unsurudur, insan unsurudur. Eğer, siz, bir işyerini kurmaya ya da yeni işyerlerini kurma noktasında teşvikte bulunmaya çalışırken, işyerlerinin olmazsa olmazı olan temel unsurunu, insan unsurunu, çalışan unsurunu dikkate almazsanız, yapmış olduğunuz bu tespitlerin, beklentilerin bir boştan ibaret olduğunu hep birlikte göreceğiz.
Bakınız, 12 Eylülden önce Türkiye'nin borcu 20 milyar doların altındaydı; 12 Eylül geldi, Türkiye'de bütün demokratik kurumları kapattı, sendikaları kapattı, düşünce kulüplerini kapattı, konuşanları susturdu, ortadan kaldırdı, o günden bugüne, Türkiye, geldiğimiz noktada perperişan. Bu mantık, Türkiye'nin yararına değil. Birinci nokta bu; zamanımın kısalığı nedeniyle...
İkinci nokta: Eğer böyle bakarsak, eğer ülkenin geleceğinin, eğer ülkenin geleceğindeki güzelliğin bu bakış açısıyla olabileceğini zannedersek -ki, bugün üzülerek görmekteyiz- uluslararası bir ilişkide, mesela, Amerika ile Irak arasında, bütünümüzün vicdanları, yürekleri, kalpleri Irak'ın haklı olduğunu bildiği halde, bir kuvvetin, bir gücün size de zarar verebileceği ihtimalini varsayarak, bir kuvvetin, bir gücün, haksız olan bir gücün, haksız olan bir kuvvetin yanında, vicdanınıza rağmen, yüreğinize rağmen "ne yapalım, başka çare yok" diyerek acınılacak bir noktaya düşmenize rağmen, taraf olmak zorunda kalırsınız.
Bunu uluslararası ölçekte böyle değerlendiren bir bakış açısının, bugün, Türkiye'de bu yasa görüşülürken, güçlü ve kuvvetli ile zayıf arasındaki ilişkide de aynı ideolojik çizgiyi sürdürdüğünü görüyoruz.
Patronlar, daha doğrusu, Sayın Meral'in ifade ettiği gibi, gerçek işverenler değil, gerçekten niteliğe önem veren, nitelik nedeniyle kalkınmayı hesaplayan işverenler değil, sömüren, çalıştırmış olduğu üç beş tane işçinin alınteriyle kendisini ayakta tutmaya çalışan, ilkel, geri durumda olan ve maalesef, Türkiye'de yaygın olan işverenlerin tarafında olmak zorunda kalırsınız ve bu kürsüye çıkıp, bizim yüzümüze bakma cesaretini de fazla gösteremeden "CHP muhalefeti, sanki, bizi, işçi karşıtıymışız gibi göstermeye çalışıyor" diyerek, söylerken kendinizin bile inanmadığı cümleler kurmak zorunda kalırsınız.
Üçüncü noktaya değinmek istiyorum. Değerli arkadaşlarım, bakınız, siyasette bir temel kural var -aslında, bu, bizim geleneğimizde de var- göründüğün gibi ol, olduğun gibi görün. Ayıp bir şey oluyor burada; muhalefetin sesini kesmek uğruna -ki, bu çok denendi- muhalefeti konuşturmamak uğruna -ki, bu çok denendi- sayın hükümet ve Komisyon Başkanımız katılmadı. Tasarıyı kendisi hazırladığı halde ve karşıtı olan bir teze katılmadığı halde, buradaki milletvekili arkadaşlarının gözlerinin içine baka baka, yani, özür diliyorum ama, tümcem yanlışsa, hemen özür dilerim, ben, bunu geriye alırım, hile yaparak...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun.
HASAN AYDIN (Devamla)... yüreği ile ağzı arasında uyumsuzluk ortaya koyarak -ki, başka bir kelimeyle ifade ederek daha başka bir noktaya varmak istemiyorum- bir kereye mahsus biraz gülerek, biraz espri yaparak el kaldırmakta; ama, kendi adına konuşmuş olduğu arkadaki komisyon üyeleri, kendi adlarına konuşulanın hemen arkasından, aynı kamera görüntüleri ortasında el kaldırabilmektedirler. Bu, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin tanımına, resmine, davranış biçimine yakışmıyor, kötü örnektir. Bu örnekten vazgeçelim. Bu örnek, yarınlara taşımamız gereken bir örnek değildir. Muhalefetin sesini kesebilirsiniz; ama, muhalefetin sesini kesme ülkemize katkı sağlamaz.
Son cümlemi söylüyorum: Sayın Başkanım, bizlerin oyuyla seçildiniz; lütfen, tarafsızlığınızı muhafaza etme noktasında biraz daha titiz davranmalısınız. Zira, eğer siz tarafsızlık noktasında zaaf gösterirseniz, belki, mensubu bulunduğunuz partinize bir miktar güncel faydalar sağlayabilirsiniz; ama, bundan, Yüce Meclis ve Türkiye büyük zarar görür.
Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
34 konuşma daha · 14 Mart 2003