İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 76. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)

Hasan Aydın

İstanbul Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 76. Birleşim · 1. yasama yılı · 7 Mayıs 2003 · 1.178 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Hasan Aydın (CHP), 7 Mayıs 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 76. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İŞ KANUN TASARISI VE SAĞLIK AİLE ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER (S,S, 73)); konuşma 1.178 kelime.

Hasan Aydın (CHP, İstanbul). “İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)”. TBMM Genel Kurulu, 76. Birleşim tutanağı, 7 Mayıs 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasan-aydin-22-2-2003-05-07-is-kanun-tasarisi-ve-saglik-aile-calisma-ve-sosyal-isler-s-s-73 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA HASAN AYDIN (İstanbul)Sayın Başkan, sayın milletvekili arkadaşlarım; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına madde üzerinde söz almış bulunmaktayım.

19 uncu maddeye kadar geldik. Arkadaşlarımızın tümü, maddelerin neyi getirip neyi götüreceği hususunda düşüncelerini uzun uzun anlattılar. Her ne kadar büyük bir kararlılıkla maddeler buraya gelmiş, biz ne söylersek söyleyelim, olacak olan yine olacak; ama, yine de biz, hem burada milletvekili arkadaşlarımızın olaya bakışını bir miktar etkilemek hem de vatandaşlarımızın bizim burada ve AKP'nin olaya bakışını kavramasına katkıda bulunmak açısından bir kere daha değerlendirmek istiyorum.

Sevgili arkadaşlarım, bu yasanın özünde, biraz da yasa çıkarılırken, işverenin nasıl değerlendirildiği, işçinin nasıl değerlendirildiği ve bu olaya nasıl bakıldığı çok önemli. Bir kere, bu yasanın kafasında, bakışında, çekmiş olduğu resimde nasıl bir işveren var: Bildiğim kadarıyla, gelişmekte olan, büyüyen, üreten, kâr yapabilen, ülkesine katkı yapabilen işveren dediğimizde; çağdaş, işini bilen ve dolayısıyla da, üretiminin en önemli unsuru olan işçi unsurunu önemseyen, işçinin, kalifiye, nitelikli, işine iyi bakan, işine sahip çıkan, üretken, bunun da ötesinde, mutlu, çalışmış olduğu işten memnun, yarınının ne olacağını merak etmeyen, akşam iş korkusuyla yatmayan, iş korkusuyla yatan değil, nasıl başarılı iş yapabilirim, işimi nasıl daha da ülkenin menfaatlerine, kendi menfaatlarıma kullanabilirim diyen işçiyi özler, iyi bir işveren.

Buradaki yasada, kötü bir işverene göre tanım var. Burada, geri kalmış, şark kültürünü taşıyan, üretmek yerine, yaratmak yerine, kâr yapmak yerine, çalıştırmış olduğu işçiye üç beş kuruş verip, vermiş olduğu o parada gözü olan, çalıştırdığı işçiyi nasıl daha fazla ezerim, üretmek yerine acaba işçiyi daha fazla nasıl sömürebilirim, acaba işçiye bir köle gibi nasıl davranabilirim, canımın istediği zaman işçiyi nasıl kapı dışarı edebilirim, ücretleri yükseldiğinde onları atıp, onların yerine nasıl birkaç işçi daha alabilirim gibi, bu yasada kötü bir işveren tanımı var. Yani, gelişmiş olan ülkelerdeki hiçbir işverenin istemediği böyle bir yasaya, samimiyetle ifade etmek isterim ki, ülkesine biraz katkı yapmak niyetinde olan, gelişmeyi hedefleyen, kendisini aşmayı hedefleyen aklı başında hiçbir işveren de evet, bu yasa güzel olmuştur, bizim lehimize olmuştur diye bakmaz.

Değerli arkadaşlarım, çalışan bir işçiyi, üreten bir işçiyi, nitelikli bir işçiyi, işini seven bir işçiyi, işine sahip çıkan bir işçiyi ister verimli işveren; böyle bir işçiyi özler ve böyle bir işçiyle birlikte çalışmayı özler. Burada, hem kötü bir işveren modeli var hem sürekli şüphe edilen, ne zaman ne yapacağı belli olmayan, nasıl yapsak da en ufak bir yanlışında kapı dışarı etsek denilmesi gereken kötü de bir işçi modeli var bu yasa tasarısında. Bu yasa tasarısındaki mantık, bu yasa tasarısındaki zihniyet, ne kendi ülkesindeki işverenine güveniyor ne de kendi ülkesindeki işçisine güveniyor.

Değerli arkadaşlarım, diyelim ki böyle... Şimdi, sonuçta, dünyada bütün ülkelerin özlemiş olduğu devlet biçimi, sosyal devlet biçimi. Sosyal devlet, toplumdaki düzenlemeleri yaparken, düzenlemeler için kanunları çıkarırken, genellikle, zor durumda olanı, zayıf durumda olanı gözetir; zira, zayıf durumda olan insanın, kazanma, kendini ayakta tutma, sonuç alma, başarı elde etme şansı yoktur. Teraziyi dengeleyebilmek, adaleti var edebilmek için, yaklaşım olarak, ortaya konulması gereken temel mantık bu olması gerekirken, burada, bu mantığı görmemiz mümkün değil. Siyaset, kanun çıkarırken, korkutan, ürküten... Kanunun muhatap kesimlerini, inandıkları için değil, kendi yaşamlarını güzelleştireceği için değil, korktuğu için, eğer uymazsa başına kötü şeyler gelebileceği endişesini taşıdığı için gibi bir mantıkla kanun çıkarılmaz. Bu tasarının özünde, aynı zamanda korkuya dayanan, yapmazsan şöyle olur, yapmazsan böyle olur esasına dayanan bir anlayış da var; çünkü, yasalar, birer korku aracı değil, birer kuraldır; uyulması gereken, bir bakıma toplumun iradesini temsil eden, toplum bireylerinin her kesiminin uyduğu, uymakla kendisini mükellef saydığı kurallar dizisidir ve bu yasa tasarısının özünde, esas itibariyle, bu da yok; bu yasanın özünde biraz korku var, biraz da yapmazsanız daha kötü şeylerle karşılaşırsınız noktasında bir tehdit mantığı var.

Siyaset önderliği, sadece toplumdaki mevcut olumsuzlukları kabul eden ve o olumsuzlukların birlikte yaşamalarını mecbur kılan bir düzenleme göreviyle karşı karşıya değildir; siyaset önderliği, toplumun kesimlerini, katmanlarını, bireyini değiştirmeyi hedefleyen, çıkarmış olduğu yasalarla toplumun bireyine, kesimlerine, kurumlarına katkı yapmayı düşünen siyaset önderliğidir. Siyaset önderliği, siyaset önderliğinin parlamentosu, parlamentonun hükümeti, aynı zamanda, çıkarmış olduğu yasaların toplum gündeminde, toplum yaşamında toplumu ileriye taşıyan, toplumu bulunduğu yerde tutan değil, geliştiren; toplumdaki mevcut olumsuzluklara, tabulara, statükoya uyan değil, onun daha bir ilerisine kendisini taşıyan bir mantığı gözetmelidir; maalesef, burada bunu da görmemiz mümkün olamıyor.

Değerli arkadaşlarım, eğer bu mantıkla bir kanun çıkarırsanız ne olur; bu kanunun işlediğini zannedersiniz, bu kanunun işlemediği de görülecektir. Zira, bu kanun işlediğinde, her işlediğinde ülke ya da muhatap kesimler yara alacaktır. Bunu bir de bu yanıyla değerlendirmemiz belki mümkün olabilir diye düşünüyorum.

Şimdi, yasaya bir bakalım. Çok açık ifade ediyorum, bu yasa işverenden yana bir yasa değil. Bu yasa, yeteneksiz, başarısız, çalmaya, çırpmaya uygun; mert, işçisine sahip çıkan, ülkesine sahip çıkan bir işverenin talebi olamaz.

Değerli arkadaşlarım, maddenin girişi şöyle, tümünüzün vicdanına tevdi ediyorum, bir sürü şey sayacak "işveren bakımından beklenmeyecek haller hariç olmak üzere." Bu paragrafın başına bu cümleyi koyduğunuz zaman, geriye kalan kısımları yazmanız, ya bunu yazan insanların yazım konusundaki özrünü ortaya koyar ya da bunu okuyan insanların özürlü olduğunu varsayan bir yaklaşım biçimidir. Bir kere daha tekrar etmek istiyorum: "İşveren bakımından beklenmeyecek haller hariç olmak üzere." "Beklenmeyecek haller hariç" ne demek?! Var mı böyle bir şey? Yani bunu söylediğinizde, bunu bir insana anlatmanız mümkün mü?! Bunun, bir insan tarafından, bütün insanların kabul edebileceği bir tarzda yorumlanması mümkün mü? Nedir beklenmeyecek haller? Yani patron beyefendinin ya da işveren beyefendinin morali bozukken, kapıdan gelen işçi onun moralinin bozuk olduğunu bilmeyecekse ve onun moralinin bozuk olduğunu bilmeden o davranışa girmediği için, patronun beklenmediği bir halle karşılaştığında, bu, işçinin işten atılması gerekçesi olabilir mi?!

Değerli arkadaşlarım, lütfen... Gerçekten lütfen... Yani, ikide birde arkadaşlarımızın tekrarladığı gibi, sayısal çoğunluktur, yok biz azınlıktık falan gibi tekerlemeler yapmak istemiyorum; ama, yasalar toplumun geleceğini dizayn etmek için çıkacaksa, biraz üzerinde titizlikle durulmalı.

Bakınız, dün çok acıklı bir şey oldu burada. Buraya on işçi diye getiriliyor, çok değerli arkadaşlarımız ve grup başkanvekilimiz bir dakikada, o 10 kişiyi 30 kişiye çıkarıyor, bir tek milletvekili arkadaşım şunu söylemiyor: Önümüze getirdiğiniz maddede 10 işçiyle ilgiliydi, ne oldu da 30 işçiye çıktı; neden burada önergeyle değiştirip, tümümüzden bunu kabul etmemizi istiyorsunuz?..

Burada, bizim arkadaşlarımız açıkladılar, bu yasa, bu mantıkla, zaten, Türkiye'de 30 kişinin altında işçi çalıştıran insanlara da hitap etmemektedir. Bu yasa, sadece işçiye güvenmemenin ötesinde, aynı zamanda, 30 kişinin altında işçi çalıştıran insanlara da güvenmemektedir. Bu yasa, acaba, niye 30 kişinin üzerinde işçi çalıştıranlara geçerli oluyor da, 30 kişinin altında işçi çalıştıranlara geçerli olmuyor?! Yani, bu yasa güzel bir yasaysa, bu yasa topluma bir katkı sağlayacaksa, acaba, neden, bu yasa, 30 kişinin altında işçi çalıştıran insanlara katkı sağlamayacak ya da bu yasa iyi bir yasa değilse, topluma bir katkı sağlamayacaksa, neden, 30 kişinin üzerinde işçi çalıştıran insanlara bu kötülüğü yapacak?! Böyle bir adaletsizlik, böyle bir eşitsizlik olabilir mi?! Bunu, bu kapıdan dışarı çıktığınızda, hangi insana, Allah'ın hangi kuluna izah edebilirsiniz?! Olay belli; 30'un üzerinde eleman çalıştıran insanların istemi, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, milletvekillerimizin parmak kaldırdığı bir isteme dönüşebilmektedir ve itiraf etmeyelim, bu, çok acıklıdır ve ben bir milletvekili olarak, böylesine bir talebe, böylesine geri, böylesine ilkel, böylesine ülkesinin geleceğini gözardı eden, kesinlikle ülkenin bütünlüğünü ve menfaatlarını değil, bu talepte bulunan insanların küçük beyinlerinin içindeki talepleri karşılayan bir yasaya el kaldırmayı insaflı bulmuyorum değerli arkadaşlarım.

İkide bir, bu kürsüye çıkılıp, taraflardan söz ediliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

49 konuşma daha · 7 Mayıs 2003

49 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook