İçeriğe atla

28. DÖNEM · 592 VEKİL · SON GÜNCELLEME

Ara
GENEL KURUL · 106. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle

Hasan Karal

İstanbul Milletvekili · Yeni Yol

Genel Kurul, 106. Birleşim · 4. yasama yılı · 24 Haziran 2026 · 530 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma · Günün kaydı →

Kaynak göster

Hasan Karal (Yeni Yol), 24 Haziran 2026 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 106. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle); konuşma 530 kelime.

Hasan Karal (Yeni Yol, İstanbul). “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 106. Birleşim tutanağı, 24 Haziran 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasan-karal-2026-06-24-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-teklifi-munasebetiyl (erişim: 15 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=146390

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

HASAN KARAL (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben bugün teklifin maddelerinden ziyade devlet yönetimine dair temel bir meseleye dikkat çekmek istiyorum. Tarih boyunca devletler kuruldu, devletler yıkıldı, imparatorlar geldi geçti, hükümdarlar değişti fakat bütün dönemlerde yöneticilerin önüne çıkan ortak bir sınav vardı, o da güç sınavı çünkü tarihe baktığımızda çoğu zaman aynı manzarayla karşılaşırız. Nice yöneticiler sahip oldukları büyük gücü kendi ihtiraslarının emrine vermiş, nice devlet adamları devlet ciddiyetini kişisel heveslerine kurban etmiştir. Yetki arttıkça kibir artmış, güç arttıkça adalet zayıflamış, makam büyüdükçe vicdan ne yazık ki küçülmüştür. Bu nedenle asırlar boyunca mutlak gücün mutlaka yozlaştırdığı düşünülmüştür. Fakat tarihte bazı insanlar vardır ki bu ezberi bozmuşlardır, bugün onlardan biri olan Marcus Aurelius'tan söz etmek istiyorum. Çünkü Marcus Aurelius'un hikâyesi yalnızca bir imparatorun hikâyesi değildir; aynı zamanda, güç ahlakla buluştuğunda nasıl bir yönetim anlayışı ortaya çıkabileceğinin hikâyesidir. Düşünün, o günün dünyasında Roma İmparatorluğu Britanya'dan Fırat'a, Ren Nehri'nden Afrika çöllerine kadar uzanan devasa bir coğrafyayı yönetiyordu. Ordular sizin emrinizde, hazineler sizin kontrolünüzde, kararlarınız milyonlarca insanın hayatını etkiliyordu. Fakat Marcus Aurelius'u farklı kılan şey Roma'yı yönetmesi değildi, onu farklı kılan şey gücü yönetebilmesiydi. Aslında burada durup kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Bir insanın asıl başarısı başkalarını yönetebilmesi midir yoksa kendi nefsini yönetebilmesi midir? Bizim medeniyetimiz bu soruya çok daha önce cevap vermiştir. Peygamber Efendimiz ve onu takip eden büyük devlet adamları bize göstermiştir ki yönetimin özü kuvvet değil adalettir, makam değil sorumluluktur, yetki değil emanettir. Marcus Aurelius da hayatı boyunca bu anlayışın peşinden gitmiştir. Tahta çıktığında gücü paylaşmayı tercih etmiş, istişareyi önemsemiş, adaleti devletin merkezine yerleştirmiştir. Mahkemelerde saatler geçirir, en küçük davaları bile dikkatle dinlerdi çünkü ona göre devletin büyüklüğü ordularının gücüyle değil vatandaşının hakkını koruyabilmesiyle ölçülürdü. Bu yaklaşım bana her zaman Hazreti Ömer'in meşhur sözünü hatırlatmıştır: "Fırat'ın kıyısında bir kuzuyu kurt kapsa hesabı Ömer'den sorulur." Burada mesele, kuzudan ziyade yöneticinin taşıdığı sorumluluk duygusudur. Aynı şekilde, Hazreti Ali'nin Malik Eşter'e gönderdiği mektupta söylediği şu söz de devlet yönetiminin özeti gibidir: "İnsanlar ya dinde kardeşin ya da yaratılışta eşindir." Çünkü adalet insanları kimliklerine göre değil insan oldukları için değerli görebilmektir ancak adaletin gerçek değeri insanın eline ceza verme gücü geçtiğinde ortaya çıkar. Marcus Aurelius'un hayatındaki en büyük sınavlardan biri de budur, en güvendiği komutanlarından biri kendisini imparator ilan etmiştir. Roma tarihinde bunun karşılığı çoğu zaman intikam ve kanlı hesaplaşmalar olmuştur. Marcus ise farklı bir yol seçerek gücünü cezalandırmak için değil adaleti korumak için kullanmıştır. Bu noktada insan Mekke'nin fethini hatırlıyor. Peygamber Efendimiz yıllarca kendisine zulmeden insanların karşısına mutlak bir güç sahibi olarak çıktı ve o gün tarihin akışını değiştiren şu sözü söyledi: "Bugün size kınama yoktur." Çünkü gerçek güç intikam almak değil affedebilmektir, gerçek güç insanların gönlünü kazanabilmektir. Devletleri ayakta tutan şey adalet duygusudur, vatandaşın devlete duyduğu güvendir, yönetenlerin emanete sadakatidir. Marcus Aurelius'un yaklaşık 2 bin yıl önce bıraktığı miras da Hazreti Ömer'in, Hazreti Ali'nin ve Peygamber'imizin insanlığa gösterdiği yol da budur. Hepsi bize aynı hakikati göstermiştir: Güç ile erdem, güç ile ahlak bir arada olabilir. Güç insanı değiştirmek zorunda değildir. Her koşulda, her makamda, her durumda erdemli kalmak mümkündür. Adaletten ayrılmadan yönetmek, yetkiyi bir üstünlük vesilesi değil bir emanet olarak görmek mümkündür, kalıcı ve kıymetli olan da budur.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

91 konuşma daha · 24 Haziran 2026

Günün kaydı →
91 konuşmanın tamamı →