İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 92. BİRLEŞİM · CUMA

23 nisan ulusal egemenlik ve çocuk bayramı münasebetiyle

Hasan Macit

İstanbul Milletvekili · DSP

Genel Kurul, 92. Birleşim · 4. yasama yılı · 23 Nisan 2010 · 1.279 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Hasan Macit (DSP), 23 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 92. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI MÜNASEBETİYLE); konuşma 1.279 kelime.

Hasan Macit (DSP, İstanbul). “23 nisan ulusal egemenlik ve çocuk bayramı münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 92. Birleşim tutanağı, 23 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasan-macit-23-2010-04-23-23-nisan-ulusal-egemenlik-ve-cocuk-bayrami-munasebetiyle (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

DEMOKRATİK SOL PARTİ GENEL BAŞKANI ADINA HASAN MACİT (İstanbul)Sayın Başkan, Sayın Cumhurbaşkanı, sayın milletvekilleri, değerli konuklar, geleceğimizin teminatı sevgili çocuklarımız, televizyonları başlarında bizi izleyen aziz yurttaşlarımızı şahsım ve Demokratik Sol Parti adına sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Başta sevgili çocuklarımız olmak üzere tüm ulusumuzun Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı yürekten kutluyorum. Bu vesileyle Türkiye Büyük Millet Meclisimizin açılışını gerçekleştiren Mustafa Kemal Atatürk ve ilk Mecliste görev yapmış tüm ulus temsilcilerini sevgi ve saygıyla anıyorum.

Bu vesileyle bugün görevine başlayan yavru vatan Kıbrıs Cumhurbaşkanı Sayın Derviş Eroğlu’na da başarılar diliyorum.

Ulusal Egemenlik Bayramı’nı kutladığımız bugünde Türkiye Büyük Millet Meclisine ulus iradesinin tam olarak yansıdığını söylemekte zorlanıyoruz. İlk Meclis “Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir.” diyerek millet iradesinin her şeyin üstünde olduğuna işaret etmiş, o tarihte henüz kaldırılmamış olan padişahlığın yerine cumhuriyet sisteminin kurulacağının ilk işaretini vermişti. Gazi Meclis özelliğine sahip olan Türkiye Büyük Millet Meclisi kuruluşunda, yasama ve yürütme görevlerinin yanı sıra, işgalci güçlere karşı savaşı da örgütleyerek ülkemizin işgalini önlemiştir.

Büyük Millet Meclisi ülkemizin büyük bir bölümü çağın en güçlü emperyal ordularının işgali altındayken ve içte ayaklanmaların yaşandığı bir ortamda açılmıştır. Bu şartlar altında Meclis yetkilerini yürütme organına devretmek şöyle dursun, yasama yetkisi ile yürütme yetkisini, hatta başkomutanlık yetkisini de kendinde toplamıştır. Bir yandan Kurtuluş Savaşı verilirken, öte yandan millet iradesinin temsilcisi olan Meclis gerçek demokrasinin örneklerini vermekteydi.

Değerli milletvekilleri, 90’ıncı yıldönümünü kutladığımız bugünde millî iradenin temsili konusunda önemli sorunlar yaşamaktayız. Üzülerek ifade ediyorum ki, bu durum, ilk Meclisin inançlarına ve anlayışına ters istikamette bir gelişmedir. Siyasi Partiler ve Seçim Yasası’ndaki çarpıklıklar nedeniyle millet iradesi Türkiye Büyük Millet Meclisine eksik ve adaletsiz şekilde yansımaktadır. Millet iradesini ortadan kaldıran 12 Eylül darbesiyle siyasal hayatımıza sokulmuş olan bu çarpıklığın giderilmesi, yapılması gereken acil bir görev olarak önümüzde durmaktadır.

Sayın milletvekilleri, ülkemizde cumhuriyet Kurtuluş Savaşı’nın ardından kurulmuştur. Cumhuriyetinin temelinin harcında bağımsızlık mücadelesi vardır. Ülkemizin işgalini ve parçalanmasını öngören Sevr Anlaşması Kurtuluş Savaşı’nın ardından tarihin çöp sepetine atılmıştır. Lozan ise Sevr’in antitezidir; işgalin kaldırılması, ülkemizin bütünlüğünün sağlanmasıdır, Mustafa Kemal’in belirlediği istikamette yüzünü Batı medeniyetine ve cumhuriyete dönmesidir. Bu yeni anlayış, çağdaş Batı uygarlığını benimsemek ama emperyalizme karşı durmaktır. Artık uluslaşma, cumhuriyet ve demokrasi ülkemizin yeni istasyonları olacaktır.

Değerli milletvekilleri, hepimizin bildiği gibi ulusal kurtuluş ile cumhuriyet farklı kavram ve değerlerdir. Kurtuluş Savaşı pekâlâ başarılabilir, cumhuriyet kurulmayabilirdi. Bu durumda ülkemiz padişahlık ve hilafetle yoluna devam ederdi. Nitekim, bunu o dönemde Mustafa Kemal’e önerenler de olmuştur. Ülkemizde Kurtuluş Savaşı’nı başaran millî irade hem padişahlıktan cumhuriyet sistemine geçmiş hem hilafet yerine laik devlet sistemini getirmiş hem de çok partili sisteme geçişin temellerini atmıştır. Burada özenle vurgulamak istiyorum ki, bugünkü yapıda çok partili sistemimiz tam olarak demokrasiyi yansıtmamaktadır, yani bir ülkede çok partili sistem olabilir fakat demokrasi olmayabilir. Demokrasinin olması için çok partili sistemin yanı sıra bazı temel kurumların bulunması gerekir. Demokrasi kurumlar ve kurallar rejimidir.

Değerli arkadaşlar, hukukun üstünlüğü olmadan demokrasiden söz edilemez. Demokrasinin bir ayağı hukukun üstünlüğü ise bir ayağı da erkler ayrılığıdır. Demokrasi azınlığın çoğunluğa karşı korunduğu bir mutabakat rejimidir. Demokrasilerde yüzde 40-50 oy almış bir partinin kendisine oy vermemiş olan diğer yurttaşları hiçe sayarak “Ben her istediğimi yaparım.” deme hakkı yoktur. Buna sayısal olarak gücü olabilir, bunu yapabilir de ama bu sisteme “demokrasi” denilemez. Unutmayalım ki Hitler de yüzde 44 ile seçilerek geldi!

Bugün millî irade, demokrasinin anlamı büyük ölçüde çarpıtılmaktadır. Millî irade, iktidar, Meclisteki muhalefet partileri ve Meclise giremeyip ama oy almış olan bütün partilerin toplamından oluşan bir yapıdır. İktidar eşittir millî irade denilebilir mi? Bu yaklaşım çağdaş demokrasi anlayışıyla uyuşabilir mi? Pek çok neoliberal okumuşlarımızın anlamadığı da budur. Anlaşılmayan veya anlaşılmak istenmeyen sadece bu değildir.

Bir de “hükûmet oldu ama iktidar olamadı.” çarpıtması var. Siyaset bilimi kavramları ters yüz edilerek iktidarı muhalif, muhalefeti de iktidar görme ve gösterme propagandası çağdaş demokrasi kavramına karşı yapılan ideolojik bir saldırıdır. Bu anlayış, devleti düşman gören ve iktidardaki partiyi de günahlarından arındıran bir yaklaşımın sonucudur. Böylece, devletin diğer kurumları karşısında mağdur gösterilen iktidarın iyice kuvvetlendirilmesinin ideolojik taşları döşenmektedir. Bugün “Hükûmet oldu ama iktidar olamadı.” iddialarının karşısındaki gerçek netleşmiştir: İktidar partisini sınırsız güç hâline getirmek.

Sayın milletvekilleri, bugün ülkemiz ve demokratik sistemimiz büyük bir çalkantıdan geçiyor. Cumhurbaşkanlığı, Hükûmet ve Meclis çoğunluğu tek partinin elindedir. 12 Eylül rejimi Cumhurbaşkanlığını ve yürütmeyi kuvvetler ayrılığını zedeleyecek ölçüde zaten güçlendirmişti. Bugün, yasama ve yürütme neredeyse tek partide toplanmıştır. Oysa, yasamanın yürütme karşısında bağımsız kalması demokratik açıdan kaçınılmaz bir gerekliliktir. Meclis Başkanına emir veren bir başbakanlık anlayışı hukuk devletinde kabul edilemez. Mecliste görüşülmekte olan yeni Anayasa değişiklik paketiyle, Cumhurbaşkanının yetkilerini daha da artırırken, yargı da yürütmenin emrine verilmektedir. Böylece, kuvvetler ayrılığı kuvvetler birliğine dönüştürülmektedir.

İktidar partisi sadece yürütme erkiyle yetinmemektedir; bütün kurumlarıyla ve bütün erkleriyle devletinin tamamını ele geçirmek istemektedir. Yürütmenin bütün güçler üzerinde etkili olduğu rejim demokrasi değildir. Yürütme, yasama ve yargının tek partide toplanmasının yarattığı rejimin adı bellidir. Bu yöntem İkinci Dünya Savaşı öncesinde Avrupa’da kuruldu ve denendi. Öte yandan adı “cumhuriyet” olan ama sistemi demokrasi olmayan ülkelerin hâlini görmek için haritada ülkemizin etrafına bakmak yeterlidir.

Sayın milletvekilleri, demokratik parlamenter sistemimizin onarılması gereken pek çok eksiği bulunmaktadır: 12 Eylül darbesiyle getirilmiş olan yüzde 10’luk seçim barajı halkın iradesinin gerçekleşmesinde en büyük engeldir. Temsilde adaleti sağlamanın en büyük engellerinden biri olan bu barajın düşürülmesi zorunluluktur.

Lider egemenliği ve parti içi demokrasinin bulunmaması, demokrasimizin gelişmesinin önündeki en büyük engellerdendir.

Çarpık Siyasi Partiler Yasası’nın sonucu olarak, partiler, aldıkları oyun çok üstünde milletvekili çıkarmaktadır. Her seçimde milyonlarca oy çöpe giderek Meclise yansımamaktadır.

Milletvekilliği dokunulmazlığının kürsü dokunulmazlığı ile sınırlandırılarak kaldırılması artık gerçekleşmelidir.

Temsilde adaletin bir gereği olarak kadınların siyasette temsilini artırmak için tüm siyasi partiler karar mekanizmalarında ve adaylıklarda kadın-erkek eşitliğini sağlayacak yasal düzenlemelere ihtiyaç vardır.

Hazine yardımı esaslarının adil yararlanma ilkesiyle yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.

Siyasi ittifaklara olanak veren seçim yasasına ülkemizin ihtiyacı vardır.

Ülkemizde demokratikleşme yapılacaksa sayılan bu değişikliklerin hayata geçirilmesi zorunluluktur. Milletimiz, bu Meclisten, 2011 seçimlerine girmeden önce değişikliklerin yapılmasını beklemektedir.

Toplumun yıllardır çözülmesini istediği bu konulara el atılmazken, başka önemli konuların da unutturulmaya ve geçiştirilmeye çalışılmasına tanık olmaktayız. Bir süre öncesine kadar üniversite özerkliği savunulurken, YÖK’ten şikâyet edilirken bugün tam tersi konumlanma yaşanmaktadır. Kamu çalışanlarına grev ve siyaset yapma haklarında bahsedilmez oldu. Diyanet İşleri Başkanlığının yapısının bütün yurttaşlarımızın inançlarını temsil edecek şekilde yeniden düzenlenmesi, Alevi yurttaşlarımızın bir eşitlik talebi olarak ortada durmaktadır. Yargıda gerçek bir reform yapılarak hızlandırılması ve yargının siyasal iktidara bağımlı olmaktan kurtarılması acil bir ihtiyaçtır.

Değerli milletvekilleri, Ulusal Egemenlik Bayramı aynı zamanda Çocuk Bayramı’dır. Bugün, acaba çocuklarımıza hak ettiği değeri verebiliyor muyuz? Başkent Ankara’da okul çağında 3.160 çocuğumuz çeşitli nedenlerle okula gidememektedir. Türkiye genelinde ise okula gidemeyen çocuklarımızın sayısı 325 bindir. Bu tablo, çağın gerekleriyle bağdaşmıyor. Kamuoyunda “Taş atan çocuklar” olarak bilinen çocuklarımızın mağduriyeti çözülemedi, çocukların bu yöndeki istismarı da önlenemedi.

Uygulanan yanlış ekonomi politikaları sonucu, bugün, Türkiye’de her 4 gençten 1’i işsiz, 20 milyon insanımız yoksul, 1 milyondan fazla aç vatandaşımız yaşam mücadelesi vermektedir. Bugün, ülkemizde milyonlarca kişi çeşitli fonlardan yardım alır duruma getirilmiştir. 2010 yılının ilk ayında 51.716 kişi ferdî kredi borcunu ödeyememiş iken, bu rakam 2005 yılının tamamında 7.781 kişidir. Yani 2005 yılının bütün on iki ayında ödeyemeyen insanların yaklaşık 8 katı 2010 yılının bir ayında ödeyememiştir. Bu durum, ülkeyi yönetenlerin en büyük ayıbıdır. Sosyal devlet olmadan demokrasi eksik olur. Gelir dağılımının adaletsiz olduğu bir sistemde demokrasiden bahsetmek mümkün müdür?

Sendikalaşma ile kazanılmış hakların yok sayılarak taşeronlaştırılma yolunda hızla yol alınmasının karşılığı işsizliktir, haksızlıktır, emeğin sömürülmesidir, insan hak ve hukukuna saygısızlıktır.

44,3 milyar dolar özelleştirme yapmakla övünülürken, mirasyedi zihniyetiyle kamu mallarını har vurup harman savurmanın vebali vardır.

Bağımsızlığın ve ulusal egemenliğin temeli güçlü ekonomidir. Emperyalist ülkeler, ülkemizi 1920’lerde çağın güçlü silahlarıyla, donatılmış ordularıyla işgal edememişler ama bugün ekonomik olarak işgal etmişlerdir, ekonomimiz yabancılar tarafından işgal edilmiş hâle getirilmiştir. Ancak ekonomik bağımsızlığımızı sağlayarak, sorunları çözerek, çocuklarımıza güzel ve güvenli bir gelecek yaratabiliriz.

Ulusal egemenliğin, egemen olan millet iradesine ipotek koymak isteyen zihniyetlerden uzaklaştırılması, ulusal iradenin gerçek anlamda egemen olması dileklerimle saygılar sunuyorum. (DSP ve CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

6 konuşma daha · 23 Nisan 2010

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook