İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 30. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Tarım ürünleri lisanslı depoculuk kanun tasarı (s.s. 701)

Hasan Ören

Manisa Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 30. Birleşim · 3. yasama yılı · 9 Aralık 2004 · 1.664 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma

Kaynak göster

Hasan Ören (CHP), 9 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TARIM ÜRÜNLERİ LİSANSLI DEPOCULUK KANUN TASARI (S.S. 701)); konuşma 1.664 kelime.

Hasan Ören (CHP, Manisa). “Tarım ürünleri lisanslı depoculuk kanun tasarı (s.s. 701)”. TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim tutanağı, 9 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasan-oren-22-2004-12-09-tarim-urunleri-lisansli-depoculuk-kanun-tasari-s-s-701 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA HASAN ÖREN (Manisa)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu Tasarısının 2 nci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, lisanslı depoculukla ilgili yasa, Cumhuriyet Halk Partisinin de gündeminde olan bir yasa. Tarım alanında çalışan insanların da bu yasayı beklediklerini biliyoruz; ama, yasanın sunumu öyle bir şekilde yapıldı ki... Lisanslı depoculukla ilgili yasayı uygulayan ülkelere baktığınızda, başta Amerika olmak üzere, devletin desteği, lisanslı depoculuğun arkasında; Avrupa'ya baktığınızda, Avrupa'da da benzer şekilde devletin desteği lisanslı depoculuğun arkasında. Hatta, daha öteye götürülüyor; devlet, tarım ürünlerine müdahale ediyor ve yeri geldiğinde, tarım alanında çalışanları koruyabilmek için müdahale alımları yapıyor.

Ne hikmettir bilmiyorum, Avrupa'dan bize gönderilen yasalarda, kendi uygulamalarının dışında, ayrıca, diretmeler ve dayatmalarla karşı karşıya kalıyoruz. Yani, Amerika Birleşik Devletleri lisanslı depoculuğu uygularken devlet desteğini lisanslı depoculuğun arkasına koyacak; ama, Türkiye'ye -Dünya Bankası kanalıyla, Sanayi ve Ticaret Bakanlığının çalışmasıyla tasarı gündeme ve Meclise geldiğinde- "sakın ha, devlet desteğini tarımsal alanda çalışanların arkasına koymayacaksınız" diyecek!

Şimdi, bu tasarının bir ayağı eksik. Eğer, bu tasarı, böyle çıkar ise, devlet desteği çiftçinin arkasında olmaz ise, bu tasarı, Türk çiftçisinin yüzünü güldürecek bir tasarı değildir, hatta, değerli AKP'li milletvekili arkadaşlarımızın dediği gibi, bir devrim falan hiç değildir.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, biraz evvel, arkadaşımız Ahmet Bey dedi ki: "Biz, AKP İktidarı olarak, üzüme 54 trilyon lira verdik." Ben Manisa Milletvekiliyim; benim ilim, Türkiye'de birinci sınıf toprakları olan, ender rastlanan illerden birisidir; 81 il içerisinde, tarımsal alanda üretime en fazla katkıyı sağlayan, katmadeğeri sağlayan illerin içerisinde birinci sıradadır. Geçen yıl, üzüme 26 trilyon lira destek verdiniz. Geçen yıl, 9 numara üzümün fiyatı 1 400 000 lira idi; ama, orada, AKP'nin bu yıl uygulamadığı bir şey uygulandı. Üzüm Birliği, 4 Eylülde fiyat açıkladı ve "ben, 9 numara üzümü 1 350 000 ile 1 450 000 lira arasında alacağım" dedi ve piyasa öyle şekillendi. İşletme sahipleri, tüccarlar, bu bazda üzümü almaya başladılar. Peki, geçen yıl bu üzümün dışarıya satış fiyatı neydi?..Tarımsal alandaki sesi kesebilmek için "ne yapalım dışarıdaki fiyat bu, dışarıdaki 1 000 000 liralık fiyatın üzerine, 1 200 000 lira verebilir miyiz" diye önümüze hep böyle bir şey getirilir; yani, bahaneler üretilir; ama, dışarıdaki fiyat belli idi. Tonu 1 120 dolardan, işlenmiş üzüm, dışarıya, yani Almanya'daki Hans'a ihraç edildi. 1 120 doların karşılığı, kilosu 1 700 000 lira. Geçen yıl, 1 350 000 ile 1 400 000 liradan üzüm alındı. Bu yıl ne oldu da üzümün fiyatı 850 000 liraya düştü? Şimdi Manisa'daki 100 000 üzüm üreticisi bunu size soruyor. Milletvekilleriniz pek Manisa bölgesine gidip de bunu anlatamıyorlar; anlatmaya kalktıklarında ise farklı cevaplar alıyorlar veya kahvehanelerde sandalyeler çevriliyor; çünkü, dinlemiyorlar.

Bu yıl ne oldu; bu yıl şu oldu arkadaşlar: Sevgili Manisa milletvekillerimiz köy köy dolaştılar "AKP'yle bereket geldi, üzümde arz fazlası var, üzüm çok fazla çıktı" diye bir yaygara kopardılar. İlkönce bu yaygara koptuktan sonra tüccarların da işletmecilerin de önü açıldı. İşletmeciler de, bu sefer üzüm almaya başladı. 4 Eylülde fiyat açıklayan Tariş, AKP'nin baskısıyla, yapılandırmanın baskısıyla "borsa fiyatının üzerinde fiyat açıklamayacaksın" talimatıyla karşı karşıya kaldı. Borsada üzüm 1 000 000 lira. Gerekçelerini biraz sonra söyleyeceğim. Dışarıyla 1 120 dolardan anlaşmasını yapan işletmeler, 1 000 000 liraya, 900 000 liraya, 850 000 liraya üzüm almaya başladılar. Peki, dışarıdaki fiyat, 800 000-850 000 lira düşük mü ki; hayır. İşletmeler artık o kadar profesyonel bir halde bu işi yapıyorlar ki, 65 işletme, uluslararası ilişkileri bitirmiş, deneyim sahibi olmuş insanları işletmelerine alıyorlar, dünyanın her tarafında pazar arıyorlar kendilerine. Geçen yıl, iki ayda ihraç edilen üzüm, bu yıl onbeş günde ihraç edildi. Şu anda keşke Tarım Bakanımız da burada olsaydı; çünkü, mikrofona çıkıp cevap vermeyi çok seviyor. Sevgili bürokratlarımız buradaysa, bunların hepsinin de doğru olduğunu bileceklerdir. 1 120 dolardan satılan üzüm, yani, 1 700 000 liraya satılan üzüm niye 850 000 lira? Ben niyesini söyleyeyim: O IMF'nin dediklerini Adalet ve Kalkınma Partisi yapmak istediği sürece, Türkiye'de bulunan yüzde 38'lik kırsal kesimdeki insanla barışması mümkün değil. O Tarişin fiyat açıklamasının engellendiği gün, fiyatın aşağıya doğru inmesinin günüdür. Niye Tariş geçen yıl fiyat açıkladı da, bu yıl açıklamadı; efendim, Tariş artık fiyat açıklamayacak, piyasa koşulları kendi kendine oluşacak... Oluşmuyor!..

1 120 dolardan, 1 150 dolardan dışarıya ihraç edilen, edilmiş olan üzüm, niçin, bugün 800 000 lira? Geçen yılın rekoltesi, 210 000 ton. 180 000 tonunu dışarıya ihraç etmişiz. Bu yılki üretim ise, 239 000 ton. 239 000 ton ürünün de 210 000 tonu ihraç ediliyor bu yıl; yani, şu an, 300 000 000 dolar Türkiye'ye giriyor ve 300 000 000 doların 80 000 000 doları, Türkiye'deki 65 işletmenin ve sayısı 100'ü bulmayan tüccarın cebine gidiyor.

Hani, Adalet ve Kalkınma Partisi bereketli partiydi?! Hani, üretenin, alınterinin, emeğin karşılığını verecek partiydi?! Hani, Adalet ve Kalkınma Partisi gelince, tarımsal kesimdeki insanlar rahat edeceklerdi?! Ee, bu muydu söylediğiniz?!.

Geçen yıl, fiyat açıklandığından dolayı, bu 80 000 000 dolar üreticinin cebine gitti; 20 000 000 doları işletmelere, 60 000 000 doları üreticiye gitti. Bu yıl, 80 000 000 doları 165 kişinin cebine koydunuz. Nasıl bir adaletse, nasıl bir adalet anlayışı ise; Manisa'daki seçmen, Manisa'da tarımsal alanda çalışan insanlar bunu soruyorlar.

Şimdi, bu yasa tasarının amacı nedir; bu yasa tasarısının amacı şudur... Üzüm 25 Ağustos ile 25 Eylül arasında çıkar; kesersiniz, bandırırsınız, kurutursunuz, depolarsınız. Bu süre içerisinde, 239 000 ton üzümü bir anda satmak, bir anda istenilen düzeyde işlemek mümkün değildir ve bu sırada, fiyatlar aşağı düşer. Şimdi, depoculukla bunu önlemeye çalışıyoruz, önleyeceğiz.

Peki, depoculukla ilgili, lisanslı depoculukla ilgili... Bu depoları kimler açacak? Yani, baktığınızda, arkasında malî bakımdan devletin desteği yok ise, lisanslı depoculuk çok kârlı bir iş olarak görülmüyor. Üstüne üstlük, anonim şirket bazında 1 trilyonluk sermayeyle kurulacak. Peki, çok kârlı olmayan bu yatırımları hangi işadamı yapacak?! Evet, birileri yapacak bunu. Ben, bunu komisyonda da söyledim. Bunu, şimdi, kim yapacak biliyor musunuz; işletme sahipleri yapacak.

Yani, problem şuradaydı: İşletme sahiplerince -üzüm, çırçır, pamuk neyse- ürün hasat edildiğinde, açığa dökme vardır bizde; yani, Türk çiftçisinin, şehirleşmenin, müthiş şekilde apartmanların, illerde ve ilçelerde artmasından dolayı geçmiş dönemdeki gibi hanaylı evleri yoktur ki, çıkardığı ürünü çatının altında veya, belirli bir yerde muhafaza etsin; işletmeye götürür, açığa döker. Açığa döktüğünde, orada şunu söyler; der ki: "Ben istediğim zaman geleceğim, paramı alacağım." İşletme sahibi de "peki, istediğin zaman gel, borsa fiyatı neyse, onun üzerinden fiyat keselim" der; ama, deposunda 10 000 ton üzüm, 3 000 ton pamuk vardır. Bu, maliyetsiz, işletme sermayesiz; yani, sermayesiz, finanssız bir kullanımdır. Bu, böyle olduğu sürece de işletme sahibi, hiçbir zaman borsaya gidip, borsadaki üzümün talebini yapmaz; çünkü, deposunda açığa dökülmüş, parası ödenmemiş, canının istediği zaman parasını ödeyeceği bir stok vardır. İşletme sahibi, borsaya gitmediği süre içerisinde, borsadaki üzümün, pamuğun veya fındığın fiyatının artması mümkün değil.

Depoculuk sisteminde, geldik lisanslı depoculuğa. İlk başta, depo kuracak olanlar, işletme sahipleridir. Şimdi, bunlar, bu açığa dökmeyi, gayri yasalı yasal hale getirecekler. İşletme sahipleri, bu lisanslı depoculuğa soyunacaklar. Hatta, bir de lisanslı depoculuğun ötesinde yetkili sınıflandırıcı lisansı var, o da Bakanlıktan alınacak. Onu da aldığında, işletmesinin içerisinde bir laboratuvar kuracak; kurduğu laboratuvarda gelen üzümün kaç numara olduğunu, pamuğun kalitesini test edecek.

Değerli arkadaşlarım, siz üreteceksiniz, üreticiden ben alacağım, ben işleyip dışarıya satacağım. Üreticiyi nereye sevk ediyorsunuz; üreticiyi işletmeciye sevk ediyorsunuz. İşletmeci, şu an, o lisanslı depolarda bulunan ürünlerin daha fazlaya satılmasıyla ilgili veya fiyat artışıyla ilgili bir olaya girer mi? Bu yasada ne olması lazım; bu yasada şunun olması lazım; işletme sahiplerinin dışındaki insanlara lisanslı depoculuk yapma hakkının verilmesi lazım. Siz dünkü hatanızı bugün devam ettiriyorsunuz. İşletmeci kuracak depoyu, dün yaptığının aynısını yapacak, gayriyasal olan yasala dönüşecek. Peki, niçin veriyorsunuz? Hani rekabetten bahsediyorduk? Hani Türkiye'de rekabet olması gerekliydi? Rekabet kimin arasında olur; alanla satan arasında olur. Ben üretiyorum, ürettiğimi getireceğim, benim ürettiğimi alan insanın deposuna koyacağım. Oraya koyduğum zaman da bunun fiyatının artmasını bekleyeceğim; yok böyle bir şey arkadaşlar.

Şu an siz, hâlâ IMF'den alınan direktiflerle, hâlâ IMF ile ilgili bu sıkıntıları, IMF'nin tarım politikalarını, yüzde 38'lik kesime, tarım alanındaki insanlara dayatmaya kalkarsanız, bilin ki, bu yüzde 38'lik kesimden gerçek şekilde bir sarı kart, bir kırmızı kart yiyeceksiniz ve şu an tütün, pamuk ve üzüm üreticileri AKP ile ilgili düşüncelerini kafalarından atmak üzere. Gittiğimiz her yerde bu durumla karşılaşıyoruz. Bu konuda, gerçekten bu çok fazlasıyla oy aldığınız, oy deposu haline gelen kırsal kesimin bu sorunlarına çözüm getirmezseniz bilin ki, yüzde 38'lik kesim size gerekli olan ihtarı yapacaktır.

Değerli arkadaşlarım, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara gelirken köylerde aday adaylarıyla çok karşılaştık. Söylemlerinin, sunumlarının başında hemen bir şey vardı, o geçmiş dönemdeki particilik anlayışıyla kafalarına yerleşmiş bir şey vardı: "IMF'nin söylediklerini yapmayacağız. Bu memleketin kanını emen IMF'dir." Bu söylemlerin hepsi, iktidar olduktan sonra ortadan kalktı. Acaba, bu koltuklara oturunca, öyle bir şey mi gerçekleşiyor?! Bu koltuklara oturunca, dün, 3 Kasım 2002'den önce söyledikleriniz akıllarınızdan gidiyor mu; akıllarınızda kalmıyor mu?! Bu söylenenler, Türk çiftçisine, tarım alanında çalışan bu insanlara yapılanlar, sizin de içinize sinmiyor. Yoksa, birilerinin, yukarıdan, bu böyle olacak talimatlarıyla, kendi özgür düşüncelerinizin dışında bir düşünce anlayışı mı gelişti?!

Değerli arkadaşlarım, tarım alanında çalışan insanların hepsi mağdur. Bu mağduriyetlerinin giderilmesi sizlerin elinde; eğer, bu, sipariş edilmiş, ısmarlama, gerçek hüviyetinden arındırılmış kanunlar yerine, gerçek tarım çiftçisine gerçekten yardımcı olacak kanunları çıkarmazsak, bilin ki, biz, Türk çiftçisinin yarasına merhem olamayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun.

HASAN ÖREN (Devamla)Bu lisanslı depoculuk olayının da bir ayağı eksiktir. Avrupa nasıl uyguluyorsa, Amerika nasıl uyguluyorsa, biz de aynı yöntemi uygulayalım; bize çifte standart getirmesinler; özel sektöre üreticiyi peşkeş çekmesinler. Bu tasarının içerisinde, AKP yoktur, devlet yoktur, kooperatifler yoktur; bu tasarının içerisinde sadece ve sadece özel sektör vardır. Bu kadar mağdur durumda olan, alınterinin, emeğinin karşılığını alamayan, yıllardan beri alamayan bu kesimin karşısına bu tasarıyla çıktığımızda, bu tasarının içerisinde düzenlemeler yapılmadığı sürece, bilin ki, bu devrim olmayacaktır. Bu, ancak ve ancak yüzde 38'lik kesimi devirme olacaktır. Siz, şimdi, yüzde 38'lik kesimi devirmiş vaziyettesiniz. Haa, ne tarafa diye düşünürseniz; sırtüstü devrilmiş vaziyette.

Değerli arkadaşlarım, yasanın, ülkemize, milletimize, köylümüze hayırlı olmasını dileyeceğim; ama, maalesef, bu tasarı, düşünüldüğü gibi...

TANER YILDIZ (Kayseri)Sen yine de öyle söyle.

HASAN ÖREN (Devamla) -...bizim programımızdaki gibi olmadığından dolayı, inşallah, söylediklerimde haklı çıkmayız, Cumhuriyet Halk Partisi olarak haklı çıkmayız, haklı çıkmam; Türk çiftçisinin lehine olur.

Hepinize saygı ve sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

17 konuşma daha · 9 Aralık 2004

17 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook