2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısının Maddeleri münasebetiyle
Şırnak Milletvekili ·
Genel Kurul, 37. Birleşim · 2. yasama yılı · 19 Aralık 2018 · 960 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hasan Özgüneş, 19 Aralık 2018 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısının Maddeleri münasebetiyle); konuşma 960 kelime.
Hasan Özgüneş (Şırnak). “2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısının Maddeleri münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim tutanağı, 19 Aralık 2018. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasan-ozgunes-27-2018-12-19-2019-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-teklifi-ile-2017-yili-merkezi-y (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=75102
Konuşmanın tam metni
TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)HDP GRUBU ADINA HASAN ÖZGÜNEŞ (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri ve halklarımızı saygıyla selamlıyorum.
Kahramanmaraş katliamında, Hayata Dönüş Operasyonu’nda hayatını kaybedenleri ve Taybet anayı saygıyla anıyor, katliamları kınadığımı belirtmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, gerçekten, Türkiye’nin sorunları çok ağır. Burada, bu Mecliste demokratik, özgürlükçü ve hoşgörüye dayalı bir anlayışa ihtiyacımız var. İktidarın -tırnak içinde söylüyorum- ve koltuğun sarhoş edici bir etkisi vardır değerli arkadaşlar, bu genel bir ilkedir.
ENGİN ALTAY (İstanbul)Bunların alayı sarhoş zaten.
HASAN ÖZGÜNEŞ (Devamla)Bakunin’in söylediği şu söz çok önemli: “En değme demokratın başına iktidar tacını koyun, yirmi dört saate kendi karşıtına dönüşür.” Platon bu bağlamda şunu ifade ediyor: “Demokrasi bir eğitim işidir. Eğitimsiz kitlelerle demokrasiye geçilirse oligarşi olur. Devam ederse demagoglar yani diğer bir ifadeyle sofistler doğar. Demagoglardan da diktatörler doğar.” Bizim ülkemizde, gerçekten, eğitim kalitesiz. Nuh’un telefonla konuştuğunu söyleyen bilim insanımız var, “Cahil nesiller vatana ve millete daha yararlıdır.” diyen bilim insanımız var, Türkiye’yi kuranın Atatürk olduğunu bilmeyen bir sürü vatandaş var, bunlar televizyonlarda soruluyor. Başkentin neresi olduğunu bilmeyen çok. Cumhur nedir? Cumhur üniversitesinde üniversite öğrencilerine soruluyor, bunun cevabını veremeyen var. Çin Seddi nerededir, bilmeyen üniversite öğrencisi var. Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, böylesine bir kitle üzerinden iktidar kendisini yaşatıyor.
Bir zamanlar Ecevit’in çok güzel bir sözü vardı, yalanı doğru gibi söyleyebilen bir siyasetçiden bahsediyordu; yalanı en iyi yani doğru gibi en iyi söyleyebilen. Ben adını söyleyemeyeceğim.
Değerli arkadaşlar, bugün Türkiye'de yaşanan manzara maalesef bu. Egemen siyaset ve mantık, bilimsel, demokratik ve özgürlükçü olmadığı için bizler, muhalefet ne söylerse söylesin iki kulak tıkalı, bir kulaktan giriyor, diğerinden çıkıyor.
Değerli arkadaşlar, ben bir arkadaşıma bir şaka yaptım, mantıksal olarak dedim ki: Şu bahçedeki koyunlar, keçiler, tavşan ve kedilerin hepsi koyundur. Bir türlü anlatamadım arkadaşıma. Sonuçta mecbur kaldım, “Ya sen -tırnak içerisinde- hem teröristsin hem vatan hainisin." dedim, işin içinden çıkmak zorunda kaldım. Şimdi, Türkiye'de böyle bir mantık var arkadaşlar. Yani Arap’ı, Çerkez’i, Laz’ı bilmem kimi illa Türk yapmak istiyorsunuz, bu da olmuyor işte.
Şimdi, Türkiye'de demokrasi yok arkadaşlar. 2016’da The Economist dergisi 165 ülkenin içerisinde Türkiye'yi 97’nci sıraya koyuyor. Batı Avrupa’da 21 ülke arasında Türkiye demokrasisi en düşük olan ülke konumundadır. Niye böyle arkadaşlar? Şimdi gelenekler, kültür kolay değişmiyor. Şimdi, Türkiye'de 27 Mayıs darbesi, 12 Mart darbesi, 12 Eylül 1980 darbesi, 28 Şubat darbesi, 27 Nisan darbesi, 15 Temmuz darbesi ve CHP’li arkadaşların söylediği gibi 20 Temmuz darbesi. Şimdi, darbeler ülkesi, sıkıyönetimler ülkesi, OHAL’ler ülkesi demokrat olabilir mi? Bir de şöyle bir kültürden geliyoruz arkadaşlar: Osmanlı’da kardeş katlini vacip kılan bir anlayıştan, 44 veziriazamın katledildiği bir anlayıştan geliyoruz. III. Mehmet’in iktidar uğruna 19 kardeşini katlettiği bilgisini hepiniz biliyorsunuz.
Şimdi, değerli arkadaşlar, tabii, bu anlayışı, bu darbeler anlayışını ve geleneksel kültürü değiştirmek çok kolay değildir. Ben bunu anlayışla karşılıyorum ama birbirimizi ikna etmek, değiştirmek zorundayız; aksi takdirde, Türkiye’nin sorunları çözülmez ve nitekim sorunlar dağ gibi karşımızda.
Şimdi, Orta Doğu’da 5 temel çatışma alanı var: Bir, dinler ve mezhepler arasındaki; iki, kimlikler arasındaki; üç, kadın-erkek arasındaki; dört, egemenler ile ekoloji arasındaki; beş, zenginler ile emekçiler arasındaki. Bunlar aynı zamanda Türkiye’nin de sorunlarıdır.
Şimdi, değerli arkadaşlar, bunları mantık, tartışma temelinde çözebiliriz. Bir Fransız fıkrası var. “Uçak düşecek.” deniliyor, Fransız’a soruyorlar: “Ağırlıktan düşecek, atlar mısın aşağıya hafiflemesi için?” diye “Hayhay.” diyor. Türk’e “Sen cesur değilmişsin, atlayamazsın.” diyorlar, hemen atlıyor. Kürt’e “Yasaktır.” diyorlar, o da “Yasaksa ben atlarım.” diyor. Şimdi, değerli arkadaşlar, ne Türk’ün cesaretiyle ne Kürt’ün inadıyla bu iş olacak bir şey değildir.
Bizde bir fıkra var. 2 genç varmış; 1’i Türk, 1’i Kürt. Kürt’e sormuşlar “Seni idam ediyorlar, ne istiyorsun?” diye, “Anamı görmek istiyorum.” demiş, Türk demiş ki: “Görmesin.” 2’si de anasını görmemiş oluyor. Yapmayalım arkadaşlar, yazıktır bu ülkeye.
Şimdi, dinler ve mezhepler arasındaki çatışmayı nasıl çözeceğiz? 90 bin cami, o kadar imam, hepsine para veriyorsunuz; cemevlerine yok, Yezidilere yok, Hristiyanlara yok. “Laiklik” diyoruz, laiklik din ile devlet işlerinin ayrılmasıdır ve topluma, dinlere, inançlara eşit yaklaşımdır. Dolayısıyla bizdeki laiklik de uydurma bir laikliktir, esasının tam tersidir.
Şimdi, değerli arkadaşlar, Diyanet bütçesi kaç bakanlığı geçiyor. Olsun ama diğerlerini de görelim.
Kadın-erkek eşitsizliği değerli arkadaşlar… Bize göre, kadının özgür olmadığı bir toplumda dert bitmez. Aile özgürleşmezse toplum, toplum özgürleşmezse cihan özgürleşmez. Siyasette kadın sınırlandırılmıştır. 600 vekilin sadece 104’ü, 16 bakanın sadece 2’si, 49 bakan yardımcısının sadece 4’ü kadın. Bazı raporlara göre ve bazı basın kuruluşlarına göre 13.928 kadın bugüne kadar öldürülmüş son on altı yılda, evet, AKP iktidarında.
Değerli arkadaşlar, 15 yaş üstü nüfusun 20 milyonu erkek. Kadın ne kadar, 9 milyon; fark, 11 milyon. Dolayısıyla, burada kadın yok. 144 ülke içerisinde kadın-erkek ücret eşitsizliğinde Türkiye 131’inci sırada.
Egemenler ekolojiyi tahrip ediyor, ne adına; sermaye adına; havayı, suyu, barajlarla, HES’lerle yer altı kaynaklarını talan ederek her tarafı kirletiyor, ormanlarımızı yakıyor. Özellikle Kürt halkının yoğun yaşadığı coğrafyada operasyonlar nedeniyle neredeyse bize orman bırakılmadı.
Kimlikler çatışması var arkadaşlar. Başta Kürt sorunu olmak üzere diğer azınlıklar burada özgür değiller.
Ayrıyeten, AKP Hükûmetinin Kürtlere karşı ayrı bir alerjisi var. Ne diyor Cumhurbaşkanı kendi bildirgesinde, okuduğunda: “Biz, güney Kürt federe devletinin bağımsızlık referandumunu durdurduk.” İçişleri Bakanı da burada aynı şeyi söyledi. Dolayısıyla, hani Kıbrıs’ta devlet istiyoruz, bilmem, Balkanlarda istiyoruz, Çin’deki Türkmenler… Hepsine biz “Evet” deriz, yanındayız da bütün ezilenlerin yanındayız ama bu Kürt -tırnak içinde söylüyorum- düşmanlığını bırakmamız lazım arkadaşlar. Kürtler ile Türkler birlik olursa -demokratik, özgürlükçü- diğer halklarla olursa ilerleriz. Biz, Bizans meselesinde 1071’de gördük, 1514’te gördük, Selahaddin Eyyubi’de gördük, cumhuriyetin kuruluşunda gördük, hepsinde bunu gördük.
Şimdi, Cemal Abdünnasır 1960’da Talabani’yi çağırıyor, diyor ki: “Sizinle Saddam’ı barıştıralım.” Ne diyor: “Bize bir radyo verin.” Türkiye bir heyet gönderiyor, diyor ki: “Radyo açmayın, Kürtçe radyo.” Ama Cemal Abdünnasır akıllı, diyor ki: “Bizim duyduğumuza göre Kürt yok sizde, siz niye rahatsız oluyorsunuz?” “Ha, bizde yoktur ama yine bizim için tehlikedir.” diyor. Dolayısıyla değerli arkadaşlar, bunlardan vazgeçelim.
Kürt diline karşılık Cumhurbaşkanı Almanya’da ne dedi: “Asimilasyon bir insanlık suçudur.” Biz katılıyoruz, çok doğru bir söz. Ama Kürt çocukları, diğer halkların çocukları asimilasyona tabi tutuluyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
134 konuşma daha · 19 Aralık 2018