Temel ceza kanunlarına uyum amacıyla çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.: 56)
Şırnak Milletvekili ·
Genel Kurul, 47. Birleşim · 2. yasama yılı · 9 Ocak 2008 · 925 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hasip Kaplan, 9 Ocak 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 47. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TEMEL CEZA KANUNLARINA UYUM AMACIYLA ÇEŞİTLİ KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.: 56)); konuşma 925 kelime.
Hasip Kaplan (Şırnak). “Temel ceza kanunlarına uyum amacıyla çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.: 56)”. TBMM Genel Kurulu, 47. Birleşim tutanağı, 9 Ocak 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2008-01-09-temel-ceza-kanunlarina-uyum-amaciyla-cesitli-kanunlarda-degisiklik-yap-3 (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
DTP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak)Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, bu bölümde farklı konular var ve gerçekten, bunları, denizden kültür-sanat haklarına, yanan arşivlerden, kaybolan dosyalardan yurt içine girişi yasaklananlara kadar. Tabii ki, eski yasaları günümüze uyarlamaya çalışırsak çağın, teknolojinin de çok gerisinde kaldığımızı ifade etmek istiyorum.
120’nci madde ve devamı maddelerde bakıyoruz ki adliye binalarının yanması, dosyaların kaybolmasıyla ilgili bazı yükümlülüklerde müeyyidelerin kısmen arttırılması var. Peki, biz hani e-yargıya geçmiştik? Hani e-devlet olmuştuk? Yani biz bir ar-ge araştırması modası tutturduk gidiyoruz ve Bütçe Komisyonunda hangi bakanlık gelse, bir ar-ge tutturmuş, diyor ki, e-vergi, e-posta, e-adalet, e-gümrük… Mademki bu kadar her alanda devlet son teknolojiyi kullanıyor, yazılım endüstrisi mükemmel, Ankara’da genel müdürler bakanlık binasında bir düğmeye basıyor, hangi dosyanın nerede olduğunu, hangi aşamada olduğunu görüyor. O zaman bu kadar kolaylık varken, bu e-devlet projesinde birkaç kopi çıkaralım, birisi Ankara’da olsun, birisi mahkemesinde olsun, birisi de vekillerinde, sanığında olsun, bu kadar da eziyet çekmeyelim, bu evrakları da isteme konusunda eziyet çekmeyelim. Mademki teknoloji gelişmiş, artık Türkiye Cumhuriyeti’ne de 21’inci yüzyılda bu yakışır diyoruz. Yoksa şu hemen akla gelir arkasındaki maddede, efendim 123’üncü madde, hemen takibinde: Zaman aşımı olayı. Yargıtay feryat ediyor, ama iki noktadan feryat ediyor. Bir, “İşim çok, sıra gelmiyor, dosyalar müruruzamana uğruyor, failler kurtuluyor.” Bu, bir yanı. İkinci bir yanı, Yargıtayda dosyalar kayboluyor. Ana davaların dosyaları kayıp. Örneğin 12 Eylül sıkıyönetim döneminin bilmem kaç yüz klasör olan Dev-Yol dosyası, Dev-Sol sanıklarının dosyasının kayıp olduğunu biliyoruz. Bilmem kaç yüz klasör. Nereye gitti bu? Yani Üsküdar Ağır Cezadan ta Yargıtaya geldiği aşamada birkaç yüz klasör kayboluyor, birkaç yaprak değil. Yangın da yok, doğal afet de yok, sel baskını da yok, çığ da yok. Burada bir sorun var. Asıl sorun, bazı suç tiplerinde, örneğin görevi kötüye kullanmada, ihaleye fesat karıştırmakta, müeyyidesi beş-on sene arasında olan suçların maalesef çoğunun bu müruruzaman tehlikesiyle karşı karşıya olduğudur.
Şimdi, bu aşamada baktığımız zaman, bu grup yasaların içinde özellikle gemilerle ilgili hükümler var. Sefere çıkan ticaret gemilerinin seferden alıkonulması. Şimdi, seferden alıkonulan geminin donatanı var, gemi adamı var, navlunu var, bir yerden bir yere gidecek. Onu bir yerden aldın mı “şu evrakın eksiktir” diye basit bir nedenle, ondan sonra döner devlete tazminat davası rücu olarak gelir yüklenirler sigorta şirketleri. Yani burada öyle gemi çevirmek kolay değil. Bunun bu kadar zor olduğu için mevzuatımızla, Türkiye’deki bütün gemi işletenler, armatörlerin hepsinin gemilerine bakın, ya Malta bandıralıdır ya Seychell Adaları bandıralıdır. Türkiye Cumhuriyeti bandıralı gemiyi az bulursunuz. Hem vergi kaçırıyor hem sigortadan kazanıyor hem sorumluluktan kaçıyor. Yani, şimdi, bu yükümlülüğü getirirken diyorsunuz ki: “Aylık yüzde 5 gecikme zammı yabancı gemilerden alınır.” O yabancı gemiler de Türk vatandaşlarının veya ortaklarının.
Şimdi, hukuk kişiye, yabancıya göre ayrı uygulanmaz ki, hukuk eşit uygulanır. Ayrımcılık yaparsanız, kanuni faiz uygulaması vardır, Türk Ticaret Kanunu’nda ticari faiz uygulaması vardır, bu uygulamanın dışına geçip yabancılara yüzde 5 faiz getirirseniz, mülkiyet hakkı ihlalinden yarın devletin aleyhine dava açarlar.
Şimdi, burada bir noktayı daha ifade etmek istiyorum. Bu, tabii ki değiştirilmesi gereken… 127’nci maddede kaçak yolcu taşıma izni. Türkiye’nin yüz karasıdır bu göçmen kaçakçılığı, insan ticareti. Bizim Ege sahillerimizde, daha en son 10 Aralık İnsan Hakları Günü’nde sahillere vurmuş insanların cesetleri ve her gün yaşadığımız bu manzara Türkiye’nin ayıbıdır. Yani, buna etkin bir önlem getirmek gerekiyor. Elbette ki, buradaki cezaların artırılmasıyla bunu sağlayamayız.
Sahil Güvenlik Komutanlığının bütçesini görüşüyoruz. Ege Bölgesi’nde, Ege kıyılarında kaç tane sahil güvenlik botu olduğunu biliyoruz. Bir tanesi Kardak’ı koruyor orada, çipura davasından, bir tanesi Foça’da, bir tanesi Çanakkale’de, bir de Rodos’un karşısında bir tane var. O ara boşluklarda, Ege kıyılarında isteyen o küçük botlarla, motorlarla kaçak göçmenleri götürüyor. Ama, burada bir şey kafama takılıyor. Yani, gümrüklerle ilgili, kapılarla ilgili bütçe sunuşlarında “Kapıdan çıkan her araç plakası bile izleniyor, denizde gezen her gemi bile izleniyor, onu tespit ediyoruz ekrandan.” deniliyorsa, nasıl oluyor da göçmen kaçakçılığı bu kadar rahat yapılabiliyor, götürülebiliyor?
Bu konuda sadece ceza artırımı yeterli değildir, şüphesiz güvenlik önlemleri de, uluslararası göçmen kaçakçılığıyla mücadele, bunların hepsi bir arada bir bütün olarak yapılmak zorundadır.
Yine bu hükümlerin içinde sınır dışı edilen vatandaşlar var. Diyor ki, “Ağır ceza almışsa, sıkıyönetim mahkemelerinde ceza almışsa, darbelerde mülteci olmuşsa, vatandaşlıktan atılmışsa, Türkiye’ye girerse cezasını artıracağım, şu kadar yapacağım...” El insaf! Benim bir müvekkilim var. Non persona, Türkiye’ye girişi yasak, yasak kişilerden. Açtım, araştırdım, emniyeti, 1969 yılında 1 Mayıs mitingine katılmış. 1969 yılında Stockholm’da 1 Mayıs mitingine katıldığı için hâlâ yasaklı. Şimdi, biz, 21’nci yüzyılda bu tür yasakları, bu hükümlerin içinde taşıyamayız. Buna uygun da düzenleme yapmak zorundayız.
En önemli konu burada, şüphesiz, telif hakları, fikrî mülkiyet hakları, sinema haklarıdır. Bunların içinde birkaç madde var. Bu konuda komisyon uzmanları da çağırdı görüştü, birtakım müeyyideler artırıldı, ancak şunu çok açık ifade edeyim: Korsanla mücadele, sinema, müzik, CD, DVD piyasasında korsanla mücadele etkin olarak düzenlenmiş değil burada. Yine takibi şikâyete bağlı. Ben anlarım, markada, patentte, Lacoste markasını veya başka bir yabancı markayı, Pierre Cardin’i birisi taklit etmiş, orada tekstil alanında veya diğer bir alanda birisinin ticari olarak parası vardır, takip eder, şikâyete tabi tutarsınız, ama bir edebiyatçıyı, bir sanatçıyı, bir türkü yazarını, bir şarkı yazarını, bir filmin senaristini, bir eser sahibini, bir Yaşar Kemal’i korsanların peşinde koşturma hakkımız yoktur bu ülkede. Bunu daha etkin müeyyidelere getirmek gerekiyor. Hele hele bu ülkede intihale, hırsızlığa, başkasının eserini çalmaya, kendi adını koymaya, bunu da dizilerde, TV’lerde hiç çekinmeden yapanlara göz açtırmayacak müeyyidelerin çağdaş bir şekilde getirilmesi gerektiği ve sahtecilik suçları kapsamında Türk Ceza Kanunu’nda daha ağır müeyyidelerle güçlendirilmesi gerektiği açıktır. Yoksa, Orhan Kemal’in de, Sezen Aksu’nun da eserlerine çok rahatlıkla birisi kendi imzasını atarak bunu takibe koyabilir.
Korsanda caydırıcılığı, şüphesiz, etkin kılmak, sadece ve sadece ülkemizde kaldırımlarda satılan korsan CD ve kitaptan ibaret değil.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
69 konuşma daha · 9 Ocak 2008