Temel ceza kanunlarına uyum amacıyla çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.: 56)
Şırnak Milletvekili ·
Genel Kurul, 49. Birleşim · 2. yasama yılı · 15 Ocak 2008 · 855 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hasip Kaplan, 15 Ocak 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 49. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TEMEL CEZA KANUNLARINA UYUM AMACIYLA ÇEŞİTLİ KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.: 56)); konuşma 855 kelime.
Hasip Kaplan (Şırnak). “Temel ceza kanunlarına uyum amacıyla çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.: 56)”. TBMM Genel Kurulu, 49. Birleşim tutanağı, 15 Ocak 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2008-01-15-temel-ceza-kanunlarina-uyum-amaciyla-cesitli-kanunlarda-degisiklik-yap (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
DTP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 13’üncü bölümde Avukatlık Yasası’nda bazı hükümlerin değiştirilmesi, müteakip maddelerde de Noterlik ve Merkez Bankası Kanunu’yla ilgili hükümler var.
Ancak şunu ifade etmek gerekiyor ki, ülkemizde hukuk devletinin temeli, insan haklarının ve demokrasinin korunmasında temel, en önemli etken bağımsız yargıdır. Bağımsız yargıyı, üçlü sacayağı olan iddia, savunma ve yargılamayı eşit surette güçlü kılamadığımız takdirde, bağımsız yargının adaleti tesis etmesi de mümkün değildir.
Ünlü ceza müellifi Duverger’in şu veciz sözünü hep öğrencilikte ve meslek hayatımızda kullandık: “Adaletin olmadığı yerde herkes suçlu duruma düşebilir.” Şimdi, yargılamanın üçlü sacayağıyla ilgili Avrupa Birliği reformları çerçevesinde gördüğünüz Başbakanlığın kitapçığında, 2001 yılında adil yargılanma hakkının getirildiğini hepimiz biliyoruz. Adil yargılanma hakkıyla beraber, devlet güvenlik mahkemelerinin kaldırılmasından tutun da Avukatlık Yasası’na kadar birçok hükümde, özellikle silahların eşitliğinin sağlanması konusunda, iddia ve savunmanın eşitliğinin sağlanması konusunda ciddi reformlara gidilmiştir. Türk Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemeleri Kanunu’yla da bu yasalaşmıştır.
Şimdi bu uyum yasalarıyla ilgili bazı düzenlemelere giderken, zaman zaman, yüce Meclisin kürsüsünde de, yanlış bir şekilde, avukatların, örneğin, üst araması konusunda ayrıcalıklı olduğu gibi, gerçekle bağdaşmayan iddiaları da duyuyoruz. Avukatlar ayrıcalıklı değil üstleri, evleri, büroları arandığı zaman. Avukatların hiçbirisi bir hâkim ve savcı kadar güvenceye sahip değil. Oysa ki, avukatlar da yargıç teminatına bağlı, Avukatlık Yasası’yla bu teminattan yararlanan bir meslek grubudur. Üstelik de kutsal olan savunma hakkının temsilcileridirler. Kutsal olan savunma hakkının temsilcisi olan avukatlar hâlâ bugün cezaevlerine girdikleri zaman, X-ray cihazlarından tutun da ayakkabılarının çıkarılmasına kadar zorlu bir süreçten geçiyorlar. Eğer biz bu konudaki hükümleri, yönetmelikle getirilen, üçlü kararnameyle getirilen bu tür aramaları da yok sayarsak, avukatların F tipi cezaevlerinde çektiği üst aramalarının sıkıntılarını saymakla burada bitiremeyiz. Oysa, bir hâkimin evini bir güvenlik görevlisi rahatlıkla, elini kolunu sallayarak arayabilir mi? Bir savcının evini bir güvenlik görevlisi “Bir soruşturma” deyip gidip evini, ofisini, makamını istediği gibi arayabilir mi? Arayamıyorsa, avukatın da bürosunu, evini, üstünü arayamayacak demektir, ancak ve ancak istisnası, yasalarda olduğu gibi, önemli, ağır cezalık suçüstü hâlleri hariç olmak üzere. Çünkü, bu ülkede iddia ile savunmanın eşitliğini sağlamadığınız takdirde, daha dün İzmir’de yaşadığımız bir olayda gördüğümüz gibi, -Baran olayında- yeni çıkarılan yasalarla, Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’yla, bir kurşunda alnından vurulan bir delikanlının yargılanmasında, hazırlık soruşturması aşamasında savunmanın diskalifiye edilmesiyle, delillere ulaşılamamasıyla yargılamanın nasıl bir seyir izlediğini hepimiz görebiliyoruz. Böylesi durumlarda adaletin tecelli etmesi için kutsal olan savunma hakkının mümkün olduğu kadar güçlendirilmesi de gerekir.
Sayın Genç’e burada da ifade ediyorum, kendisi de eski bir Danıştay yargıcıdır. Avukatlar ve yargıçlar aynı güvence altında olduğu zaman, savcılarla da aynı güvence altında oldukları zaman ancak adaleti tesis edebilirler. Bugün, 59’uncu Hükûmet döneminden alın 60’ıncı Hükûmet dönemine kadar kaç tane çete yargılaması yapılmıştır? Bunların hepsini teker teker almak lazım. Bu çete yargılamalarının soruşturmalarından merhum Hrant Dink’in olayına kadar, Malatya olayından tutun İzmir’deki olaya kadar benzer olaylarda savunma hakkı güçlü olarak kullanılabilseydi, soruşturmanın başlamasıyla beraber savunma etkin olarak soruşturmalara katılabilseydi, bugün, bu tür acı olayların daha çok yaşanmamış olması sağlanacaktı.
Şimdi, burada baktığımız zaman bu hükümle getirilen düzenlemelere, iki önemli nokta var aslında bugün konuşulması gereken. Bir tanesi, hazırlık aşamasında müdafi yardımı, CMUK döneminde, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu döneminde avukatların adli yardım sağlama süreciydi. Bu adli yardım sağlama sürecini, yine de avukatların vekâletnamelerine, kullandıkları evraklara bastıkları pullarla, yine de vatandaşın cebinden çıkan paralardan yapılan kesintilerle, Barolar Birliğine ödenen paralarla, üstelik de çok asgari ücretlerde, bir taksi parasını karşılamayan paralarla savunma avukatları emniyet nezarethanelerine gidiyor, savcılıklara gidiyor, adliyelere gidiyor, 90 liraya adalet hizmeti vermeye çalışıyorlar.
Oysaki gelişmiş Batılı ülkelere baktığımız zaman durumun çok daha farklı olduğunu görüyoruz. Bırakın tanığın duruşmaya gelirken onun ücretini, yol parasını ödemek -bizzat kendim müşahit oldum- tutuksuz sanık dahi mahkemeye geldiği zaman, o tutuksuz sanığın yol ve konaklama harcırahı ödeniyor.
Oysaki ülkemizde zorunlu avukatlığı artık tartışmanın zamanıdır. Bir kişi için yirmi sene ağır hapis cezası isteyeceksiniz, müebbet ağır hapis cezası isteyeceksiniz, ekonomik durumu da elvermediği için savunma hakkından yararlanamayacak. Çağdaş, gelişmiş hukuk devletlerinde, işte, yaşı küçük olanların, korunmadan yoksun olanların, ekonomik durumu iyi olmayanların, durumu, yakını, dostu, adamı, arkası olmayanların bir kişi yanında olması gerekiyor ki adaletten eşit olarak yararlanabilsin.
İşte, bu nedenle, bugün, burada sevinerek müşahede etmek istiyorum ki, 364’üncü madde kısmi de olsa, bu avukat ödenekleri, CMUK ödeneklerindeki çoğu cüzi rakamları dahi koruma altına almak için bugün Mecliste bulunan dört grubun ortaklaşa olarak bu konuda uzlaşmış olması ve 364’üncü maddedeki hatadan ortak bir önergeyle dönmesi sevindiricidir.
Umuyorum ki, ileride, tıpkı İngiltere’deki gibi nasıl barrister avukatlar varsa, solicitor avukatlar varsa, nasıl ki İngiltere’de sir avukatlar varsa, nasıl ki Fransa’da on beş yıl hizmet yapmadan ağır ceza davalarına giremeyen avukatlar varsa, nasıl ki İspanya’da baroların talimatıyla ancak yabancı avukatlar cezaevinde görüşme yapabiliyorsa, ülkemizde de hukuk gelişecektir, savunma hakkı gelişecektir, kutsal olan savunma hakkı gelişecektir.
Hiç kimse, hiçbir ülkede avukatlık kimliğini hukuk camiasında iddia ve savunma karşısında, yargı karşısında ikinci sırada, öteki durumunda, karşı durumunda, ezilecek durumda, hor görecek durumda görme hak ve hukukuna sahip değildir.
Bir ülkede kutsal olan savunma hakkını kısmak demek çetelere yol açmak demektir. Avukatların, savunmanın sesini kısmak demek yolsuzluğa, kara paraya, namus cinayetlerine, fuhşa, her türlü dolandırıcılığa, ihaleye fesat karıştırmaya; her alanda devleti, toplumu derinden yaralayacak cürümlere, suçlara kapı aralamak demektir. Türkiye de, umuyorum, inanıyorum, yakın zamanda, bu konuda daha da gelişmesini sağlayacaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
49 konuşma daha · 15 Ocak 2008