İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 59. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında (s.s.101)

Hasip Kaplan

Şırnak Milletvekili ·

Genel Kurul, 59. Birleşim · 2. yasama yılı · 6 Şubat 2008 · 1.054 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Hasip Kaplan, 6 Şubat 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 59. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.101)); konuşma 1.054 kelime.

Hasip Kaplan (Şırnak). “Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında (s.s.101)”. TBMM Genel Kurulu, 59. Birleşim tutanağı, 6 Şubat 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2008-02-06-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bazi-maddelerinde-degisiklik-yapilmas-2 (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

DTP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Demokratik Toplum Partisi Grubu adına 10’uncu maddeyle ilgili söz almış bulunmaktayım.

Doğrusu, bugün uçaktan inip Meclise geldiğimde üzücü bir tabloyla karşılaştım. Meclisin etrafı sarılıydı polislerle ve çok fazlaydı sayıları. Oysaki, sabah, ben Şırnak’tan, Gabar ve Cudi Dağlarının arasındaki Kasrik Boğazı’nda gece konakladığım bir çadırdan… Ve üstelik binlerce araç ve 10 bine yakın insanla gece karanlığında bir askerî bölgede kaldım. Polis ve askerimiz, partililerimiz ve vatandaşlarımızın olduğu bir ortamda böylesi bir gerginlik ve gerilim yoktu. Başkentteki bu gerginlik ve gerilim, doğrusu bizi üzmüştür.

Şunu şu açıdan ifade etmek istiyorum: Toplumda hassas konular var; bunlardan birisi baş örtüsü konusudur, birisi Kürt sorunudur. Bu konularda Meclis olarak ortaklaşmamız ve 21’inci yüzyıla yaraşır özgürlükleri birlikte, mutabakat sağlayarak getirmemiz gerekiyor. Biz başında açıkladık. Partimiz, kadın hakları konusuna programında en fazla yer veren parti. İki sayfa sadece kadın haklarına yer ayıran partimiz, bunu sözde, teoride bırakmayarak kadın haklarının bir baş örtüsüne indirgenmeyecek kadar çok kapsamlı olduğuna yer vermiş ve bunu, bugün Türkiye’deki 4 bine yakın belediye başkanlığından 18’inin 9’unu DTP’li kadın belediye başkanlarıyla kanıtlamış, Mecliste 50 kadın üyeden 8’inin DTP’li kadın milletvekili olmasıyla kanıtlamış ve bu konuda programı en zengin parti olması nedeniyle bacımızın, anamızın, kardeşlerimizin, çocuklarımızın baş örtüsü nedeniyle 21’inci yüzyılda üniversite kapılarının önünden dönmesine elbette ki karşı çıkacağız, elbette ki bu insanlarımızın özgürce eğitimlerini yapmalarının, din-vicdan özgürlükleri açısından, kadın hakları açısından, insan hakları açısından artık aşılması gereken bir sorun olduğunu görüyoruz. Ancak bu tür toplumsal sorunları aşarken toplumu gerilime itmeden, laik-antilaik tartışmasına ve gerilimine sokmadan, ustalıkla, ince bir siyasetle bunu aşmanın yol ve yordamı vardır. Ancak, iktidar partisi bir Anayasa taslağı hazırlamışken, çok ciddi bir demokratik dönüşümden bahsederken, birdenbire, yeri yokken gündeme baş örtüsü olayını getirdi. Hâlbuki ondan önce Eve Dönüş Yasası vardı. Baş örtüsü, ne oldu da damdan düşer gibi birdenbire geldi? Doğrusu, Hükûmetin bunu açıklaması gerekiyor. Ayrıca, kamuoyunu bilgilendirmeden, yeterince bir açılım yapmadan da getiriş biçimi yanlış. Biz bunun bir yasal düzenlemeyle mümkün olduğunu hep söyledik -YÖK Yasası’nda- ama partilerin mutabakatıyla, toplumu germeden buna çözüm bulabiliriz, dedik. Ancak iktidar partisi, cebinde Anayasa taslağı dolaşırken nedense Anayasa’yı perakende, parça parça değiştirmeyi kafasına koymuş durumdadır. Bu da şuradan anlaşılıyor: Anayasa taslağını artık çıkmaz bahara getirecek, gelmeyecek demektir, bundan sonra böyle yapacak demektir. Bu da samimi olmadığının bir göstergesi.

Şimdi, burada şunu çok açıklıkla ifade etmekte yarar var: 10’uncu madde çok açık, diyor ki: Herkes eşittir. Bakıyoruz, herkes dil, ırk ve cinsiyet açısından eşit midir? Din açısından, mezhep açısından eşit değildir arkadaşlar.

EYÜP FATSA (Ordu)Nereden çıkarıyorsun?

HASİP KAPLAN (Devamla)Gerçekçi olalım. Alevi yurttaşlarımız, Sünni mezhep, İslam dininde Hanefi mezhebi kadar eşit değildir. Gerçekçi olacağız.

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş)O senin gerçeğin.

HASİP KAPLAN (Devamla)Zaten, muharrem orucunda AKP’nin verdiği yemekler de o açığı kapatmak içindir, ama yetmiyor. Bunu gerçekçi olarak… CHP de zaman zaman aşure yemekleri veriyor. Aşure yemeği vermekle, iftar yemeği vermekle siz Alevilerin inanç serbestliğini, eşitliğini yakalayamazsınız. Burada samimiyet gerekir. Alevisi de, Sünnisi de, azınlık diğer dinlere mensup olan insanlar da bu ülkenin yurttaşı olarak eşit inanç özgürlüğüne sahip olduğu zaman bu ülke gerçek bir demokrasiyi yakalar.

İnsanlar etnik dilleri nedeniyle de özgür değil. Eğer etnik dilleri nedeniyle özgür olsaydı, Anayasa’nın 42’nci maddesini de değiştirmeyi düşünen AK Parti Hükûmeti 20 milyona yakın Kürt yurttaşımızın anasının başındaki örtüyü serbest bırakacağına, onun doğuştan da gelen dil hakkının özgürlüğünü sağlardı. Sormak istiyorum: AKP Kürt dilinin serbest bırakılmasından yana mıdır, değil midir?

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş)Yasak mı?

HASİP KAPLAN (Devamla)Yanaysanız, onu da getirirdiniz, 42’nci maddenin son fıkrasını kaldırırdınız, bunu bir yasal düzenlemeye bırakırdınız. Özgürlükler bir bütündür, ayrılamaz şeylerdir.

Yine, siyasi düşünceleri nedeniyle de ayrımcılık yapmak insan haklarına aykırıdır. Burada Evrensel Beyanname’yi okursunuz. Hoş, arkasından da şunu yaparsınız: Hükûmet kalkıyor, MHP’yle bir Anayasa taslağı hazırlıyor; gidiyor CHP’ye, grubu olmayan partilere; tek milletvekili olan partilere geliyor ama Demokratik Toplum Partisine gelmiyor. Bunu, Başbakanın çıkıp bu kürsüden açıklaması lazım. 2 milyon seçmeni temsil eden, onun gibi oyla seçilmiş olup gelen Meclis grubumuzu dışlamasının mantığı nedir? Neden dışlama gereğini duyuyor? Böyle mi sağlayacak toplumsal barışı? Toplumsal gerginliklerin önüne böyle mi geçecek? Bizim grubumuza karşı Hükûmetin, Başbakanın öncelikle bir özür borcu vardır. Bunu, ısrarla, her zaman, özür dileyene kadar tekrar edeceğiz. Neden bu ayrımcılık? 2 milyon yurttaşımız -ki doğu, güneydoğudan en çok oyu almışız- ve buradan aldığımız oylar gösteriyor ki bölgede iki tane parti güçlü, AKP ve DTP. Bunu siyasi rant hesabına dönüştürmek akıllıca bir iş değildir, bu ülkeye zarar verir.

Demokrasi, özgürlükler bir bütündür. Din, vicdan özgürlüğü konusunda bizim gösterdiğimiz samimiyeti herkesin göstermesini istediğimiz kadar AKP Hükûmetinin de göstermesini isteriz. Onların bu yanlış durumuna, bu ayrımcı tavrına, bu yanlışlarına rağmen Anayasa’nın bu getirildiği hükümlerin de tek başına çözüm olmadığına inandığımız hâlde, bu getirilen değişikliklerin ikisine bir hukukçu olarak baktığımızda, zaten var olan eşitlik ve özgürlüklere yeni bir anlam, ifade katmadığını, 42’nci maddede de yeni bir anlam, ifade katmadığını görürsünüz. Gidin akademisyenlere inceletin ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılır… Zaten eşitlik var bu yasanın içinde, 42’nci maddede de bir rötuş yapıyoruz. Değil. Bundan sonrası, önemli olan ek YÖK’ün 17’nci maddesi. Bakacağız, bunun içeriğini dolduracak mıyız? Toplumdaki kaygıyı, korkuyu giderecek miyiz? Gerçekten şu an kaygı var, korku var, gerginliğin nedeni budur.

Diyorlar ki kipayla, gamalı haçla, Mussolini’nin kara gömleğiyle, Nazi’nin SS’leriyle veya bilmem hangi dinî sembolle, isteyen istediğini takıp takıştırıp üniversitelere gidebilecek mi? Bu nasıl olacak? Yani inançları nedeniyle başı açık olanlar baskı görecek mi?

Ben demin bir soru sordum, bunu bilinçli olarak sordum. Kamuoyunu Meclisimizin aydınlatma sorumluluğu vardır, Hükûmetin, öncelikle bu yasayı getirenlerin vardır. Anayasa taslağını getirip ek 17’nci maddenin çerçevesini koymadığınız zaman toplumun kafası karışır, gerginlik doğar, gerginlik doğduğu zaman da sokakta elbette ki vatandaş sivil muhalefetini yapar, sivil muhalefet için de Meclisin etrafını polis kordonuyla çevirirsiniz, bu ülkede de demokrasi var, özgürlük var dersiniz. Olmaz; bu, demokrasi, özgürlük değil, bu, resmen dikta anlayışıdır.

Bakın, tartışmalar başladığında bu kürsüden bir konuşma yapmıştım mutabakat arayalım diye. O zaman MHP’nin bir önerisi olmuştu. Sonradan bu öneri değiştirildi, makul bir çerçeveye çekildi. AKP’nin de bir önerisi vardı, değiştirildi, bir çerçeveye çekildi. Eğer bizimle konuşulmuş olsaydı, belki bizim de önerilerimizde farklı bir mutabakat sağlardık, belki CHP’yle konuşurduk… Bunun, çerçevesi, 17’nci maddede, diğer yerlerde ne olur? Belki asgari düzeyde bir mutabakat sağlardık. O zaman bu toplumu germezdik. Laik-antilaik kamplaşması yaratılmazdı, Kürt-Türk kamplaşması yaratılmaz, sağcı-solcu kamplaşması yaratılmaz. Bu ülke geçmişte bundan çok çekti. Artık bundan sonra bizim hassasiyet göstermemiz gerekiyor. Gerçekten şu an öyle bir açıklamalar getiriliyor ki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

89 konuşma daha · 6 Şubat 2008

89 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook