İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 132. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Kamu mali yönetimi ve kontrol kanunu ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnameler hakkında (s.s.269)

Hasip Kaplan

Şırnak Milletvekili ·

Genel Kurul, 132. Birleşim · 2. yasama yılı · 17 Temmuz 2008 · 1.946 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma

Kaynak göster

Hasip Kaplan, 17 Temmuz 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 132. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU MALİ YÖNETİMİ VE KONTROL KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELER HAKKINDA (S.S.269)); konuşma 1.946 kelime.

Hasip Kaplan (Şırnak). “Kamu mali yönetimi ve kontrol kanunu ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnameler hakkında (s.s.269)”. TBMM Genel Kurulu, 132. Birleşim tutanağı, 17 Temmuz 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2008-07-17-kamu-mali-yonetimi-ve-kontrol-kanunu-ile-bazi-kanun-ve-kanun-hukmunde (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

DTP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında Demokratik Toplum Partisinin görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum.

Zaten yasanın ismine baktığımız zaman, bir yanda “Kamu Mali Yönetimi” bir yanda “Kontrol Kanunu” bir yanda da “Bazı Kanunlar” bazı bazı kanunlar yani farklı farklı kanunlar farklı farklı konular… İhtiyaca binaen hepsi bir araya getiriliyor, bir torba yasa hâline getiriliyor. O torba yasa da uygulamada ihtiyaca binaen son iki aydır çıkan bütün yasalar o çerçevede çıkarılıyor. Bu yasayı da çıkardıktan sonra inanın Maliye Bakanı, Başbakandan da, en büyük devlet yetkilisinden de daha yetkili, mali kontrolü, tasarrufu sağlayan yetkilerle donatılmış olacak. Böyle bir yasa tasarısı üzerinde konuşacağız.

Zaten dikkat ederseniz deniliyor ki: “5018 sayılı Yasa çıktıktan sonra son iki yılda meydana çıkan bazı teknik sorunları, ifadeleri, uygulamaları düzeltmek, denetlemek amacıyla biz bu yasayı çıkarıyoruz.” Oysa -yeri geldiğinde bahsedeceğiz- Anayasa Mahkemesinin iptal kararları da var. “Onları da nasıl dolanırız, onu aşarız?” gibi maddeler var.

Bakın, 1’inci maddeden başlayacağım. 1’inci maddenin gerekçesinde deniliyor ki: “… mobil telekomünikasyon pazarında on beş yıllık bir süre için 2’nci tip telekomünikasyon ruhsatıyla yetkilendirilecek sanal mobil alanında hazine payı alınması…” Şüphesiz bu tür hizmetler yapıldığı zaman devlet hazine payını alacak, altyapısını sunuyorsa bu özel sektöre, sermayeye, bütün devletin topraklarını sunuyorsa, iletişimini sunuyorsa elbette ki oradan pay alacak yani kâr eden sermayeye bu hizmeti sunduktan sonra tabii ki pay alacaksınız. Ama şunu sormak istiyorum samimi olarak: Türkiye’de on beş milyon cep telefonunun üzerine çıkıldı, on beş milyonun üstüne… On beş milyon cep telefonundan sabit aidat ücreti alınıyor, alınan konuşma ücretlerinin yüzde 65’i de vergi. Şimdi, konuşma ücretinin yüzde 65’i vergi. Kardeşim, bu vergiyi azaltmayı düşünmeyecek misiniz? Tamam, alın, alın da ya hazine payını o şirket bu sefer bu verginin üzerine tekrar koyup vatandaşa yansıtırsa?

İşte, felsefemiz burada ayrışıyor AKP’yle, Hükûmetle. Yani biz milyonlarca insanımızın şu an bakkal dükkânında, kahvehanede, hiç siftah etmeden dükkânını kapatan tekstil mağazalarında -fırıncı hariç ki özel bunlar, zorunlu tüketim gıdaları olan yerler- birçok yerde yaprak kımıldamazken, borçlar ödenmezken herkesin cep telefonlarından dolayı icra takiplerine takıldığı, bu konuda intiharların çoğaldığı bir dönemde sadece bu olası önümüzdeki dönem 2’nci tip telekomünikasyon yatırımlarını da dikkate alıp hazineye para almak iyi. Ee, vatandaşı nasıl düşüneceğiz? O yanı da “Allah kerim” deyip bir kenara bırakıyoruz. Bu bir yanı.

Şimdi, 2’nci maddede, bakıyorum TOKİ rakamları şahane, 61 spor salonu, bilmem kaç tane şey. Ya, Allah için rica ediyorum Sayın Bakandan, Sayın Spor Bakanımızdan da, şu TOKİ bir de Şırnak’ta… Silopili gençler bir dosya gönderdi bana. Şırnak merkezi, Silopi’deki spor kulübü, Cizre Spor Kulübü, Uludere, Beytüşşebap -kendi ilimden söylüyorum- şu hizmetlerinden bir kısmını da bize, Şırnak’a, o gençlere gönderseler -ki en çok gözetilmesi gereken gençlik de oradaki gençliktir, şüphesiz onu da ifade edeyim, ben bunu bir ayrımcılık olarak söylemiyorum, ama- seksen altı yıllık cumhuriyetin, seksen yedi yıllık cumhuriyetin, uygulamaların getirdiği ihmalle hiçbir tesisi olmayan Silopi Spor Kulübü gelip diyor ki: “Belediye arsa verse, Bakanlık da biraz yardım etse, spor kulübümüzü güçlendirsek iyi olur.” Tabii ki iyi olur. Bu hizmetleri de TOKİ yaparken kadrolarını tamamlasın, ama hizmeti de adil dağıtsın. Biz bunu diyoruz, yani muhalefet olarak bunu söylediğimiz zaman, yani halkın da sesini duyurmak istiyoruz.

Şimdi, bu Hazine avukatlarına icra takibi. Bunlar teknik konular, yani ben buna takılmak istemiyorum, ama 7’nci maddede Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları, Karayolları, Havayolları olayları var, münhasıran da buralardan alım-satım, yap-işlet-devret boyutuyla bir gelir elde edilmesi düşünülüyor.

Şimdi, bunu da anlayabiliriz, ama ilginçtir, uygulama sorunlarından kaynaklanan bu tasarı, nedense Yap-İşlet-Devret Yasası çıktıktan sonra o yasayı tamamlamak üzere çıkan bir yasa. Yap-İşlet-Devret Yasası daha çıkalı iki ay oldu. Ee, peki iki ay içinde çıktığına göre daha uygulanmayan Yap-İşlet-Devret Yasası’nın hangi uygulama sorunu var, hangi göleti sattınız, hangi barajı sattınız, hangi limanı sattınız da sorun yaşadınız, daha belli değil, ama bu yasa onu tamamlamak üzere konulmuş.

Şimdi, burada şeye dikkat etmek istiyoruz. Devlet Demiryolları, Hava Meydanları, Karayolları ve kıyı şeritleri, üç noktaya biraz değinmek istiyorum. Şimdi “Kıyılarımızdaki tesisler” diyor 9’uncu madde. “… bazı sanayi kuruluşlarının yatırımı kendilerinin gerçekleştirmesi kaydıyla iskele, dolgu, liman yapma izni verilmiştir.” diyor.

Şimdi, 1987 yılından sonra yapılan düzenlemeler de dikkate alınarak; şimdi, bu kadar basit mi, bu kadar masum mu bu tasarı? Şimdi bu, bu kadar bu cümleyle sığdırılabilecek kadar basit mi? Şimdi, Tuzla’da 100’ü aşkın cinayet, iş kazası yaşanırken, siz Tuzla kıyı şeridinde olan bir yer olarak orayı kırk dokuz yıllığına, sağlık güvencesini, iş güvencesini, sosyal güvencesini sağlayamamış şirketlere nasıl vereceksiniz, hangi vicdanla bunu teslim edeceksiniz? Yani bunu hazırlamadan, aşmadan, orada bunu hak edecek şirketleri bulmadan teslim etmek doğru mudur? Bu yetkiyi alırken, kullanırken bunun öngörüleri çok önemli.

Bakın, diyor ki: “İskele, dolgu ve liman yapım izni verilmiştir.” Bir taraftan, Turizm Strateji Planı çıkaracaksınız 2023- Cumhuriyetin 100’üncü yılı için. Buradan biz de sorduk, soru önergelerimiz oldu. CHP’nin de bu konuda araştırma önergeleri oldu. İğneada- Kıyıköy ekokent turizmi kurulacak, on ekokent turizmi kurulacak bu bölgede bir çimento fabrikası yükselmiş, ikinci çimento fabrikası kuruluyor. Bu çimento fabrikası da ormandan, turizm alanlarından geliyor turistik limana; yat limanı olması gereken limanda çimento fabrikası iskelesi kuracak. Şimdi, bu yasayla siz kalkıp bir taraftan turizm ekokenti ilan ederseniz o alanı, turizmini de mahvederseniz, ormanını da mahvederseniz, denizini de mahvederseniz, balıkçılığını da mahvederseniz, sadece üç beş şirket, açgözlünün karnı doysun değil, paralarına para katsın diye çevreyi felakete sürüklerseniz, bu yasa da ona hizmet ederse elbette ki biz bu yasaya muhalif kalırız.

Bu kıyılarımızdaki tesisler konusu yakın zamanda basındaydı. Bodrum Güllük’te bakıyorsunuz deniz dolmuş. Denize geliyor şantiye arabaları kum çekiyor, denizi dolduruyorlar. Proje yok, izin yok, ruhsat yok. Kıyı, deniz, tarih, ilgili bakanlık… Bakanlık sonradan diyor ki: İzin, ruhsat olmaz, turizm... Yahu, bu ülke bu kadar başıboş mudur? Bu kadar rahat, herkesin istediği yerde denizi dolduracağı, herkesin istediğinde turizm tesisi kuracağı, herkesin istediği yerde ağaç keseceği, herkesin istediği yerde… Bu ülkenin denizi, bu ülkenin 73 milyon insanınındır. Bu 73 milyon insanının bedeller ve savaşlar uğruna aldığı bu toprak ve denizi kendi babasının malı gibi kullanacak. E, atasözümüz: “Devlet malı deniz, yemeyen domuz.” Böyle bir anlayış ve felsefeyle hareket edecek açgözlülere karşı elbette ki devletin ve muhalefetin, Hükûmeti ve muhalefetiyle karşı çıkması gerekiyor. Karşı çıkması gerekiyor ki, elbette ki turizmimizin kösteklenmesi, açılımının engellenmesi… Bu konuda böyle bir düşünce kaygısıyla hareket etmiyoruz ama Bodrum gidiyor, gitti Bodrum! Marmaris de zaten apartman kentlere döndü.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla)Bilmediğiniz konularda konuşuyorsunuz!

HASİP KAPLAN (Devamla)Bildiğim…

MEHMET NİL HIDIR (Muğla)Gelin biz size izah edelim

HASİP KAPLAN (Devamla)Bakın, Bodrum’da Gümüşlük’e gidin…

MEHMET NİL HIDIR (Muğla)Bodrum’u, Marmaris’i bana sorun

HASİP KAPLAN (Devamla)Gidin Gümüşlük’e, Gümüşlük’te o güzelim doğanın… Bir de karşı tepeye bakın, binlerce, tek ağaç olmayan kutu kutu evler görürsünüz. Eğer onun adı “turizm”se öyle turizm batsın! Eğer o türse imar, o türse kültür, o türse gelecek; bir yağmada o tür bir inşaatta turizmi, denizciliği görüyorsanız öyle bir anlayış batsın! Biz böyle bir anlayışa asla izin vermeyiz!

MEHMET NİL HIDIR (Muğla)Yanlış biliyorsunuz.

HASİP KAPLAN (Devamla)Nasıl bilmeyiz Bodrum’u! Ben Şırnak Milletvekiliyim, Bodrum’u da bilirim, Antalya’yı da bilirim, denizi de bilirim, denizdeki açgözlüleri de bilirim, yağmayı da bilirim. Nasıl iktidar hırslarıyla kimlerin ortak olduğunu, hangi sermaye şirketleriyle Gümüşlük’ü kimlerin kaptığını, hangi yabancı toprak satışlarıyla kimlerin Gümüşlük’te, hangi ülkenin Gümüşlük’te, hangi ülkenin başka bir yerde, Yalıkavak’ta topraklar aldığını biliyoruz. Bize bunu kimse anlatmaya kalkmasın, bildiğimiz konulardır. Göz var bilmeye gerek yok ki, gözünüz rahatsız olmuyor mu Gümüşlük’te o tepelere bakan o koskoca binlerce kutu kutu gibi Bodrum evlerinde suyu yok, kanalizasyon yok, hiçbir şeyi yok, denizi kirletiyor? Kim izin veriyor bunlara, kim veriyor yani kim? Yani bunun bir politikası yok mu, Hükûmetin, altı senedir iktidarsınız? Yani Bodrum elden gidiyor, Marmaris elden gidiyor, Antalya elden gidiyor. Siz doğa turizmini, çevre turizmini, dağ turizmini, bırakın o termal turizmi, öbür alanları, daha kullanmadığınız yatak kapasitenizle yakında turizm dibe vuracak. Bakın açıkça söylüyorum, İspanya’yla, İspanya’daki yatak kapasitesiyle kapışamazsınız, yarışamazsınız.

Şimdi, kara yollarını da satmaya başlayacağız. Güzel, hizmet sektörü, evet, yapalım… Bakın, şimdi, geçen seçimlerde, 22 Temmuz… Uludere’ye bağlı bir belde var, Uzungeçit beldesi, eski ismiyle “Derahine” ve bu halk sandığa gitmedi, oy kullanmadı. Dedik ki:” 25 kilometre ilçeye gidemiyoruz, yolumuz yok, yolumuz yok gidemiyoruz, hastamızı götüremiyoruz, ekonomimiz işlemiyor. Bu güzelim vadideki bu beldeye -su fabrikası kurulacak, tarımla ilgili yatırımlar var- gidilemiyor.” Şimdi, ben bu hafta Uzungeçit’e gittim, şöyle resimler çektim. Bunu Karayolları Genel Müdürüyle konuştum. Tali yol ya bunlar, tali yol olduğu için İpek Yolu değil, çift yönlü yol da değil -en son 84’te gitmiştim- tek bir çivi çakılmamış. Sular götürmüş kayaları, kayalar yolların ortasında şu şekilde… Harabeye dönmüş ortalık. Oy kullanmıyorlar, daha nasıl sesini duyursunlar? Ya orada AKP’liler de var, DTP’liler de var, başka partililer var; hep beraber böyle isyan ediyorlar. Şimdi, ben arıyorum Sayın Karayolları Genel Müdürü ile Ulaştırma Bakanını, diyorum ki: Bakın -ve burada ahdediyorum- ya Uzungeçit-Uludere yolu yapılır ya da ben her kürsüye çıktığımda, bu konuda söz almadığım takdirde, aynen Kamer Genç gibi o “Pülümür yolu” diyor ya ben de “Uzungeçit (Derahine) yolu” diyeceğim görevim bitene kadar. Çünkü, gözlerimle gördüğüm şu dağ manzarasında, coğrafyada, sizin çok kutsadığınız çok hassas bölgede herkes orada görev yapıyor; güvenlik birimleri, sağlık birimleri, eğitim birimleri, tarım, ekonomi, hepsi… Ya, bu ülke, bu toprak bizim değil mi? Şu toprağa, şu yollara otuz sene bir çivi çakmadan götürmek hangi hakka hukuka sığar, ne hakkımız var? Bu ülkede vergi veriliyorsa hizmeti de eşit ve dengeli dağıtmak gerekiyor. Bu resimleri zaten çoğaltacağım, yapılana kadar da koyacağım başucuma. Bunu vereceğim zaten.

Şimdi, bu gerçekliğimiz karşısında kıyı kenar çizgisi olgusuna girdiğimiz zaman sinirleniyor arkadaşlarımız. Ya arkadaşlar niye sinirleniyorsunuz? Şimdi Yap-İşlet-Devret Yasası çıktı, iyi… Haydarpaşa Garı’nı satacaksınız. Ben küçüklerden bahsetmiyorum. Ee kardeşim, Haydarpaşa Garı’nı satarken millete sormayacak mısınız, Kadıköylülere sormayacak mısınız, oradaki sivil toplum örgütlerine sormayacak mısınız? Üç tane, dört tane proje ortaya koyup, hangi proje daha güzel, daha iyi hayata geçer, hangisi halka hayırlı, hangisi ne hizmet getirir? Koyun projeleri, hiç olmazsa Kadıköy’de, hiç olmazsa İstanbul’da bir referandum yapın, halka deyin ki: Hangisini beğeniyorsunuz? Tıpkı deniz otobüsleri gibi. Bakın, doğru olana doğru diyoruz, güzel olana güzel. Öyle bir kompleksimiz yok. Öyle külliyen ön yargılı değiliz. Deniz otobüsleriyle ilgili İstanbullulara soruldu, denildi ki: Alın size altı tane model; klasik, modern, şu şu. İstanbullular seçti ve Büyükşehir de yaptı. Bravo. Doğru olana doğru, güzel olana da güzel… Ama bu yasa çıktığı zaman, kardeşim bu Mecliste en başta bu milletin vekili olarak bizim bilme hakkımız var: Kim iştahlanıyor oraya, kim talipli? Kaç yıllık bir proje? Ne düşünüyorsunuz? Marmaray’la gelen krediler nerede düğümleniyor? Evet, Bostancı’dan Yenikapı’ya geçerken bütün güzergâhlar değişirken hepsi tamam, kim ne kazanıyor, halk ne kazanıyor? Siz, kim ne kazanıyor diye düşünebilirsiniz. Ben, halk ne kazanıyor, emekçi kesim ne kazanıyor, dükkânını siftah etmeden kapatan, ücretini, maaşını doğal gaza, elektriğe yetiştiremeyen ve KEY ödemeleri bile haciz tehdidi altında olan vatandaş ne düşünüyor, ona bakıyorum.

Şimdi, yap-işlet-devretle göletler satılacak. Peki, mevcutların durumu ne? Maalesef, vahim. Bizim bir göletimiz vardı, hiçbir zaman su eksilmezdi, Dirsekli Göleti. Oradan geçerken baktım, kurumuş, ki hiçbir zaman kurumayan… ”Ne oldu?” dedim. “Vallahi, sahipsiz, vanası kırıldı, kapısı kırılınca barajın suları boşaldı, kurudu.” dediler. Yani, milyarlarca lira para harca oraya Devlet Su İşleri olarak, göz göre göre, vanası kırıldı diye bir barajın suları boşalsın. O kadar da sorumsuzluk olur mu? Ondan sonra da satayım, gel, yüzde 10-15 katılım payı var, vereyim size; al sana, bunun adı oldu kurtuluş. Ekonomi bu değil.

Tehlikeli bir madde daha var burada: Vakıflar ve hazine arazilerinin trampası.

Bir tane tehlikeli madde daha var: Tarihî binalar işlevini görmediyse, bunların yapılması, satılması, onarılmasının yetkilendirilmesi, diyor.

Yirmi dakika yetmiyor, o kadar çok madde var ki… Bunların içinde bir de öyle bir şey anlatılıyor ki, kıyı yağmasından tutun GAP kapsamına demeyeceğim ama sadece bir örnekle bağlamak istiyorum. Millî Eğitim Bakanlığının okulları… Eğer, Millî Bakanlığının okullarını satarak turizm geliri kazanmak istiyorsanız size daha cesaretli bir örnek vereceğim. Yani, söyleyince bazı arkadaşlar kızıyorlar ama…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

31 konuşma daha · 17 Temmuz 2008

31 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook