Türk ticaret kanunu (s.s.96)
Şırnak Milletvekili ·
Genel Kurul, 26. Birleşim · 3. yasama yılı · 4 Aralık 2008 · 648 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hasip Kaplan, 4 Aralık 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 26. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK TİCARET KANUNU (S.S.96)); konuşma 648 kelime.
Hasip Kaplan (Şırnak). “Türk ticaret kanunu (s.s.96)”. TBMM Genel Kurulu, 26. Birleşim tutanağı, 4 Aralık 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2008-12-04-turk-ticaret-kanunu-s-s-96-2 (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
DTP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında bu bölümle ilgili söz almamın nedeni birkaç teknik noktaya değinmek. Ama ondan önce, kadınlara seçme ve seçilme hakkının verildiği bir günde tüm kadınların bu günlerini kutlarken, yerel seçimlerde de umarız ki Afrika ülkelerinin, umarız ki Orta Doğu ülkelerinin, umarız ki oradaki yüzde 25 kontenjanın üstüne çıkan bir oranla yerel seçimlerde kadın belediye başkanlarını bütün partilerde görürüz, il meclislerinde görürüz ve belediye meclislerinde görürüz.
Gerçekten, gerçek temsil seçme-seçilme hakkının kâğıt üzerinden pratiğe yansımasıdır. Irak’ta dahi, Irak Federal Parlamentosunda ve yerel bölgelerde yüzde 25 kontenjan var; parlamentoda, belediyelerde kontenjan var. Bu konuda bütün partilerin bir hassasiyet göstermesiyle yerel demokrasimizin renkleneceğini düşünüyoruz. Bize bakmayın, zaten bizde yüzde 40 kota var ve tüzük gereğidir. Umarız ki diğer partiler de bundan örnek alırlar. Çünkü geçmiş dönemde biri il belediye başkanı olmak üzere on sekiz belediye başkanından dokuzu bizim partimizdendi.
Diğer bir konu, gerçekten, 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’nün 60’ıncı yıl dönümü bayrama denk geldiği için bugün sabah da burada sunuşlar oldu. Bu günleri sadece kutlama bazından çıkarıp gerçek hayatta somut birtakım şeylerin yapılması gerektiği günleri yaşıyoruz. Bu toplumsal barış için, gerginliklerin düşürülmesi için, diyaloğun genişletilmesi için, yeni bir anayasa reformu için birçok konuda somut adımlara ihtiyaç var. Sabahki konuşmalarda gündeme gelen, Meclisin özel gündemle toplanması, bazı sorunları konuşması konusunda da somut adımlar atması durumunda günün anlamına, önemine binaen bir şey yapılmış olacağını düşünüyoruz.
Ben, işte Dünya İnsan Hakları Haftası’nın 60’ıncı yıl dönümünün kutlandığı bir günde Türk Ticaret Kanunu’nda dahi ayrımcı bir hukukun nasıl yer aldığına dair bir örnekle başlamak istiyorum. Bu bölümde geçiyor. 65’inci maddeyi okumak istiyorum: “Defterler ve gerekli diğer kayıtlar Türkçe tutulur.” Şimdi, ticaretin, sermayenin, paranın ne milliyeti vardır, ne etnisitesi vardır, ne cinsi vardır, ne bölgesi vardır…
ALAATTİN BÜYÜKKAYA (İstanbul)Resmî dil… Resmî dil…
HASİP KAPLAN (Devamla)Ne olursa olsun, ticaret hayatında o ülkenin resmî dilini kullanmak kaydıyla her sermayenin de bir… Farklı ülkelerin ortak sermayelerinden oluşan şirketlerin dünyayı ahtapot gibi sardığı, Avrupa Konseyinin de iki resmî dilinin birinin İngilizce, birinin Fransızca olduğu dikkate alındığında, Dünya Ticaret Örgütünün kullandığı resmî diller dikkate alındığında, uluslararası ticaretin, tekellerin, holdinglerin, şirketlerin kendi alanları dikkate alındığında, şirketlerin elbette ki Türkiye’de ikamet ediyorlarsa, Türkiye’de merkezleri varsa, Türkiye’de şubeleri varsa Türkiye’deki resmî dili kullanmak kaydıyla farklı dillerde kendi defterlerini tutmalarında, yani resmî dil Türkçenin yanında İngilizce veya çokça ihracatımızın… İleride yap-işlet-devretle gelecek, Körfez ülkeleri Arap sermayesinin Arapça dilinde -hatta Latince de değil Arap harfleriyle dahi olsa- kendi defterlerinin Türkçe karşılığını tutmalarının veya -bütçede görüştük- yarın Zaho’dan Basra Körfezi’ne kadar gidecek demir yolunun ihalesini Türkiye’deki firmalar aldığında veya ülke aldığında, Kuzey Irak’tan geçecek Irak yönetimiyle yapılacak sözleşmelerde Kürtçe dilinin veya İran’la yapılacak ilişkilerde Farsçanın veya Türki cumhuriyetleriyle yapılacak ilişkilerde kendi ticari defter ve kayıtlarında -eğer Türkiye’de merkez şubeleri varsa, acenteleri varsa- onunla birlikte farklı bir dili kullanmaları kadar doğal bir şey olmasa gerek. Ancak bu yaklaşım tarzının ne yazık ki yasa ruhunda da yer aldığını görüyoruz ve “Kısaltmalar, rakamlar, harfler ve semboller kullanıldığı takdirde bunların anlamları da açıkça belirlenir.” denen bu cümlede, farklı dillerde ve farklı ülke değerlerinde olan işaretlerin anlatımının, dilinin yine o ülkede, o ülke dilinde olmasından da doğal bir şey olmasa gerek.
Biz, aslında bu tasarıyla ilgili zaman zaman önergelerimizi verdiğimizde hep dil kavramına takıldık. Dilde bir bütünlük yoktu, onunla ilgili ve bu bölümle ilgili önergelerimiz de var. Yine bu bölümle ilgili farklı tekliflerimiz de var. Bu önergelerimiz sanıyorum yapıcı bir muhalefet örneği olarak katkılarımızı ifade edecek. Biz, asla bu tür bir temel kanun çıkarıldığında ve… Belki otuz yıl, elli yıl Türkiye’de ticari hayatı belirleyecek bu kuralların oluşmasında ileride tutanaklarda koyduğumuz muhalefet şerhleri veya önergelerimiz ve söyleşilerimizle biz de sorumluluğumuzu taşımış olacağız.
Biz, bu duygularla, bu bölümle ilgili önergelerimizi zaman ve ekonomiyi de düşünerek kısa tuttuk. Bu bölümde de katkı sunmaya çalışacağız ancak bu temel yanlışların biraz tabu anlayışından, resmî anlayıştan, yani ticarette tek dil olmaz anlayışından da yola çıkılarak düzeltilmesinde yarar buluyoruz.
Teşekkür ediyorum. Bu duygularla katkımızı sürdüreceğiz.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
64 konuşma daha · 4 Aralık 2008