İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 26. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Türk ticaret kanunu (s.s.96)

Hasip Kaplan

Şırnak Milletvekili ·

Genel Kurul, 26. Birleşim · 3. yasama yılı · 4 Aralık 2008 · 477 kelime · yaklaşık 2 dakikalık okuma

Kaynak göster

Hasip Kaplan, 4 Aralık 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 26. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK TİCARET KANUNU (S.S.96)); konuşma 477 kelime.

Hasip Kaplan (Şırnak). “Türk ticaret kanunu (s.s.96)”. TBMM Genel Kurulu, 26. Birleşim tutanağı, 4 Aralık 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2008-12-04-turk-ticaret-kanunu-s-s-96-4 (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

HASİP KAPLAN (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada çıkaracağımız her yasanın Anayasa’ya uygun olması gerekir. Bu, temel kuraldır. Bu temel kurala göre seçimler yargı gözetiminde yapılır, Yüksek Seçim Kurulunun denetiminde yapılır. Seçim de seçim kütüğüyle başlar. Oysa burada, yakın zamanda, martta çıkarılan bir yasayla 33 ve 40’ıncı maddelerle adrese dayalı sayım sistemi ile kütük oluşturuldu. Yüksek Seçim Kurulunun bu konuda denetimi, İçişleri Bakanlığına; TÜİK’e, başka bir bakanlığa, Sayın Ekren’in olduğu Başbakan Yardımcılığına; bağlı iki farklı bakanlığa intikal ettirildi. Burada üç bakanlık bu olayda sorumlu, biri Adalet Bakanlığı; gerçekten “YSK’nın işine karışamıyorum.” diyebilir mi, Anayasa’nın hükmü varken “Yüksek Seçim Kurulu seçmen kütüklerini denetlemeyecek.” diyebilir mi? Diyemez. Sorun burada, tartışma burada. Kamuoyunu bu konuda aydınlatmak gerekiyor. Çünkü adrese dayalı sistemi getirirseniz…

Burada gündem dışı konuşmada ben açıkladım: Ceylanpınar’dan 50 kilometre ötede, şehrin dışında, Ceylanpınar içinde yerleşik olmayan 3.600 kişi kaydedildi Ceylanpınar merkezine. Adrese dayalıysa, TİGEM’de oturuyorlardı, 50 kilometre ötede, ne işleri var Ceylanpınar merkezine kaydedilmesine? Bu da yanlış. İşte, YSK’nın yargı denetimini, seçim kütüğü dâhil, her aşamada, hiçbir yere bırakmaması gerekiyor.

Biz bu önergeyle yine Ticaret Kanunu’na katkı yapmaya çalışıyoruz, dilini düzeltmeye çalışıyoruz. Ancak ticaretin de, iktisadın da, ekonominin de gelişebilmesinin asgari koşulları var. Eğer bir ülkede asgari düzeyde hukuk devleti yoksa ticaret kanununun en iyisini çıkarın, hiçbir şeye yaramaz. Eğer bir ülkede insan hakları, hukuk ve demokrasi yoksa “en mükemmel demokrasiyi işletiyoruz.” deseniz de o ticaret kanunu güçlerin durumuna göre değişir.

Güney Afrika’da da Zimbabwe’de en son yeni bir anayasa yaptılar. İnanın, çok modern bir anayasa ama uygulanıyor mu? Uygulanamıyor. Biz de 1982 askerî darbesi ile gelen bir anayasayla yirmi sekiz yıldır cebelleşip duruyoruz, değiştiremiyoruz. Bu anayasa tozlu raflara niye kaldırıldı, neden kaldırıldı, neden bir yıl tartışıldı, Amerika’da tartışıldı, sonra bu anayasa tozlu raflara kaldırıldı? Bilmiyoruz. Kim istedi, tartıştırdı; kim istedi, taslak yaptırdı; kim istedi, durdurdu? Bilmiyoruz.

Siyasi Partiler Yasası’nı değiştirmiyoruz. Zaten seksen bir madde değişti ve kadük duruma geldi. Seçim Yasası’nı değiştirmiyoruz. Baraj yüzde 10, kaldırmıyoruz. Lider sultası devam ediyor. Parti içi hukuk yok, adaylar özgür belirlenemiyor. Halk özgür iradesiyle seçime kendi adayını, istediği kişiyi gönderemiyor. Hâl böyle iken Türkiye düşünce ve örgütlenme özgürlüğünü de yaşayamıyor, toplantı ve gösteri yasalarının haklarını kullanamıyor. Yine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin verdiği yüzlerce karara rağmen, Anayasa’nın 90’ıncı maddesi çok açık hüküm taşımasına rağmen 2004 değişikliğinde, “İç hukukla uluslararası sözleşme arasında çelişki olduğu takdirde uluslararası sözleşme uygulanır.” hükmü de uygulanmıyor.

Şimdi böylesi bir ülkede biz, temel bir kanunun tartışmalarını yürütürken bu temel kanunun bir hukuk devletinde işleyebilme koşullarını da yaratmak zorundayız. Elbette ki demokrasi kolay bir şey değil, çoğulculuk ister, katılımcılık ister, ortaklaşma ister, farklılıklara tahammül ister. Demokrasilerde azınlığı hukuk korur, bağımsız yargı korur, hukuk devleti korur. Eğer bağımsız yargı koruyamıyorsa, eğer hukuk koruyamıyorsa, güçsüzlerin dayanacağı bir güç yoksa o ülkedeki yönetim şekline demokrasi diyemezsiniz. Diktatörlük denebilir, polis devleti denebilir, farklı isimler olabilir, sultanlık olabilir, imparatorluk olabilir ama hiçbir zaman böyle bir yönetim tarzı demokrasi değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

64 konuşma daha · 4 Aralık 2008

64 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook