Danışma kurulu önerisi
Şırnak Milletvekili ·
Genel Kurul, 102. Birleşim · 3. yasama yılı · 10 Haziran 2009 · 855 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hasip Kaplan, 10 Haziran 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 102. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DANIŞMA KURULU ÖNERİSİ); konuşma 855 kelime.
Hasip Kaplan (Şırnak). “Danışma kurulu önerisi”. TBMM Genel Kurulu, 102. Birleşim tutanağı, 10 Haziran 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2009-06-10-danisma-kurulu-onerisi (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
HASİP KAPLAN (Şırnak)Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, ülkemizde sık sık tartışılan, dışa bağımlı hâle gelen enerji politikalarının araştırılması, enerji ve güvenlik konularında gerekli çalışmaların yapılması, çevreye etkileri amacıyla Demokratik Toplum Partisi adına vermiş olduğumuz önergeyle ilgili söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Ülkelerin toplumsal ve ekonomik gelişimlerinin sürükleyici unsurlarının başında enerji gelmektedir. Enerji, günlük yaşamımızın ve üretimimizin en önemli girdilerinden birisidir. Bu nedenle ülkenin ve enerji sektörünün yönetimini üstlenenler, toplumun ve ekonominin gereksinim duyduğu enerjiyi yeterli, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli ve çevreyle uyumlu bir şekilde sunmak yükümlülüğündedirler ancak ülkenin enerji arz güvenliği açısından da bu kaynakları çeşitlendirmek zorundadırlar.
Ülkemizde öncelikli bütün yerli ve yenilenebilir enerji kaynakları tespit edilerek -çevre koşulları da göz önünde bulundurularak- tüketime sunulmasını amaçlayan, enerji kaynağı ve kaynak ülke çeşitlemesi özelliğini gözeten, dışa bağımlılığının sakıncalarını ülke içi önlemlerle ve stratejilerle en aza indirgeyen bir politikanın benimsenmesinde yarar vardır.
Enerjinin, kaliteli, ucuz, yeterli ve çevreyle uyumlu bir şekilde temini tüm dünya ülkelerinin gündeminde olan bir konudur. Ülkemizde ise, sürdürülebilir kalkınma ve enerji konusunda uzun soluklu bir politika oluşturulamamıştır. Çağdaş medeniyetleri yakalama hedefi olan ve sürdürülebilir bir gelişme ve büyüme politikalarını benimseyen ülkemiz, doğru verilerden hareket ederek, ülkenin içinde bulunduğu koşulları dikkate alarak, yerli ve yenilenebilir kaynaklara öncelik vererek, teknolojik, ekonomik, sosyal, çevresel faktörleri optimize eden bir enerji stratejisi, politikası ve enerji arz-talep dengesi oluşturmak durumundadır.
Ülkemizin toplam enerji tüketiminin yaklaşık dörtte 1’ini kendi öz kaynaklarından –ki, bunun başında Batman’da petrol, GAP projesi kapsamında yüzde 48,7 elektrikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nden hemen hemen enerjinin yüzde 90’ı karşılanmaktadır- geri kalan kısmı ise ithalat yoluyla karşılanmaktadır. Enerji açığı ve dışa bağımlılığın maliyeti 50 milyar doları aşmış bulunmaktadır.
Ülkemiz, çok çeşitli birincil enerji kaynaklarına sahip bir ülkedir. Ülkemizde, taş kömürü, linyit, bor, ham petrol, doğal gaz, uranyum ve toryum gibi fosil kaynak rezervleriyle, hidroelektrik, jeotermal, güneş, rüzgâr, dalga enerjisi gibi tükenmez kaynak potansiyelleri bulunmaktadır. Zengin kaynakları olan ülkemizde yerli üretime geçilmediği sürece, geçiş enerjisi politikaları, dışa bağımlılık ve doğu-batı arasında boru hatlarının geçtiği bir köprü olma yaklaşımı enerji açığını her geçen gün artırmaktadır.
Doğal gaz piyasasında çalışan şirketlerin dizayn edilmesi, enerji üretimi, kaçağı, kullanımı konusunda sağlıklı bir politikayı geliştirmemenin sonucu olarak 2008 yılında doğal gaz, petrol ve elektriğe defalarca yapılan ve yüzde 100’lere varan zamlarla ekonomi olumsuz etkilenmiş 2009 kışını soğukta geçirme tehlikeleri baş göstermiştir.
59 ve 60’ıncı AK PARTİ hükûmetleri ithal enerji üzerinde durarak ve enerjisinin büyük çoğunluğunu İran, Bakü-Ceyhan veya Kerkük’ten petrol boru hatlarıyla alarak, ülkemiz şu an enerji açısından risk altında bulunmaktadır. Bir gün bu vanaların kapanabileceği gerçeğini de hesaba katmamız gerekiyor.
Hükûmet bir yandan ithal enerji ile dışa bağımlılığı geliştirirken, diğer yandan yenilenebilir enerji kaynakları yerine geçiş coğrafyası politikası uyguluyor. Öte yandan enerji açığını kapatmak için de nükleer enerji santrallerine başvuruluyor. Hâlbuki nükleer enerji santrallerinin Türkiye’deki payı enerji üretiminde yüzde 2’yi geçmiyor. Çevrecilerin duyarlılığı karşısında Başbakan “Ben çevrecilerin daniskasıyım.” dese de, Sinop, Mersin, Fırtına Vadisi, Şırnak ve Allianoi’de birçok yerde nükleer ve kömüre dayalı santraller yaşam hakkını ve çevreyi tehdit ediyor.
Yapılacak Ilısu barajıyla tarihî Hasankeyf; Cizre barajıyla da Alo Dino Kalesi, Fındık Harabeleri, Fekayi Tayran Camisi, Timur Pençeleri, Asur Kuleleri gibi tarihî yerler sular altında kalacak, doğal çevre, binlerce yıllık tarih sulara gömülecek, ekolojik dengeler sarsılacaktır.
İran’ın zaman zaman vanaları kapatmasıyla karşılaşılan durum, Orta Doğu’da süren savaş, Kafkaslarda patlak veren gerilimler, her an boru hatlarının kapatılma riski olduğunu gösteriyor. Enerjinin ülke güvenliğiyle bağlantısı dikkate alındığı zaman, önümüzdeki yıllarda kültürel değerlerimizi ve çevreyi de koruyan enerji kaynaklarına yönelme konusunda yeni politikaların geliştirilmesi kaçınılmazdır.
Kuzey Irak Kürt yönetimi ile iyi ilişkiler, yapılacak petrol aramaları, Kerkük’te barışçıl ve tarafsız bir politika, Kürt sorununun barışçıl, demokratik çözümü, enerji sorununu da çözmeye katkı sunacaktır.
Enerji konusunda araştırma yapılarak yeni bir planlamaya gidilmesi, ithal ve geçiş enerjisi yerine kaynak enerjisi sağlanması, ülkemizin doğal zenginliklerinin değerlendirilmesi, çevreye duyarlı bir yaklaşım, riskleri azaltacak, enerji açıklarını kapatacak, ülke ekonomisine ve güvenliğine ciddi katkılar sunacaktır. Bu nedenle, Meclis araştırma komisyonu kurulması konusundaki önerimizin Genel Kurulca dikkate alınacağını düşünüyoruz.
Son dönemlerde özellikle Kafkaslarda, Orta Doğu’da ve son Nabucco Projesi’yle beraber Rusya’nın Avrupa’ya doğal gaz ihracı konusundaki gelişmeler dikkate alınacak olursa, enerji ve güvenlik, ikisi bir arada… Yani bir ülkenin enerji kaynaklarını kendisinin üretmesi, yaratması, aynı zamanda ülkenin kendi güvenliğini koruması anlamına da geliyor.
Son olarak, Orta Doğu’da bitmeyen çatışmaların nedeninin kaynağında, yine Kafkaslarda, Gürcistan ile Rusya arasında baş gösteren sorunlarda, Azerbaycan ile Ermenistan arasında meydana gelen sorunlarda yine doğal gazla, petrolle ilgili bağlantıların olduğunu görüyoruz.
Bugün için, Türkiye, Orta Doğu petrollerinden ne yazık ki yeterince yararlanmamaktadır. Özellikle Kuzey Irak’ta, yeni yeni, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının bazı şirketlerle birlikte bazı çalışmaların yapılması düşünülse de… Ülke içinde, özellikle haritalarda yeri olan Silopi’deki, Şırnak’taki -bütün Cudi Dağı dâhil- kömür yataklarının, yani “katı petrol” olarak tabir edilen bu kömür yataklarının altında petrol denizinin olduğuna bütün bilimciler işaret ediyor. Hemen yakınında bulunan İdil’in Kozluca köyü, Nusaybin’e bitişik Dinçer petrolleri, doğal gazı dikkate alındığında ve Nusaybin, İdil, Cizre, Habur, Silopi sınır boyunda Irak ve Suriye tarafında yüzlerce petrol kuyusu olduğu, Irak’ın ve Suriye’nin petrol çıkardığı dikkate alınacak olursa, Türkiye’de kendi enerjimizi yaratmak, kendi petrolümüzü çıkarmak, kendi kaynaklarımızı kullanmak konusunda çok sağlıklı bir politikaya sahip olmadığımız görülmektedir.
Biz, bu önergeyle ülkemizin en hayati konusunda bir araştırma komisyonu kurulmasının faydalı olacağını düşünüyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
64 konuşma daha · 10 Haziran 2009