İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 106. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Kamu finasmanı ve borç yönetiminin düzenlenmesi hakkında kanunda değişiklik yapılması hakkında (s.s.386)

Hasip Kaplan

Şırnak Milletvekili ·

Genel Kurul, 106. Birleşim · 3. yasama yılı · 17 Haziran 2009 · 1.860 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

Hasip Kaplan, 17 Haziran 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 106. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU FİNASMANI VE BORÇ YÖNETİMİNİN DÜZENLENMESİ HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.386)); konuşma 1.860 kelime.

Hasip Kaplan (Şırnak). “Kamu finasmanı ve borç yönetiminin düzenlenmesi hakkında kanunda değişiklik yapılması hakkında (s.s.386)”. TBMM Genel Kurulu, 106. Birleşim tutanağı, 17 Haziran 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2009-06-17-kamu-finasmani-ve-borc-yonetiminin-duzenlenmesi-hakkinda-kanunda-degis (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

DTP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’yla ilgili Demokratik Toplum Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Küresel krize bağlı olarak yaşanan olumsuzluklar nedeniyle bu yasanın çıkarıldığı söyleniyor. Küçük ve orta büyüklükteki işletmelere, firmalara finansman kaynağı sağlanması, kredi sistemi açısından bazı sıkıntıların giderilmesi, Toprak Mahsulleri Ofisine de borçlanma senetleri konusunda destek olunması hedeflenmektedir.

Biz, prensip olarak ekonomide, sıkıntılarda özellikle küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin desteklenmesi konusunda, özellikle bu kriz dönemlerinde bir desteğin yapılmasını doğru buluyoruz ancak küresel kriz karşısında bu küçük paketlerin, bu küçük değişikliklerin ne kadar etkili ve sorun çözücü olacağının üzerinde durmak gerekiyor.

Bu yasa tasarısında Toprak Mahsulleri Ofisinin 1 milyara kadar, borç senetleriyle olsun, borçlanması özellikle buğday alımlarında düşünülüyor. Peki, Toprak Mahsulleri Ofislerinin depoları yeterli değil, fındık alımı var, zeytin var, üzüm var, incir var, diğer mahsuller var. Peki, onlara bakış açısı ne olacak? Bu konuda da bir sıkıntı olduğunu görüyoruz ama asıl sıkıntı bütçede yeri olmayan bu borçlanmayı, tahvilleri nasıl sağlayacaksınız, sorun burada.

Şimdi, küresel krizle ilgili Meclise vermiş olduğumuz bir araştırma önergemiz var. G-20 zirvesine Sayın Başbakan katıldıktan sonra şunu söyledik: Demokratik Toplum Partisi bu küresel krizin Türkiye’yi de vuracağını ve etkileyeceğini söyleyerek Meclisin bu konuda önlem almasını söyledi ve bu konuda Meclise verdiğimiz araştırma önergesinde küresel krizin özellikle başta ABD olmak üzere Avrupa Birliği ülkelerinde gelişmesi, Türkiye'nin ekonomisinde ihracatının yüzde 60’ının üzerinde bu ülkelere -100 milyar dolar civarında- olması nedeniyle Türkiye'nin mutlak surette önlem alması gerektiğini söyledim. Ancak -bu konuda- bunu Hükûmete bir türlü anlatamadık çünkü “Küresel kriz teğet geçiyor, bizi etkilemiyor, fırsata çevireceğiz.” deniliyor. Arkasından da muhalefet bir şeyler söylediği zaman bizler “Efendim, kriz tellallığı yapılıyor.” deniliyor. Yani gerçekten eğer kriz etkilemiyorsa bu küçük, minik paketler, daha önce KOBİ’lerle ilgili, KOSGEB’le ilgili, teşvikle ilgili küçük küçük, minimini paketler çıkarıldı. Neden? Şimdi, küresel krizin 71,5 milyon insanımızı etkilediği dikkate alınmıyor. Sanki sadece finans sektörü, bankacılık sektörü, küçük KOBİ’ler, küçük firmalar, orta boy firmalar, sadece işverenler, sadece sermaye kesimleri etkileniyormuş gibi bir yaklaşım tarzı gerçekten yanılgının en büyük noktası.

Peki, madalyonun öbür yüzünde, emekçi kesim ve tarım sektörü, köylülük, köylüler, üretime katılan vatandaşlarımız, milyonlarca emekli, milyonlarca çalışan, işçi, ücretli, memur, maaşlı, bunların hiçbirisi küresel krizden etkilenmiyor mu? Bunun göstergeleri aslında sosyal olarak toplumdaki gelinen ve sinyallerini verdiği bir noktaya gelmiş durumda toplum. Toplum cinnet geçiriyor aslında farkında değiliz. Kredi kartlarının tamamının borçlanması, 1 milyonun üzerinde kredi kartları borçlarının icra ve iflasa götürmesi, bankalara haciz şokları, bankalardan evlere, kişilere haciz şokları… Toplumda bir yandan böylesi bir kıskaç yaşanırken, diğer taraftan cep telefonları, dolaylı vergiler, petrole, akaryakıta yapılan zamlar, doğal gaza yapılan zamlar, elektriğe yapılan zamlar, suya yapılan zamlar, ekmeğe yapılan zamlar ve bütün bunların sonucu enflasyonun artması, dış borçların artması, ödeme güçlüğü, ihracatın daralması, yatırımın durması ve işsizlik. Bunun verileri aslında çok net hissediliyor. İstediğimiz kadar teğet geçtiğini söyleyelim. Sayın Başbakan: “Etkilemiyor, teğet geçiyor.” diyor.

Bakın, ne kadar teğet geçtiğini göstermek için yakın tarih tespitlerine geçeceğiz. Martta tarihî rekorundan dönen işsizlikte dünya 3’üncüsüyüz bakın. Son verilere göre Güney Afrika yüzde 235 ile ilk sırayı alıyor. Sonra, bakıyoruz 2’nci sırada İspanya, 3’üncü sırada Türkiye yer alıyor. Yüzde 14,4 ile de Letonya 4’üncü sırada. Peki, bu rakamlara baktığımız zaman işsizlikte, bu krizin etkilediği inşaat sektörü, tekstil sektörü, sanayi sektörü, otomotiv sektörü ve diğer alanlardaki işsizliklerle beraber AK PARTİ’nin iktidar olduğu 2002 yılından 2009 yılına çizilen grafiğe dikkat ettiğimiz zaman gelinen nokta korkunç bir noktadır. 2002’de 10,3 olan işsizlik oranı 2003, 2004, 2005’te yine aynı oranlarda seyrediyor. 2006’da bir ara 9,9’a düşüyor ve akabinde yine fırlıyor en son 2009 Şubatında 16,1’e. Genç işsizler oranının çok fazla olması -aslında burada çok ciddi bir oran yüzde 27,5- bu da düşünüldüğü zaman bugün 2,3 milyon kişi, zaten iş bulma umudunu kesmiş olan büyük bir rakam.

Bilmiyorum, milletvekili olarak benim Mecliste halkla ilişkiler odama gelen en büyük talep, en fazla talep -batıdan ve doğudan, Karadeniz’den ve güneyden- işle ilgilidir. Hem vasıflı hem üniversite mezunu hem genç en fazla Mecliste başvuru gerekçesi iş, iş talebi. Üniversite bitirmiş, evli barklı, bir yerde çalışamayan insanlarımız.

Şimdi, Türkiye gerçeklerine baktığımız zaman, ya dayısı olacak ya adamı olacak ya torpili olacak anlayışıyla hâlâ iş bulma umuduyla çalışan bir çalışma ortamının adil olduğunu söyleyemeyiz.

Biz bütçe görüşmelerinde bu kürsüden ifade ettik, söyledik. Küresel krizin etkisi sonucu, daha 2009 bütçesi görüşülürken, bütçe görüşmeleri esnasında, IMF’nin de dayatmaları sonucu bu bütçe revizyon gördü. 6,7 milyar -bütçe görüşülürken uğradığı- revizyon. Aslında IMF’nin öngördüğü rakam 20-25 milyar.

Bugün IMF heyeti Ankara’da, Hükûmetle görüşmeler hâlinde. Bugüne kadar, IMF’yle, bu kriz sonrası imzalaması gereken protokolü imzalamadı. Bugün öğreneceğiz. Ama şu krizle ilgili 20 milyar, 30 milyar, ne anlaşma yapılacak? 2011’e kadar mı? Yani ülkemizin bu borç, bu taahhüt altına sokulması durumunda, nezaketen, demokrasi gereği, çoğulculuk gereği, katılımcılık gereği, Başbakanın veya ilgili bakanların gelip Meclise bir bilgi vermesi gerekir, bir bilgilendirme yapması gerekir, ama bu tür bir demokratik, çoğulcu, katılımcı anlayışı göremiyoruz.

Ne oluyor peki? Durum iyiye mi gidiyor? Hayır. Bakın, bütçede beş aylık açık yıllık hedefin 2 katı oldu. Beş aylık açık 2 katı oldu. Bütçe açığı, yılın ilk beş ayında, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 903,9 artarak… Bakın, bu bir rekordur, korkunç bir rakamdır bu, bunu hiç kimse anlamayabilir.

Bakın, toplumsal cinnet geçiren -batıda, doğuda fark etmiyor- çocuklarını öldüren, ailelerine kurşun sıkan ve intihar eden birçok insanların hepsinin odağında ekonomik bunalım vardır, parasızlık vardır, borçlanma vardır, haciz vardır. Bunları, toplumu sosyal çürümüşlüğe doğru iten bu etkenleri çok iyi görmek ve değerlendirmek gerekiyor.

Şimdi, bu rakam, 2 milyar 60 milyon TL’den 20 milyar 683 milyon TL’ye yükseldi beş ayda. Bakın, Maliye Bakanının 2009 bütçesiyle ilgili öngörüsü 10 milyar civarında bir açık, rakamlar burada.

Şimdi, bu krizi yönetme konusunda Hükûmete şunu açıkça söylemek istiyoruz: Evet, üç beş tane mini paket getirdiniz. “KOBİ” dediniz “KOSGEB” dediniz “firma” dediniz “ticaret” dediniz “sınır ticareti” dediniz “şirket” dediniz “banka” dediniz “kredi” dediniz; iyi, güzel. Peki, milyonlarca emekçi ne olacak? Milyonlarca emekçi… Tarım endüstrisi, tarım üretimi ne olacak? Tarım gibi, Türkiye'nin çok zengin olduğu bir alanda çöken, gübre parasını, üretim parasını karşılayamayan bir tarım sektörü ne durumda olacak? Buğday taban fiyatları şimdiden insanların uykusunu kaçırmış durumda. Geçen seneki taban fiyat yüzde 6-7’lerde buğday alımı, bugün yüzde 5’lerde düşünülüyor. Fındık ile ilgili “Fındık üretim rekoltesi yüksek.” deniliyor, Türkiye yüzde 75’ini karşılıyor. Kardeşim, çok karşılıyor, çok kazanıyor, çok üretiyor diye kendi üreticisini cezalandıran başka bir devlet var mıdır? Bakınız, eğer çok üretiyor diye… Çok petrol üreten ülkelerin de satamaması gerekiyor, çok balık tutan ülkelerin de dört tarafı deniz olan ülkelerin de balığı satamaması gerekiyor.

Bu kriz ortamında şu fotoğrafı görmek gerekiyor artık: Dünyanın haritası ekonomik olarak değişiyor, dünyanın sistemi değişiyor. Yeni ekonomik politikaları, yeni stratejileri, yeni programları Türkiye'nin önüne koymasının artık zamanıdır. Neden zamanıdır? Gördük, bir sosyalist sistem vardı. Reel sosyalist sistemin çökmesi sonrası Doğu Bloku ülkelerindeki gelişmeleri, serbest piyasa ekonomisine dönüş alanındaki devletleştirmeyle ilgili hataları, özelleştirmeleri nasıl yeniden revize etme gibi bir yarışa girdiklerini gördük. Ama öbür tarafta da kapitalist sistemin çöküşü, bu küresel krizden dibe vuruş durumu söz konusu.

Şimdi, bu durumda iki modelin de, kapitalist ve sosyalist modelin de çöküş sürecini ekonomik alanda yaşadığı bu yüzyılda Türkiye’nin yönünü dünyada fırsatı değerlendirebileceği, iş yapabileceği alanlara çevirmesi gerekiyor. Hindistan, milyarlarca nüfusun olduğu Çin, milyarlarca nüfusun olduğu Uzak Doğu’ya yönelmesi gerekiyor. Bu güzelim ülkenin yer altı ve yer üstü zenginlikleri o kadar çok ki, bunları satabileceği pazarları şimdiden oluşturması gerekiyor.

Şimdi sorun, burada, üretim, istihdam konusunda doğru bir politika geliştiremeyen Hükûmet, diğer taraftan şunu yapıyor: Diyor ki: “Bu açıkları kapatmanın bir tek yolu vardır: Muhalefeti sustururum. Sendikaları, emek, meslek örgütlerini sustururum. Grevlerini erteletirim. Ee, seslerini çıkardıkları zaman da copu indiririm.” Hep böyle olmuş. Küresel kriz yaşanan her dönemde muhalefet ne zaman ki ses çıkarmıştır, memur sendikaları ne zaman Kızılay Meydanı’na gelmiştir su sıkılmıştır, cop indirilmiştir. Bu alanda müdahaleler başlamıştır.

Şimdi, özgürlük mü üretim mi, demokrasi mi güvenlik mi ikilemleri içine sokularak ülkenin güvenliği de aynı şekilde, yok güvenlik önemli demokrasi önemli değil anlayışının arkasına sığınılarak demokratikleşmenin önü kesilmek istenmektedir.

Şimdi ben size tarım sektörüyle ilgili bir iki veriden bahsetmek istiyorum. Ziraat mühendisleri odalarının tarım sektörüyle ilgili bazı tespitleri var. Diyor ki: “Krize karşı alınacak önlemler içinde tarımın sözü bile geçmiyor.” Evet, geçmiyor. Oysaki 5,5 milyar TL olarak açıklanan 2009 tarım destekleme bütçesi, Tarım Kanunu’na göre de gayrisafi millî hasılanın yüzde 1’inden az olmaması hükmünü yerine getirmesi için yaklaşık 10 milyar TL olması gereken bir rakamdır. Nerede? Hani paket? Yani, Hükûmet, iyi, götürüyor, küçük küçük paketler… Tarım sektörü için ne getireceksiniz kardeşim? Yani, tarım sektöründe diyebilecek misiniz: GAP’a biz 3,5 milyar lira İşsizlik Fonu’ndan harcadığımız parayı… Sayın Bakanımız burada. Evet, bu parayı aldık, Atatürk Barajı’ndan suyu direkt Harran’a geçtik. Oysa Atatürk Barajı’ndan Harran’a gidene kadar arada iki üç tane kasaba, ilçe, belde vardı. O arazileri sulamadık, Harran’ı suladık, kabul. Harran’dan Mardin Ovası’na, oradan da Habur’a kadar sulama var. Bu 3,5 milyarla, ben bu parayı, hazır parayı, depodaki, kaynaktaki parayı bir senede sulama kanallarını yaparak bölgede tarıma kazandıracağım; bu da yüz binlerce, hatta milyonlarca istihdam, işçi, tarım endüstrisi, tarım sanayisi demek.

Bir örnek veriyoruz, bu anlayış anlamında bunu ifade etmeye çalışıyoruz. Tarım sektörü elbette ki krizden önemli ölçüde etkileniyor. Çünkü tarım ürünlerinin zorunlu ihtiyaçlar olan gıda ve giyim ihtiyaçlarını karşılayan ham madde niteliğinde ürünler olması itibarıyla talep açısından belki otomotiv, dayanıklı tüketim malları, tekstil, inşaat ve turizm sektörleri kadar olumsuz etkilenmeyebilir çünkü zorunlu bunlar. Ancak şunu görmek gerekiyor: Dış pazarlara yönelik yaş meyve sebze, fındık, kuru üzüm, kuru incir benzeri ihraç ürünlerinde bir talep daralması söz konusu olabilir, beklenebilir. Bu pazarları aşmak o Hükûmetin, o bürokratlarının, o bakanlıklarının, genel müdürlüklerinin öngörüsüne, çalışmasına ve yeteneğine biraz da bağlıdır.

Bu açıdan baktığımız zaman tarım alanında hiçbir desteklemenin yapılmaması karşısında şöyle bir şeyler yapılıyor: Tekel ürünlerine tekrar şu kadar zam yapalım, oradan 900 milyon TL’lik bir kaynak sağlayalım. Şimdi, 71,5 milyon insanımızın 25 milyonu, 30 milyonu aile olarak ücretli ve maaşlı. Parası kirasına, yakıtına, suya, elektriğe yetmeyen memur ve işçi pazara gittiği zaman pazarda, dükkânda, mağazada alışveriş edecek parayı cebinde bulamıyorsa, maaşı ayın başında bitiyorsa, kredi kartlarıyla borçlanmışsa, alışveriş yapamıyorsa iç pazarda canlanmayı nasıl sağlayacaksınız? E, bunun da bir yöntemi olması lazım. Cebinde parası olmayan vatandaş alışveriş yapamaz, bu çok açık bir kural. Peki, bunlara yönelik bir teşvik var mı, bir çalışma var mı? Maalesef, Hükûmet kanadında da bunu göremiyoruz. Oysaki biz bu konularda aslında çok açık ve net politikaları buralarda defalarca açıkladık, yine açıklayacağız.

Evet, bir küresel kriz gerçeğimiz var. Bunu aşmak zorundayız, atlatmak zorundayız. Türkiye rahata, düze çıkmak zorundadır. Bunun için bu çatışma sürecini durdurmak zorundayız. Türkiye’de silahların susmasını sağlamak zorundayız. Bu silahlanma harcamalarına, operasyonlara, bombalara harcayacağımız paraların büyük bir bölümünü ülke ekonomisine, yatırımına döndürdüğümüz zaman milyarlarca dolar kendi bütçemize kazandırmış olacağız. Bu konuda, Hükûmetin gerçekten sağlıklı bir politika yürüttüğünü söylemek mümkün değildir.

Yine tarım sektörünün desteklenmediğini, emek ve meslek örgütlerinin taleplerinin dikkate alınmadığını, emekçi kesime yönelik bugüne kadar, işte 2007’de başlayan krizin günümüze kadar etkilerini dikkate aldığımızda, tek bir paketin açıklanmadığını görüyoruz. Buradan sormak istiyoruz. Hangi sosyal önlemleri alacağız? Sosyal önlemlerimiz ne olacak? Hane halkına, tarıma, küçük işletmecilere, yeşil kartlılara ve istihdamı koruma ve artırmada, zenginden, varlıklıdan, kazanandan, kazandığı kadar vergi alma adaletini ne zaman sağlayacağız? Sekiz senedir… Gelir vergisi reformu, gelir vergisi yasa tasarısını ne zaman Meclise getireceğiz ki, bu gelir vergisini adaletli bir sisteme dönüştürdükten sonra varlıklıdan kazandığı kadar vergi aldığımız zaman, bu ülkede de ekonomi rayına girecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

58 konuşma daha · 17 Haziran 2009

58 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook