İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 109. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Avrupa birliği genel sekreterliği teşkilat ve görevleri hakkında kanun tasarısı (s.s.:412)

Hasip Kaplan

Şırnak Milletvekili ·

Genel Kurul, 109. Birleşim · 3. yasama yılı · 24 Haziran 2009 · 1.982 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma

Kaynak göster

Hasip Kaplan, 24 Haziran 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 109. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: AVRUPA BİRLİĞİ GENEL SEKRETERLİĞİ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUN TASARISI (S.S.:412)); konuşma 1.982 kelime.

Hasip Kaplan (Şırnak). “Avrupa birliği genel sekreterliği teşkilat ve görevleri hakkında kanun tasarısı (s.s.:412)”. TBMM Genel Kurulu, 109. Birleşim tutanağı, 24 Haziran 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2009-06-24-avrupa-birligi-genel-sekreterligi-teskilat-ve-gorevleri-hakkinda-kanun (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

DTP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Birliği Genel Sekreterliği Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum ile Dışişleri Komisyonları Raporları hakkında Demokratik Toplum Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Doğrusu, Avrupa Birliği süreci Türkiye açısından çok önemli ve dönüşü olmayan bir yol içinde bazı eksiklikleri gidermeyi hedeflediğimiz bir süreç. Avrupa Birliği Genel Sekreterliği Teşkilatının oluşturulması da bu ev ödevlerinden, eksikliklerden birisi.

Biz Demokratik Toplum Partisi olarak, bu sürecin son üç yılda yavaşladığını, sekteye uğradığını, ilerleme kaydedilmediğini, özellikle ilerleme raporlarında belirtilen hususların dikkate alınmadığını, bir yavaşlama sürecine girildiğini görüyoruz. Parti olarak, Avrupa Birliği sürecinin güçlendirilmesiyle ilgili alınacak yasal önlemler konusunda her zaman desteklerimizi sunduk. Bu yasa tasarısını da parti grubumuz olarak destekliyoruz, eksiklikleri olsa bile bu süreçte gerekli olduğuna inanıyoruz çünkü 27 Haziran 2000 tarihinde daha 4587 sayılı Yasa’yla böyle bir sekreterlik kurulduğu zaman -Avrupa Birliği Genel Sekreterliği- henüz Türkiye aday aday üyelik sürecinden aday üyelik sürecine, yeni bir aşamaya girmişti ve bu sürecin getirdiği yoğun kapasite dikkate alınmadığı için görev, yetki ve sorumluluklar bu süreci karşılamaya yetmemiş, kadroların azlığı, hizmetin geri kaldığı, görevde uyumun sağlanamadığı gibi bazı tespitler zamanla ortaya çıkmıştır.

Avrupa Birliği sürecinde çok hayati önem taşıyan başlıklar olan iletişim, hukuk, mevzuat çevirisi gibi alanlarda da bu eski yapılanma, yani 4587 sayılı Kanun imkân tanımıyordu hem kadro hem araç hem bütçe olarak. Böyle bir donanım ve eleman eksikliği yaşanıyordu. Bizler, bu süreçte, Avrupa Birliğiyle ilgili gelen son iki yıldaki yasa tasarılarının özellikle Türkiye açısından bağımlılık getirmeyen, ilerleten, önünü açan tasarılardaki desteklerimizi sunduğumuz zaman, bir bütün olarak sürekli değerlendirdik. Klasik anlamda bir diplomatik müzakere anlayışı ötesinden, cumhuriyetin kuruluş felsefesinde, Batı çoğulcu demokratik hukuk devletleri düzeninden, çoğulcu demokrasilerden esinlenen, onurlu, çağdaş, uygar dünyanın bir üyesi olmanın gereklerini yerine getirecek bir Türkiye'nin önünü açacağını düşünerek bu gelişme süreçlerini çok yakından izledik. Bunu kabul etmek gerekir ki 59 ve 60’ıncı hükûmetler öncesi 57 ve 58’inci hükûmetlerin bu aday aday üyelik sürecinde, hatta gökkuşağı koalisyonunun Ulusal Program’ın oluşmasında çok büyük katkısı olduğunu ve en radikal kararların da bu dönemde çıktığını -Türkiye'yle ilgili- ifade etmekte yarar görüyorum. Örneğin, idam cezasının kaldırılması, işte Kürtçe yasağının kaldırılması, RTÜK Yasası’nda değişiklik, yönetmelikler çıkarılması. Resmî söylem ve statükonun kabuklarının kırıldığı bu süreçteki bu cesur adımların, daha sonra, 2002 sonrası, AK PARTİ hükûmetleri döneminde, yedi yıl süre içinde, her ne kadar TRT Şeş alanına gelse bile, böylesine radikal, etkili, resmî söylemin dışına çıkan bazı cesur adımlara hâlâ Türkiye'nin hasret kaldığını söylemekte yarar var.

Bizler, parti olarak, elbette ki birtakım hukuksal düzenlemelerin, demokrasinin, insan haklarının, planlı bir kalkınmanın, ekonominin, Türkiye'nin önünün açılmasının, kendi iç dinamikleriyle, kendi sistemiyle, kendi siyasi partileriyle, kendi Meclisiyle şüphesiz yol almasının en doğru olduğunu savunan bir partiyiz. Şüphesiz, bunun yanında iki dünya savaşının külleri üzerinde, acıları üzerinde, edindiği deneyimleri üzerinde oluşturulan Birleşmiş Milletlerin, evrensel hukukun, bölgesel paktların, Avrupa Konseyinin bütün süreçlerinde daha ilk başta yer almış Türkiye'nin, bu yer alış süreciyle beraber ağırlığını görmemiz ve kabul etmemiz gerekiyor. Bu ilişkilerimize bu yönüyle baktığımız zaman, bazı eksikliklerin, savsaklamaların, gerilemelerin yaşandığını da biliyoruz.

Bugün, Avrupa Birliği Genel Sekreterliği Yasası’nı görüştüğümüz şu saatlerde, partimizin sayın eş başkanları Avrupa Birliği Komisyon Üyemiz ve Dışişleri Komisyon Üyemiz, Avrupa Birliğinin büyükelçileriyle Ankara’da şu an bir yemek yiyorlar; bir tesadüf, çakışma sonucu böylesi bir tasarının görüşüldüğü ana denk geldi.

Biz, şüphesiz tüm siyasi partilerin hem ulusal hem uluslararası alandaki çaba ve gayretleri, Türkiye'nin önünün açılması, gelişmesi, çağdaşlaşması, uygar bir ülke olarak özellikle bulunduğu coğrafyada, Orta Doğu’da örnek bir ülke, bir demokrasi, bir hukuk devleti olması konusundaki çabalarda bu tasarının geç de olsa… Özellikle 2008 İlerleme Raporu sonrası böyle bir ihtiyacın dayatması karşısında kurulmasıyla personel sayısı az da olsa -Avrupa Birliğinin gelişmiş ülkelerine baktığımız zaman, nüfus olarak Türkiye’ye tekabül eden, 71,5 milyon nüfusu olan Türkiye’ye, Almanya, Fransa, İngiltere veya İtalya gibi büyük ülkeler denk geliyor- o ülkelerin Avrupa Birliği Genel Sekreterliği teşkilatlarını ve ayrılan bütçelerini dikkate aldığımız zaman, ona da eş, denk gelen bir genel sekreterlik olmasa bile bu kadroların, en azından, önümüzde Türkiye'nin çalışmaları açısından oluşturduğu şematik mekanizma olarak dikkate alırsak, Siyasi İşler Başkanlığı, Katılım Politikası Başkanlığı, Sektörel Politikalar Başkanlığı, Sosyal, Bölgesel ve Yenilikçi Politikalar Başkanlığı, Ekonomik ve Mali Politikalar Başkanlığı, Tek Pazar ve Rekabet Başkanlığı, Tarım ve Balıkçılık Başkanlığı, Mali İşbirliği Başkanlığı, Sivil Toplum, İletişim ve Kültür Başkanlığı, Eğitim ve Kurumsal Yapılanma Başkanlığı, Araştırma ve Dokümantasyon Başkanlığı, İdari Hizmetler Başkanlığı ve Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığının oluşturulmasını kanımca bu alanda, milletvekili olmadan önce de kendi meslek alanım itibarıyla önemli kurumsal başlıklar olarak görüyoruz ve bu alanlardaki bu eksikliklerin tamamlanmasının gerekli olduğuna inanıyoruz.

Geçen gün Dışişleri Bakanlığını aradım İnsan Hakları Genel Müdürlüğü Yardımcılığını ve şöyle bir şey sordum: “Türkiye ile ilgili verilen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin işte, 246 civarında kararı var. Bunların sizde resmî çevirileri var mı? Bir milletvekili olarak edinmek istiyorum.” dediğimde ne yazık ki, olumsuz cevap aldım ve bu çevirilerin hepsinin Dışişleri Bakanlığı bünyesinde olmadığı, bir kısmının Adalet Bakanlığının sitesinden yayınlandığını, ancak onlarla yetinebileceğimizi söylediler ve ben bundan üzüntü duydum bir hukukçu olarak, bir milletvekili olarak. Ben, ülkemle ilgili verilen kararların resmî çevirisine ulaşmak istiyordum çünkü resmî olmayan çevirilerde biliyorsunuz bazen bir virgül, bir nokta bazen kelime anlamsızlıklarına yol açabiliyor.

Diğer yandan, Avrupa Birliğinin Uygulama Başkanlığı, işte Genel Sekreterlikle birlikte fonların yürütülmesi, projeleri, ihale, uygulama, izleme konuları var.

Biliyorsunuz, daha önce, beş altı ay önce buradan projelerle ilgili çıkan bir yasa vardı. Oldukça yüklü bir proje yardımı kapasitesi getiriyor. Bu projelerin Türkiye sathında bütün bölgelere doğru yayılması için bilgi gerekiyor, bilgilenme gerekiyor. Bilgilenmeyi nasıl sağlarsınız? Türkçeye çeviri olur, Türkçe mevzuat İngilizceye veya Fransızcaya -iki resmî dili var Avrupa Konseyinin- bu ikisinin olması gerekiyor fakat bu konuda maalesef kurumsal yetersizlikler dikkati çekiyor.

Burada 2008 İlerleme Raporu’nun bir gereği olarak da gelse ben burada birkaç önemli başlıkta Hükûmeti, görevleri konusunda biraz daha duyarlı olmaya davet edeceğim. Evet, geliştirilmiş siyasi diyalog konusunda çabalar var. Gümrük Birliği ile ilgili yakın zamanda yine bir yasa çıktı buradan. Katılım ortaklığıyla ilgili ciddi sorunlar var ama temmuz ayına doğru gidiyoruz ve üç ay sonra Ekim İlerleme Raporu geldiği zaman göreceksiniz ki siyasi kriterlerde yine aynı başlıklar önümüze gelecek. Nedir bu aynı başlıklar? Parti kapatma davaları. Şimdi, bu parti kapatma davaları Adalet ve Kalkınma Partisine de açıldı, Demokratik Toplum Partisinin de davası şu an görülüyor. Türkiye, partilerin kapatıldığı, siyasi partilerin kapatıldığı, mezarlığı hâline geldiği, Guinness Rekorlar Kitabı’na girecek bir noktaya doğru giderken bu konuda Anayasa değişikliklerini, Venedik Kriterleri’ni dikkate alan, uluslararası içtihatları dikkate alan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin defalarca verdiği kararları içtihada alan bir düzenleme maalesef yapamamıştır ve bekliyor. Onun için yarın AK PARTİ hakkında eğer tekrar bir kapatılma davası açılırsa feveran etmeye -şimdiden peşinen söyleyeyim- hiçbir hakkı yok çünkü kendisi iktidar ve çoğunluk.

“Anayasa reformu” ilerleme raporlarında bir başlık olarak duruyor ve 82 Anayasası’ndan artık kurtulunması gerekiyordu. Bilmiyorum, şimdiye kadar “Uzmanlara, profesörlere taslak hazırlatıyorduk.” diyordu Hükûmet, bundan sonra ne diyecek Avrupa Birliğine merak ediyoruz. Yani Avrupa Birliğine “Hazırladık taslağı, rafa koyduk.” mu diyecekler? Çünkü o taslak iki senedir maalesef rafta ve Anayasa taslağını getiremiyoruz.

Hükûmetin bir önceki ilerleme raporunda aynen şu cümle çok ilginç bir betimleme getiriyor: “Geniş siyasi yetkilerine rağmen Hükûmet tutarlı ve kapsamlı bir siyasi reform programı ortaya koyamamıştır.” Doğru, koyamıyor. Çünkü günübirlik, eklektik, ihtiyaca göre, torba kanunlar, çorba kanunlar bir araya geliyor, öyle dönüyor Türkiye'nin döngüsü.

1997 yılında imzalanan EMASYA Gizli Protokolü hâlâ yürürlükte, bu her ilerleme raporunda gündeme geliyor; hâlâ kaldırılmış değil.

Yargı sisteminde sıkıntılar devam ediyor. Bağımsız yargı konusu ciddi bir sorun. Bakın, eğer “Değil.” diyorsanız bugün Genelkurmay Başkanlığı Askerî Savcılığının AK PARTİ ile ilgili, belgeyle ilgili bugün verdiği bir takipsizlik kararı var, diyor ki: “İşte, araştırdık, grafolojik, kriminalistik inceleme yaptık; jandarma laboratuvarı, polis laboratuvarı, sonradan da TÜBİTAK’ın ilgili bir biriminde yaptık, Adli Tıpta yaptık. Fotokopiydi, fotokopiden imza tespit edilemedi. Ben, bunun albayın imzası olduğunu tespit edemedim, takipsizlik kararı veriyorum. Buyurun, sivil yargı, sivil savcı, özel ağır ceza mahkemeleri görevi gereğini yapsın.” Tabii, askerî yargı ile sivil yargı arasında böyle bir çizgi konulduğu zaman, sivil yargının bağımsızlığı ve darbe ve Hükûmete yönelen bu tür şeylerde net şeyler konulmadığı zaman, Genelkurmay Başkanlığı da “Ben bu kadarını yaptım, buyur sivil savcı, meydan senin.” diyor. Şimdi göreceğiz, bağımsız yargı işleyecekse göreceğiz gereğinin ne olup ne olmadığını.

Yolsuzlukla mücadele politikası konusunda da çok ciddi adımlar atılmadığı bilinmektedir. Özellikle de dokunulmazlık, milletvekili dokunulmazlıkları bunun önünde bir engel. En çok dokunulmazlık dosyası olan bir parti biziz. Maşallah, Meclisteki üçte 2 dokunulmazlık dosyası bizim -iki yüz tane- fakat biz çocuklarımıza “Başımız dik, alnımız ak.” diyebiliyoruz. Ki biz düşüncelerimizi açıkladığımız için hakkımızda fezlekeler hazırlanıyor. Kürtçe “merhaba” dediğimiz için, “… …”(*) dediğimiz için hakkımızda fezlekeler düzenleniyor. Biz bundan utanç duymuyoruz. Yani düşünce suçundan yargılananların hiçbir dönem utanç duyduğu görülmemiştir ama yolsuzluk, ihale vesaire konularında sorunlar, fezlekeler oldu mu, kanımızca, Meclisin, hiçbir milletvekilinin artık dokunulmazlık zırhının arkasına saklanmaması gerekir. Kürsü dokunulmazlığı dışında dokunulmazlıkların kaldırılmasının çok doğru olacağına inanıyoruz.

İnsan hakları ve azınlıkların korunması konusundaki başlıklara baktığımız zaman da ne yazık ki çok fazla adım atmadığımızın ölçütlerinden birisi de İşkenceye Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne Ek İhtiyari Protokol’ü hâlâ imzalamış değiliz. Niye imzalamıyoruz, bunun bir türlü nedenini de bilmiyorum. Bir taraftan sıfır tolerans tezini işleyen Hükûmetin, bir taraftan bu tür sözleşmeleri Meclise getirmemesinin hiçbir haklı izahı olamaz diye düşünüyoruz.

Yine, görülmekte olan, komisyon kurulan Hrant Dink cinayetinden tutun da birçok yargılamada benzer sıkıntıların yaşandığı görülüyor.

Medeni ve siyasi haklar konusunda işkence ve kötü muamele konusunda, yargısız infazlar konusunda son olarak ortaya çıkarılan itirafçı da olsa… İşte gördünüz, Elâzığ’da kimsesizler mezarlığından çıkarılan Silopi’li Hasan Ergül’ün, çocuğuyla beraber gözaltına alınıp öldürülen, eski bir JİTEM mensubu Aygan’ın itirafları… DNA testleri sonucu babasının Elâzığ Hazar Gölü kıyısında gömülü olduğu yıllar sona tespit edilebildi, 95’ten on dört yıl sonra. İşte, burada yargının gerçekten devreye girmesi, savcıların görevini yapması, gereğini yapması gerekiyor.

On iki yaşındaki çocukların, Uğur Kaymaz’ların dokuz kurşunla sırtından vurulduğu yargılamalarda çok başarılı sınavlar veremedi yargı.

Güvenlik görevlilerini koruma anlayışı, yanlış bir anlayıştır. Suçlu olanı korumamak, suçlu olmayanı da korumak doğru olanıdır. Bu dosyanın da Avrupa Mahkemesine gideceği avukatlar tarafından açıklanmış durumda. Buna benzer birçok konuda, ifade özgürlüğü konusunda çok ciddi sıkıntıları hâlâ Türkiye yaşıyor.

Bizim partimize yönelik operasyonlarda bir tek çakı, bir tek silahlı eylem, bir tek şiddet eylemi yer almazken söylemlerin, ifadelerin Türk Ceza Kanunu’nun 215, 216’ncı maddelerindeki suçluyu övme, yok işte kabahat nevinden fiillerin düşünce suç kapsamında insanların alınarak bu kapsamdaki insanların terörist örgüt muamelesiyle, yasa dışı örgüt muamelesiyle yargılanmasının da ileride yine bu süreçte ayaklara dolanacağı bir gerçektir.

(*) Bu bölümde, Hatip tarafından Türkçe olmayan bir dille birtakım kelimeler ifade edildi.

Toplanma özgürlüğünün sıkıntıları, dernek kurma özgürlüğüyle ilgili sıkıntılar, sivil toplum, dinî özgürlükler konusu, birçok konuda bu tür sıkıntıların sürdüğü bir gerçek. Bu sürecin iyi işlemesi iyi bir demokrasiden geçer, Anayasa reformundan geçer; siyasi partiler, seçim yasalarından geçer, baraj sisteminin düşürülmesinden geçer; iyi bir demokratik temsilin, eşit ve adaletli bir temsil kabiliyetinin sağlanmasından geçer.

Evet, biz bu yollara gittiğimiz zaman, Türkiye gibi nüfusunun yüzde 99’u Müslüman olan bir ülke Avrupa Birliği üyesi olduğu zaman herkesin keyifle, davul zurnayla karşılamayacağını da biliyoruz. İşte örnekleri: Sarkozy, Merkel… Fransa’da, Almanya’da sağ partilerin, Hristiyan muhafazakâr demokrat partilerin veya Le Pen gibi gerici faşist partilerin, ırkçı partilerin Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine karşı çıkacağı malum, biliniyor. Zaten bu sene seçim senesi; üç tane seçim geçiriyor bu ülkeler, Türkiye’yi koz olarak kullanıyorlar, Avrupa anayasa reformunda da bunu yaptılar.

Ama Türkiye'nin gücü şunu çok rahatlıkla ispatlayacak ve anlatabilecek konumdadır: Avrupa Birliğinin bir Hristiyan kulübü olmadığını, eğer ilkeleri, kurumları, normları olan bir Birlik ise Orta Doğu’da, Asya ile Avrupa arasında bir köprü olan Türkiye'nin bu süreçteki köklü demokrasisinin, Avrupa Birliği üyesi olarak sadece Orta Doğu’nun, Uzak Doğu’nun, Asya’nın, Afrika’nın değil, Avrupa’nın doğusundaki bütün Avrupa ülkelerinin, Türkî cumhuriyetlerinin, birçok ülkenin yeniden yapılanması sürecine, Balkanlardaki yapılanma süreçlerine…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla)…çok büyük katkı sunacağını, bir model ülke olabileceğini ve model ülke olarak Balkanlar, Kafkaslar, Orta Doğu üçgenindeki istikrarlı bir demokrasinin Türkiye'nin gelişmesinin önünü açacağını düşünüyoruz. Böylesi bir süreçte, böylesi bir demokratikleşmede karanlık örgütlenmeler, odaklar, çeteler barınamazlar, demokrasinin kuralları işler, demokrasinin değerleri yükselir. Demokrasinin değerlerinin yükselmesi demek parlamentonun değerinin, güvenirliğinin, çalışmasının artması demektir.

Bu duygularla, Demokratik Toplum Partisi olarak bu yasa tasarısına olumlu destek vereceğimizi belirtiyor, ülkemize hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

71 konuşma daha · 24 Haziran 2009

71 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook