İmar kanunu ile bayındırlık ve iskan bakanlığının teşkilat ve görevleri hakkında kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı(s.s.:397 ve 397'ye 1 inci ek)
Şırnak Milletvekili ·
Genel Kurul, 28. Birleşim · 4. yasama yılı · 9 Aralık 2009 · 1.030 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hasip Kaplan, 9 Aralık 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 28. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İMAR KANUNU İLE BAYINDIRLIK VE İSKAN BAKANLIĞININ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI(S.S.:397 VE 397'YE 1 İNCİ EK)); konuşma 1.030 kelime.
Hasip Kaplan (Şırnak). “İmar kanunu ile bayındırlık ve iskan bakanlığının teşkilat ve görevleri hakkında kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı(s.s.:397 ve 397'ye 1 inci ek)”. TBMM Genel Kurulu, 28. Birleşim tutanağı, 9 Aralık 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2009-12-09-imar-kanunu-ile-bayindirlik-ve-iskan-bakanliginin-teskilat-ve-gorevler (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
HASİP KAPLAN (Şırnak)Peki.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz bu konularda dikkatli olmanızda yarar görüyorum çünkü siz de direkten dönen bir partisiniz. Anayasa Mahkemesinde kapatma davanız görüşüldüğünde ve bugüne kadar biz sürekli olarak şunu söyledik: Biz parti kapatmaya karşıyız, Türkiye'nin partiler mezarlığına çevrilmesine karşıyız. Partileri, bu Mecliste halkı temsil edenleri bir tek sandıkta halk kapatabilir; halka havale edelim, halka bırakalım ama yedi sene iktidar döneminde Anayasa da değiştirilmedi, Siyasi Partiler Yasası da değiştirilmedi, arkasından da Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek kalkıyor, bize “Bazı kararları okuyun.” diyor, tavsiye ediyor, “Herri Batasuna kararını okuyun.” diyor. Sayın Çiçek de hukukçudur, ben de uluslararası hukukçuyum; Strasburg’da çok parti kapatma davasına girdim ve bu Anayasa Mahkemesini de Türkiye’yle beraber, hükûmetiyle beraber çok mahkûm etmiş bir avukatım. Benim mahkûm ettiğim HEP davasının kararını okusunlar, ÖZDEP davasının kararını okusunlar, DEP’in kararını okusunlar, ondan sonra gelsinler, bize tavsiyede bulunsunlar.
Bir taraftan ana muhalefet parti liderini “Sayın Baykal yargısı süren davalarla ilgili konuşuyor.” diye eleştireceksiniz, sonra arkadan, Anayasa Mahkemesinde dava görülürken gelip kendiniz aynı şeyi yapacaksınız, konuşacaksınız. Ben de Sayın Çiçek’e bir şey hatırlatmak istiyorum: Franco rejimi döneminin yasaklarının temsilciliği görevi kimseye onur kazandırmaz. Gidin, siz de İspanya’nın 78 Anayasası’nı okuyun. Gidin, Bask Bölgesinde nasıl eyalet sistemi olduğunu görün. Bask halkının hem meclisi olduğunu görürsünüz hem Bask dilinin de resmî dil olduğunu görürsünüz hem de İspanyolcanın resmî dil olduğunu görürsünüz hem vergisini topladığını görürsünüz hem polisini de kendisinin görevlendirdiğini görürsünüz. Bunların binde 1’ini koyun, biz sizden önce her türlü mücadeleyi vermeye hazırız, bin de 1’ini koyun. Yedi sene iktidarda bu Meclisin çoğunluğunu sağlayacaksınız, ondan sonra gelip bize nasihat edeceksiniz. Bu halk, haddini aşanlara sandıkta en büyük nasihati yapacaktır. Bakın, herkes ağzından çıkan söze dikkate edecektir. Cemil Çiçek de bunların başındadır. En başta onu saygıya davet ediyorum ve bir daha böyle bir konuşma yapmasın.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tokat’taki olayı, kamu vicdanında bu Meclis açığa çıkarmadan faillerini, hiç kimsenin şunu bunu suçlayarak konuşmasının doğru olmadığını söylemek istiyoruz. Parti kapatma davamız Anayasa Mahkemesinde görüşülürken ve Obama’yla görüşme yapılırken Amerika’da, pat, Reşadiye ilçesi, MHP’nin güçlü olduğu bir yerde, karanlık bir provokasyonla 7 tane askerimiz şehit ediliyor. Bu askerlerimiz, hem doğudan hem batıdan hem Karadeniz’den; partilimiz de var, DTP’li olan var, MHP’li olan var, CHP’li olan, AKP’li olan var. Herkes şunun cevabını aramak zorunda değil midir: Kim yaptı bu operasyonu? Kim tetiğe el bastı? Bu karanlık olayı aydınlatmak için Meclis bir araştırma kuramaz mı? Meclis İnsan Hakları Komisyonu, Allah için, vicdan için, insanlık için, her gün ölüm olurken bir gün olsun gidip Reşadiye’de olayı yerinde görüp orada askerlerimizin de insan hakkı olduğunu hatırına getirip bu Meclis kalkıp gidip bir araştırma yapamaz mı? Bütün Meclis grubu üyeleri gidemez mi? Provokasyonların önüne geçilemez mi? Halkların birbirine kırdırtılması ortamını yaratmak isteyen bir sürü güç varken buna karşı uyanık olamaz mı? Sayın Genelkurmay Başkanı, hep konuşacağına operasyon günü olayın olduğu noktanın etrafını çembere alsaydı, o arazi koşullarında kimin ne yaptığını çok rahatlıkla ortaya çıkarabilirdi. Hiçbir kurumun mu sorumluluğu yok? Meclisin sorumluluğu yok, siyasilerin sorumluluğu yok, Hükûmetin sorumluluğu yok, Genelkurmayın sorumluluğu yok; yoksa körpecik askerlerimiz mi sorumlu kurban olurken? Bunun da vicdanını sorgulamak lazım. Vicdan doğruda doğrudur. Gelin, bu karanlıkları aydınlığa çıkaralım. Bunun ötesi halkların boğazlaşmasıdır. Şimdiden görüyorum. Meydanlara çıkıp bunu siyasi rant olarak görmek isteyenler elini biraz taşın altına sokmalıdır. Bizim Mecliste olmamızın eğer barış olacak, eğer Türkiye’ye huzur gelecekse, demokrasi gelecekse anlamı var, yoksa gerisi hikâyedir. Çok açık söylüyoruz.
Bakın, araştırma önergesi elimde duruyor. MHP getirmiş, CHP getirmiş. Usulen aleyhte söz aldım. Biz de şekerle ilgili sıkıntıları görüyoruz, araştırma yapılmasını isteyen ama veremediğimiz bir önergenin, bakın, kopyası elimde. Bu ülkede AK PARTİ İktidarı yedi senedir… Doğu, Güneydoğu’ya kaç fabrika kurdunuz kardeşim? Çıkın konuşun. Kaç fabrika kurdunuz? Tekel…
MEHMET ŞANDIR (Mersin)Türkiye’ye kaç fabrika kurdunuz?
HASİP KAPLAN (Devamla)Hayır, Doğu ve Güneydoğu’nun, Karadeniz’in geri kalmış yerleri, İç Anadolu’nun geri kalmış yerleri, Akdeniz’in, Ege’nin geri kalmış yerleri, teşvik gören yöreleri, geri kalmış batıdaki, Karadeniz’deki yani Artvin’in iç kesimleri, Erzurum’un iç kesimleri… Nereye ne kurdunuz? Tekel fabrikalarını sizden önceki iktidarlar kurdu, şeker fabrikaları cumhuriyette kuruldu. Yirmi beş tane şeker fabrikası var. Bu yirmi beş şeker fabrikasını özelleştirmeye aldınız, dış borçları kapamak, bütçe açıklarını yamamak için. Tekel işçilerini sokağa saldınız, 12 bin işçiyi. En son kimin zamanında Diyarbakır Tekel Fabrikası kurulmuştu? ANAP döneminde kurulmuştu, sanıyorum Mesut Yılmaz -burada değil- kendisi açılışını yapmıştı. Şimdi o fabrikaları kapatıyorsunuz, tütün üreticisinin canına ot tıkıyorsunuz, her şeyini aldığınız gibi işçileri de sokağa bırakıyorsunuz, 4/C’ye mahkûm ediyorsunuz.
Şeker fabrikasında ne yapacaksınız? Şimdi, bakın, şeker fabrikasında, Ege Üniversitesinden oturmuşlar konuşmuşlar. Daha önce Çarşamba, Çorum, Kastamonu, Kırşehir, Turhal ve Yozgat fabrikaları 11 Eylülde satışa çıkarıldı, değil mi? Bu fabrikaları siz mi kurdunuz? Bu fabrikalar zarar mı ediyordu? Pancar üreticisi bu köylü değil miydi, buranın çiftçisi değil miydi? Peki, arkasından şimdi Muş, Erzurum, Iğdır, Kars şeker fabrikalarını, bunları da yirmi beşin içine getiriyorsunuz. Peki, bunların 3 milyar 193 milyon lira kâr ettiğini biliyor muydunuz? Peki, zarar eden kuruluşları niye satamıyorsunuz? PTT’yi niye satamadınız? Telekom’u sattınız, PTT’ye niye müşteri bulamadınız?
Arkadaşlar, iki Almanya birleştiği zaman (Doğu Almanya-Batı Almanya) tesadüf oradaydım, Dresden’e gitmiştim. Duvarın öbür yanında, Dresden’de geri kalmış bir Doğu Almanya vardı ama iki Almanya birleştiği zaman Almanya Federal Parlamentosu şöyle bir karar aldı: “Bundan sonra bütçenin gelirinin yüzde 10’unu Doğu Almanya’ya harcayacağım, on sene boyunca, bölgesel dengesizlikleri gidermek için.”
Şimdi, sosyal adalet, sosyal devlet, sosyal eşitlik diyorsanız, oradaki pancar üreticisini mahkûm ederek değil, tütün üreticisini mahkûm ederek değil, cumhuriyetin kurduğu fabrikaları satarak, özel sektöre kapatarak değil, oraya çözüm modeli getirerek ancak katkı sunarsınız. Bunun örnekleri var; Almanya gibi yaparsınız. Bölgesel dengesizliği gidermek için bütçenin yüzde 10’unu Doğu’ya da Güneydoğu’ya da iç Anadolu’nun yoksul kentlerine de Karadeniz’in iç kesimlerine de Ege’nin yoksul olan, iç Anadolu’nun, Akdeniz’in dağlık kesimindeki kesimler dâhil olmak üzere, bölge ayrımı yapmadan harcarsınız, bölgesel dengesizliği giderirsiniz. Budur doğru olan ama şeker fabrikalarında satışa gideceksiniz. Türkiye’de, her insan sabah gözünü açtığı zaman bir çay içmekle, şekerle yüzleşiyor ama şunun vicdan muhasebesini yapacaksınız: Bu şekeri sattınız, şekeri nereden alıyorsunuz? Bakın, Şeker Yasası, pancar ekim alanlarının daralmasına, şeker fabrikalarının düşük kapasiteyle çalışmasına ve yüksek yoğunluklu tatlandırıcı (YYT) dış alımının patlamasına neden olmaktadır.
Siz, tatlandırıcıya Türkiye’deki halkı hem mahkûm edeceksiniz hem ithal ettireceksiniz. Sonra, Şeker Kurulu, 2009 yılının ilk sekiz ayında 172.042 ton şekere eş değer YYT dış alımı için uygunluk belgesi verecek.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
40 konuşma daha · 9 Aralık 2009