İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 116. BİRLEŞİM · CUMA

Kahramanmaraş milletvekili veysi kaynak ve 3 milletvekilinin bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi; genel kadro ve usulü hakkında kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı, emniyet teşkilatı kanunu ile genel kadro ve usulü hakkında kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı ile milli eğitim bakanlığının teşkilat ve görevleri hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı; konya milletvekili mustafa kalaycı ve 3 milletvekilinin; kırşehir milletvekili abdullah çalışkan ve 2 milletvekilinin benzer mahiyetteki kanun teklifleri ile (s.s.: 508)

Hasip Kaplan

Şırnak Milletvekili ·

Genel Kurul, 116. Birleşim · 4. yasama yılı · 11 Haziran 2010 · 1.769 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

Hasip Kaplan, 11 Haziran 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 116. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAHRAMANMARAŞ MİLLETVEKİLİ VEYSİ KAYNAK VE 3 MİLLETVEKİLİNİN BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ; GENEL KADRO VE USULÜ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI, EMNİYET TEŞKİLATI KANUNU İLE GENEL KADRO VE USULÜ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI İLE MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞININ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI; KONYA MİLLETVEKİLİ MUSTAFA KALAYCI VE 3 MİLLETVEKİLİNİN; KIRŞEHİR MİLLETVEKİLİ ABDULLAH ÇALIŞKAN VE 2 MİLLETVEKİLİNİN BENZER MAHİYETTEKİ KANUN TEKLİFLERİ İLE (S.S.: 508)); konuşma 1.769 kelime.

Hasip Kaplan (Şırnak). “Kahramanmaraş milletvekili veysi kaynak ve 3 milletvekilinin bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi; genel kadro ve usulü hakkında kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı, emniyet teşkilatı kanunu ile genel kadro ve usulü hakkında kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı ile milli eğitim bakanlığının teşkilat ve görevleri hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı; konya milletvekili mustafa kalaycı ve 3 milletvekilinin; kırşehir milletvekili abdullah çalışkan ve 2 milletvekilinin benzer mahiyetteki kanun teklifleri ile (s.s.: 508)”. TBMM Genel Kurulu, 116. Birleşim tutanağı, 11 Haziran 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2010-06-11-kahramanmaras-milletvekili-veysi-kaynak-ve-3-milletvekilinin-bazi-kanu (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Eğitim Bakanlığı, emniyet teşkilatı, İçişleri Bakanlığı, sosyal güvenlik, organize sanayi bölgeleri… Her birisi ayrı ayrı konuları bir torba kanun olarak önümüze getirdiler. “Çoğunluğumuz var, kaldırırız elimizi, yaparız.” dediler. Şimdi, eğitim ayrı bir konu, polis, güvenlik sorunu ayrı bir konu, sosyal güvenlik apayrı bir konu, organize sanayiler ayrı bir konu; her birisi de ayrı ayrı bakanlıklara bağlı, her birisi ayrı ayrı bakanlıkların komisyonunda geçmesi gereken konular ama maalesef bu huyundan hiçbir zaman AK PARTİ Hükûmeti vazgeçmedi.

Ben de Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına tümü üzerinde söz aldım. Bu vesileyle Genel Kurulu da saygıyla selamlıyorum.

Her birisi üzerinde görüşlerimizi ayrı ayrı anlatmaya çalışacağım:

Birincisi eğitim konusu. Türkiye’de en önemli bakanlıktır; geleceğimizin, çocuklarımızın, yarınlarımızın emanet olduğu Millî Eğitim Bakanlığında 370 bin öğretmen kadro beklerken bir kadro talebiyle gelen bir yasaya hiçbir milletvekilinin “Hayır.” demeyeceğini herkes bilir. Hatta muhalefet olarak biz “Azdır, bunu çoğaltın.” dedik, hatta “Daha fazla imkânlar tanınsın.” dedik ama burada 70 bin kadro, 2010 yılı içinde bunun 20 bininin hemen atamasının yapılması gündeme getirildi.

Peki, millî eğitimimizin, eğitimin sorunları yalnızca bunlar mı? Şimdi, Türkiye’de eğitimin sorunları son yıllarda o kadar artmış ki yaşanan sorunları artık geçici iyileştirmelerle çözmek, çözmeye çalışmak neredeyse imkânsız hâle gelmiştir. Yıllardan bu yana çözülmeyen sorunlar birikmiş, AK PARTİ hükûmetlerinin sekiz yıllık dönemi içinde son dört senede özellikle yerinde saymaya başlamıştır. Bunu şu anlamda ifade etmekte yarar var: İlköğretim çağ nüfusunun yaklaşık yüzde 5’i hâlâ eğitim hakkından yararlanmamaktadır. Türkiye gibi G-20 Zirvesi’ne katılan bir ülke için gerçekten korkunç bir rakam. Yine ortaöğretim çağ nüfusunun yüzde 42’si ortaöğretime devam etmemekte ya da edememektedir. Ortaöğretim ki birçok ülkede zorunlu durumdadır. Derslik, okul ve öğretmen sayısının yetersizliği ayrı bir konu. Okul, öğrenci ve öğretmen sayılarının yetersizliği ayrı bir konu. Ama Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinin gayrisafi hasıla oranına baktığımız zaman, 2007: 3,30; 2008: 3,20; 2009: 2,51; düşme var. Orta vadeli programa göre de 2012’ye göre bu oranlar değişmeyecek. Dört senede Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinde bir artış olmamış. Peki, dört senede Türkiye’de okula giden öğrenci sayısı ne kadar arttı biliyor muyuz? Milyonların üzerinde insan okula gidiyor artık. Bu dört yılda bu ihtiyaca cevap verecek bütçe nerede? Yok.

Değerli arkadaşlar, Millî Eğitim Bakanlığının eğitim yatırımına ayrılan payı da düşündürücü, 2009’da 4,57.

Şimdi, eğitim kademelerine göre öğrenci başına yapılan harcama -ABD doları üzerinden bakıldığı zaman- ilköğretimden yükseköğrenime kadar Türkiye 1,614, OECD ortalamasına bakıyoruz, 7,840; arada dünya kadar fark var.

Eğitim çağındaki çok sayıda çocuk hâlâ mevsimlik tarım işçisi olarak çalıştırılmaktadır. Sağ olsun Hükûmet Karadeniz’e Güneydoğu kökenlilerin gidişini mülki amirler ve emniyet müdürleriyle yasaklayarak… Şimdi çare buldu, Gürcü işçileri Karadeniz’de fındık toplamaya getirmek suretiyle kendince bir çözüm bulmuş.

Eğitimin bir insan hakkı olduğu ve kimsenin bundan mahrum bırakılmayacağı bilinen bir gerçek. Türkiye’de kayıtlı 8 milyon 341 bin 937 engellinin yüzde 36,3’ü okuma yazma bilmemektedir. Bu, engellilere yaklaşım.

Eğitim emekçilerinin gelirleri giderlerini de karşılamıyor. Bakın, 2008’de 4 kişilik bir ailenin ortak aylık gideri 2.169’du, 2009’da 2.546 ve maaşın aylık gideri karşılama oranı 2008’de yüzde 47, evet 2009’da yüzde 46’ya düşüyor.

Şimdi, bütçeden ayrılan pay artırılmadıkça; eğitimin özelleştirilmesi ve ticarileştirilmesi durdurulmadıkça; ikili eğitimden tekli eğitime geçilmedikçe; sınıf mevcutları en fazla 24 öğrenci olmadıkça; anaokulu ve ilköğretim öğrencilerine günlük ücretsiz süt verilmedikçe; eğitim emekçilerinin aldıkları tazminatlar ve özlük hakları iyileştirilmedikçe; üniversiteler başta olmak üzere görevlilerin iş güvencesi sağlanmadıkça; sözleşmeli öğretmenlik uygulamasından vazgeçilmeyip sözleşmeli çalışan öğretmenlere de kadro verilmedikçe; tüm öğretmenlerin kadrolu istihdamı sağlanmadıkça; eğitimde kadrolaşma, partizanlığın önüne geçilmedikçe; demokratik yönetim anlayışı benimsenmedikçe; eğitime hazırlık ödeneği tüm eğitim ve bilim emekçilerine ödenmedikçe siz eğitime gerçek hakkını veremezsiniz.

Eğitim konusunda yükseköğretimle ilgili de iki söz söylemek istiyorum. YÖK’ün antidemokratik, baskıcı, otoriter yapısı bugün daha fazla ağırlığını hissettirmekte, her gün, her yerde üniversiteler açılırken ne yazık ki üniversiteler özgür tartışma ortamı olmaktan çıkmıştır. Neden diyeceksiniz.

Sevgili arkadaşlar, son bir yıldır dikkatle izleyin, Muğla’da bir öğrenci öldürüldü. Sonra Manisa’da, Tokat’ta, Ankara’da, İstanbul’da, birçok üniversitede öğrenci olayları oldu. Bu öğrenci olayları, özellikle bazı sağ kesimli ırkçı, milliyetçi görüşte insanların, derneklerin doğu ve güneydoğulu öğrencilere yönelik saldırısı biçiminde gelişen bu olaylar, giderek Sakarya’dan Eskişehir’e birçok olay ölüm ve yaralamayla sonuçlandı.

Şimdi, bunca baskının yaşandığı koşullarda yaşayan ve saldırıya uğrayanları, Sayın Millî Eğitim Bakanı, bir bar çıkışı iki grubun çatışması olarak değerlendirdi ama Şerzan Kurt’un vücudundan çıkan kurşun… Adı derin olan bir polisin yönlendirdiği gruba ve Şerzan Kurt’a yaptığı atış sonucu ölümüyle ortaya çıktı ve cezaevine konuldu, yargısı devam ediyor.

Bu da yetmiyor. YÖK, üniversitelere gizli eylem planları gönderiyor. Bunu defalarca söyledik. YÖK, üniversitelere doğu, güneydoğulu Kürt öğrencilerin fişlenmesiyle ilgili gizli yönergeler gönderiyor. Üstünde “gizli” yazan, kendi yazıları. Bakın ne diyor: “Bölücü faaliyetler ile terör örgütü ve destekçilerini tesirsiz hâle getirmek, meşruiyet…” vesaire… “ilişkin Başkanlığınızca bildirilmesi önemle arz edilmektedir.” Bakın, üniversitede fişleme olayının ardından bu olayların başlayacağını, hatta Muğla olaylarından bir gün önce bizzat Sayın Emniyet Genel Müdürlüğünden yapılan açıklamada, bazı üniversitelerde düğmeye basıldığının, bazı yerlerde olay olacağının açıklanmasından bir iki gün içinde birçok yerde olaylar yaşandı.

Şimdi, bilimsel olarak, üniversitelerde böyle bir çalışmanın önüne geçilmesi apayrı bir konu ama bir gerçekliğe daha dikkatinize çekmek istiyorum: Bu elimdeki belge de İçişleri Bakanlığının. Sayın İçişleri Bakanı da burada. Ben, demin Millî Eğitim Bakanlığının, YÖK’ün gizli belgelerini okudum. Şu an elimdeki İçişleri Bakanlığının. Ne diyor? Bu, her yıl yenilenen bir belge -2006, işte 2008 elimdeki- bölücü faaliyetlere yönelik eylem planı. Şimdi, bu eylem planı nereye gönderilmiş? Bakıyoruz, gizlilik kaydıyla, kaymakamlıklar, il jandarma, il emniyet, millî eğitim, sağlık müdürlükleri ve müftülükler. Maşallah, vaizler ile imamları da katmamışsınız, ki katıldı onlar da şimdi.

Burada, bakıyoruz ne demişsiniz, on sayfa talimname, gizlilik kaydıyla gönderilecek ve soruyorsunuz: “Avrupa Birliği üyeliği sürecinde gerçekleştirilecek yasal ve idari konuların bölücü terör örgütü ve yandaşları tarafından istismar edilmesini önlemek maksadıyla…” Haydi buyurun! Eğer inanmıyorsanız o düzenlemeleri yapmayın. Eğer düşünce özgürlüğünü geliştirmek, demokratikleşmeyi geliştirmek size korku yaratıyorsa yapmayın. Yapıyorsanız da, biri o hakları kullanacak diye onu hemen bölücü, geçmişte de komünist olarak damgalayan zihniyetin bir anlamı yok.

“Bölge çocuklarına her eğitim düzeyinde burs, parasız barınma, yatılı okuma imkânı tanınacak.” Bölge çocuklarını maalesef cemaat vakıflarına ve evlerine emanet ettiniz.

“Tüm yurtta, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde okula gitmeyen, örgüt tarafından istismar edilen okul çağındaki çocukların, sokağa terk edilmiş veya sokağa itilmiş çocukların eğitim görmesi sağlanacak, barınma, beslenme…” bilmem ne… “sağlanacak.” Buna da maşallah diyoruz! Taş atan çocuklara ömürleri kadar ceza verip, binlerce çocuk, bu politikalar sonucu mu, bu talimler sonucu mu, bu tamimler sonucu mu binlerce çocuk kendi yaşlarından fazla ceza aldı, ceza evlerinde? Düşünün ki bir çocuğa slogan attı diye ceza veriyorsunuz beş sene, izinsiz gösteriden beş sene, örgütten beş sene ve memura mukavemetten de dört sene, bunları da yaşına göre indiriyorsunuz, Berivan kendi yaşından büyük cezalar alıyor, cezaevine giriyor ve bu yasa tasarısı, bu hayati tasarılar dururken, onları Genel Kurula getirmiyorsunuz, başka başka tasarıları getiriyorsunuz.

Şimdi bölgedeki yatılı okullar var. Yatılı okullarla ilgili de yazmışsınız. Diyorsunuz ki: “Yatılı bölge okullarında bölücü ideolojiyi izleyin.” Siz bölücü ideolojiyi izleyeceğinize, emanet ettiğimiz kızlarımızın cinsel istismarını önleyin. Eşme’deki okula ben gittim arkadaşlarımla beraber. Siirt’te yaşananlar, Pervari’de yaşananlar, birçok yerde yaşananlar, çocuklara cinsel istismar, kızlara cinsel istismar. Bunları niye izlemiyor polis? Bunları niye takip etmiyor? Bunları niye açığa çıkaramıyor? Siirt’te iki sene bir valinin gözünün önünde bunlar cereyan ediyor ama bu olay ortaya çıkmıyor ta ki patlak verene kadar.

Şimdi, “Kız öğrencilere yönelik etkinlikler.” Şimdi, geliyoruz, diyor ki: “Kürtçe’nin eğitim dili olarak kullanılması konusunda…” Hemen önergelerden okuyorum. Bölücü terör örgütüyle bağlantılandırıyorsunuz. Zaten kim kendi dilini konuşursa, kültürünü konuşursa, kimliğini konuşursa, türküsünü söylerse, müziğini söylerse bölücüdür, böyle bakılıyor. “Bunların izlenmesi ve Kürtçe eğitim isteyenlerin eğitim ve öğretim diliyle ilgili taleplerine izin verilmemesi…” Peki, siz bunu yazıyorsunuz, dil bağıyla ilgili talepler olduğu zaman, özgür bilim yuvası üniversitelerde bunu öğrenciler söylediği zaman disipline verip içeri atacaksınız, öbür yandan da “TRT Şeş’i açtım.” diyeceksiniz, “Artuklu Üniversitesinde Kürt diliyle ilgili eğitim yapıyorum.” diyeceksiniz. Biri der size: “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu.” Ne bu? Bu yönetmelik ne? Bu değil.

Sayın Bakan, bunu sürdürecek misiniz? Dört ayda bir bunların raporlarını alıyorsunuz. Emniyetin bütün kadroları burada, Genel Müdürünüz de, hepsi. Bunu sürdürecek misiniz? Bu insan haklarıyla bu olayları önleme şansınız var mı? Böyle bir anlayışla çoğulculuğu, farklılıkları, kültürel birliğimizi, demokrasimizi nasıl sağlayacaksınız? Bunu sağlayamazsınız Sayın Bakanım.

Bakın, Silopi’de geçen gün bir basın açıklamasına gittik ve bu emniyet kadroları için 20 bin… Şimdi, tabii, ihtiyacı var emniyetin, İstanbul’da yedi tane ilçe açtınız, jandarmadan polise geçti. İhtiyaç var kadrolara, yedi tane ilçenin ihtiyacı olan kadroları vereceksiniz. Hiçbir parti buna karşı çıkmıyor ama emniyetin, polisin sorunları sadece kadro vermekle, sadece yüksek tahsilli oranını artırmakla, sadece, yüksek tahsili olmadığı için polislerin başpolis yapılmasıyla çözülmüyor. Polis, canını, malını teslim ettiğin devletin silahını vergisiyle vatandaşın ödediği bir görevi yapıyor. Şimdi siz bu konuda bu talebi, eğitimin öğretmen talebini Allah için yeşil kartla niye aynı torbaya koyuyorsunuz? Yakışıyor mu bu? Sosyal güvenlikle ilgili, organize sanayi bölgeleriyle ilgili yasalarla niye aynı torbaya koyuyorsunuz, bunları karıştırıyorsunuz birbirine?

Şimdi, Sayın Bakan, ben bir konuya dikkatinizi çekeceğim ve cevap isteyeceğim. 4 Haziran günü yanımda Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır, İl Belediye Başkanım, İl Başkanımla yeni Valinizi -bir hafta oluyor geldi- ziyaret ettim. Buradan randevu istedim, uçakla gittim ve kutladım. Arkasından da Silopi’ye gidiyorum. Bir basın açıklaması var. Biz başlarındayız, orada olay olmayacak; bir açıklama ve dağılacak. Silopi’nin içinden, merkezden bir cadde geçiyor, başka bir cadde yok. Parti binasının 100 metre önü, bir yönden beş yüz metre ötede bir açıklama yapılacak. Ve bunu Valiye anlattık. Geldik, daha otobüsün önünde halkla merhabalaştık, öne geçtik. En önde 3 milletvekili; ben, Sevahir Bayındır, Hakkâri Milletvekili Hamit Geylani, arkamızda belediye başkanları, parti otobüsü, 10 bin kişinin üstünde de partilimiz. Daha dört adım atmadık, güvenlik güçlerinden bir muhatap bekliyoruz, birini arıyoruz; bir emniyet müdürünü, bir kaymakamı, bir ses verecek, bir megafonla uyaracak. Çünkü ne slogan var ne bir şey var, hiçbir şey yok ve biz üç adım atıyoruz bir emniyet mensubuyla görüşmeye. Üç adım sonrası bize ve kitlenin üzerine, buyurun, işte önce halkımız görsün, sonra emniyet müdürlerimiz ve Sayın İçişleri Bakanı… Şimdi burada 3 tane milletvekili var. Evet, Gazze’yle konuştuğunuz bir sırada, özellikle milletvekillerine, bana biber gazlı su, Sevahir Hanım’a, kadın milletvekiline tazyikli su sıkıldı ve aynı şekilde Hamit Geylani’ye. 3 tane milletvekili orada ve biz yine halkı soğuk kanlılığa davet ederek dağıttık. Biz gittik hastaneye tedavi olduk. Sevahir Bayındır’ın kemikleri kırıldı, üç ay bu Meclise gelemeyecek. Bir hafta geçti bu olayın üstünden. Bir haftadır ben burada konuştum; bu alçakça saldırıyı kim yaptı, kimin altında imzası var, kim emir verdi, mertçe çıksın. Desin ki: “Ben yaptım, arkasındayım.” Eğer yapmadıysa, birileri kanunsuz bir iş yaptıysa lütfen onlarla ilgili soruşturma açın. Şimdi, bir haftadır bekliyorum, açıklama yapmıyorum, televizyonlar veriyor ve geçen gün basın toplantısı yaptım. Sayın Bakan, size bunun CD’sini gönderdim, Cumhurbaşkanına, Başbakana, Adalet Bakanına, Meclis İnsan Hakları Komisyonu Başkanına, Kılıçdaroğlu’na CHP’ye, MHP’ye ve DSP’ye de gönderdim. Bir haftadır sizden, bu Mecliste şahsen arayan birkaç kişi dışında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

33 konuşma daha · 11 Haziran 2010

33 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook