Türkiye cumhuriyeti hükümeti ile iran islam cumhuriyeti hükümeti arasında kapıköy ve razi kara hudut kapılarının ortak kullanımına ilişkin (s.s.2)
Kocaeli Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 6. Birleşim · 2. yasama yılı · 12 Ekim 2011 · 1.855 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Haydar Akar (CHP), 12 Ekim 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 6. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE İRAN İSLAM CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA KAPIKÖY VE RAZİ KARA HUDUT KAPILARININ ORTAK KULLANIMINA İLİŞKİN (S.S.2)); konuşma 1.855 kelime.
Haydar Akar (CHP, Kocaeli). “Türkiye cumhuriyeti hükümeti ile iran islam cumhuriyeti hükümeti arasında kapıköy ve razi kara hudut kapılarının ortak kullanımına ilişkin (s.s.2)”. TBMM Genel Kurulu, 6. Birleşim tutanağı, 12 Ekim 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/haydar-akar-24-2011-10-12-turkiye-cumhuriyeti-hukumeti-ile-iran-islam-cumhuriyeti-hukumeti-arasi (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA HAYDAR AKAR (Kocaeli)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bugün, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İran İslam Cumhuriyeti Arasında Kapıköy ve Razi Kara Hudut Kapılarının Ortak Kullanımına İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu hakkında CHP Grubu adına söz almış bulunuyorum.
Size, bu metinden bir paragraf okuyarak sözlerime başlayacağım: “İran ile son dönemlerdeki siyasi, kültürel ve ekonomik ilişkilerimiz, iki ülke halklarının ortak çıkarlarının yanı sıra bölgemizin istikrar ve güvenliğine katkıda bulunmak ana hedefi doğrultusunda gelişmeye devam etmektedir.” diye devam ediyor. İsterseniz bir kez daha okuyayım size: “İran ile son dönemlerdeki siyasi, kültürel ve ekonomik ilişkilerimiz, iki ülke halklarının ortak çıkarlarının yanı sıra bölgemizin istikrar ve güvenliğine katkıda bulunmak ana hedefi doğrultusunda gelişmeye devam etmektedir.” diye devam ediyor. Metinden anlaşılacağı gibi, dokuz yıldır Türkiye’yi yönetmekte olan AKP İktidarı, dış politikada komşularla sıfır sorun olarak kendisine hedef koymuş ve bu projesini uygulamaya devam etmektedir. Etrafımızdaki komşularımıza baktığımızda gerçekten sıfır sorun olarak görülmekte ve AKP Hükûmetinin bu konuda göstermiş olduğu başarıyı kısaca size özetlemek istiyorum. (AK PARTİ sıralarından “Başarımız olmasın.” sesi)
Evet, başarınızı özetleyeceğim.
Gerçi, birkaç gün önce Sayın Dışişleri Bakanı Meclis kürsüsünden yaptığı konuşmada aslında bunları özetlemişti fakat eksik bıraktığı bazı şeyler var, ben de bunları tamamlamak ve sizlerle paylaşmak istiyorum. Öncelikle Irak ile başlayacağım.
Irak politikamız, bir gün, Amerika’nın, yani baba Bush’un “Irak’ta demokrasi yok, ben bundan çok rahatsız oluyorum.” demesiyle başlamış, buna bahane olarak da “Irak’ın elinde kitle imha silahları bulunuyor.” diye bir yalan uydurmuştu, sonra da bu söylediği yalanları kendileri itiraf etmişlerdi. Sizleri çok uzağa değil birkaç yıl geriye götürüyorum. Amerika, bizden güneydoğuda 80 bin Amerikan askerini konuşlandırmamızı istemişti. Dönemin duyarlı AKP milletvekillerinin desteğiyle Amerikan tezkeresi Mecliste reddedilmişti, hepiniz hatırlarsınız. Gerçi, o dönemde bu tezkerenin aleyhinde oy veren hiçbir AKP milletvekilini Mecliste göremiyoruz ancak bu arkadaşlarımızın bugün gönül ve vicdan rahatlığı içinde olduklarından hiç şüphemin bulunmadığını da belirterek kendilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.
Yine, AKP Hükûmeti ile Amerika, Dubai’de gizli bir anlaşma yapmışlar, bu anlaşma kamuoyundan saklanmış ve daha sonra CHP tarafından ortaya çıkarılınca anlaşma bozulmuştur.
Yine hatırlarsınız, o dönemde, AKP Hükûmetinin ve Başbakanımızın kırmızı çizgileri vardı. Neydi bu kırmızı çizgiler? Irak’ın toprak bütünlüğü, Kuzey Irak’ta bir Kürt devletinin kurulamayacak olmasıydı. Peki, şimdi size soruyorum: Bugün bu kırmızı çizgiler nerede? Bırakın kırmızı çizgileri, Kuzey Irak yol geçen hanına dönmüş, ne çizgi kalmış ne de sınır kalmış.
Yine, Irak’ta Amerika ve diğer işgalci güçler demokrasi adına Irak’ı işgal ederken ve binlerce Müslüman’ı öldürürken, Müslüman kadınlara tecavüz edilirken, arkadaşlar, siz neredeydiniz? Bırakın söz söylemeyi, Meclisin kararı olmaksızın Türkiye'nin birtakım olanaklarını işgalcilere kullandırarak illegal bir şekilde Meclisin tasarrufu dışında yardımcı oldunuz.
Sayın milletvekilleri, sıradan gidiyorum Türkiye'nin dış politikası hakkında.
Ermenistan ile sizce hangi durumdayız? Cumhurbaşkanımız gitti, Cumhurbaşkanları geldi. Sonuç? Ermenistan politikamızda bir adım daha ileri gidemezken en kadim dostu Azerbaycan’ı bile küstürdük ve bizden uzaklaşmasına neden olduk.
Hemen Suriye’ye geliyorum. Suriye, bundan birkaç ay öncesine kadar ortak Bakanlar Kurulu toplantısı yaptığımız kardeş ülkeydi. Birden ne oldu, ne değişti? Suriye rejimi o zaman Baas rejimi değil miydi? Esad o zaman, bugün de aynı Esad değil miydi? Suriye rejimi o zaman bunları yapıyordu da bugün farklı bir şey mi yapıyor? Daha önce Suriye’ye nasıl güvendiniz de bugün de güveni kaybetmiş bulunuyorsunuz? Bu soruyu Suriye Devlet Başkanına sorduklarında, kendisinin değişmediğini, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının değiştiğini ifade ediyor.
Birden Başbakanımıza bir ilham geldi ve yıllarca kendisine örnek aldığı demokrasi dışında değişik yönetim şekilleriyle yönetilen bu ülkelere demokrasiyi getirmek istedi ve düğmeye bastı. İnsana sormazlar mı arkadaşlar, senin ülkende demokrasi var mı ki? Halkın iradesiyle seçilmiş milletvekillerinin tutuklu olarak bulundurulması, parasız eğitim isteyen öğrencilerin on dokuz ay hapiste yattığı, Hükûmet tarafından dizayn edilmiş özel mahkemelerin olduğu, 12 Eylül darbesinde bile 23 gazeteci yazar tutuklanırken bugün 70’e yakın gazeteci yazarın tutuklu bulunduğu, Meclisin baypas edilerek kanun hükmünde kararnameler ile ülkenin yönetilmesi, hukukun bağımsızlığının ortadan kalktığı, taslak hâlindeki kitapların toplatıldığı, yolsuzlukları örtbas etmek için özel kanunların çıkarıldığı, sudan gerekçeler ile savcıların, hâkimlerin görevden alındığı, hastanın doktorunu seçme özgürlüğünün elinden alındığı, Mecliste muhalefeti susturmak için… Ki bunun örneğini dün yaşadık, Başbakan grup toplantısını yaparken birçok haber kanalından naklen yayın yapılıyordu fakat Genel Başkanımız, Almanya’da “yüzyılın soygunu” diye adlandırılan Deniz Feneri köstebeğini açıklamasına rağmen, baskıdan dolayı yayın yapamayan medya kuruluşlarını gördük.
TRT 3’ün yayınlarının kısıtlanarak muhalefetin sesi kısılmış olan bir ülkede demokrasiden ne kadar söz edebiliriz ki diye sormazlar mı? Sorarlar tabii ki. Suriye Devlet Başkanı da bunu soruyor. Daha olaylar başlamadan Hatay’a 10 bin kişilik çadırlar kurduran… Başka bir ülkenin iç işlerine bu kadar müdahale etme gerekçesinin demokrasi olduğunu ben düşünmediğim gibi sizlerin de düşündüğünüzü zannetmiyorum. Burada tek gerekçenin Orta Doğu’daki enerji rezervlerinin kontrol altına alınmak istenmesi olduğu hepimiz bilmekteyiz.
Genel Başkanımız “Amerikan taşeronluğunu yapıyorsunuz.” dediğinde Dışişleri Bakanımız Suriye’ye kendi inisiyatifleri ve Başbakanın görevlendirmesi sonucunda gittiğini açıklamış fakat birkaç gün sonra Amerikan Dışişleri Sözcüsü Sayın Davutoğlu’nun kendi mesajlarını Suriye Devlet Başkanına iletmek üzere Suriye’ye gittiğini dünya kamuoyuyla paylaşmıştır.
Suriye’yle sıfır problemi gerçekleştirdikten sonra gelelim Güney Kıbrıs’a. Güney Kıbrıs ile ilişkilerimizi Avrupa Birliğiyle olan ilişkilerle birlikte değerlendirmek gerektiğine inanıyorum. Güney Kıbrıs, yine sizin döneminizde, her türlü karşı çıkmamıza ve Türkiye’yle problemleri devam etmesine rağmen 2004 yılında Avrupa Birliğine dâhil edilmiştir. Bu da yetmezmiş gibi, gelecek dönemde Avrupa Birliğinin dönem başkanlığını üstlenecek Güney Kıbrıs, bundan bir süre önce Akdeniz’de petrol arayacağını beyan etmiştir. 2007 yılında Lübnan, 2003 yılında Mısır, 2010 yılında İsrail ile iş birliği anlaşmaları yapmıştır. Lübnan ve Mısır ile çok iyi ilişkilerimizin olduğunu iddia etmenize rağmen niçin bu anlaşmaları bozdurmadınız diye sormak istiyorum.
Bu arada, Türkiye olarak, yine Başbakanın ağzından, Güney Kıbrıs’ın petrol arayamayacağını söylemiştik. Bugün Güney Kıbrıs, İsrail’le anlaşma yapmış, Akdeniz’de platformunu kurmuş ve petrol aramaya başlamıştır. Güney Kıbrıs’ın petrol arayamayacağını belirten Sayın Başbakan, bugün, buna karşılık, yerinden zor kalkan ve sadece doğal gaz tespit yeteneği olan Piri Reis’i Akdeniz’e yollamış, sözüm ona Kıbrıs ile birtakım anlaşmalar yaparak konunun kamuoyunda unutulmasını sağlamıştır. Bugün Güney Kıbrıs İsrail’le birlikte petrol aramayı sürdürürken bizim emektar doğal gaz tespit gemimiz Piri Reis Kuzey Kıbrıs limanlarına demirlemiştir.
Evet, sayın milletvekilleri, Libya’yı da konuşmak istiyorum biraz. Hükûmetin bütün üyeleri, özellikle Başbakan ve Dışişleri Bakanı “Kaddafi gitsin.” diye bağırıyorlar ve sağ sola tehditler savuruyorlardı. Kaddafi’nin suçu neymiş? Halkın istediği reformları yapmıyormuş, demokrasi yokmuş. O zaman şu soruyu bu kadar içten bir şekilde Kaddafi’nin gitmesini isteyen arkadaşlara sormak lazım: Kaddafi kaç yıldır iktidarda? Tam kırk iki yıldır. AKP Türkiye’de kaç yıldır iktidarda? Tam dokuz yıldır iktidarda. Yani “Libya’da demokrasi yoktu da bugün mü geldi aklınıza?” diye sormak gerekiyor. Hayır, bugün gelmedi. Tetiğe Amerika tarafından bugün basıldı ve siz de Amerika’nın Ortadoğu’yu yeniden şekillendirme projesinin başaktörü olarak rol aldınız. Zaten Başbakanın kendi açıklamalarından da Büyük Orta Doğu Projesi’nin eş başkanı olduğunu biliyoruz, kendileri söylüyor.
Önce “Libya’ya NATO giremez, orada ne işi var?” dediniz fakat NATO, sizin bu söyleminizden iki gün sonra, bizim de içinde yer aldığımız NATO operasyonuyla Libya’yı vurmaya başladı ve yüzlerce Müslüman Libyalının ölümüne neden oldu. Şimdi Libya’nın durumuna bakıyor musunuz? İkiye bölünmüş bir Libya, Fransa yüzde 35’lik petrolden imtiyaz sahibi oluyor, Amerikalılar, Fransızlar, İngilizler Libya’dan pay alıyor. Biz ne yapıyoruz? İsyancılara valizle para taşıyoruz, Kurtuluş Savaşı’nda bizi işgal eden, Kıbrıs’ta bize ambargo koyan ülkelerle birlikte oluyoruz. 1974 yılında Kıbrıs Savaşı’nda Türkiye’ye tek yardım eden, tek lider olan Kaddafi bundan birkaç ay öncesine kadar Sayın Başbakanın en kadim dostu değil miydi? Bu kadar insan haklarını ihlal ettiğini düşündüğünüz Kaddafi’nin elinden insan hakları ödülünü aldınız mı? Aldınız. AKP Hükûmetinin İsrail’le ilişkileri de çok fazla olmasına rağmen biraz hafızanızı zorlamak istiyorum. Hafızanızı zorlamak için de Galataport ve Ofer’i hatırlatmak istiyorum, çok detayına girmeyeceğim hepiniz hatırlıyorsunuz. Ayrıca Güneydoğu’da 800 kilometre uzunluğunda 150 metre minimum genişliği olan ve dünyanın en verimli zirai arazileri kabul edilen topraklarımızı, mayın temizleme karşılığında kırk dokuz yıllığına İsraillilere vermediniz mi arkadaşlar?
AHMET AYDIN (Adıyaman)Vermedik ya, nerede verdik?
HAYDAR AKAR (Devamla)Verdiniz, verdiniz ama Cumhuriyet Halk Partisi Anayasa Mahkemesine gitti…
AHMET AYDIN (Adıyaman)Tabii tabi…
HAYDAR AKAR (Devamla)Bugünkü Anayasa Mahkemesi olsaydı o da geri dönerdi.
AHMET AYDIN (Adıyaman)Çok yanlış, çok yanlış.
HAYDAR AKAR (Devamla)Ama o günkü Anayasa Mahkemesi bunu geri döndürerek bugün sizin bu kadar rahat konuşmanıza neden oldu.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul)Kime vermişiz, kime?
HAYDAR AKAR (Devamla)İsrail’le ilişkiler bununla da bitmiyor arkadaşlar, sayın milletvekilleri; bakın, Malatya’da füze kalkanı ve radarları kuruyorlar. Bu füze kalkanı ve radarlar niçin kuruluyor? Zannetmeyin ki Türkiye’yi İran füzelerinden korumak için kurulduğunu.
Biraz evvel İran’la ilişkileri size 2 defa okudum. Yani şu metinde geçen İran’la ilişkilerimizin nasıl düzenlendiğini size 2 kez okudum. Şimdi de İran’a karşı İsrail’i korumak için Malatya’ya füze kalkanları ve radarları kurduruyoruz. Bununla ilgili Amerika’yla yapılan ikili anlaşmalar tarafımızdan talep edilmiş olmasına rağmen bu anlaşmanın metinleri Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmamaktadır. Yani İsrail’in, Amerika’nın bildiklerini arkadaşlar ne sizler ne de muhalefet partisi grubundaki milletvekili arkadaşlarımız biliyor.
İsrail’le ilişkilerde asıl konuya şimdi gelmek istiyorum, şimdi size soruyorum: Gazze ne zaman bombalandı? 2008’de. Gazze tam elli yedi, elli sekiz gün sürekli bombalandı İsrail tarafından. İnternet’i araştırdım, Başbakanın konuşmalarına baktım, elli sekiz günde kaç tane Gazze’yle ilgili konuşma yaptığına baktım, iki tane kınama konuşmasını gördüm.
İBRAHİM KORKMAZ (Düzce)Siz kaç tane yaptınız?
HAYDAR AKAR (Devamla) Biz sürekli yapıyoruz arkadaşlar, merak etmeyin, sürekli yapıyoruz.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul)Dünya şahidimiz, siz farkında değilsiniz herhâlde.
HAYDAR AKAR (Devamla)Şimdi, füze kalkanı, daha sonra İsrail’le ilişkilerimiz… Asıl konuya gelmek istiyorum. Şimdi size soruyorum: “Bu iki ay süresince 1.300 tane Filistinli Müslüman öldürülürken İsrail’e ne gibi bir yaptırım uyguladınız?” diyorum, sonuç alamıyoruz. Davos’la başlayan, iç siyasete dönük…
Buyurun Metin Bey.
METİN KÜLÜNK (İstanbul)Sana uluslararası ilişkiler dersi verdirttireceğiz şeye...
HAYDAR AKAR (Devamla)Davos’la başlayan iç siyasete dönük popülizm bugün de sürmektedir. Bu popülizm Mavi Marmara’yla tavan yapmış. İsrail’in tüm uyarılarına rağmen kendi milletvekillerini gemiden indirip Mavi Marmara’yı oraya yollayan ve 9 yurttaşımızın İsrail askerlerince uluslararası sularda acımasızca öldürülmesine neden olmadınız mı?
İBRAHİM KORKMAZ (Düzce)Ben oradaydım…
HAYDAR AKAR (Devamla)Peki, İsrail, uluslararası sularda Mavi Marmara’ya operasyon düzenlerken…
İBRAHİM KORKMAZ (Düzce)Yalan konuşuyorsun…
HAYDAR AKAR (Devamla)…Sayın Başbakan Arjantin gezisini yarıda kesmiş, yine uçakta verdiği beyanatlarla İsrail’e karşı her türlü eylemi gerçekleştirecekmiş gibi Türkiye’ye dönmüş. -Ben de yurt dışındaydım, hatta korktum, herhâlde savaş ilan edeceğiz, Türkiye’ye dönemeyeceğiz diye- ve aradan geçen bir yıldan fazla süre olmasına rağmen İsrail’in yaptırımları devam etmekte. Bugün Orta Doğu’da temsilciliğine soyunduğunuz Amerika’nın her türlü korumasıyla Gazze ambargosunun Birleşmiş Milletler soruşturması sonunda sayenizde legal hâle getirilmesine neden oldunuz.
Bir taraftan füze kalkanlarıyla İsrail’i korurken diğer taraftan özür dilemesini bekliyorsunuz. Daha çok beklersiniz orada Beyefendi! (CHP sıralarından alkışlar)
İBRAHİM KORKMAZ (Düzce)Tavrınız belli…
HAYDAR AKAR (Devamla)Evet, evet; bu söylediklerimde bir tane eksik yok. Türk kamuoyu sizin popülizminizi değerlendirecek.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul)Değerlendirdi, 12 Haziranda kamuoyu değerlendirdi!
HAYDAR AKAR (Devamla)Zaten ona sığınıyorsunuz. Mübarek de Mısır’da yüzde 86’yla, yüzde 96’yla demokratik seçimleri alıyordu ama Mübarek’in bugünkü hâlini hep birlikte görüyoruz.
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul)Değerlendirdi bizi!
HAYDAR AKAR (Devamla)Bununla da kalmamış, birkaç hafta önce Sayın Başbakan Gazze’ye yardım gemilerinin Türk Deniz Kuvvetleri eşliğinde gideceğini, hatta kendisinin de refakat edeceğini söylemesine rağmen çıktığı Orta Doğu gezisinde çark etmiş bulunuyor.
Şimdi Başbakana sesleniyorum: Madem dünya liderisin, gücün var ise bin gemiye ve Gazze’ye git. Gidemiyorsan “Gideceğim” deyip Türkiye’yi dünya kamuoyunda gülünç duruma düşürme. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
İBRAHİM KORKMAZ (Düzce)Sen de beraber binersin.
HAYDAR AKAR (Devamla)Sen binersin, sen binersin…
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
36 konuşma daha · 12 Ekim 2011