İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 120. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı hakkında (s.s.93)

Hüseyin Çelik

Van Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 120. Birleşim · 2. yasama yılı · 19 Haziran 2008 · 1.771 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

Hüseyin Çelik (AK Parti), 19 Haziran 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 120. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI HAKKINDA (S.S.93)); konuşma 1.771 kelime.

Hüseyin Çelik (AK Parti, Van). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı hakkında (s.s.93)”. TBMM Genel Kurulu, 120. Birleşim tutanağı, 19 Haziran 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/huseyin-celik-23-2008-06-19-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dai-2 (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan yasa tasarısıyla ilgili olarak Hükûmetimiz adına görüşlerimizi ifade etmek ve değerli muhalefet sözcüsünün itiraz ettiği bazı konulara da açıklık getirmek üzere huzurunuzdayım. Yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından gerek 22’nci Dönemde gerek 23’üncü Dönemde yaptığımız yasama çalışmalarıyla Hükûmetimizin getirmiş olduğu tasarılar kabul edildi ve üniversite bulunmayan 41 vilayetimize üniversite kuruldu; 15 bir kurduk, 17 bir kurduk ve son olarak da 9 ilimizde üniversite yoktu, bunları da kurduk. Bu 41 üniversitemizin hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum. Ancak hatırlayacaksınız, Bitlis’e üniversite kurduğumuz zaman Eren Holdingin sahibi Sayın Ahmet Eren kendi memleketi olan Bitlis’e üniversiteyi kendisinin yapmak istediğini, binaları kendisinin yapmak istediğini ifade etti, taahhütte bulundu. Milletvekili arkadaşlarımızla birlikte görüştük kendisiyle ve burada yaptığımız yasama çalışması esnasında Bitlis Üniversitesinin adını “Bitlis Eren Üniversitesi” koyduk. Kendi adını vermek istemedi “Bütün aile olarak yaptığımız için sadece benim ismimi taşıması doğru olmaz.” dedi, ailesinin ismini verdi; biz de kendisini takdir ettik, tebrik ettik ve ismini verdik.

Değerli arkadaşlarım, yasama, yürütme ve yargı, malumunuz üç ayrı güçtür, erktir. Herkesin bir sınırı vardır. Biz, yürütme olarak hiçbir zaman için Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkilerini almayız. Değerli milletvekili arkadaşımız hiç yakışmayan biçimde ifade ettiği için, gasbetmek hiç aklımızın köşesinden geçmez.

Değerli arkadaşlar, Sayın İbrahim Çeçen’le benim yaptığım protokolde der ki –hatta, protokol burada, bütün arkadaşlarıma dağıtabilirim, muhalefetin elinde zaten var- diyoruz ki: İbrahim Çeçen, Ağrı Üniversitesinin bütün binalarını, bütün müştemilatını yapmayı taahhüt ediyor. Millî Eğitim Bakanlığı da yasal süreci başlatmayı taahhüt ediyor. Eğer iyi okursanız, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yasal prosedür başlatılacaktır. Türkiye Büyük Millet Meclisi buna yetki vermediği zaman, Türkiye Büyük Millet Meclisinden kanun çıkmadığı zaman bu ismin değişmeyeceğini ilkokul çocukları bile bilmez mi?

Dolayısıyla, peki, ben niye bu protokolü Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmeden önce yaptım? Millî Eğitim Komisyonunda da arkadaşlarım sordular, dedim ki: “Siz hep meseleye eğer sağlamcı açıdan bakıyorsanız, biz işi sağlama aldıysak bize teşekkür etmeniz lazım.” Diyelim ki biz bu kanunu çıkardık. Biz bu kanunu çıkardıktan sonra adı geçen değerli iş adamı derse ki “Ben bu üniversiteyi yapmıyorum.” sizin elinizde onu bağlayan herhangi bir metin, herhangi bir protokol olmadığı zaman sizin söyleyecek sözünüz olur mu? Dolayısıyla, biz, meseleyi garantiye alan, sayın iş adamının taahhüdünü bir protokole bağlayan bir çalışma yaptık ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin huzuruna da bu kanunu getirdik. Dolayısıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisinin iradesini gasbetmek, yetkisini almak aklımızın köşesinden geçmez.

CANAN ARITMAN (İzmir)Siz hep böyle yapıyorsunuz zaten, anlaşmaları iş adamlarıyla yapıp kanunları geçiriyorsunuz!

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Gelelim diğer tarafa değerli arkadaşlar. Yine değerli milletvekili arkadaşımız der ki: “Biz sadece tabela üniversitesi kurduk ve buralara bütçe tahsis edilmedi. Bunlar, işte biz, özellikle ümit tacirliği, umut tacirliği yapıyoruz.” Bunları da yakıştırmıyorum. Sayın Milletvekilinin kendi iline üniversite kuruldu. Üniversite kurulması için kendisi de hararetle bunu istiyordu. Eğer tabela üniversitesiyse, bir işe yaramayacaksa niçin siz istiyorsunuz?

ENGİN ALTAY (Sinop)Ödenek istiyoruz Sayın Bakanım, işte, ödenek istiyoruz.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Hayır, niçin yıllar yılı bunu yapmadınız?

Değerli arkadaşlarım, bakın, Milletvekilinin söylediği bu söz de doğru değil. Ben size şimdi rakamlar vereceğim: Otuz iki üniversiteye verilen bütçeden söz ediyorum. Son dokuz üniversite yeni kuruldu, henüz onlara bütçe falan tahsis edilmiş değil. Geçen sene 201 trilyon TL, bu sene de 522 trilyon TL olmak üzere toplam 766 trilyon Türk lirası buralara kaynak tahsis edilmiş. Sayın Milletvekilinin söylediği 150 trilyon, yatırım bütçesidir.

ENGİN ALTAY (Sinop)Onu söylüyoruz.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)İki: Değerli arkadaşlar, 32 vilayetin 29’unda kampüs alanları belirlenmiştir. Maliye Bakanlığı Müsteşarının başkanlığında bir heyet ilgili bütün kurumları da yanına alarak, rasyonel yatırım neresidir, nerede kampüs alanı olmalıdır, diyelim ki Bitlis’te, diyelim ki Siirt’te, diyelim ki Muş’ta, Bingöl’de, Ağrı’da, Adıyaman’da veya Burdur’da kampüs alanı neresi olacak, bizatihi oraya gitmiş, kayıt altına almış ve kampüs alanlarını belirlemiştir hazine arazisi öncelikli olmak üzere. Yoksa kamulaştırma yoluyla 29’unun kampüs alanı belirlenmiştir değerli arkadaşlarım.

Daha önce bu Mecliste ben huzurunuzda söyledim. Konsolide bütçeden kendisine aktarılan, verilen bütçenin dışında, biz, Millî Eğitim Bakanlığına tahsis edilen bir kaynaktan, bu yeni kurduğumuz on iki üniversiteye ayrıca rektörlük birimlerini, bütün unsurlarını içine alacak şekilde rektörlük binaları yapıyoruz.

Şimdi, bütün bunlar ortadayken “Tabela üniversitesi kuruldu.” deyip durmak aslında Türkiye Büyük Millet Meclisinin manevi şahsiyetine de haksızlıktır.

CANAN ARITMAN (İzmir)Ne alaka?

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul)Ne alaka?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu irade, kendi halkını kandırmaz. Bakın, bu üniversitelerin kuruluşuna siz de Milliyetçi Hareket Partisi de DTP Grubu da destek verdiniz. Bu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin iradesiyle kuruldu.

Arkadaşlar, şunu söylerseniz anlarım: “Daha çok kaynak verelim, daha çok kaynak üretelim.” Bunu anlarım.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul)Söyledi; ödenek istiyor, kadro istiyor.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Gelelim, değerli arkadaşlar, birkaç günden beri arkadaşlarımız hep şu itirazda bulunuyorlar: “Yükseköğretime ayrılan bütçe Millî Eğitim Bakanlığının bütçesiyle orantılandığı zaman düşme var.” diyorlar. Burada aslında hangi bazda düşme vardır? Ben rakamsal artışı söyleyeyim size: 2002 yılında bütün üniversitelere, elli üç devlet üniversitesine ve YÖK’e ayrılan para 2 katrilyon 450 trilyon Türk lirasıydı. Bakın, 2008 bütçesinde YÖK’e ve üniversitelere ayrılan para 7 katrilyon 300 trilyon Türk lirasıdır. Rakamsal…

ENGİN ALTAY (Sinop)Yüzde, yüzde…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Bakın, gelelim…

Gayrisafi millî hasılaya olan oranından söz ediyorum. Gayrisafi millî hasılaya oranına göre hesapladığınız zaman 2002 yılında -dün de bir soru üzerine söylemiştim- yüzde 0,90’dır, yüzde 1 değildir, bugün yüzde 1,2’dir. Şimdi, oran bu değerli arkadaşlar.

Gelelim, diğer taraftan Millî Eğitim Bakanlığı… Bakın, okul öncesi eğitimde yüzde 150’lik bir artış meydana gelmiştir. Türkiye’de “bilim sanat merkezi” diye neredeyse bir kavram bilinmiyordu, bugün Türkiye’de üstün zekâlı, kabiliyetli çocukları bilim insanı ve sanat insanı yetiştirmek üzere Türkiye çapında 50 tane bilim sanat merkezi açılmıştır.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de 103 Anadolu öğretmen lisesi vardı, şu anda 188 Anadolu öğretmen lisesi vardır. Fen lisesi olmayan il bırakılmamıştır. Okul öncesi eğitimde, ilköğretimde, ortaöğretimde 750 tane sadece meslek lisesi açılmıştır.

Millî eğitimdeki büyümeyi eğer siz otomatikman YÖK’ün ve yükseköğretimin küçülmesi olarak ele alırsanız, bu yanlış olur. İlköğretimde olduğu gibi hedef ortaöğretimde de yüzde 100’e ulaşmaktır. Şimdi, orada yüzde 100’e ulaştığınız zaman siz “Türkiye’de ilk ve ortaöğretim” dendiği zaman 15 milyonluk bir kitleden söz ediyorsunuz demektir. Bir ülkenin hükûmeti ilk ve ortaöğretime farklı muamele, yükseköğretime farklı muamele yapar mı? Böyle bir hakkı var mı? Böyle bir şey olabilir mi?

Dolayısıyla, bakın, bu öğretim üyesi meselesinde de sürekli olarak istismarlar yapılıyor. 1996 yılından -arkadaşlar, rakam veriyorum- 2007 yılına kadar öğretim elemanında meydana gelen artış yüzde 97’dir. 1996’dan 2007’ye yüzde 97’lik bir artış vardır; hesaplar kitaplar, istatistikler ortadadır. Fakat, kontenjan artışında, öğrenci kontenjanı artışında yüzde 40’lık bir artış meydana gelmiştir. Bakın, son olarak YÖK kontenjanları artırırken yine bu eleştiriler geldi. Yapmayın bunları.

Öte taraftan, ben, şunun da altını çizmek istiyorum: Değerli arkadaşlar, bakın, Türkiye'nin…

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale)Sayın Bakan, öğrenci fizik alan ister, sadece öğretim üyesiyle olmaz.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Sevgili milletvekili arkadaşlarım, Türkiye'nin çizilmiş bir rotası var, elbette Türkiye'nin çizilmiş bir rotası var ve biz bu ülkenin insanları ve insanlarının temsilcileri olarak, elbette hepimiz bu rotanın sahipleriyiz ve bu rotanın kesinlikle olumsuz anlamda değişmemesi için aynı hassasiyeti gösteririz. Ancak bu rotanın trafik polisliğini Cumhuriyet Halk Partisi yapmayacaktır. Bu, millete ait bir rotadır, kimse bunu kendi tekelinde falan zannetmesin. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Bakın, sevgili milletvekilleri, biz, elbette değişimin tarafında olan bir partiyiz. Statik kalanlar, değişmeyenler, sadece ölüler ve delilerdir. Hayat ancak değişimle ayakta kalabilir. Elbette olumsuz yönde de… Biz hiçbir zaman Türkiye’yi geriye götürmeye, Türkiye’yi arkaya baktırmaya hiçbir zaman tevessül etmedik, böyle bir niyetimiz de olmadı. Biz, demokrat, muhafazakâr bir partiyiz.

Değerli arkadaşlarım, bizim muhafazakârlığımız, geçmişte kalmış, pörsümüş, eskimiş, bugünün ihtiyaçlarına cevap vermeyen, demode olan şeylerin korunmasına yönelik bir hassasiyet değildir. Bizim muhafazakârlığımız, kültürel ve moral alanla sınırlı olan bir muhafazakârlıktır ve bizim muhafazakârlığımız, bizi biz yapan, bize ait, bize has özelliklerin ve güzelliklerin korunmasına yönelik bir duyarlılığın adıdır. Biz, ekonomide, Türkiye'nin dünyayla entegre edilmesinde, Türkiye'nin dünyaya taşınmasında, evrensel değerlere ulaşmada, Atatürk’ün gösterdiği çağdaş medeniyet seviyesine ulaşmada herkesten daha çok değişimciyiz. Kendisine “devrimci” ve “değişimci” diyenler de bu konuda bizimle yarışamazlar. Onu da özellikle ifade etmek isterim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Gelelim bugün gazetelerde Sayın YÖK Başkanının söylediği bir söz. Ben, tabii bunu duymadım. YÖK Başkanının, bir grup okulla ilgili, bir camiayla ilgili bir söz söylediği ifade edilir. Hangi niyetle, hangi ortamda söylenmiş olursa olsun, değerli arkadaşlar, bir kişiyi, bir camiayı, bir grubu tahkir ve tezyif etmeye yönelik, onu rahatsız eden, onu rencide eden söz kime ait olursa olsun o kem söz sahibine aittir ve bunu onaylamak, bu üslubu kabul etmek kesinlikle mümkün değildir. Herkes, bakın, herkes söylediği sözünü bilecek.

ESFENDER KORKMAZ (İstanbul)CHP’li söyleseydi ne olurdu Sayın Bakan?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Herkes söylediği sözü bilecek, herkes hakkını da bilecek, haddini de bilecek. Bu, YÖK Başkanı da olsa hakkını, haddini bilecek. Ama bu, Cumhuriyet Halk Partisinin Sayın Genel Sekreteri de olsa, yüce İslam Peygamberini tahkir ve tezyif ederken de hakkını ve haddini bilecek. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Biz beklerdik ki, Sayın YÖK Başkanı da Sayın Önder Sav da Türk halkının karşısına çıksın, desin ki “Ben konumumla ve pozisyonumla mütenasip olmayan, uyuşmayan bir sözü, boş bulundum, söyledim. Bundan dolayı pişmanlık duyuyorum ve halkımdan özür diliyorum.” demesini bekleriz biz. Bunu Sayın Önder Sav’ın da yapması lazım, bunu Sayın YÖK Başkanının da yapması lazım. (CHP sıralarından gürültüler)

ESFENDER KORKMAZ (İstanbul)Biri siyasidir, biri bürokrattır.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara)Siz YÖK Başkanıyla ilgili konuşun!

OKTAY VURAL (İzmir)Ali Babacan’ı da ekle!

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Değerli arkadaşlar… Bakın, müsaade edin…

HAKKI SUHA OKAY (Ankara)Bize akıl vermeyin, siz YÖK Başkanıyla ilgili konuşun.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Değerli arkadaşlar… Değerli arkadaşlar, müsaade edin…

FATMA NUR SERTER (İstanbul)Siz YÖK Başkanı için gerekeni söyleyin!

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Ben, sevgili arkadaşlar, şunun altını çizmek istiyorum: Sayın Arkadaşım dedi ki: “Türkiye’de bir gerginlik yaşanıyor.”

Değerli arkadaşlar, ben şunu açıklıkla ifade etmek istiyorum: Değerli bazı muhalefet sözcülerimizin, özellikle -sağ olsunlar- sayın Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımızın pozisyonu, yangın çıkaran ama “Yangın var!” diye bağıran insanın konumuna benziyor. Arkadaşlar, gerginliği ve gerilimi siz çıkarıyorsunuz, kusura bakmayın. (AK Parti sıralarından alkışlar)

HAKKI SUHA OKAY (Ankara)Ortalığı yangın yerine çeviren sizsiniz Sayın Bakan!

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla)Bakın, dünden beri biz burada müzakere yapıyoruz. Gayet münasip bir lisanla, bütün arkadaşlarımız, milletvekillerimiz buraya kalkıp geliyorlar, nezih bir üslupla, varsa eleştirilerini söylüyorlar. Biz eleştirilere sonuna kadar açığız. Bizim yaptıklarımızı elbette benimsemek, tasdik etmek durumunda, zorunda değilsiniz. Bu sizin muhalefet görevinizdir, buna saygı duyuyorum. Ancak bunu yaparken gerçekleri çarpıtmanın, karşı tarafı tahkir ve tezyif etmenin bir anlamı yok. Birbirimize karşı daha saygılı olmak zorundayız.

Yüce Meclisi en derin saygılarımla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

62 konuşma daha · 19 Haziran 2008

62 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook