Aile hekimliği pilot uygulaması hak.kan.tas.(ss : 680 )
Mersin Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 21. Birleşim · 3. yasama yılı · 24 Kasım 2004 · 909 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hüseyin Güler (CHP), 24 Kasım 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 21. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: AİLE HEKİMLİĞİ PİLOT UYGULAMASI HAK.KAN.TAS.(SS : 680 )); konuşma 909 kelime.
Hüseyin Güler (CHP, Mersin). “Aile hekimliği pilot uygulaması hak.kan.tas.(ss : 680 )”. TBMM Genel Kurulu, 21. Birleşim tutanağı, 24 Kasım 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/huseyin-guler-22-2004-11-24-aile-hekimligi-pilot-uygulamasi-hak-kan-tas-ss-680 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA HÜSEYİN GÜLER (Mersin)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde şahsım ve Grubum adına söz almış bulunuyorum; hepinizi en içten saygılarımla selamlıyorum.
İşin özüne baktığımızda, genel hatlarıyla incelediğimizde, evet, kulağa çok hoş gelen ve toplumun en hassas iki noktasından biri olan sağlık -biri de eğitim- konusunda, pilot bölge uygulaması neden seçilmiştir; bunu anlamakta da zorluk çekiyoruz.
Şunu vurgulamakta fayda var: Bunca tecrübe ve deneyimi olan ve bu uygulamayı yapmış ülkelere baktığımızda... Bizler "sağlıkta reform" dediğimiz veya reform kelimesini dahi kullanmaktan kaçındığımız bir olayda "sağlıkta dönüşüm" dediğimiz bir uygulamaya neden pilot bölge olarak başlıyoruz, neden ülke sathında başlamıyoruz; bunu sormakla başlıyorum.
Bir toplumun sağlık sistemi o toplumun en önemli göstergelerinden biri olup, insan hayatına verilen önemi de gösterir. İnsan hayatına verilen önem, sağlıklı bir toplumun öneminin de kavrandığını gösterir. Bu nedenle, sağlığın doğuştan edinilmiş bir insan hakkı olarak kabulü, en hızlı şekilde ulaşılabilir ve erişilebilir bir sağlık sisteminin de varlığını gerektirmektedir.
Sağlık sistemimiz uzun sayılmayacak bir deneyime rağmen gözardı edilmeyecek mesafeler katetmişse de, hâlâ, çok önemli sorunlar barındırmaktadır; hızlı erişilebilir ve ulaşılabilir bir özellikten yoksundur. Böyle olduğu için de, toplumun önemli bir kesimi iyi bir sağlık hizmeti almaktan mahrumdur. Çünkü, sağlık sistemi gerek finansman gerekse hizmet sunumu ve gerek sağlık personeli alanında ciddî sorunlara sahip bulunmaktadır. İyi bir sağlık politikası oluşturulamamış, hastalıktan koruyucu ve tedavi edici mücadeleyi esas alan bir yapı geliştirilememiştir.
Dünya Sağlık Örgütü standartlarına göre, yeterli bir sağlık sisteminin oluşturulabilmesi için gayri safî millî hâsılanın en az yüzde 10'unun sağlığa ayrılması gerekirken, son otuz kırk yıldır ülkemizde ayrılan pay yüzde 3'ü, 4'ü geçmemiştir. Kuşkusuz, bu orandaki sınırlı bir kaynakla iyi bir sağlık sistemi kurmak ve onu hızlı erişilebilir ve kolayca ulaşılabilir bir hale dönüştürmek imkânsızdır. Sağlığa ayrılacak kaynak sorunundan çok, bu kaynağı ayıracak bir felsefeden yoksunluk sorunu söz konusudur.
Sağlık harcamalarının bütçeye bir yük olarak görüldüğü bir yaklaşımla, toplum sağlığı da, o ülkenin insanları da önemsenmiyor demektir. Bu ise, kabul edilebilir bir durum değildir. Zira, bir ekonominin en temel işlevi, önce toplumun refahını sağlamaktır. Dolayısıyla, sağlıklı olmayan bir toplumun refahının bir anlamı da olmayacaktır.
Neoliberal felsefenin gereği, sosyal adaletin, eşitliğin, sosyal refahın gözardı edildiği yerlerde sosyal devletin bir gereği olan sağlık hizmetleri de bir yük olarak görülecektir.
Sağlık hizmetleri kamunun yerine getireceği bir hizmet olmaktan çıkarılacak, birer kâr elde etme alanı olarak düşünülerek piyasanın acımasız koşullarına terk edilecektir. Bunun anlamı ise, parası olanın sağlık hizmetinden yararlanması, parası olmayanın ise kaderine terk edilmesidir. Reform adı altında yapılan düzenlemeler, ne yazık ki, sağlık sistemini piyasaya terk etmekten başka bir şey değildir. Kuşkusuz, sağlık sisteminin piyasaya terk edilmesi basit bir özelleştirme olmayıp sağlık politikalarını belirleyen öznenin de değiştirilmesidir. Zira, böylesi bir ortamda bir ülkenin sağlık politikalarını belirleyecek olanlar hükümetler değil, sağlıktan para kazanan özel kesim olacaktır. Yani, her şeyi belirleyecek olanlar, sağlık hizmetinden daha fazla para kazanmak isteyenler olacaktır.
Sosyal politikaya, sosyal politikanın en önemli parçası olan genel sağlık hizmetlerine en çok ihtiyaç duyulan bir dönemde bunlardan vazgeçmek, toplumun yapısını sarsmaktır, insanların yaşam hakkını elinden almaktır; çünkü, parası olmayanın sağlık hizmetinden yararlanmadığı bir ülkede ne sosyal politikadan ne sosyal adaletten ne de etkili, ulaşılabilir ve erişilebilir sağlık sisteminden söz etmemiz mümkündür. Olsa olsa, her şeyin parası olanlara göre belirlendiği ve yaşandığı bir ortamdan söz edilebilir ki, bu bir sosyal dışlama olup, toplumsal huzursuzluğun en önemli kaynağını oluşturmaktadır.
İşsizliğin arttığı, iş güvencesinin bulunmadığı bir ortamda sağlık hizmetlerini sigortayla finanse etmek, toplumun önemli bir kesimini sağlık hizmetinden yoksun bırakmaktır. Böylesi bir ortamda en uygun hizmet ancak sağlık sisteminin genel bütçeden finanse edildiği bir sistemle yerine getirilebilir.
Sağlık sisteminde aile hekimliği düzenlemesiyle iyi bir sağlık hizmeti verilebileceği düşünülmektedir; oysa, yaşanmış onca deneyime bakıldığında, iyi bir aile hekimliği sisteminin kurulabilmesi için, Dünya Sağlık Örgütünün verilerine göre, kişi başına millî gelirin 5 000 dolardan fazla olması gerekmektedir. Türkiye gibi hem gelir dağılımı oldukça bozuk hem de kişi başına millî geliri 2 500 dolar civarında seyreden bir ülkede, sağlıklı bir aile hekimliği sistemini kurmak mümkün görünmemektedir. Parası olan dilediği doktoru seçerken, parası olmayanlar, yeterli geliri olmayanlar da bu olanaktan yoksun kalacaklardır ya da en az düzeyde sağlık hizmetinden yararlanabileceklerdir.
Öte yandan, pratisyen hekimlerin hızlandırılmış aile hekimlerine dönüştürülmesi, çok farklı sorunlara yol açacaktır. Böylesi bir uygulama, yapılmak istenilen düzenlemeyle, hem hekimler arasında eşitsizliğe hem de işsizliğe yol açacaktır; çalışma koşullarını ağırlaştıracak, özlük haklarına da önemli darbeler vuracaktır.
Hem halkın sağlık hizmetlerinden en geniş şekilde yararlanmasının önünü kapatan hem de hekimlerin çalışma koşulları ve özlük haklarında önemli olumsuz düzenlemelere yol açan böylesi bir yasa, eşitsizliklerin, adaletsizliklerin öncüsü olacağından, kabul edilemez. Sizlerin her iddiayla vurguladığınız, özellikle sivil katılımcı anlayışın öncüsü olduğunuzu vurguladığınız bir süreç içerisinde, sivil toplum örgütlerinden TTB'nin görüşü dahi alınmadan, bunca hekimin etkin eylemlerine rağmen, çoğunluğunuzun vermiş olduğu dirayet ve iddiayla "biz, bu kanun tasarısını geçireceğiz" diyorsunuz. Bunca tecrübe ve deneyimden faydalanmak yerine... Atasözlerimiz vardır; en iyi şekilde, şunu vurgulamaktadır: "Ayağımızı yorganımıza göre uzatalım." Çoğunluğunuza göre değil, bu ülkenin...
Eğer, dikkat edilirse, bu sürecin, IMF ve Dünya Bankası gibi standartların bize vermiş olduğu bir tüketim politikasından farklı bir politika olmayacağını da hepimizin görmesi lazım. Bu sistemin ülkemize maliyeti, katrilyonlar; Yeni Türk Lirasına göre bilemiyorum nasıl hesaplayacaksınız. Bu ülkenin, böyle bir müsrifliğe hakkı yoktur.
Biraz önce, Sayın Nevzat Beyi dinlerken, gerçekten rüyada mıyım yoksa gerçek âlemde miyim diye düşünürken, tesadüfen, misafirim olan Bingöl İli Bağımsız İl Genel Meclisi Üyesi arkadaşımızın bir talebi oldu; 25 yataklı hastane istiyoruz. Bu bir ilçede sağlık hizmetinden yoksunluğun göstergesi. İkincisi; doktor atanmasını istiyoruz.
Ülkemizin böyle gerçeklerle karşı karşıya kaldığı bir dönemde, aile hekimliği gibi... Gerçekten, sağlığın umut tacirliği düzeyinde sömürülmesini istemiyoruz.
Hepinize saygılar sunuyorum.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
36 konuşma daha · 24 Kasım 2004