İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 43. BİRLEŞİM · PAZARTESİ

2006 merkezi yönetim bütçe kan.tas. maddelerin oylanması

İbrahim Özdoğan

Erzurum Milletvekili ·

Genel Kurul, 43. Birleşim · 4. yasama yılı · 26 Aralık 2005 · 1.006 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

İbrahim Özdoğan, 26 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 43. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2006 MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KAN.TAS. MADDELERİN OYLANMASI); konuşma 1.006 kelime.

İbrahim Özdoğan (Erzurum). “2006 merkezi yönetim bütçe kan.tas. maddelerin oylanması”. TBMM Genel Kurulu, 43. Birleşim tutanağı, 26 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ibrahim-ozdogan-22-2005-12-26-2006-merkezi-yonetim-butce-kan-tas-maddelerin-oylanmasi-2 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum)Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; merkezî yönetim bütçe tasarısının 18 inci maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım; Yüce Heyetinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Konuya geçmeden önce, iki mevzuu bilgilerinize aktarmak istiyorum sayın Genel Kurul. Az önce kuliste bulunurken, Erzurumlu bir hemşerimden, ETSO'da meclis üyesi olan hemşerimden bir telefon aldım, şöyle diyor:"Bildiğiniz gibi kurban bayramı yaklaşmakta. Dolayısıyla, Diyanet ve Türk Hava Kurumu kurbanlık hayvan için Et-Balık Kurumuna müracaat ediyor." Et-Balık Kurumu da, aldığım bilgiye göre -Ticaret Sanayi Odası meclis üyesi hemşerimizden- aslında, ihale etmesi gerekir veya tek tek köylülerden alması gerekir. İhale etmeden, birisine, bir Erzurumluya bunu veriyor ve o da, şu anda, köylülerden hayvan topluyor; kaça topluyor, Et Balık Kurumuna kaça vereceği belli değil. Buradan soruyorum: Bu insan kimdir, kimin ortağıdır, neyin nesidir? Hükümet yetkililerinin araştırmasını istiyorum.

Diğer, ikinci bir mevzu değerli arkadaşlarım; bir köylüden telefon aldım yine az önce; bu doğrudan gelir desteklerinin en geç 16 Aralıkta Erzurum için ödenmesi gerekiyormuş, şu ana kadar ödenmemiş; köylülerimiz, maalesef, bir deri bir kemik durumunda kalmışlardır. Bu konuya da eğilinirse çok yerinde olur diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, ormanlarımız bizim gücümüzdür, önemli ekonomik varlıklarımızdır ve ülkemizin tapusu durumundadır; orman konusuna değinmek istiyorum. Ormanlarımızın kadastrosu yıllardır tamamlanamamıştır; bununla ilgili değişik kanunlar çıkarılmış olmasına rağmen, her defasında teknik personelin görüşleri, maalesef, ormandan çıkar sağlayan yerel politikacıların, orman idaresini kendi siyasî geleceği için basamak olarak kullanan üst düzey bürokratların ve partilerin oy kaygılarına feda edilmiştir. Kadastrosu yapılmış olan yerler bir zamanlar işgallere uğramış; nasıl olsa ileride uygun bir kanunla orman sınırları dışına çıkarılır düşüncesiyle, orman arazileri kapanın elinde kalmış; bir zamanlar orman olan yerlerde tarlalar, köyler fabrikalar ve hatta şehirler meydana gelmiştir. 6831 sayılı Orman Kanununun 2/B maddesi gereğince, orman sınırları dışına çıkarılmış yerlerin değerlendirilmesi konusu da siyasete alet edilmiş, hiç yoktan kamuoyu önüne bir tartışma ve didişme konusu olarak getirilmiştir. Beceriksiz veya bu gibi şeylerden hâlâ çıkar bekleyen birkısım insanlar ile bunlara inanan politikacılar, konuyu sessizce çözebilecekken, bir kangren haline dönüştürme becerisini göstermişlerdir.

Halen, hiç orman kadastrosu girmemiş bölgelerimiz olduğu gibi, arazi rantının yüksek olduğu ve tekrar tekrar kadastro uygulamalarına konu olmuş; ama, hâlâ sınır problemleri çözülememiş yerler de bulunmaktadır. Karadeniz Bölgesi gibi, kadastrosu hiç yapılmamış bölgelere, bir an önce girilerek, ormanlık alanlar belirlenmeli, daha fazla yok olmalarına göz yumulmamalıdır. Karadeniz'de her yıl yaşanan sel ve heyelan felaketleri, bu orman azalmasının sonucudur. Yerel halk, günlük sıkıntılarla karşı karşıya olduğundan, uzun zaman dilimleri içinde karşılaşacakları felaketleri görememekte, bunları görebilenler ise, çıkarcı zorbalar tarafından geri plana itilmekte ve susturulmaktadır. Sonuç olarak, kadastro işlemleri bu konu üzerinde yoğunlaşarak, orman idaresinin kaynakları yerinde ve verimli kullanılarak, başka kaynağa gerek kalmadan, kısa zamanda çözülebilir. Halkı, gerçek hak sahiplerini mağdur etmeyecek ve aynı zamanda, halka, kamuya, millete ait ormanları azaltmayacak önlemlerin alınması, zamanı geçmekte olan bir zarurettir.

Çözüm, yetişmiş, dürüst, bilgili, becerikli, ehil insanlardadır. Ormanlarımızın işletilmesinde, birçok, kangren olmuş problemlerle karşı karşıyayız. Yüzelli yıla varan teknik ormancılık geçmişimize rağmen, hâlâ, ülkemizin, arazi, yetişme muhiti, iklim şartları ve sosyal problemleri nazarı dikkate alınarak, geliştirilmiş işletme metotlarından yoksunuz. Ormanlardan elde edilen ürünler, mümkün olduğunca, sanayide kullanılacak şekilde de standardize edilmelidir. Isınma ve ısıtmada, doğalgaz ve jeotermal, hatta, güneş enerjisinden depolayarak yararlanma gibi, yüksek teknolojik ve diğer alternatif kaynaklara yönelmek gerekmektedir.

Evet, ormanlar, yenilenebilen enerji kaynaklarıdır; ancak, ülkemizde olması gereken oranda orman alanı ve hele hele verimli orman alanı bulunmadığından, mevcut ormanları yakarak yok edecek seviyelere gelmedik; daha çok, koruma ve geliştirme ihtiyacı içerisindeyiz. Hükümetin, orman mühendislerini yeteri kadar istihdam etmemesi, orman kaynaklarımızın iyice ufalmasına neden olmaktadır.

Kamu ağaçlandırması konusu ise şöyledir: Ülkemizin yüzde 27'si ormanlık alan olup, bunun da yüzde 70'i verimsiz, bozuk ve ağaçlandırılması gereken alanlardır. Buraların verimli ormanlara dönüştürülmesi için kaynak ve teknik eleman açığı dolayısıyla, bugün yeteri kadar ağaçlandırma yapılamamaktadır.

Sonuç olarak, topraklarımız erozyona maruz kalmakta, aşınıp taşınmakta ve yağmur mevsimlerinde yerleşim yerlerini seller basmakta, heyelanlar kaplamaktadır.

Ülkemizde özel ağaçlandırmaları teşvik edici yasalar çıkarılmış olmasına rağmen, yeterli olmamaktadır. Sadece yasa çıkarmakla da iş bitmiş olmuyor. Özel ağaçlandırmalara özel kaynak tahsisi de gerekmektedir. Halen yürürlükte olan Özel Ağaçlandırma Seferberlik Yasası, maalesef, raflarda tozlanmakta, uygulamaya konulmamaktadır.

Maalesef, millî parklarımızda da son yıllarda sorunlar çoğalmaktadır. Millî parklar, çevre içerisinde pasifleştirilmek, fonksiyonu, önemi arka plana itilmek istenmektedir. Kendi çıkarları için halktan yana görünerek, halktan yana görünmeyi çok iyi becerip kullanarak işleyen ve yürüyen sistemi durdurmak, bozmak, yok etmek, ne olacağı belli olmayan, yeri, zamanı, şekli, planı, programı bilinmeyen düzenlemeler yapmak, yapıyor görünmek, ormanlarımıza da, millî parklarımıza da, ülkemize de zarar vermektedir.

Ormancılıkta özelleştirme, ancak hizmetlerin serbest orman mühendisleri, ormancılık büroları veya firmaları kanalıyla yapılması şeklinde düşünülebilir. Ormanların mülkiyetinin şahıslara, firmalara, kişilere devredilmesi, ülkemiz şartlarında ne tarihsel ne hukuksal ve ne de ekonomik ve sosyal yönlerden doğru ve kolay uygulanan bir yol olmayabilir.

Diyoruz ki, ormancılıkta özelleştirme ancak hizmet alımlarında söz konusu olabilir. Kamuya ait ormanlarda işletme, fidan yetiştirme, ağaçlandırma, koruma, amenajman, silvi kültür, kadastro iş ve işlemleri özel ormancılık büroları vasıtasıyla yaptırılabilmeli ve bunun da yasal zeminlerinin hazırlanması en kısa sürede gerçekleştirilmelidir. Anavatan Partisi iktidarında bunları inşallah gerçekleştireceğiz.

Teknik ve ara eleman eğitimi konusunda ise görüşlerimiz şudur: Ormancılık hizmetlerini yürütecek olan orman mühendislerinin eğitimi, ülkemizdeki mevcut 9 adet orman fakültesinde yapılmaktadır. Çok yakın zamana kadar ülkemizde sadece 2 adet orman fakültesi vardı ve ülke ormanlarının orman mühendisi ihtiyacı bu fakülte mezunlarıyla karşılanmaktaydı. Son yıllarda orman mühendislerinin yetiştiği orman fakültelerinin sayısı artmakta; fakat, yeterli öğretim kadrosu olmadığından eğitimin kalitesi düşmektedir.

Ayrıca, ormanların yüzde 99'u devlete ait olan ülkemizde, kamuya eleman alımı durdurulduğundan, buralardan mezun olan yetişmiş insanlar açıkta kalmakta, boşta gezmektedirler. Bu da, ülkemizde hem maddî kaynakların hem de manevî olarak insan kaynaklarının kaybına sebep olmaktadır.

Yıllardır orman teknik hizmetlerinin yürütülmesinde önemli bir ihtiyacı gideren orman tekniker okulları kapatılmış, ikinci olarak da gerçekten büyük bir ihtiyacı karşılamakta olan orman muhafaza okulları da eğitim sadece Millî Eğitim Bakanlığının veya YÖK'ün işidir diye ortadan kaldırılmıştır. Ormanlarda ihtiyaç duyulan ara eleman kalmamakta ve işler gittikçe naehil, sıradan, sınavla alınan, orman ve ormancılık konusunda hiçbir bilgisi olmayan, gaye, sadece devletten aylık alıp masada oturan tipte memurların eline teslim edilmektedir.

Ormancılık, oldukça farklı özelliği olan bir meslektir ve özel eğitime ihtiyaç bulunmaktadır; eğitim işini Millî Eğitim Bakanlığı verecekse bile, müfredatın tespitinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

174 konuşma daha · 26 Aralık 2005

174 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook