Terörle mücadele kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.818)
Erzurum Milletvekili ·
Genel Kurul, 66. Birleşim · 4. yasama yılı · 22 Şubat 2006 · 919 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
İbrahim Özdoğan, 22 Şubat 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 66. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TERÖRLE MÜCADELE KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.818)); konuşma 919 kelime.
İbrahim Özdoğan (Erzurum). “Terörle mücadele kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.818)”. TBMM Genel Kurulu, 66. Birleşim tutanağı, 22 Şubat 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ibrahim-ozdogan-22-2006-02-22-terorle-mucadele-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-s-s-818 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 818 sıra sayılı yasa tasarısının geneli üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi, en derin saygılarımla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, ne yazık ki, bugün, ülkemizde, gazilerin fiziksel sağlık sorunlarından travma sonrası yaşadıkları psikolojik gerilimin giderilmesine kadar, komple bir sağlık hizmeti verilememektedir. Bu türden, donanımlı sağlık kurumları, belli merkezlerde ve çok az sayıda bulunmaktadır. Diğer yandan, bu ülkenin dört bir yanı gazilerle doludur. Her şeyden önce, gazilerimizin hepsine adil ve etkili sağlık hizmetlerinin götürülebilmesi, bu noktada bir bilinç oluşturulması gerekmektedir.
Gazilik olgusu bugüne kadar birkaç basit, süslü cümleyle gündeme getirilmiş, gazinin kim olduğu, nasıl bir şok yaşadığı, vatanı uğruna neleri kaybettiği, psikolojisinin ne olduğu ve nasıl yardımcı olunacağı pas geçilmiştir.
İktidarın gazilere yaklaşımına, icraatlarına baktığımızda, gazilerle ilgili bu yüzeysel anlayışın, bu samimiyetten nasibini almamış yanar döner duruşun izlerine rastlanmaktadır.
Buradan, iktidara seslenmek istiyorum: Gazilerimiz nasıl gazi oldular, bunu hiç düşündünüz mü? Anavatan Partisi olarak bizler cevap verelim: Gazilerimiz, bu vatan için görev yaparken, bu vatanın hayrına çalışırlarken, maruz kaldıkları şiddet sonucu gazi olmuşlardır ve gazi unvanını kazanan herkes, şu ya da bu kadar -hiç fark etmez- bu şiddetten nasibini almıştır.
Siz, hiç, silahların patladığı, şiddetin egemen olduğu bir ortamda bulundunuz mu?! Vatan için şiddete maruz kaldınız mı?! Bunun ne anlama geldiğini tahmin etmek zor değildir. Her şeyden önce, bu insanların psikolojileri yara almıştır. Bakınız, her üç gazimizin birinde, yaşadıkları kötü olayların bir sonucu olarak, psikolojik travma sendromu görülmektedir. Bu travmayı yaşayan insanda, travma sonrasında stres bozukluğu, gerginlik, mutsuzluk gözlenmektedir. Hatta, bu travmayı yaşayan insan travma sonrasında stres bozukluğu, gerginlik, mutsuzluk gözlenmektedir. Hatta, bu travma eğer rehabilite edilmezse, travmaya maruz kalan gazimizin aşırı şiddet eğilimine bile yönelmesine neden olmaktadır.
Şimdi buradan sormak lazımdır: Bu ülke için değerli hizmetler vermiş, gazilik mertebesine ulaşmış evlatlarımız neden stres bozukluğuna mahkûm edilsinler, neden ruhsal gerilim yaşasınlar, niye mutsuz olsunlar?! Elbette ki, mutluluk, başta şehit yakınlarımız, gazilerimiz olmak üzere tüm vatandaşlarımızın en tabiî hakkıdır. O halde, buradan iktidara sormak lazımdır: Gazilerimizi ruhsal bunalımın pençesinden kurtarmak için çalışan rehabilitasyon merkezlerinin sayısı neden bu kadar azdır? Hiç şüphesiz, iktidar bu soruya cevap verecek duyarlılıktan, bilinçten, samimiyetten çoktan uzaklaşmıştır. İktidar, gazinin, şehit yakınının sesini duyacak durumda değildir. İktidarın kulakları başkalarındadır; ama, Anavatan Partisi olarak, biz, gazilere yönelik kapsamlı sağlık hizmeti sunan rehabilitasyon merkezlerinin sayısının artırılması konusunda söz vermeyi boynumuzun borcu biliriz. Biz, gaziler ve şehit yakınları konusunu, öyle, bir iki püsküllü beylik lafla geçiştirecek kadar bilinçsiz değiliz. Halkımızın iltifatının sandığa yansıdığı gün de gerekeni yaparız. Bu memleketin bir evladı olarak iddia ediyorum; gazilerimizin en önemli sorunu bir güler yüz görememek, yalnızlık duygularını paylaşacak ağabeyce bir sahiplenme duygusundan mahrum kalmaktır. Gazilerin istediği, malul, sakat veya zavallı görülmemek, devletin nazarında gazi olarak kalmaktır. Bu nedenle, gazilerimize yapılan "malul" nitelemesi bile o insanları incitmektedir; ama, bu iktidar bunu görememiştir.
Bugün, gazilerimiz ve şehit yakınlarımızın sağlık hizmetlerinin aksamadan ve yeterlilikle sürmesinden sonra ikinci büyük sorunu, gazilik maaşı, tazminat, gazilerimiz ve şehit yakınlarına geçim güvencesi sağlamak için yapılan uygulamaların aksamasıdır. Gazilerimize aylık bağlanması, şehit yakınlarına iş güvencesi gibi bazı uygulamalar bir süreden beri yapılmaktadır. Biz, Anavatan Partisi olarak, daha önce de değindik; maalesef, bugün, ne emeklimiz ne gazimiz ne de devletin sosyal güvenliğinden hizmet alan diğer vatandaşlarımız, mutlu değillerdir. Emekli maaşlarının durumu ortadadır. Maaşların tabanı da bellidir, tavanı da bellidir. Maaşlar, emeklimiz, gazimiz, dul ve yetimimiz daha elini değmeden, kolonya gibi uçup gitmektedir.
Şimdi, biz, Anavatan Partisi olarak, burada "gazi maaşıyla eskiden şu kadar simit alınıyordu, şimdi bu kadar simit alınıyor, üzerine de çay içilebiliyor" gibi merhametsiz karşılaştırmalara girmeyeceğiz. Bu merhametsizlik, bu pişkinlik bize yakışmaz. Biz, yaşanan durum karşısında, gerçekler karşısında, elimizi vicdanımıza koyup şu kadarını söyleyebiliriz: Maaş düzeyleri ne emeklinin ne gazinin ne dul ve yetimin yüzünü güldürebilmektedir. Kimse mutlu değildir; çünkü, toplumun hiçbir kesimi müreffeh değildir. İş büyüme rakamlarını şişirmeye geldiğinde mangalda kül bırakmayan hükümet, o sözde büyüme rakamlarından emekliye, gaziye, yetime hak ettiği payı vermeye gelince suspus olmaktadır.
Hâsılı, bugün geldiğimiz noktada, bu vatan için bedel ödemiş ama yeterince onore edilmemiş gazilerimiz, şehit yakınlarımız ve başımızda duyarsız bir hükümet vardır. Ama, bu kadarla da bitmemektedir, gazilerimizin, şehit yakınlarımızın sorunları bununla da sınırlı kalmamaktadır. Bilindiği gibi, yakınlarının istihdamına yönelik bazı kolaylıklar, gazilerimize ödenen tazminat paketleri uygulamada mevcuttur; ancak, uygulamadaki aksaklıklar bu insanlarımızı fazlasıyla üzmekte, insanlık onuruna yakışmayan durumlar gerçekleşmektedir. Uygulamadaki aksamalar, çelişkiler, çark etmeler, gazilerimizi, şehit yakınlarını üzmektedir. Gazilik payesine bağlı olarak devletten tazminat almaya hak kazanmış, ancak, tazminatını aldıktan kısa bir süre sonra tazminat hakkı reddedilmiş, aldığı parayı faiziyle ödemek zorunda kalmış insanlarımızın sayısı az değildir. Düşünün bir kere, vatan için mücadele etmiş, vatan için bedel ödemiş, gazi olmuş bir vatandaşımız, zahmetlerle dolu hayatını biraz olsun kolaylaştıracak üç kuruş para almış, o parayla ev alıyor, özürlü arabası alıyor derken, devlet, tazminat ödemesi kararının yetersizliğine hükmediyor ve gazisine verdiği üç kuruşu faiziyle geri istiyor. O gazimiz, sanki yaşadığı sıkıntılar kâfi gelmiyormuş gibi, bir de hacizle, icrayla, mahkemeyle uğraşıyor.
Soruyorum iktidara; bu yapılan hak mıdır?! Gazilerin sağlık ve sosyal güvenlik hizmetlerinin aksamaması, kimsenin mağdur edilmemesi için hangi düzenlemeleri yaptınız? Bu iktidarın, sorunu çözmek için hiçbir şey yapmadığı ortadır; ama, Anavatan Partisi olarak boynumuzun borcudur, bu ülke için kolunu feda edenin koluyuz, bacağını feda edenin yürüyen bacağıyız, gözünü kaybedenin gözü, kulağıyız, evladının canını feda edenin evladıyız.
Şimdi, bizlerin Anavatan Partisi olarak, gazilere, şehitlere sahip çıkan bir söylemi benimsememize iktidardan tepki geliyor. İktidarın bu konudaki refleksi hiç değişmemektedir. Ne vakit gazi, şehit yakını hakkını arasa, sesini yükseltse, Sayın Başbakan âdeta kükremekte, şehit yakınlarının, gazilerin hakkını arayanları kan üzerinden, ceset üzerinden siyaset yapmakla suçlamaktadır. Sayın Başbakanın bilmesi gereken bir şey vardır; biz, kan üzerine değil, can üzerine siyaset yapıyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
28 konuşma daha · 22 Şubat 2006