Gelir vergisi kanunu ve 6183 sayılı kanunda değişiklik yapılması hk. (s.s.1081)
Erzurum Milletvekili · Anavatan Partisi
Genel Kurul, 80. Birleşim · 4. yasama yılı · 28 Mart 2006 · 842 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
İbrahim Özdoğan (Anavatan Partisi), 28 Mart 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GELİR VERGİSİ KANUNU VE 6183 SAYILI KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HK. (S.S.1081)); konuşma 842 kelime.
İbrahim Özdoğan (Anavatan Partisi, Erzurum). “Gelir vergisi kanunu ve 6183 sayılı kanunda değişiklik yapılması hk. (s.s.1081)”. TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim tutanağı, 28 Mart 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ibrahim-ozdogan-22-2006-03-28-gelir-vergisi-kanunu-ve-6183-sayili-kanunda-degisiklik-yapilmasi-hk (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anavatan Partisi Grubu adına, 1081 sayılı kanun teklifi üzerine, söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, modern devlet yapılanması içinde vatandaşın bazı hakları vardır, bu hakların karşılığı olarak da bazı ödevler düzenlenmiştir. Haklar ve yükümlülükler arasındaki denge, devlet mekanizmasının işleyişinin selametini gösteren en temel göstergedir. Vatandaşın vergi yükümlülüğü, belki de yükümlülükler içinde en önemli olanıdır; zira, vergi, devletin temel gelir kaynaklarının en önemlisidir. Pek çoğumuzun bildiği gibi, vergilendirme, öyle ezbere yapılacak bir uygulama olmanın çok ötesindedir. Durumun gereklerine göre davranmak, keyfî vergilendirme yapmak ya da başı her sıkıştığında vatandaşın kesesine müracaat etmek, modern devletin yapabileceği türden bir şey değildir. Vergi, sosyal boyutu da olan, sosyal alanda da sonuca yönelmiş süreçler başlatabilecek olan kompleks bir uygulamadır. İşte, bu yüzden vergilendirmenin temel ilkeleri vardır. Vergilendirme ilkeleri bunun için önemlidir ve maliye okullarında, iktisat fakültelerinde öğrencilere vergilendirme öğretilirken evvela vergilendirmenin temel ilkeleri öğretilir. Vergilendirmede eşitlik ve adalet fevkalade önemlidir. Adalet, vergi oranlarında ve salınan miktarlarda mutlak eşitliğin sağlanması demek değildir; adalet, vatandaşa gücü nispetinde vergi salınması anlamına gelmektedir.
Burada, tasarının 1 inci maddesine baktığımızda, tasarı, Gelir Vergisi Kanununun 103 üncü maddesini değiştirmeye yönelmiştir. Burada, ücret gelirleri dışındaki vergilerin vergilendirildikleri tarife dilimleri de yeniden düzenlenmiştir. Tarife, yüzde 20-40 aralığından yüzde 15-35 aralığına düşürülmek istenmektedir. Aynı zamanda "ücret gelirlerinin vergilendirilmesinde tarifede yer alan oranlar 5'er puan indirimli uygulanır" şeklindeki hüküm kaldırılmak istenmekte, ücretlilerin vergi avantajı da böylece ortadan kalkmaktadır.
Sonuçta, ücretlilerin vergi oranlarında herhangi bir indirim göze çarpmamaktadır. Bu hükümet, zaten, ücretlilerin yararlandığı özel indirimi de daha önceki bir uygulamasıyla kaldırmıştır. Ücretliye garez nereden gelmektedir anlayamıyorum. Ücretliden ne istenmektedir? Bunu, Anavatan Partisi olarak anlamakta güçlük çekiyoruz. Böyle bir düzenleme, vergilendirme ilkeleri içinde nereye oturtulmuştur? Nizamî midir, etik midir sorusunun cevabını merak etmekteyim. Ayrıca, yatırım indiriminin kaldırılmasına ilişkin bir motivasyon, hangi teknik gerekçelerle, hangi teoriye dayanmaktadır bilmek istiyorum.
Tasarının gerekçesinde bu konuda da doyurucu hiçbir açıklama getirilmemiştir. Yatırım indiriminden yararlanmış olanların kazanılmış hakları ellerinden alınacak mıdır? Eğer öyleyse, bu uygulama ne gibi güçlüklere yol açacaktır? Bu konu da, doldurulması gereken bir boşluk olarak karşımızda durmaktadır.
İndirimin 2006, 2007 ve 2008'i kapsayan dönemde üç yılla sınırlandırılmış olması, kazanılmış haklara, hukuka, nizama duyulan güvene indirilecek bir darbeymiş izlenimi vermektedir. İndirilmiş Kurumlar Vergisi oranının yatırım indiriminden yararlanmaya yönelmiş mükellefe uygulanmamasının yadırganmayacak tarafı yoktur.
Sonuç olarak, tasarı üzerine konulan çekincelerin hepsi bu noktalarda birleşmektedir. Bu tasarının uygulamada bazı sorunlara neden olacak boşluklar içerdiği, ilkesel anlamda çok da sağlam bir altyapıya sahip olmadığı gerçeği apaçık karşımızda durmaktadır.
Tasarının, mevcut boşlukları da dikkate alındığında, itiraz edilmeyecek bir tarafı da yoktur. Buradan AK Parti Hükümetine söylenecek tek bir şey vardır: Sayın hükümet yetkilileri, lütfen bir işi de tam yapın da, şu halk da, vaktiyle size duyduğu güvenden bir gün olsun pişmanlık duymasın.
Değerli arkadaşlar, IMF'ye verilen niyet mektubunda, ücret ve ücret dışı gelirlere uygulanan vergi tarifelerinin birleştirilmesiyle, vergi dilimi sayısının azaltılması suretiyle verginin yapısının iyileştirilmesine yönelik yasal değişikliklerin geçirileceği taahhüdünde bulunulmuştu.
Bu tasarıyla, Gelir Vergisinde, ücret ve ücret dışı gelir alanlarının tabi olduğu ikili vergi tarife yapısından vazgeçilerek tek tarifeye geçiliyor. Hükümetin, benzer bir motivasyonla gündeme getirdiği bu türden tasarılar da mevcuttur.
Tasarıların görünürdeki motivasyonu, vergi mevzuatını sadeleştirmek, tutarsızlıkları gidermek ve uygulama birimlerinin işini kolaylaştırarak, vergiyi bir çile olmaktan çıkarmak olmalıdır. Böyle bir niyete saygı duymamak mümkün değildir. Anavatan Partisi olarak bizler de isteriz, vergi mevzuatı sadeleşsin, uygulamada güçlük doğuran unsurlar birer birer kaldırılsın.
Şu anda Türk vergi sisteminin ve bu sistemin sorunlarının en önemli yansıması, vergiyi devletle vatandaş arasında ikili bir mücadeleye dönüştürmesidir. Öyle bir algılama oluşturulmuştur ki; kaçarsa vatandaş rahat edecektir, yakalarsa devlet nefes alacaktır. Türkiye'de vergi tahsilatı, böyle bir kaçış-kovalamaca oyununa dönüştürülmüş, bu anlayış, hem devletin ciddiyetine hem devlet adamının vakarına yakışmayan sonuçlar doğurmuş, vatandaşının gururu ve kesesi de ciddî şekilde yaralanmıştır.
Tabiî, vatandaş derken, kayıt altında, değer üreten ya da ücretli çalışan olarak kayıt altında bulunan bizim insanımızı kastediyoruz. Maliye Bakanlığından, ondan kaçacak ya da hükümete şantaj yapacak kadar güçlü, kudretli olanlar, kayıtdışında, merdiven altında üretim yapanlar bu gidişten hiç de şikâyetçi değillerdir. Yani, özetle, Maliye, yakaladığının canına okumuş, kaçanın da peşini çoktan bırakmıştır. Şimdi, hakça yönetilen bir Maliye Bakanlığının yapması gereken, kayıtdışındakini kayıt altına almak, bunca yıl kamu gelirlerinin yükünü omuzlamış, yasalara saygılı vatandaşın yükünü biraz hafifletmek olmalıdır; ama, ne yazık ki, AK Parti Hükümeti ve bu hükümetin Maliye Bakanı, kayıt altındaki işadamına efelendiği kadar, kayıtdışı çalışana efelenmemiştir; çünkü, iş oraya gelince, sokak ağzı iflas eder, sistematik düşünce ve makul olma bilinci devreye girer; AK Parti, bu bilincini çoktan yitirmiştir. Hal böyle olunca, AK Parti, kayıtdışını kayıt altına almak peşine düşeceğine, kayıt altındaki vatandaşın canına okuyan, merhametsiz ve rasyonellikten uzak tavrını sürdürmektedir. Öyle ki, vergi konusu her gündeme geldiğinde, vergiyle ilgili her tasarıda, bu tavır kendisini hissettirmektedir.
Gelir Vergisi Kanununun 103 üncü maddesinin değiştirilmesi uygulamasıyla karşı karşıyayız. Peki, o zaman bakalım, bu tipik AK Parti icraatının altından hayır mı çıkacaktır, yoksa şer mi çıkacaktır?! Söz konusu değişiklik, ücret gelirleri dışındaki gelirlerin vergilendirildiği tarife dilimlerini de yeniden düzenliyor. Tarife, yüzde 20-40 aralığından yüzde 13-35 aralığına çekiliyor; fakat, "ücret gelirlerinin vergilendirilmesinde tarifede yer alan oranlar 5'er puan indirimli uygulanır" hükmü değiştiriliyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
26 konuşma daha · 28 Mart 2006