Gelir vergisi kanunu ve 6183 sayılı kanunda değişiklik yapılması hk. (s.s.1081)
Gaziantep Milletvekili · Anavatan Partisi
Genel Kurul, 80. Birleşim · 4. yasama yılı · 28 Mart 2006 · 1.909 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ömer Abuşoğlu (Anavatan Partisi), 28 Mart 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GELİR VERGİSİ KANUNU VE 6183 SAYILI KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HK. (S.S.1081)); konuşma 1.909 kelime.
Ömer Abuşoğlu (Anavatan Partisi, Gaziantep). “Gelir vergisi kanunu ve 6183 sayılı kanunda değişiklik yapılması hk. (s.s.1081)”. TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim tutanağı, 28 Mart 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/omer-abusoglu-22-2006-03-28-gelir-vergisi-kanunu-ve-6183-sayili-kanunda-degisiklik-yapilmasi-hk (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz, Tokat Milletvekili Sayın Dağcıoğlu'nun, Gelir Vergisi Kanunu ve 6183 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin geneli üzerinde Anavatan Partisinin görüşlerini sunmak üzere huzurlarınızdayım; hepinizi, Partim ve şahsım adına saygıyla selamlarım.
Şu hususa öncelikle dikkatinizi çekmek istiyorum. Milletvekilleri, yasama çalışmalarına katkıda bulunmak, ister muhalefet ister iktidar milletvekilleri olsun, yasama çalışmalarına katkıda bulunmak ve milletin kendilerine verdiği temsil görevini, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında, bihakkın yerine getirmek sorumluluğundadır. Bu, sorumluluk değil sadece, aynı zamanda, bir mecburiyettir; çünkü, yaptığımız bu hizmet karşılığında, hepimize, bu millet birtakım ödemelerde bulunuyor. Bize, kişi olarak düşen görev, bu ödemeleri, aldığımız -hangi ad altında olursa olsun- gelirleri biraz daha olsun hak etmeye çalışmaktır.
Uzun zamandan beri Meclisin çalışmalarından edinilen intiba şudur, bize vatandaştan gelen tepkiler de bu doğrultudadır: Meclisi çalıştırmak İktidar Partisinin görevidir; ama, İktidar Partisi milletvekilleri, Meclise gelmemektedir ve Genel Kurul boş bir ortamda çalışmalarını sürdürmektedir. Sayıyı orana vurduğumuz zaman, her iki muhalefet partisinden de, gerek Anavatan Partisinden ve gerekse de Cumhuriyet Halk Partisinden Meclise devam, İktidar Partisinden daha yüksek orandadır. O bakımdan, ben, İktidar Partisi milletvekili arkadaşlarımdan, biraz daha sorumluluklarının idraki içerisinde, Meclis çalışmalarına daha aktif katkıda bulunmalarını rica ediyorum. En azından bu, milletvekili olarak bizlerin, aldığımız görevin ne ölçüde sorumluluğunda ve bilincinde olduğumuzu Türk Milletine göstermek açısından da gereklidir. Bu yüzden, şu anda Genel Kurulda hazır bulunan İktidar Partisi milletvekillerini kutluyorum; çünkü, büyük bir fedakârlık örneği göstererek -diğer kendi Grup arkadaşlarına göre- bu çalışmaları, özellikle Meclisin çalışmalarını sürdürmesi açısından kendi paylarına düşen katkıyı yeterince yerine getirmektedirler. Benim buradaki hazır bulunan arkadaşlardan ricam, benim bu temennimi, hazır bulunmayanlara iletmeleri.
Biz, iktidar partisi olarak, muhalefet partisi olarak… Allah söyletiyor herhalde, Anavatan Partisi iktidar partisi olacaktır. Yalnız, şunu hemen peşinen söyleyeyim: AK Partisi ve AK Parti Grubu bu fikre kendisini yavaş yavaş alıştırsa iyi olur.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ)Önce siz öyle alıştırın…
ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla)Sonra, büyük hayal kırıklığı yaşamayasınız birdenbire… Onun için, bu fikre biraz kendinizi alıştırın…
NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul)Takdir…
ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla)Takdir elbette… Takdir, öyle tecelli edecektir, takdir tecelli edendir…
NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul)Göreceğiz inşallah…
ÖMER ABUŞOĞLU (Devamla)Bu kanun teklifi, Sayın Dağcıoğlu'nun bu kanun teklifi, herhalde Maliye Bakanlığınca da benimsendiği için, komisyon çalışmaları sırasında da buna birtakım ilavelerde bulunulmuş; ancak, bir Gelir Vergisi düzenlemesi veya vergi kanunlarında herhangi bir düzenleme yapıldığı zaman, acaba, bu düzenleme hangi amaca yönelik, makro düzeyde nasıl bir değişim ve vergi sisteminde nasıl bir değişim ve toplum adına da nasıl bir gelişme meydana getiriyor, ben, öncelikle ona bakarım.
Bugün vergi sistemimizi incelediğimizde, vergi sistemimizin en büyük rahatsızlığı -size bir iki rakam vererek bunları dile getirmek istiyorum- büyük ölçüde vergi sistemimiz vasıtalı vergiler üzerine dayalı hale gelmiştir. Sistemimizde, doğrudan vergiler yerine dolaylı vergiler daha yaygın ve daha yoğun bir biçimde uygulanır hale gelmiştir; vergi gelirlerinin büyük bir çoğunluğu da, yaklaşık yüzde 70'ten fazlası da vasıtalı vergilerden elde edilen gelirlerden oluşmaktadır.
Nedir bu vasıtalı vergiler; işin erbabı olanlar bilir, ben diğer milletvekili arkadaşlarım için ifade etmeye çalışıyorum; Gelir adaleti, vergi adaleti ve ödeme gücü prensipleri dikkate alındığında, vasıtalı vergiler, bu prensiplerle en fazla çatışan ve en fazla çelişen bir vergi türüdür. Olabilir, böyle bir özelliği olabilir; ama, şu hususla birleştiği zaman bu özellik daha da önem kazanır: Bugün, ekonomimizde ve toplumumuzda, şartların ortaya çıkardığı ciddî bir gelir dağılımı adaletsizliği söz konusudur ve bu adaletsizlik, gelir dağılımıyla ilgili rakamlara bakıldığında çok açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Böyle bir gelir adaletsizliğinin söz konusu olduğu bir ortamda, bir de, siz, ağırlığı vasıtalı vergilere verir ve bütçenin açığını, kamu gelirlerini, vasıtalı vergilerden kaynaklanan bir yapı içerisinde düşünürseniz ve uygulamalarınızı da, getirdiğiniz düzenlemeleri de bu çerçeve içerisinde değerlendirirseniz, ortaya çıkan adaletsizliği, gelir adaletsizliğini bir kat daha artırmış olursunuz.
Bu yönüyle, AKP İktidarı, her ağzını açtığında "biz iktidara geldiğimizde şöyleydi, şu kadar kötüydü, ölmüştü, bitmişti ekonomi de, toplum da; ama, biz, şöyle şöyle gelişmeleri gerçekleştirdik…"
Bakıyorum, bu vergi konusunda, acaba ne gibi gelişmeler gerçekleşmiş; toplumun, özellikle bu gelir bölüşümündeki adalet, vergi yükü, vergi altında ezilen var mı yok mu, buna baktığımızda, 2002'de vergi yükü yüzde 29'muş, toplam vergi yükü; bunun içerisine, SSK ödemeleri falan gibi birtakım ödemeler de dahil olmak üzere. Madem 2002 ile karşılaştırıyoruz, ben de 2002'yi esas olarak aldım. 2002'de yüzde 29 oranında olan bu rakam, 2004'e gelindiğinde yüzde 32,6'ya çıkmış, yani, yüzde 33 düzeyine çıkmış. Halkın üzerindeki, Türk toplumunun üzerindeki vergi yükü, iktidara geldiğinden bu yana, AKP İktidarı tarafından daha da kötüleştirilmiş. Halk, toplum, vergi altında inlerken 2002'de, 2004'e geldiğinde, inim inim inlemeye başlamış. Bu rakamlar, benim uydurduğum, benim icat ettiğim rakamlar değil, Maliye Bakanlığının yayınlarından alınmış.
Öyleyse, gelir adaletinin oldukça tartışıldığı bir toplumda, vergi yükünün giderek halkı inim inim inletecek bir seviyeye çıkması, acaba, AKP İktidarının övündüğü bir konu mudur; yoksa, elimize ilk fırsat geçtiğinde bunu düzelteceğiz dediği bir kötüye gidiş midir?
Ben, iyi niyetle bakıyorum yine konuya. İktidar, eline bir fırsat geçtiği zaman, bu kötü gidişi, vergi yükünün ağırlığını nispeten hafifletmek üzere, acaba, herhangi bir düzenleme, herhangi bir tedbir yapar mı, yapabilir düşüncesi içerisinde beklerken, Gelir Vergisi Kanununda değişiklik yapan bir kanun geliyor. Burada görüyoruz ki, ortaya çıkan bu adaletsizliği düzeltmek yerine, vergi yükü altındaki ezilen kitlelerin yükünü hafifletmek yerine, bu yükü bir miktar daha ağırlaştırıyor ve kimin yükünü hafifletiyor, biliyor musunuz; büyüklerin, zenginlerin, yüksek gelir sahibi kişilerin vergi yükünü hafifletiyor. Nitekim, Gelir Vergisi oranlarındaki kademeler itibariyle meydana gelen indirim, her kademede 5'er puan bir indirim yapılmış. Tabiî eski duruma göre ücretliler, normal gelir elde eden serbest meslek kazançları ve sair şartlar altında gelir elde edenlerden; yani, beyannameli mükelleflerden her kademede yüzde 5 puan daha düşük bir vergi oranına tabi idi. Niçin; ücret gelirleri çeşitli sebeplerle, işte vergilerini peşin öderler, diğer gelir sahipleri, beyannameli mükellefler gelirlerini kazanırlar, yıl sonunda verdikleri beyannamelerle öderler. Aynı zamanda ücretlilerin vergi kaçırma imkânı yoktur, bordrolarında her kuruş gelirleri bellidir, dolayısıyla ücretlilere tanınan bir kısmî indirimdir, ücretlilerin vergi yükünü hafifletmek noktasında. Ama, bu yapı içerisinde yeni gelen tasarıda, beyannameli mükelleflerin vergi oranları 5'er puan indiriliyor. Kim seviyesine; dargelirli, sabit gelirli ve vergi kaçırma imkânı olmayan, vergiden kaçınma imkânı olmayan kesimlerin seviyesine indiriyor. Öyleyse, bu durumda ortaya çıkan bu tasarı, vergi adaleti, gelir dağılımı gibi hususlar dikkate alındığında, mevcut durumu daha da kötüleştiren bir düzenleme olarak karşımıza çıkıyor. Bir taraftan gelir adaletsizliği altında, düşük gelir seviyelerinde, fakirlik ve yoksulluk sınırı altında yaşayan asgarî ücretli de aynı oranda vergiye tabi, bir başka gelir sahibi de, esnaf da aynı oranda vergiye tabi. Bu bakımdan, hükümetin getirdiği bu tasarının en olumsuz yanı, vergi adaleti ve vergi yükünün topluma adil bir şekilde dağılımı açısından ciddî bir eksiklik ve ciddî bir tutarsızlık ortaya koyuyor, AKP'nin söylemleri ve bugüne kadar iddia ettiği hususların aksine.
Meselenin bir yönü vergi yüküyle ilgili, diğer bir yönü de, acaba, bu ücretliler dediğimiz kesim diğer kesimlerle mukayese edildiği zaman ücretlilerin vergi yükü ile diğer kesimlerin vergi yükü arasında nasıl bir ilişki söz konusu: Toplam Gelir Vergisinden elde edilen vergi gelirlerine bakıyoruz, Gelir Vergisinden elde edilen vergi gelirlerinin oranı her geçen gün giderek azalıyor. 2002'de, yine AKP İktidarının en sıkça karşılaştığı yıla göre bir mukayese yapıyorum; hatta, 2001'e göre de yapabiliriz -2001, biliyorsunuz kriz yılı- bu yıla göre de mukayese ettiğimizde, 2001 yılında Gelir Vergilerinden elde edilen gelirlerin toplam vergi gelirleri içerisindeki payı yüzde 29, 2005 yılında ise yüzde 19; yani, gelire dayalı kazanan, kazandıkça da vergisini ödemesi gereken kesimlerin üzerindeki vergi yükü giderek azalıyor, bunlardan elde edilen vergi gelirleri toplam vergi gelirlerine oranlandığında giderek düşüyor. Yük nereye kayıyor; vasıtalı vergilere kayıyor, başta da söylemiştik.
Mesele bununla bitmiyor. Gelir Vergisi içerisinde, acaba toplumun çeşitli kesimleri ne ölçüde Gelir Vergisini ödeyerek bu yükü paylaşıyor diye baktığımızda, ücretliler; yani, bordro mahkûmları dediğimiz kesimlerin toplam Gelir Vergisi içerisindeki payı 2005 yılında yüzde 88; yani, devletin Gelir Vergisi adı altında aldığı vergi gelirlerinin yüzde 90'ını, yaklaşık, ücretliler ödüyor. Bunun içerisinde asgarî ücretlisi de var, orta gelir düzeyinde ücret elde eden de var, yüksek gelir düzeyinde ücret elde edenler de var. Ücretlilerin dışında Gelir Vergisi veren; yani, beyannameli mükelleflerin sayısı yaklaşık 4 000 000. 4 000 000 mükellefin ödediği toplam gelir vergisi, vergi gelirleri içerisindeki payı sadece yüzde 11 civarında. Bu yönüyle de baktığımızda, hem gelir vergilerinin içerisinde, kazanarak vergisini ödemesi gereken kesimlerden toplanabilen vergi gelirleri düşük hem de giderek bunların oranı azalıyor. Öyleyse, vergi adaleti ve ödeme gücü prensibi açısından meseleye yaklaştığımızda, bu yönüyle de vergi sistemimizde ciddî bir çarpıklık var. Bu, şunu gösteriyor: Bu çarpıklığın düzeltilmesi yolunda herhangi bir adım atılmaması ve gelen tasarının bu çarpıklığı biraz daha büyütmesi sonucunda, toplumun, âdeta, kazanandan, gelir elde edenden değil de, Maliye Bakanlığının, tuttuğundan vergi tahsilatına gitmesi gibi bir sonuç ortaya çıkıyor. Kazanmışsın, kazanmamışsın, düşük gelir elde etmişsin, ücretlisin veya asgarî ücretlisin ayırımı yapmadan, vasıtalı vergileri, Özel Tüketim Vergisi, Katma Değer Vergisi gibi vergilerle, toplumun her kesimine eşit ölçüde gırtlağına yapışmış durumda. Sayın Rahmi Koç da bir ekmek satın aldığı zaman aynı vergiyi veriyor, asgarî ücretli, zaten elde ettiği ücret sadece ekmek ve bulgur almaktan öteye bir şey satın almıyor, o da aynı ölçüde vergi veriyor. Hükümetin esas dikkate alması gereken, vergi kanunu değişikliği gibi herhangi bir tasarıyla ve teklifle Meclisin huzuruna geldiği zaman, bu çarpık yapıyı düzeltmesi yönünde birtakım yeniliklerle gelmesi gerekirken, bu çarpık yapıyı değiştirme yönünde herhangi bir gayret içerisinde olmadan, yüksek Gelir Vergisi ödemesi gereken kişilerin Gelir Vergisini ücretlilerin gelir seviyesine indirmekle oluyor. Böylelikle, bu tasarının bu haliyle desteklenmesi mümkün değildir.
Ayrıca, ücretlere yönelik vergi istisna ve muafiyetleri var. AK Parti, iktidara gelirken bu konuda da iyileştirmeler yapacağı hususunda sözler vererek, vaatler vererek geldi; ama, ilk yaptığı iş, bunları iyileştirmek yerine, bu istisna ve muafiyetleri ücretliler aleyhine tümüyle ortadan kaldırmak oldu.
Hani siz fakir fukaranın sahibiydiniz, kimsesizlerin kimiydiniz?!. Sırf bu vergi politikanızdan, vergi sisteminde meydana getirmeye çalıştığınız değişiklikleri dikkate aldığımızda, siz, yüksek gelirlilerin, zenginlerin, orta halli insanların, toplumda refahı ve geliri iyi olanların kimi olma yolunda bir çaba ve gayret içerisine girmişsiniz demektir. Öyleyse, bundan sonra, AKP İktidarının kimsesizlerin kimi olmak yönünde herhangi bir iddiasının kalmaması ve bu noktada da, bu yönde de herhangi bir söyleminin olmaması beklenir. Yani, bu konuyu artık bundan sonra istismar edemeyeceksiniz. Bir taraftan vergi adaletsizliği, bir taraftan gelir adaletsizliği, toplumun gırtlağına âdeta nefes almasını imkansızlaştıracak derecede çökmüşken, siz, bir de gelip vergi kanunlarında değişiklik yaparak yüksek gelirlilerden elde ettiğiniz vergi oranlarını düşürüyorsunuz. Ha, modern anlamda bunların belki düşürülmesi gerekiyor, buna karşı çıkmak bir yerde yanlış olabilir; ama, aynı zamanda, ücretlilerden alınan vergilerin de vergi oranlarını, eskiden olduğu gibi, daha düşük oranda, 5 puanlık daha düşük bir oranda gerçekleştirmek gerekirdi. Bu yönüyle, biz, bu teklifi kabul etme imkânına sahip değiliz.
Bir diğer husus yatırım indirimiyle ilgili. Yatırım indirimi, bildiğiniz gibi, yatırım ortamının iyileştirilmesi ve yatırımları teşvik aracı olarak kullanılan bir enstrüman, bir unsur. Bugüne kadar gerek geri kalmış birçok yörenin veya az gelişmiş birçok yörenin sanayileşmesinde, ekonomik kalkınma yapmasında, ekonomik hamle gerçekleştirmesinde önemli bir teşvik aracı olarak kullanılmış; ama, bundan sonra artık yatırım indirimi söz konusu değil. Siz, Hakkâri'ye veya Muş'a veya Van'a gidip yatırım yapmak isteseniz, devlet artık diyor ki, ben sana yatırım indirimi, vergi istisnası getirmiyorum. Bunun yerine ne getirecek? Bunun yerine, işte, teşvik sisteminde yaptığınız, bazı illeri teşvik kapsamına alan tasarıda da ortaya koyduğunuz çerçevede birtakım düzenlemeler getireceksiniz. Bunlar bir işe yaradı mı? Teşvik Yasasında değiştirilen sistem, 1 500 doların altındaki illere verilen teşvikler bir işe yaradı mı? Bu illerden hangisine ne kadar yardım gitti? Öyleyse, bu bölgelere ilave yatırımların akmasını sağlamak için sizin getirdiğiniz teşvik tedbirleri yeterli değil. Bu yönüyle, yatırım indirimi, birtakım itirazlar var büyük şirketlerin işine yarıyor noktasında. Madem büyük şirketlerin işine yarıyorsa, siz, bunu, orta ve küçük işletmelerin işine yarayacak şekilde organize edin; Türkiye'nin geri kalmış yörelerini kalkındırmak noktasında, buralara yatırımları çekmek noktasında organize edin.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
26 konuşma daha · 28 Mart 2006