Sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortaları kanun tasarısı (s.s.1139)
Erzurum Milletvekili · Anavatan Partisi
Genel Kurul, 89. Birleşim · 4. yasama yılı · 18 Nisan 2006 · 835 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
İbrahim Özdoğan (Anavatan Partisi), 18 Nisan 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 89. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTALARI KANUN TASARISI (S.S.1139)); konuşma 835 kelime.
İbrahim Özdoğan (Anavatan Partisi, Erzurum). “Sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortaları kanun tasarısı (s.s.1139)”. TBMM Genel Kurulu, 89. Birleşim tutanağı, 18 Nisan 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ibrahim-ozdogan-22-2006-04-18-sosyal-sigortalar-ve-genel-saglik-sigortalari-kanun-tasarisi-s-s-1139 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum)Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 1139 sıra sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu Tasarısı üzerinde Anavatan Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; Yüce Heyetinizi en derin sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, AB, AB diye yatıp kalkan hükümetin, AB'nin politikalarına ne kadar uzak olduğunu bu kanun tasarısından anlamış bulunmaktayız. Hatırlanırsa, Mart 2005'te sosyal güvenlik yasa tasarılarının imzaya açıldığı gün, Hükümet Sözcüsü Sayın Cemil Çiçek, sosyal güvenlikte "ne kadar ekmek, o kadar köfte" döneminin başlayacağını belirtmişti. Bu sözleri basına da yansımış. Sosyal güvenliğin nasıl finanse edileceği, sosyal güvenlik harcamalarının toplam düzeyi ve bu harcamalara devletin katkısının ne olacağı tartışmasının önemli boyutlarından birisidir. Reformun IMF tarafından stand-by'ın önkoşulu olarak görülmesinin asıl nedeni de budur; çünkü, uluslararası finans çevreleri, sosyal güvenliğe daha az kaynak ayrılmasını istemektedirler. O nedenle, bu reform sosyal değil, finansal bir operasyon olarak şekillenmektedir. Nitekim, ülkemizin bilimsel birikim ve deneyimi görmezden gelinerek, hazırlanan reform raporunun girişinde, kamu tarafından finanse edilen, sosyal güvenlik açıklarının bütçe dengeleri üzerinde önemli bir baskı oluşturduğu ve önlem alınmazsa daha da büyük sorunlara yol açacağı iddia edilmektedir. Rapor, sosyal yardım harcamaları dahil, toplam sosyal güvenlik harcamalarının, millî gelire oranının yüzde 11 gibi yüksek bir düzeyde olduğu ve kamu katkısının azaltılması gerektiği iddiasına dayalıdır.
Öte yandan, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Murat Başesgioğlu, Avrupa sosyal modeline uygun bir reform peşinde olduklarını iddia etmiştir. Peki, reform girişimi, Avrupa sosyal modeliyle uyumlu mudur? Konu, özellikle, sosyal güvenliğin finansmanı açısından irdelendiğinde, çarpıcı çelişkiler ve uyumsuzluklar ortaya çıkmaktadır.
Avrupa Birliği ülkelerinde sosyal güvenlik uygulamaları birbirlerinden önemli farklılıklar göstermelerine karşın, ortak iki temel yön görülmektedir. Birincisi, millî gelirden, sosyal güvenliğe ayrılan kaynakların yüksekliği; ikincisi ise, sosyal güvenliğin finansmanında devlet katkısının büyüklüğüdür. Sosyal güvenlikle ilgili reform çalışmaları Avrupa Birliği ülkelerinde de sürmesine karşın, hem toplam sosyal güvenlik harcamalarının düzeyi hem de devlet katkısı artmaya devam etmektedir.
Sosyal güvenliğin finansmanında iki temel sistem bulunmaktadır. Vergiye ve prime dayalı sistemler, Avrupa'da sosyal geleneklere bağlı olarak farklı modeller varlığını sürdürmekle birlikte, son yıllarda iki sistemin birbirine yaklaştığı, karma bir sistem oluştuğu gözlemlenmektedir.
İkinci Dünya Savaşından sonra atılan radikal adımlar sonucunda hızla artan sosyal güvenlik harcamalarının millî gelire oranı, 1980'de, Avrupa'da yüzde 20'ye ulaştı. Sosyal refah devletini ortadan kaldırmaya yönelik girişimlere rağmen, yine, Avrupa'da, sosyal güvenlik harcamaları 1990'ların başında yüzde 26'ya, 2002'de ise yüzde 28'e ulaştı.
Sosyal güvenlik harcamaları, sadece çekirdek Avrupa Birliği ülkelerinde yüksek değildir. Akdeniz genişlemesinin ardından sosyal güvenlik harcamalarında ciddî artışlar gerçekleşti. 1980-2002 arasında Yunanistan'ın sosyal güvenlik harcaması yüzde 11,5'ten yüzde 26'ya, İspanya'nın yüzde 16'dan yüzde 20'ye ve Portekiz'in yüzde 11,5'ten yüzde 25'e yükseldi.
Görüldüğü gibi, hükümetin reform raporunda ülkemiz için yüksek bulunan yüzde 11'lik yüksek sosyal güvenlik harcaması, üç Akdeniz ülkesinde 1980'lerde çoktan aşılmıştı. Bu ülkeler, günümüzde, Türkiye'nin 2 katından fazla sosyal güvenlik harcamasına sahipler.
Avrupa Birliğinde sosyal güvenlik harcamaları, sadece toplam olarak değil, kişi başına da artmaktadır. 1992'den 2001'e kişi başına reel sosyal güvenlik harcamaları yaklaşık yüzde 19 oranında artmıştır. Öte yandan, tek başına toplam sosyal güvenlik harcamalarının yüksekliği yeterli bir gösterge de değildir.
Avrupa sosyal modelinin bir diğer boyutu ise, sosyal güvenliğe düzenli ve yüksek oranda devlet katkısıdır. Ülkelerin sosyal güvenlik modellerinden kaynaklanan farklılıklar olmakla birlikte, 15 Avrupa ülkesinde devlet katkısı yüzde 37'ye ulaşmaktadır. Üstelik, bu oran zaman içinde artış göstermiştir. Korunan kişilerin sisteme katkısı yüzde 21, işveren katkısı ise yüzde 39 oranındadır. Öte yandan, bu yüksek devlet katkısı, sadece AB'ye üye 15 ülkeyle sınırlı değildir. Sonradan üye olanlarla birlikte AB'ye üye tüm 25 ülkede devletin sosyal güvenliğe katkısı yüzde 36'nın üzerinde seyretmektedir.
Sosyal güvenliğin finansmanında dikkat edilmesi gereken bir diğer gösterge ise, tarafların yaptıkları katkının kişi başına gelişimidir. 1995-2000 yılları arasında Avrupa Birliği ülkelerinde, devlet katkısı kişi başına sabit fiyatlarla yüzde 20 artış gösterirken, işveren katkısı yüzde 10 ve korunanların katkısı ise, yüzde 2,5 artış göstermiştir. Devlet katkısı, göreli olarak çok daha hızlı artmaktadır. Hangi açıdan ele alınırsa alınsın, veriler, tartışmaya yer vermeyecek bir biçimde Avrupa Birliğinde sosyal güvenliğe ayrılan kaynakların ve devlet katkısının düzenli olarak artmakta olduğunu ve bunun Avrupa sosyal güvenlik modelinin ayırt edici yanı olduğunu göstermektedir.
Sosyal güvenlik reformu sonucunda sosyal güvenliğe halen yapılmakta olan devlet katkısı azalacaktır. SSK bütçesine devlet katkısı, son dört yılda, yani, bu hükümet zamanında ortalama yüzde 20 civarına ulaştı. Bağ-Kur ve Emekli Sandığı için bu oran daha da yüksektir. Avrupa Birliği standartlarının çok altında olmasına rağmen, bu katkılar açık ve karadelik olarak tanımlanmaktadır. Tasarı yasalaştığında sosyal güvenlik kesintilerinin ücret ve maaşlara oranı, yüzde 42,5 ile yüzde 46,5 arasında değişecektir. Bu oranın sadece yüzde 6'sı, yüzde 5'i emeklilik, yüzde 1'i işsizlik olmak üzere, devlet katkısı olarak karşılanacak ve sonuçta devletin sosyal güvenlik finansmanı için payı mevcut duruma göre önemli ölçüde gerileyecektir. Genel sağlık sigortasında sigortalılardan katkı payı alınmasının öngörülmesi nedeniyle, devlet katkısı bu seviyenin de altına inecektir. Bu durum oldukça nettir. Bu tasarı yasalaşırsa sosyal güvenliğe devlet katkısı daha da azalacak, sosyal güvenlik bireyselleşecek, sosyal güvenlik sistemimiz Avrupa sosyal modelinden iyice uzaklaşarak, parası olmayanı ezen, acımasız bir sisteme dönüşecektir. AK Parti Hükümetinin Türk Halkının başına ördüğü çorap işte budur.
Bu kanun tasarısının yasalaşacağını zannediyorum. IMF'ye hayırlı olsun diyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
39 konuşma daha · 18 Nisan 2006