İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 119. BİRLEŞİM · PAZARTESİ

Hakimler ve savcılar kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına daiir kan.tas.( ss. 951)

İlyas Sezai Önder

Samsun Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 119. Birleşim · 3. yasama yılı · 27 Haziran 2005 · 1.398 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

İlyas Sezai Önder (CHP), 27 Haziran 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 119. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: HAKİMLER VE SAVCILAR KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİİR KAN.TAS.( SS. 951)); konuşma 1.398 kelime.

İlyas Sezai Önder (CHP, Samsun). “Hakimler ve savcılar kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına daiir kan.tas.( ss. 951)”. TBMM Genel Kurulu, 119. Birleşim tutanağı, 27 Haziran 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ilyas-sezai-onder-22-2005-06-27-hakimler-ve-savcilar-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA İLYAS SEZAİ ÖNDER (Samsun)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 951 sıra sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 20 nci maddesiyle ilgili olarak söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlarım, burada görüşmekte olduğumuz tasarı, Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan tüm bireyler için olduğu kadar, Türkiye Cumhuriyetinin bugünü ve geleceği için de hayatî önemdeki bir tasarıdır. Bu nedenle, her madde görüşülürken konu üzerinde titizlikle durmak ve geleceği şekillendirmek açısından çok düşünmek gerekir kanaatindeyim. Tasarı, hâkimlerimizi ve savcılarımızı ilgilendiriyor. Hâkimlerimiz ve savcılarımız Türk yargı sisteminin omurgası, adalet adına görev yapan onurlu insanlar. Bu tasarı görüşülürken böyle önemli görevler ifa eden kişilerin sorunlarını da tartışacağız, çare bulmaya çalışacağız.

Sorunu irdelerken, öncelikle, 1982 Anayasasının konuyla ilgili düzenleme içeren 159 uncu maddesinden başlamak gerekir diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, Anayasamıza göre kuvvetler ayrılığı prensibi kabul edilmiştir. Hepimizin bildiği gibi, bunlar, yasama, yürütme ve yargıdır. Bugün için görünen gerçek odur ki, yürütme, yasaya hâkimdir. Sadece bugün için söylemiyorum, geçmiş dönemlerde de Türkiye Büyük Millet Meclisinde çoğunluğu bulunduran siyasî partiler yasamayı yönlendirmekte ve çoğu kez yasalar yürütmenin arzu ettiği istikamette çıkmaktadır. Yargı da bağımsız bir erktir. Ancak, bu bağımsızlık bugünkü sistemimizde mevcut yasal düzenlemeler karşısında yara almakta ve bu durum bir türlü düzeltilememektedir. Yargının bağımsızlığını sağlayabilmek için, önce, işe, Anayasanın 159 uncu maddesinden başlamak gerekiyor. Bu maddeyle şekillenen Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısını değiştirmek ve bundan sonra Hâkimler ve Savcılar Kanununun tümünü yeniden düzenlemekle konuyu düzenlemek gerekiyor. Türk hukukçuları yıllardır bunun mücadelesini yapıyorlar; ancak, ne yazıktır ki, geçmişteki iktidarlar ve bugünün siyasî iktidarı, yürütmenin yargı üzerindeki dolaylı denetim yetkisinden bir türlü vazgeçmek istemiyorlar.

AB sürecinde uyum yasaları altında birsürü yasa çıkardık. Belki diye düşündük, bu uyum süreci içinde, AB'nin 2004 yılı ilerleme raporunda belirtildiği gibi, yargı sisteminin bağımsızlığını teminen Adalet Bakanı ve Bakanlık Müsteşarı Yüksek Hâkimler ve Savcılar Kurulundan ayrılır, hâkim ve savcıların teftişi, atamaları, özlük hakları, sicilleri, siyasetle ilgisi olmayan kurumlar marifetiyle yapılır diye düşünülüyordu.

Uyum sürecindeki tasarıların çoğunu Adalet Bakanlığı hazırlamıştır; ancak, üzülerek ifade edilmesi gerekiyor ki, Adalet Bakanlığının bugünü değil, geleceği düşünerek, işe, öncelikle, hâkim ve savcılarımızın tam bağımsızlığını sağlayacak, yürütmenin yargı üzerindeki denetim yetkisini kaldıracak tasarılarla işe başlaması gerekirken, bu konuya hiç el atılmadığını sözcülerimiz Meclis kürsüsünden defeatle dile getirmelerine rağmen bir sonuç alınamadığını üzülerek görüyoruz.

Yetersiz olsa da kabul etmek gerekir ki, Anayasamızın 138 ile 160 ıncı maddeleri arasında hükme bağlanan, yargı ve yargı mensuplarını ilgilendiren maddelerle ilgili olarak iyileştirici birtakım düzenlemeler yapılmaktadır. Bu arada tatbikattan doğan birtakım eksiklikler de düzeltilmeye çalışılmaktadır.

Yukarıda belirttiğim gibi, konu hâkim ve savcıları ilgilendirdiği gibi, dolaylı olarak tüm vatandaşların, hâkim ve savcılarla çalışmalarında onlara destek veren, fedakârca çalışan zabıt kâtiplerinin, mübaşirlerin ve diğer çalışanların da ilgisini çekmektedir. Bu nedenle tasarıyla ilgili olarak birçok talepler ileri sürülmekte ve talepler, genellikle, yargının tam bağımsızlığı, hâkim ve savcılarımızın özlük haklarıyla ilgili olmaktadır. Görüşmekte olduğumuz tasarının 20 nci maddesiyle 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununun 47 nci maddesinin üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere bir cümle eklenmekte ve "Adalet Bakanı, adlî ara verme süresinde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun onayına sunmadan verdiği geçici yetkileri kaldırabilir" hükmünü getirmektedir.

Komisyon görüşmelerinde de dikkat çekildiği gibi, burada "adlî ara verme" olarak geçen kelime, Danıştay Kanunu, İdarî Yargılama Usulü ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda sadece "ara vermek" olarak geçmektedir. Sayın Bakanın komisyonda ifade ettiği gibi, yasalar arasındaki kavram birliğini sağlamak yönünden o yasalarda da gerekli düzeltmeleri yaparak kavram birliğini sağlamak gerekir diye düşünüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bu yasayla birtakım düzenlemeler yapılsa da, hâkim ve savcılarımızın sorunlarının tam manasıyla çözüldüğünü söylemek mümkün değildir. Her şeylerini örnek almaya çalıştığımız Avrupa ülkelerinde nüfusa göre düşen hâkim ve savcı sayısıyla kıyaslandığında, ülkemizin nüfusuna göre bizde mevcut hâkim ve savcı sayısının çok az olduğunu görmekteyiz.

Hâkimlerimiz ve savcılarımız iş yükü altında ezilmektedirler. Ben, eski bir meslek mensubu olduğum için o ıstırabı yakından biliyorum. Hâkim ve savcı da olsa, bir insanın belli bir fizikî dayanma gücü vardır. Bir hâkimin bakabileceği dosya konusunda belli standartlar vardır; bir ağır ceza mahkemesi 200-250, asliye mahkemeleri 600, sulh mahkemeleri 1 000 davaya bakabilir gibi; ancak, uygulamada bu sayının 2'ye, 3'e katlandığı çok görülmektedir. Bu sayıda dosya karşısında, hâkimlerimiz ve savcılarımız iş yükü altında ezilmekte, tatil günlerinde adliyeye gelip çalışmak zorunda kaldıkları gibi, vakti yine yetmemekte, akşam evine dosya götürerek, ailesine ayırması gereken zamanı da, evinde dosya okuyarak geçirmektedirler.

Yargıtayımızın iş yükü ise, insanın tahammül sınırlarını zorlamaktadır. Yargıtayda şu andaki iş sayısı, bildiğim kadarıyla, 900 000 dolaylarındadır. 30 civarındaki dairenin bu iş yükünün altından kalkması mümkün değildir. Ülkesini, mesleğini seven bu onurlu ve fedakâr insanları, zulüm sayılabilecek bu iş yükü altında ezmeye hakkımız olmadığını düşünüyorum. Bir an önce, Yargıtaydaki daire sayısını çoğaltmalı, onların personel eksiklikleri süratle giderilerek, rahat çalışma koşulları sağlanmalıdır. İstinaf mahkemelerinin bir an önce faaliyete geçirilmesi, bu yönde atılmış ciddî bir adım olacaktır.

Bölge istinaf mahkemelerinin kurularak, Yargıtayımızın iş yükünün azaltılması, adlî ve idarî yargıdaki iş sayısının normal seviyelere indirilebilmesi için de, süratle, hâkim açığının giderilmesi gerekmektedir. Şu anda, Adalet Bakanlığının elinde 4 000 hâkim adayı kadrosu vardır. Bu kadronun yeterli olmadığı bir gerçektir, buna, en az 3-4 bin seviyelerinde bir kadro eklenmesi gerekmektedir. Tabiî, burada ihdas edilmiş veya edilecek kadroların nasıl kullanılacağı, ayrı ve çok önemli bir sorun arz etmektedir.

Değerli arkadaşlarım, gerek adlî yargıda gerekse idarî yargıda görev yapan hâkim ve savcılarımız, toplumun en önemli ihtiyacı olan adalet ihtiyacına cevap vermekte, bir anlamda, topluma yön vermektedirler. Bunların görevlendirilmelerinde, tarafsızlıklarına gölge düşürecek en ufak bir şüphenin olmaması gerekmektedir.

Bu tasarıya göre, üç yıl avukatlık yapmış olanlar ve adlî yargı için hukuk fakültelerinden mezun olanlar, idarî yargı için de müfredatlarında hukuk derslerine yeterince yer veren fakültelerden hâkim ve savcı alınması öngörülmekte, yarışma sınavı ve mülakatın şeklinin yönetmelikle tespit edileceği belirtilmektedir.

Değerli arkadaşlarım, öncelikle, bu konunun yönetmelikle değil, yasayla düzenlenmesi gerekmektedir. Ayrıca, mesleğe kabul edilecekler için objektif kriterler konulmalı, sınavın haricinde, mülakatı yapacak kurul da, tarafsızlığından kimsenin kuşku duyamayacağı bir kurul olmalıdır.

Siyasî iktidarların zaman içinde değişmesi, değişik siyasî iktidarların gelmesiyle hâkim ve savcıların etki altında kalmaları söz konusu olacaktır. Hâkim ve savcılar bağımsız ve herhangi bir etki ve baskıya maruz kalmadan görev ifa etmeliler. Hemen her platformda yargının bağımlılığından yakınılmakta iken, yönetmelik çıkarımı ve uygulama yetkisi Adalet Bakanlığında olmamalıdır. Yargının bağımsızlığını daraltacak uygulama ve düzenlemelerden kaçınmalıyız. Ne yazıktır ki, bugün için hâkim ve savcılarımızın atama ve terfi işlemlerinde idarenin vesayetinin bulunduğu, toplumun tüm kesimleri tarafından bilinmekte veya böyle bir vesayetin varlığı düşünülmektedir. Öncelikle, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulundaki Adalet Bakanı ve Müsteşarın bulunmasıyla varsayılan veya olduğu düşünülen vesayetin kaldırılması ivedilikle ele alınmalıdır.

Bunun yanında, idarî yargı için alınacak hâkim ve savcıların mülakatlarında, mülakatlarının kim tarafından ve nasıl yapılacağı, hangi kriterlerle hâkim ve savcıların belirleneceği, onların seçiminde siyasallaşma ve tarafgirliğin etkin olup olmayacağı çeşitli tartışmalara neden olmaktadır. Halbuki, mülakatın şekil ve şartlarının yönetmelikle değil, yasayla düzenlenmesi ve bu yönde oluşacak tartışmaların önlenmesi Yüce Meclisimizin görevi olmalıdır.

Yine, mülakatın kanunla yapılması yanında, oluşturulacak kurulda Adalet Bakanlığı personeli olmamalıdır. Görev alacak kişilerin yüksek yargı hâkimleri ve Türkiye Barolar Birliği temsilcilerinden oluşacak yüksek katılımlı bir kurul tarafından yapılması bu tartışmaları önler.

Diğer yandan, idarî yargıda görev alacak hâkim ve savcılarımızın tamamı hukuk fakültesi mezunu olmalıdır. İdare ve bölge idare mahkemelerinin kurulması sırasında ortaya çıkan hâkim açığının giderilmesi açısından, hukuk dersleri okutulan okullardan mezun olanlar arasından hâkimler alınmıştır. Aralarında yetişmiş çok değerli hâkimlerimiz vardır; ancak, şu anda, Türkiye'de, 40'a yakın hukuk fakültesi mevcut olup, buralardan mezun olan binlerce hukukçu vardır. Çoğu, eğitimini tamamladıktan sonra hâkim ve savcı olabilmek için uğraş vermekte; ancak, hâkim ve savcılık için açılan kadroların azlığı veya başka nedenlerle hâkim ve savcı olamamaktadırlar. Hâkim ve savcı olamayan hukuk fakültesi mezunları, özel ve kamu kesiminde iş aramakta, birçoğu da hayatının idamesi için bir masa ve bir daktiloyla avukatlığa yönelmektedirler. Avukatlık yapan yeni mezun hukukçuların çoğunluğu ise, çeşitli güçlüklere maruz kalarak icra takibi yapmaktadırlar. Burada, diğer okullardan mezun olanların küçümsendiğini çıkarmayalım. Diğer okullardan mezun olanlara da elbette sahip çıkmalıyız, onlara iş ve aş kapısını aralayacak imkânlar yaratmalıyız, onlara ve mesleklerine saygı göstermeliyiz; fakat, bugün için Avrupa Birliği kapısında çeşitli uyum yasaları çıkarmaya çalışırken, çocuk ve gençlerimizi çeşitli meslek dallarına yönlendirme arayışları içinde olduğumuzu düşündüğümüzde, herkesin, eğitim ve öğrenimini gördüğü mesleğe yönelmesini de sağlamalıyız.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, adlî ve idarî hâkim ve savcılığa alınacak avukatların üç yıllık avukat olmalarının aranmasında, her şeyden önce, avukat ile hâkim ve savcılar arasında Anayasanın ve yasaların yargılama erki içinde eşit gördüğü sav, savunma ve yargı mensupları arasında biz yasa koyucular eşitsizliği önplana çıkarmaya çalışmaktayız. Hâkim ve savcılar avukatlık mesleğine geçtiklerinde, beş yıl hâkimlik ve savcılık yapmış olmaları yeterli görülmekte ve herhangi bir sınav, mülakat gibi şart ileri sürülmemektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

28 konuşma daha · 27 Haziran 2005

28 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook