Tütün mamullerinin zararlarının önlenmesine dair kanunda değişiklik yapılması hakkında kanun teklifi (s. sayısı: 55)
Genel Kurul, 45. Birleşim · 2. yasama yılı · 3 Ocak 2008 · 927 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
İsa Gök (CHP), 3 Ocak 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 45. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜTÜN MAMULLERİNİN ZARARLARININ ÖNLENMESİNE DAİR KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ (S. SAYISI: 55)); konuşma 927 kelime.
İsa Gök (CHP, Mersin). “Tütün mamullerinin zararlarının önlenmesine dair kanunda değişiklik yapılması hakkında kanun teklifi (s. sayısı: 55)”. TBMM Genel Kurulu, 45. Birleşim tutanağı, 3 Ocak 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/isa-gok-23-2008-01-03-tutun-mamullerinin-zararlarinin-onlenmesine-dair-kanunda-degisiklik-ya (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA İSA GÖK (Mersin)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, eğer izin verirseniz bugün, güzel Mersin’in, 3 Ocak günü itibarıyla kurtuluş yıl dönümü, 86’ncı yılı kurtuluşun ama gariptir ki bu kurtuluşunda Mersin’in, o güzel Mersin’in, turizmi konuşulurken, geliştirmek konuşulurken, Akkuyu gibi en güzel yerinde yeni bir işgale izin vereceğiz. Nükleer santral yapılması kararını biliyoruz Mersin’in Akkuyu’sunda Gülnar ilçemize bağlı. Bu, Mersin’in ikinci bir işgali olacak, umarım, bundan da kurtulmayı başarırız.
Bir hususa dikkat çekmek istiyorum. Konuşan arkadaşlarımız, mütemadiyen, bu kanunda da geçtiği için “ulusal medya” kelimesini kullanıyorlar, bu, bir hatadır arkadaşlar. Ulusallık farklı bir şeydir. Buna, lütfen, yaygın medya diyelim. Ulusal olmak, ayrı bir onurdur, siyasi literatürde tanımı farklıdır. Yerel medya, yaygın medyayı anlarım, doğrusu budur, ama lütfen, ulusal demeyelim. Bir anda, hiç de ulusallığı hak etmeyen, ulusla alakası olmayan kuruluşlara veya sektöre böyle bir paye vermek çok doğru gelmiyor bana, onu arz etmek istiyorum.
Söz konusu yasaya gelince arkadaşlar, 4207 sayılı Yasa, o on maddelik küçücük Yasa, hep dediğim şey, bir devrim yaşadı, bir devrim yaptı. O, 96 tarihinin Yasa’sı, Türkiye’de olmazları başardı. 4207 sayılı Yasa’da yapılmak istenen bu değişikliklerle, esasen, Yasa’yı daha uygulanabilir hâle getirmek istiyoruz, daha çalışmasını temine dönük çalışmalar yapmaya çalışıyoruz, ama hatalar yapılıyor. Bir önerge verildi daha önce, önerge kabul edilmedi. Arkadaşlar, ben, çerçeve 4, kod 3’üncü madde geçmesine rağmen, oradaki hataya yine dikkatinizi çekmek istiyorum. Bakınız, kod 3’üncü maddede açıkça şu deniyor: “Televizyonda yayınlanan filmlerde tütün ürünleri kullanılamaz, görüntülerine yer verilemez.” Henüz tam geçmemişken, eski tarihli ve belgesel nitelikli filmlere bu yasağın konulmamasına ilişkin mutlaka bir madde konması lazım. Türkiye’de yayınlanan tüm filmlerde, 40’lı, 50’li yılların klasik filmleri var, her şeyi geçelim arkadaşlar, belgeseller var. Yani siz Winston Churchill’in belgesellerinin üzerine buzlama mı yapacaksınız? Mustafa Kemal Atatürk’ün eli sigaralı filmlerine buzlama mı yapacaksınız? Zaten, çok komiktir. Büyük Önder’in güzel fotoğrafı vardır: Bir çiftlikte -bir halk adamıydı Atatürk- takım elbisesiyle oturmuş, bağdaş kurmuş, önünde rakı kadehi var ve türkü söylüyor. Halk müziğini ve sanat musikisini sevdiğini çok iyi biliriz, bu müzikleri çok da iyi söyleyen bir insanmış. Türkü söylerkenki o fotoğrafının, arkadaşlar, ne hikmetse son zamanlarda rakı kadehi kısmı yok edildi fotoğraflarda. Yani, şimdi bunları mı yapacağız? Yapmayalım bunları, bunlara gerek yok. Bu çerçeve 4, kod 3’üncü maddenin 6’ncı fıkrasının uygulanmasına ilişkin mutlaka ayrı bir maddeyle belgesellere ve eski tarihli filmlere mutlaka bir çözüm getirmek zorundasınız. O önerge mantıklı bir önergeydi, ama önerge öyle bir hâle geldi ki, herkes… Zaten, önergeleri reddetme konusunda hakikaten AKP Grubunun potansiyelini ve başarısını tebrik ediyorum ben, harika önerge, reddediyorsunuz. Ama o önerge doğru bir önergeydi, lütfen onu tekrar değerlendirin.
Arkadaşlar, 8’inci madde konumuz. 8’inci madde, şimdi 7 oldu sanıyorum Sayın Başkan, çerçeve 7 oldu: Mülkiyetin kamuya geçirilmesi… Aslında bunun diğer adı müsaderedir. “Mülkiyetin kamuya geçirilmesinde bir zaman sorunu vardır, ondan böyle.” deniyor ama müsadere konusu… Bu kanun ifratları içeriyor arkadaşlar, çok aşırılıkları var. Her ne kadar Komisyon bunun savunusunu Kabahatler Kanunu’na bağlı kılarak “idari para cezasından” diye izah ediyorsa da… Bakınız, sigara işinde paket vardır, kutular vardır, kartonlar vardır, box derler, box vardır ve bunlar konteynerlerle binlerce adet olur. Ekonomik boyutu çok fazladır. Siz yalnızca mülki amir emriyle bunları kalkıp da bir depoya kaldırdığınızda, koyduğunuzda… Bunlar çok büyük ekonomik değerler. Çok büyük, çünkü bunlar bir anda milyon dolarlarla ölçülüyor. Düşünün ki -o yüzde 30, yüzde 60 oranı var ya, o yazılardaki punto oranı var- punto oranlarında ihtilaf çıktı, mülki amir talimatıyla bunlara el konuldu, yani depolara kaldırıldı, konuldu. Ha, Kabahatler Kanunu diyecek şimdi Komisyon, Sayın Bakan, ama, bakınız, Kabahatler Kanunu’na göre, itiraz edeceksiniz, itiraz üzerine dosya yargıya gidecek falan...
Bizim önerimiz neydi bu konuda? Neydi? Gayet makul bir öneri. Cumhuriyet savcısının talebi üzerine sulh ceza mahkemesini yetkili kılmak. Yani, adliyede bir dosya yaptırmak. Bu sistem aslında yabancı bir sistem değil, yine önceki hükûmetin çıkardığı… Hatta, bu konuda üç kanun çıkardılar. En son 5607 sayılı Kanun var, Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu. Bu Kanun’da da aynı sistemi uyguluyoruz. Çok da düzgün gidiyor bu sistem. Kabahatler Kanunu’na topu atıp da niye böylesine büyük bir zararı göz önüne alıyorsunuz? Bunu değerlendirmek zorundasınız.
Bu sebeple, “mülkiyetin kamuya geçirilmesine” deyin veya demeyin, box’larla ölçülen, konteynerlerle ölçülen, yurt dışından gelebilen -Türkiye’de üretilebilen- gemiyle gelen o kadar büyük mal üzerinde bir yargı denetimi çok da kötü değildir. Ha, siz yargı denetimini… Önce mülki amir gereğini yapsın diyorsunuz. Kimdir mülki amir? Bakın, orada bir mülkiyeli bana bakıyor. Vali, kaymakam, bucak müdürü. Ya, yapmayın şimdi. İlçede olabilir, bilinmeyebilir, ama buraya siz savcı ve hâkimi koyun, bundan bir zarar gelmez, yargı denetiminden zarar gelmez. Her ne hikmetse zaten, diğer kanunlarda da oldu, idare olağanüstü kuvvetlendiriliyor. Ben bunu hukukçu olarak anlayamıyorum. Her şey idarenin eline veriliyor. Bu yanlıştır, bu mantık yanlıştır. Yargıdan çekinmemek lazım ve yargıya, itiraz hâlinde gitmek gibi ikincil bir görev vermemek lazım. Yargıyı işin içine katın. Burada bir müsadere var.
O sebeple, ben bu madde konusunda, arkadaşlar, dikkat arz etmeye çalışıyorum. Bakın, mülki amir diyorsunuz. Mülki amir valiler. Danıştayımızın kararları var: Mülki amirler siyasi iktidara bağlı ajanlardır. Hukuki bir tabir gerçi ama. 4. Dairemizin kararları var bu konuda. Ne diyor Danıştay 4. Dairesi: "Valiler dahi hükûmetin, idarenin bağlı ajanlarıdır." Yani bir yerde, o eskiden olan devletin valiliğini; ki, şimdi de kömür falan dağıttıracaksınız, artık devletin valiliği kalkıyor, iktidara bağlı siyasi valilik geliyor.
Şimdi, bakın…
BEKİR BOZDAĞ (Yozgat)Yanlış…
İSA GÖK (Devamla)Hayır, bu konuda yargı kararları da var, ben bir şey demiyorum. Danıştayımızın düşünceleri de bu yönde, Danıştay da bu konuda böyle düşünüyor. Şimdi, böyle bir şey varken, müsadere gibi bir konuda niye siyasileşen bir mülki makamı bu konuda yetkili kılıyorsunuz, anlamak mümkün değil. Bunu lütfen yargıya aktarın. Birtakım spekülasyonlara sebebiyet vermeyin.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
56 konuşma daha · 3 Ocak 2008
