Plan ve Bütçe Komisyonu toplantısındaki konuşma
İstanbul Milletvekili · MHP
Plan ve Bütçe Komisyonu · 5. yasama yılı · 5 Kasım 2026 · 1.840 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
İsmail Faruk Aksu (MHP), 5 Kasım 2026 tarihinde TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu oturumunda konuştu (gündem: Tutanak Metni); konuşma 1.840 kelime.
İsmail Faruk Aksu (MHP, İstanbul). “Plan ve Bütçe Komisyonu toplantısındaki konuşma”. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu tutanağı, 5 Kasım 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ismail-faruk-aksu-2026-11-05-ham-tutanak-1 (erişim: 5 Kasım 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeKomisyonKonusmaTutanakDetay?tutanakId=91587
Konuşmanın tam metni
TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)İSMAİL FARUK AKSU (İstanbul)Teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, Sayın Bakan, kıymetli milletvekilleri, değerli Bakan Yardımcıları, bürokratlar, basın mensupları; sizleri saygıyla selamlıyorum.
Sayın Bakanım sunumunuz için teşekkür ediyor, başarılar diliyorum.
Ekonomi doğrudan ve dolaylı etkileriyle gündelik hayatımızın en üst sıralarında yer alırken karar alma ve siyaset üretme süreçlerinde de belirleyicidir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak ekonomi politikalarının merkezine insanı koyan, eşitlik, ahlak ve adalet ilkelerini gözeten bir anlayışla toplumsal refahın arttırılmasını, nimetin ve külfetin hakkaniyet ölçülerinde bölüşülmesini, küresel rekabet gücüne sahip bir üretim ekonomisinin tesis edilmesini öngörüyoruz. Köklerimizden aldığımız kuvvetle geleceğe bakarken ülkemizi ekonomik, sosyal ve ahlaki yönden iyileştirmeyi ortak sorumluluğumuz olarak görüyoruz. Ekonomide sürdürülebilir büyümenin yanı sıra, millî birlik, toplumsal uzlaşma ve adil paylaşım ilkeleri ekseninde ahlak ile kalkınma arasında güçlü bir ilişki olduğunu düşünüyoruz. Türkiye'nin ekonomik ve siyasi yükselişini uluslararası sistemde belirleyici bir aktör olma hedefiyle ilişkilendiriyor, kalkınmayı aynı zamanda dış politika, jeopolitik konum ve medeniyet perspektifiyle bütünleşen stratejik bir vizyon olarak ele alıyoruz. Bu kapsamda, güçlü devlet, müreffeh toplum dengesini esas alarak üretim ekonomisini sosyal adaletle tamamlamayı hedefliyoruz. Jeopolitik risklerin arttığı ve teknolojik rekabetin belirleyici hâle geldiği küresel iklimde ülkelerin değişen koşullara karşı gösterdiği esneklik ön plana çıkmaktadır. Rusya-Ukrayna savaşının yanı sıra, ABD, İsrail ile İran arasında başlayan ve bölgeye yayılan savaş kaynaklı riskler küresel ekonomiyi olumsuz etkilemiştir. Belirsizlik tedarik zincirlerine ilişkin riskleri derinleştirirken küresel ticareti de sınırlamıştır. Artan enerji maliyetleriyle küresel enflasyonda 2025 yılında yaşanan düşüş eğilimi kesintiye uğramıştır. Tüm bu gelişmeler ekonomik güvenlik ve dayanıklılığı ülkelerin öncelikleri arasına almıştır. Türkiye bu süreçte zamanında aldığı tedbirlerle istikrarlı büyümesini koruyan, istihdam yaratan ve vatandaşlarını enflasyona ezdirmeme yönünde hareket eden bir ülke olmuştur. Nitekim dünya ekonomisi 2020-2025 döneminde birikimli olarak yüzde 19,3 oranında büyürken Türkiye ekonomisi aynı dönemde yüzde 35,3 oranında büyümüştür. 2026'nın ikinci çeyreğindeki yüzde 2,3 oranında büyümeyle de 24 çeyrektir kesintisiz büyüme başarısını sürdürmüştür. Olumsuz iklim koşullarının etkisiyle 2025 yılında daralan tarım sektörü, 2026 yılı ikinci çeyreğinde yüzde 10 oranında güçlü bir toparlanma kaydetmiş, sanayi sektörü ilk çeyrekteki sınırlı daralmanın ardından ikinci çeyrekte yüzde 2,4 oranında artış göstermiştir. Türkiye yakaladığı ivmeyle dünyanın en büyük ekonomilerinden biri olma hedefine ulaşmak için gayret göstermektedir. Nitekim 2026 yılı sonunda millî gelirimizin 1,8 trilyon doların üzerine çıkması, kişi başına gelirin de 20 bin dolara ulaşacak olması, yüksek gelir grubu ülkeler arasında yer almak için belirlenen eşiğin aşılmasını sağlayacaktır. Ekonominin istikrarlı ve nitelikli büyümesiyle beraber istihdam da desteklenmektedir. 2026 yılı Eylül ayında istihdam 32 milyon 445 bin kişi olurken işsizlik yüzde 8,4'le kırk bir aydır tek haneli seviyelerdeki seyrini devam ettirmiştir. Küresel ticaretteki korumacı eğilimlere ve jeopolitik risklere rağmen ekim ayında ihracat yüzde 8,1 oranında artmış, yıllıklandırılmış ihracatımız 285,6 milyar dolarla cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Ekim ayında yıllıklandırılmış ithalat 380,8 milyar dolar olurken, dış ticaret açığımız da 95,1 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Ağustosta yıllıklandırılmış cari açık 42,1 milyar dolar olurken, 2026 yılı sonunda cari işlemler açığının 47,5 milyar dolar seviyesinde gerçekleşerek gayrisafi hasılaya oranının yüzde 2,6 olması öngörülmektedir. Düşük borçluluk Türkiye ekonomisinin direncini arttıran önemli bir unsur olmaya devam etmektedir. Hazine ve Maliye Bakanlığı toplam borçluluk verilerine göre, 2026 yılının ikinci çeyreğinde millî gelire oranla borçluluk, genel yönetimde yüzde 25, finansal kuruluşlarda yüzde 17, diğer kuruluşlarda yüzde 52, hane halkında ise yüzde 11'dir. Bu oranlar dünya ortalaması ve gelişmekte olan ülkeler ortalamasının oldukça altındadır. Aynı dönemde AB tanımlı kamu borcunun millî gelire oranı da yüzde 22,3'lük tarihî düşük seviyesiyle ekonomimize önemli bir esneklik sağlamaktadır. Ayrıca borçlanmanın yapısında da iyileşme sürmüş, 2025 yılında yüzde 46,9 olan TL cinsi borcun toplam borç içerisindeki payı eylülde yüzde 49,27 seviyesine yükselmiştir. Yurt içi finansal piyasalar dayanıklı ve dengeli görünümünü korumaktadır. Bankacılık sektörü göstergelerinden kredilerin takibe dönüşüm oranı eylül ayı itibarıyla yüzde 3,05'le yönetilebilir seviyelerde seyretmektedir. Sektörün sermaye yeterlilik oranı ise Eylül itibarıyla yüzde 16,7 olup sistemin olası şoklara karşı dayanıklı olduğunu göstermektedir. Küresel ekonomik görünümdeki belirsizliklere ve jeopolitik gelişmelerin oluşturduğu risklere rağmen Merkez Bankası rezervlerimiz son dönemde azalma olsa da güçlü seyrini sürdürmekte 23 Ekim 2026 itibarıyla 162,2 milyar dolar seviyesinde gerçekleşerek dış şoklara karşı dayanıklılığı desteklemektedir. Ekim ayı son haftasında sınırlı bir yükseliş eğilimi gösteren Türkiye'nin beş yıllık kredi risk primi 3 Kasım itibarıyla 260 baz puanın altına gerilemiş, Türkiye'nin risk göstergesinde son dönemde yaşanan düşüşün devam edeceğini ortaya koymuştur. Orta Doğu'daki savaşın devam etmesinden kaynaklı gelişmeler, başta enerji olmak üzere küresel emtia fiyatları ve tedarik zincirleri üzerinden dezenflasyon sürecinde ilave baskı oluşturmuştur. Bu gelişmeler çerçevesinde ekim ayında yıllık tüketici enflasyonu yüzde 29,7 olarak gerçekleşmiştir. 2026 yıl sonunda yüzde 28,4 olarak tahmin edilen tüketici fiyatları enflasyonunun 2027 sonu itibarıyla yüzde 21'e gerilemesi hedeflenmektedir. Enflasyonun yeniden tek haneli seviyelere düşürme hedefi doğrultusunda sağlanacak kazanımların önümüzdeki dönemde vatandaşlarımızın alım gücüne ve yaşam standartlarına da kalıcı biçimde yansıyacağına inanıyoruz. Bununla birlikte, gıda enflasyonunun tüketici enflasyonu içindeki payı dikkate alındığında, tarımda planlı üretim ve bölgesel üretim merkezleri inşa eden, üretimden tüketime güvenli ve istikrarlı, erişilebilir gıdayı temin edecek sağlıklı bir mekanizmanın oluşturulması ertelenemez bir gerekliliktir. Planlı ve sözleşmeli üretimde koruma ve kullanma politikalarıyla süreklilik sağlanırken maliyet dışı unsurlara bağlı fiyat artışları ile kayıp kaçak ve fire önlenerek gıdada istikrarlı ve erişilebilir fiyat dengesi temin edilebilecektir.
Sosyal konut ve kiralık sosyal konut uygulamalarının yaygınlaştırılması, sizin de vurguladığınız gibi konut fiyat ve kira artışlarının enflasyon üzerindeki olumsuz etkilerini azaltacaktır. Diğer yandan, kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanılması, yolsuzluk, israf ve usulsüzlüklerin önüne geçilmesi milletimizin güvenini artırırken Türkiye ekonomisini daha dirençli hâle getirecektir. Türkiye ekonomisi büyüyen, istihdam yaratan, ihracatını artıran, sürdürülebilir cari açığa sahip en az borçlu ülkelerden birisidir.
Bu olumlu seyrin sürdürülebilmesi ve kalkınma hedeflerine ulaşılması On İkinci Kalkınma Planı'da da vurgulandığı gibi, makroekonomik dengeleri gözeten politikaların yapısal tedbirlerle desteklenmesine bağlı olacaktır. Zira bize göre Türkiye ekonomisindeki sorunların çoğu yüzeysel değil, yapısaldır. Bu amaçla atılan önemli adımlarla birlikte Türkiye ekonomisinin kırılganlıklarını giderecek, dış şoklara karşı dirençli hâle getirecek yeni atılımların kararlılıkla gerçekleştirilmesini de arzu ediyoruz. Bunların başında adaletli ve etkin bir vergi sisteminin tesis edilmesi ile kamu ihale sisteminin suistimalleri önleyen hukuki ve ahlaki çerçevede reforme edilmesi gelmektedir. Kamu finansmanıyla ilgili önceliklerin yanı sıra, verginin üretim ve istihdam üzerindeki etkileriyle sosyal yönü birlikte değerlendirilmeli, vergilendirilmeyen kazanç alanları sistem içine alınmalı, kayıp ve kaçağın önüne geçilerek kayıt dışılık önlenmelidir. Bu alanda çalışmalarınızla alınan mesafeyi, özellikle kayıt dışılıkla mücadeleye yönelik kararlılığı önemli ve değerli buluyoruz.
Finansal sisteme, bu sistemi sevk ve idare eden ve denetleyen kurumsal yapıya yönelik itibar, bütünüyle piyasaların ve ekonominin güven ve istikrarını da yakından etkilemektedir. Sermaye piyasalarında ortaya çıkan manipülasyon, dolandırıcılık, yolsuzluk ve usulsüzlüklerin üzerine kararlılıkla gidilerek sorumluların hesap vermesi, mağduriyetlerin ise giderilmesi temin edilmelidir. Piyasa güveninin güçlendirilmesi yanında, bu gibi istismarların tekrar yaşanmaması için her türlü idari ve yasal düzenlemeler yapılmalı, gözetim ve denetim fonksiyonu etkinleştirilmelidir. Ekonomik ve mali politikalarla birlikte yolsuzluk ve ahlaksızlıkları önleyecek yapısal tedbirler de mutlaka alınmalıdır.
Türkiye, İstanbul Büyükşehir Belediyesiyle başlayarak birçok belediyeye uzanan ahlaksızlık, yolsuzluk ve usulsüzlükler ile fon kriziyle devam eden vurgun, dolandırıcılık ve manipülasyonlar karşısında toplumsal bir güven erozyonu ve çürüme tartışmalarıyla karşı karşıya bırakılmamalıdır. Adli, idari ve siyasi tedbirlerle belediyelerde ve kamuda arınma sağlanmalı; ekonomik istikrar ve güven güçlendirilmeli; bu yönde kamuoyunu doğru bilgilendirici, etkili bir iletişim stratejisi uygulanmalıdır. Fon vurguncuları ve verdikleri zararla birlikte belediyelerdeki yolsuzlukların, kamu zararının ve sağlanan rantın boyutu da mutlaka kamuoyuna açıklanmalıdır.
Sayın Bakan, değerli Komisyon üyeleri, küresel risk ve tehditlere karşı etkin mücadele ve kalkınma hedeflerine ulaşabilme, ülkemizin millî kaynak, imkân ve kabiliyetlerinin topyekûn harekete geçirilebilme kapasitesiyle doğru orantılı olacaktır. Terörsüz Türkiye girişimiyle sağlanan huzur, güçlenen demokrasi ve öngörülebilirlik ekonomik istikrarın da teminatı olmaktadır. Geniş bir toplumsal mutabakatın olduğu terörsüz Türkiye hedefinin gerçekleşmesiyle, ülkemiz kalıcı huzur, barış ve güvenle daha müreffeh hâle gelecektir.
Cumhur İttifakı, Türkiye'yi yükseltmeye yönelik gayretlerini azim ve inançla sürdürecek, Türkiye'nin gücüne güç katacaktır. Bununla birlikte, öncelikli olarak dar gelirli vatandaşlarımızın taleplerinin değerlendirilmesi, haklı beklentilerinin karşılanması da gereklidir. Esnafımızın vergi ve SGK borçlarını ödeyebilmesi için kolaylık sağlanmalı, bu kapsamda gecikme faizleri düşürülerek uzun vadeli taksitlendirme imkânını mümkün kılan bir yapılandırmayla esnafımız rahatlatılmalıdır. Esnafımızın rekabet gücünü koruyacak desteklerle birlikte, çiftçimizin üretim maliyetlerini düşürücü, ürünün değerini koruyucu ve refahını artırıcı üretim ve fiyat politikası uygulanmalı, bu yönde önlemler alınmalıdır.
Seçici teşvik ve destek sistemi yanında reel sektörün finansmana erişiminin daha kolaylaştırılması ve üretimi sürdürmede karşılaşılan zorlukların giderilmesi gerekmektedir. Bütçeden reel sektör desteği için ayrılan pay, KOBİ'lerin etkin olarak istifade edebileceği şekilde uygulanmalıdır.
BAĞ-KUR ve SGK prim gün farkı giderilmelidir. Emeklilerimizin aylıkları enflasyona ilave refah payı da içeren şekilde artırılmalıdır. Maaş artışları onların geçim şartlarına uygun olarak belirlenecek ayrı bir endekse göre hesaplanmalıdır.
Birinci derece memurlar için taahhüt edilen 3600 ek gösterge beklentisi karşılanmalıdır. Kıt kaynaklarımız stratejik ve öncelikli hedeflere kanalize edilirken geçim şartlarının iyileştirileceği programlara yönlendirilmelidir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak, vatandaşlarımızın geçimini zorlayan beslenme, barınma, giyinme ve ulaşım gibi temel ihtiyaçlarının ailelerimize yük olmaktan çıkarılacağı bir mekanizmanın inşasını gerekli görüyoruz. Bu çerçevede hazırladığımız asgari refah seviyesinin endeks üzerinden hesaplanması ve Ailelere Gelir Desteği Projesi doğrultusunda belirlenecek asgari refah seviyesinin altında gelir elde eden her aileye aradaki fark kadar doğrudan gelir desteği verilmesini öngörüyoruz. Aynı zamanda, gelirleri de olan bir kurumsal yapının bu amaçla inşasını hedefliyoruz. Yine, hazırladığımız istikrar, ahlak ve refah temelli kalkınma vizyon belgesiyle katılımcı ve kapsayıcı topyekûn bir kalkınma anlayışıyla, kalkınmanın iktisadi boyutu yanında manevi ve ahlaki, beşerî, hukuki, idari, sektörel, jeopolitik boyutlarıyla sürdürülebilirliği esas alan bütüncül bir yaklaşımla Cumhuriyetimizin 2'nci yüzyılında ülkemizi kalkındırmayı, en büyük 10 ekonomi arasında yer almayı öngörüyoruz. Demografik fırsat penceresinin daraldığı göz önüne alınırsa, önümüzdeki dönemde doğru tasarlanmış bir insan sermayesi dönüşümü sürdürülebilir kalkınma stratejisinin merkezinde yer almalı, Türkiye'nin kalkınma sürecinde en güçlü sıçrama alanını oluşturmalıdır. Yaşanan gelişmeler dikkate alındığında, her şartta önce "Türkiye ve Türk milleti" diyebilen insanların kamuda istihdam edilmeleri, idari görevlerde değerlendirilmeleri hayati önemdedir. Bu kapsamda, kamuda bir liyakat kurulu kurulmasını öneriyoruz. Daha evvel Komisyonda kabul edildiği hâlde Genel Kurulda geri çekilen kariyer uzmanı, denetim elemanı, kamu mühendisleri gibi kamu çalışanlarının mali haklarının ve harcırahlarının iyileştirilmesini gerekli görüyoruz. Kamuda, statü, unvan ve çalışılan kuruma bağlı farklı maaş sistemleri ve ücret karmaşası yerine liyakati, hakkaniyeti ve eşit değerde işe eşit ücreti, aynı zamanda işe girişten tayin ve terfiyi, başarıyı ve kamu disiplinini önceleyen ilkelere uzanan bir anlayışla kamu çalışanlarının hukuki ve mali statülerini düzenleyen personel rejimi reformunun gerçekleştirilmesini öngörüyoruz.
Herkesin gelirine göre vergilendirildiği adil bir vergi sistemi doğrultusunda gelir vergisi oranı ve dilimlerinde az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi anlayışının daha belirgin hâle getirilmesini arzu ediyoruz. Bazı düzenlemeler yapılmış olsa da kamuda kaynak israfının önüne geçecek ilave yapısal tedbirler alınmalı, tasarruf uygulamaları etkinleştirilmelidir. Devlet destek ve teşvikleri, üretimi, istihdamı, kaliteyi ve katma değeri artırıcı bir verimlilik anlayışıyla düzenlenmeli; yatırımı özendirecek, sanayimizi güçlendirecek, tarımsal üretimi artıracak, suyun stratejik önemine uygun kullanımını mümkün kılacak bir şekilde rehabilite edilmelidir. Bir yandan dünya ekonomisiyle entegre olurken diğer yandan ekonomik bağımsızlığımızı ve kendi kendine yeterliliğimizi sağlayarak ekonomik güvenliğe öncelik verilmelidir. Ekonomide dijital dönüşümü de öngören akıllı üretim ekonomisine geçilerek bilgi ve iletişim teknolojilerinin sağladığı toplam faktör verimliliği artırılmalıdır.
Türk ve Türkiye'yi Yüzyılı'nda daha demokratik, daha müreffeh ve lider bir Türkiye hepimizin özlemidir. Milletçe tüm kaynak, imkân ve kabiliyetlerimizi seferberlik ruhuyla harekete geçirerek yeni bir yükseliş hamlesi ortaya koymanın mümkün olduğuna inanıyoruz. Bazı sorunlarımız bulunsa da Cumhur İttifakı olarak inançla ve kararlılıkla millî birliğin güçlendiği, huzur ve refahın arttığı, dik baş, tok karın ve mutlu yarını hedefleyen bir Türkiye'yi inşallah inşa edeceğiz.
Bu düşüncelerle, 2027 yılı bütçesinin kurumlarımıza, ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyor, sizleri saygıyla selamlıyorum.
AYNI TOPLANTIDA
Aynı gün bu komisyonda konuşanlar
23 konuşma daha · 5 Kasım 2026