İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 29. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Çanakkale milletvekili mehmet danış ve ibrahim köşdere'nin gelibolu yarımadası tarihi milli parkı hakkında (s.s.305)

İsmail Özay

Çanakkale Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 29. Birleşim · 2. yasama yılı · 17 Aralık 2003 · 2.164 kelime · yaklaşık 11 dakikalık okuma

Kaynak göster

İsmail Özay (CHP), 17 Aralık 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 29. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇANAKKALE MİLLETVEKİLİ MEHMET DANIŞ VE İBRAHİM KÖŞDERE'NİN GELİBOLU YARIMADASI TARİHİ MİLLİ PARKI HAKKINDA (S.S.305)); konuşma 2.164 kelime.

İsmail Özay (CHP, Çanakkale). “Çanakkale milletvekili mehmet danış ve ibrahim köşdere'nin gelibolu yarımadası tarihi milli parkı hakkında (s.s.305)”. TBMM Genel Kurulu, 29. Birleşim tutanağı, 17 Aralık 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ismail-ozay-22-2003-12-17-canakkale-milletvekili-mehmet-danis-ve-ibrahim-kosdere-nin-gelibolu-ya (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA İSMAİL ÖZAY (Çanakkale)Sayın Başkan, değerli Meclis üyeleri; 4533 sayılı Yasaya ek bir madde ilave edilmesine yönelik teklif hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini bildirmek üzere söz almış bulunuyorum; Cumhuriyet Halk Partisi adına ve şahsım adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, ben de, özellikle, bu yasanın çıkmasıyla ilgili kronolojik yapıyı ve bu bölgenin ulusal park olarak ilan edilmesindeki kronolojik yapıyı çok kısa olarak anlatacağım ve ondan sonra, yasanın esasına, önerinin esasına gelmeye çalışacağım.

Değerli arkadaşlarım, Gelibolu Tarihî Millî Parkı, bundan otuz sene önce millî park olarak ilan edilmiştir. 10 000 kişinin yaşadığı, yaz aylarında yaklaşık 15 000 kişiye ulaşan bir rakam ve 33 000 hektar bir alanı kapsamaktadır. Her yıl yaklaşık 30 000-40 000 yabancı, yaklaşık 500 000 civarında Türk burayı ziyaret etmektedir. Özellikle 1990'dan sonra bu bölgeye yönelik ulusal ve uluslararası ilgi artmıştır. Bunun üzerine, 1996 yılında bu bölgenin düzenlenmesine yönelik bir uluslararası proje yapılmasına devrin hükümeti tarafından karar verilmiştir. Bu projenin hazırlanmasına 49 ülkeden 358 kişi katılmıştır.

Değerli arkadaşlarım, uzun uzun projeyi anlatmayacağım; ama, bir proje yarışmasındaki koşullarla ilgili üç ana noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Bence, Türkiye adına Çanakkale'yi yansıtan bu değerin üç koşulda gizli olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Bunlardan bir tanesi şudur: Bu projenin, Türkiye Cumhuriyeti tarafından, 21 inci Yüzyılda dünya insanlığına armağan olarak düzenlenmesi istenmiştir. Mesele sadece, belli bir savaş alanının kendimize özgü düzenlenmesi değil, dünya tarihine ve insanlık tarihine, geleceğe yönelik anıtsal bir yapının yapılması önkoşul olarak proje yarışmacılarına sunulmuştur.

Değerli arkadaşlarım, bir başka yaklaşım şudur buradaki düzenlemeyle ilgili: Burada, sadece 1915'te yaşanan savaşlar değil, bu coğrafyada 5 000 yıldır yapılan savaşlara yönelik bir gönderme söz konusudur. Şüphesiz ki, tarihin en acı savaşları, en zor savaşları 1915'te, bu yüzyılın başında olmuştur. Doğrudur, 500 000 insan şehit olmuştur. Bu coğrafyada, Akalardan Troyalılara kadar; İskender'den, Süleymanşahlara, Fatihlere, Atatürklere kadar, milyonlarca insan bulunmuştur.

Projenin koşulları olarak burada söylenen başka bir konu vardır, Sayın Süleyman Demirel'in yaklaşımıyla, tarihten husumetin değil, dostluk ve barış fikrinin çıkacağı bir projenin tasarlanması istenmiştir.

Son yaklaşımın da altını çizmek istiyorum. Gene, Türkiye Cumhuriyeti, yarışma koşulu olarak, bu bölgenin klasik bir millî park olarak değil, burayı gezen insanların manevî değerlerini doyasıya yaşayacakları kutsal, millî bir ziyaretgâh olarak tasarlanması istenmiştir.

Değerli arkadaşlarım, bu üç nokta çok önemlidir. Gerçekten, bir teknik eleman olarak söylemem gerekirse, mükemmel bir proje ortaya çıkmıştır. Projeyi hazırlayan müellifin şu notuna da dikkatinizi çekmek istiyorum. Notta şöyle denilmektedir: "Türkiye Cumhuriyetinin istediği bu koşulları bu projenin içerisinde yerine getirirken, burada binlerce ölü askerin, şehitlerin tarihsel anısıyla birlikte yerleşik nüfusa saygı duyulmalıdır" demiştir.

Değerli arkadaşlarım, üçüncü nokta da çok önemlidir. Burası kuru bir millî park, sadece şehitlerin yattığı bir alan değildir; buradaki millî park, orada, içinde yaşayan insanlarla birlikte, tarihe mal edeceğimiz, insanlıkla birlikte yaşayan bir millî park konumuna ulaşmalıdır.

Değerli arkadaşlarım -bu kadar bilgi birikimiyle ilgili- kendi konumu da ifade etmek istiyorum. Bildiğiniz gibi, ben, bu yörede ondört yıl belediye başkanlığı yaptım. Çanakkale'de sivil duyarlılıkların oldukça yüksek olduğu konusunu da ifade etmek isterim. 1990'dan sonra, özellikle yasanın hazırlanması, proje oluşumu sırasında muhtarlarından il genel meclisine kadar, belediye başkanlarına kadar herkes, karınca kaderince, hiç siyasî parti ayırımı gözetmeksizin, bu projeye katkı vermek için çaba sarf etmiştir. Böyle bir projenin yapılması için de yasal düzenleme gerekliliği ortaya çıkarılmıştır o dönemin iktidarları tarafından. Yıl, 2000'dir.

Değerli arkadaşlarım, 4533 sayılı Yasanın çıktığı tarihe dikkat etmek gerekir. Yasa, 17 Şubat 2000 tarihinde çıkmıştır; yani, Türkiye'nin en önemli ekonomik krizlerini yaşadığı günden bir hafta önce çıkmıştır. Biz, Çanakkale'deki duyarlı sivil insanlar, parti farkı gözetmeksizin, o dönemin bakanına gidip, buradaki insan faktörünün eksik olduğu, biraz daha bezenmesi gerektiği konusunda talepte bulunduğumuzda, hak vermiştir; ama "çok kritik bir dönemden geçiyoruz; müsaade edin, bu yasayı çıkaralım, adım atalım; ileride, muhakkak, bu söylediğiniz şeylerin düzelmesi söz konusu" demiştir. Çanakkaleli insanlar olarak, bakanın bu değerlendirmesine saygı duyarak, yasanın çıkarılmasını destekledik ve o gün, oybirliğiyle, o günkü Parlamentodan bu yasa çıktı.

Değerli arkadaşlarım, bu yasanın, bu Meclis içerisindeki kronolojik sıralamasına gelmek istiyorum. Bu bilgi birikimi içerisinde -bu bilgi birikimi içerisinde derken, doğal şartlar içerisinde ulaştığım bir bilgi, çok bilgili olduğumu iddia etmiyorum, ama- burada görev yapmanın gereği olarak, Parlamentoya ilk geldiğimiz anda, 29 Kasımda, bir araştırma önergesi sunduk, arz ettik; burada ilgiyle de izlendi. Buradaki amaç şuydu: Biz, biliyorduk ki, bu yasanın değişikliğiyle ilgili birkaç kez Meclise gelinmesi söz konusu; boşuna zaman harcamayalım; gelin, bir araştırma yapalım diye düşündük. Bakın, arkadaşlar, 11 ay içerisinde ikinci kez Gelibolu yasası görüşüyoruz ve göreceksiniz, önümüzdeki birkaç ay içerisinde de başka yasa tasarıları da, teklifleri de gelecek; çünkü, ciddî, enine boyuna, derli toplu bir araştırma yapmadık. Biz, bu yasaları görüşmekten yakınmayız; ama, her seferinde, yeni bir adımla ilgili yeni bir yasa gelecek olursa, siz, hükümet, iktidar, hizmet etmekte zaman kaybetmiş olursunuz. O bakımdan, bu araştırmaya ihtiyaç vardı; maalesef, bunu yapamadık; sağlık olsun.

Değerli arkadaşlarım, açık yüreklilikle şunu söylemek istiyorum: Gerçekten, burasının araştırılmaya ihtiyacı vardır. Bunları dile getirirken, siyasî çıkarlar için, sadece kendi yöremize mesaj vermek için gündeme getirmedik. Burada, bu Parlamento çatısı altında şimdi görev yapan, bundan önce görev yapan insanların, şu veya bu şekilde, ailesinde muhakkak Çanakkale bağlantısı vardır. Çanakkale, hiç kimsenin siyasî dünyasına sığmaz; çünkü, Çanakkale değerleri, Gelibolu değerleri, hepimizin, o siyasî değerlerinin üstünde bir değerdir. Çanakkale'nin üzerinden siyaset yapmaya, ne kimsenin hakkı vardır ne de kimse zaten bunu yapabilecek konumdadır. Değerli arkadaşlarım, bu çerçeve içerisinde soruna yaklaşmak gerekiyor.

Şimdi, ben, müsaade ederseniz, geri kalan 10 dakikam içerisinde, bu yasa teklifine yönelik değerlendirmemi yapmak istiyorum.

Şimdi, doğaldır ki, biz bu teklifi öğrendiğimizde -komisyona giderken öğrendik- hemen, alelacele baktık. Başka bir yerde toplantım vardı, Plan ve Bütçe Komisyonuna yetişemedim, Ahmet Küçük arkadaşımız yetişti. Parlamentonun çalışmasını biliyorsunuz; bilgi birikimlerinizi iyi niyetle aktarma olanağınız maalesef yok, bunları sizler de yaşıyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, şöyle bir bakalım: Şimdi, bu teklifi değerlendirirken, ilk düzenlemede, Sayın Köşdere ve Sayın Daniş'in verdiği teklifte "her türlü mal, hizmet alımı ilkönce Muhasebei Umumiye Kanununa, Sayıştay Kanununa ve İhale Kanununa girmesin" denilmiş. Daha sonra Yasanın 5 inci maddesinde, zaten Sayıştay Kanunundaki vizelerden yoksun olduğunun farkına varılıyor -Kanunda böyle bir hüküm var- ve ayrıca, Muhasebei Umumiye Kanununa da girmiyor ve geriye bir tek İhale Kanunu... Komisyonda düzeltiliyor. Teklifi hazırlayan arkadaşlarımız, yasanın 5 inci maddesinde zaten bunlardan muaf olduğu konusuna tam vâkıf değiller. Değerli arkadaşlarım, şimdi, bereket, yasa teklifi komisyonda daha derli toplu hale geliyor, sadece, İhale Yasasından çıkarılması isteniyor.

Peki, niçin? Olabilir; ama, bir siyasetçi olarak, nedenini, niçinini sorma hakkımız da var. Her gelen şeyi kabul etme durumunda olamayız, hiçbirimiz olamayız. Halkın özgür iradesiyle bu Parlamentoya gelen insanların, önüne gelen tasarılara, tekliflere el kaldırmaları beklenemez değerli arkadaşlarım. Şüphesiz ki, hepimiz sorgulamalıyız, her şeyi sorgulamalıyız.

Bu yaklaşım içerisinde şunu sorguluyoruz, diyoruz ki: Acaba ne gerekçeyle? Gerekçiyi uzun uzun okumayacağım, yazılı belgeler var, hemen şunlar: Bu işe hemen başlamak için ve Çevre ve Orman Bakanlığının koordinasyonunu sağlamak için.

Değerli arkadaşlarım, bu yetkiler, zaten, 4533 sayılı Yasada var. 4533 sayılı Yasa, yani, Gelibolu Millî Parkı Yasası 2000 yılının şubat ayında yürürlüğe girdi. Aradan dört sene geçti. Kimse kimsenin elini tutmuyor. Yasada 2005 yılında başlayın falan diye bir hüküm yok, hemen başlanması gerekiyor. Tamam, şu veya bu nedenle üç yıl gecikti; ama, sayın iktidarımız bir yıldır görevde değerli arkadaşlarım, daha, hâlâ, yasa yapmakla zaman geçiriyoruz. Bununla ilgili herhangi bir atıfta bulunmaya gerek yok.

Değerli arkadaşlarım, zaten, Çevre ve Orman Bakanlığı bu işin eşgüdümüyle görevlendirilmiş durumda; Yasanın 2 nci maddesinin (b) bendi Çevre ve Orman Bakanlığını tanımlıyor, tarif ediyor.

Değerli arkadaşlarım, peki, ne isteniyor? Satır aralarına baktığımızda, rapordaki gerekçelere baktığımızda istenen şey şu: Buradaki işler, İhale Kanununa uyulmadan yapılsın. Neden arkadaşlar, neden? Değerli arkadaşlarım, bakın, ihale işlerine...

İBRAHİM KÖŞDERE (Çanakkale)Sen, yıllardır belediye başkanlığı yaptın!..

İSMAİL ÖZAY (Devamla)Evet, ben, yıllardır belediye başkanlığı yaptım ve yasal ihalelerle yola çıktım değerli arkadaşım. Burada, konu, belediye konusu değil; konu, gerçekten üzerinde düşünmemiz gereken bir konu. Bu yasanın nasıl bir sonuçla çıkacağını hepimiz biliyoruz; ama, en azından, düşünmek için, bir olanak sağlamak için bunları söylüyorum.

Değerli arkadaşlarım, bakın, ihale işleri kurala bağlı olmasın mı?.. Peki, kurala bağlı olsun; ama, hangi kurala? Acaba, bu kural... Yani, neyle yapılmak isteniyor, sözcüklere çok sığdırmak istemiyorum; ama, teklifle mi yapılacak, emanetle mi yapılacak; nedir?

İBRAHİM KÖŞDERE (Çanakkale)Burası Gelibolu!..

İSMAİL ÖZAY (Devamla)Değerli arkadaşlarım, bakın, bununla ilgili İhale Yasasıyla oynamak, İhale Yasası üzerine siyaset yapmak, Türkiye'nin sıkıntılı çabalarından bir tanesi. Türkiye'nin ihale notları meydanda, Berlin'deki Transparency İnternational adlı bir sivil kuruluş, Türkiye'deki yolsuzluklar nedeniyle ihaleyi önplana almış durumda. O nedenle, Türkiye'de İhale Yasasını değiştirme ihtiyacını hissettik.

Değerli arkadaşlarım, eldeki yetkiyle, yasal düzenlemeyle burada çok rahatlıkla ihale yapılabilmesi söz konusu. Çok devasa işler değil; raporda da var, 50 000 000 dolar civarında bir iş, o da yedi yıla yayılmak üzere. Bunun için İhale Yasasını özel olarak değiştirmeye falan da gerek yok.

Değerli arkadaşlarım, şimdi...

İBRAHİM KÖŞDERE (Çanakkale)66 proje var.

İSMAİL ÖZAY (Devamla)66 tane proje var, doğrudur, onların hepsi alt proje. Alt projeleri, yedi yıl içerisinde, böldüğünüzde, yıllık yatırım yaklaşık 3 trilyon lira ile 10 trilyon lira arasında değerlendirmeye girer.

Değerli arkadaşlarım, bir başka nokta -üzülerek söylüyorum- bu bir yıllık iktidar döneminde, burada, Gelibolu Yarımadasına yönelik çok güzel sözler söylenmiştir, hepimizin alkışlayacağı doğru sözler söylenmiştir; biraz önce Sayın Köşdere de doğru şeyler söyledi; yanlış değil, bunlar doğru; ama, değerli arkadaşlarım, bu iktidar, Gelibolu Yarımadasına yönelik, proje doğrultusunda hiçbir şey yapmadı.

Bakın, bu konuşmanın başında proje doğrultusunda çizdiğim bir değerlendirme var; "odak noktası insan olmalı" deniliyor. Sayın Bakanımızın geçen sene yaptığı konuşma içerisinde o var "insana değer vereceğiz" diyordu, bir yıl ümitle bekledik.

Değerli arkadaşlar, bu hükümet döneminde bu bölgeye yönelik iki tane çaba sarf edilmiştir. Bunlardan bir tanesi, 21 Kasım 2003 tarihinde, buradaki binaların yıkımına yöneliktir. Tabiî ki, yıkılsın, ona bir şey demiyorum; ama, bakın, cezaya yönelik bir yönetmelik çıkmıştır. İkincisi de, 4 kilometre yol yapılmıştır; yeni yol yapılmamıştır, sıcak asfalt yapılmıştır.

Değerli arkadaşlarım, burada, bir yıl içerisinde, insana yönelik çok ciddî çalışmalar yapılmamıştır. Bakın, 13 Ekim günü Gelibolu'da, Çanakkale bölgesinde çıkan yangınla ilgili olarak bu bölgeyi dolaştık. Bu bölgede, orman teşkilatımızın üstün çabalarıyla, gerçekten, yangının yayılmadan söndürülmüş olması gurur verici bir şey; o anlamda, orman teşkilatına teşekkür ediyorum; ama, gittiğimizde -bunu çok samimiyetle söylüyorum; lütfen, siyasî bir değerlendirme olarak almayın- oradaki vatandaşlarımız -hangi görüşten olduğunu da sormadık- "bizi, iktidar, hükümet cezalandırıyor" dedi. Arkadaşlar, inanın savunmak zorunda kaldık. "Nedir derdiniz? Bırakın, peşin hükümlü olmayın" deyince "biz, ayçiçeği primlerini almadık" dediler. "Kardeşim, zaten, Türkiye'de doğru düzgün ödenmiyor" dediğimizde "yok, yok, öyle değil. 30 kilometre ileride Keşan'da, Edirne'de, Kırklareli'nde ayçiçeği primleri dağıtıldı, Gelibolu'da dağıtılmadı" dediler.

İBRAHİM KÖŞDERE (Çanakkale)Espri yapmışlardır.

İSMAİL ÖZAY (Devamla)Espri falan değil, bunlar gerçekler, değerli arkadaşlarım. Biz bu bölgeyi dolaşıyoruz. Ben, sadece, bunların kayda geçmesi için, sizlerin de dikkatinize sunmak istiyorum.

Bir başka konu değerli arkadaşlarım, evet, bu Millî Park üzerinde bu devasa yapıyı yapacağız. Geçen ocak ayında yaptığımız konuşmada da su konusuna değinmiştik. Tabiî ki, Sayın Bakanımızın konuşma önceliği var; hepimiz konuştuktan sonra, kalktılar "Enerji Bakanlığının bütçesi değil ki, Devlet Su İşlerinin bütçesi değil ki, niye Çokal Barajından bahsedersiniz" dediler.

Değerli arkadaşlarım, burada teknik eleman arkadaşlarım var; herhangi bir yapının altyapısını yapmadan üstyapısını yaparak bir sonuca ulaşmak mümkün müdür; mümkün değildir. Yaparsınız; ama, o yatırım, gerçekçi bir yatırım olmaz.

Bakın, Gelibolu Yarımadasında damla su yoktur; insanlar, gerçekten, sıkıntı içerisindedirler. Sadece ziraat için değil, kullanmak için de su yoktur.

Değerli arkadaşlarım, 1993 yılında Çokal Barajının temeli atıldı, yüzde 30 seviyesinde. 1915 yılında, buradaki insanların, burada savaşan kahramanların en büyük düşmanı susuzluktu; aradan seksen yıl geçti, daha, hâlâ, bu yörede yaşayan insanların en büyük düşmanı susuzluk.

Peki, Gelibolu ile ilgili bu yasa teklifi görüşülürken, su konusunu, altyapıyı konuşmamak mümkün mü? O zaman, bu bölgenin insanları olarak şunu diliyoruz... Anlıyorum, hükümetin sıkıntıları var, belli kaynakları çeşitli noktalara kanalize etmek istiyor. Bu kadar önem veriyorsunuz; ama, yarın öbür gün, burada, altyapısı, suyu olmayan güzel bir tesis hazırladığınızda, gerçekten sıkıntıyla karşılaşacaksınız; bunu ifade etmek istiyorum. Hükümetin buna dikkat etmesini, buna özen göstermesini diliyorum. Bu, siyasî bir yaklaşım değil.

Değerli arkadaşlarım, o yöredeki 12 köyün bir tanesinin kanalizasyonu yoktur. Burada, 2005 yılında 150 000 turisti ağırlayacağımızdan bahsediliyor. 150 000 insan buraya geldiğinde, bu altyapı eksikliği karşısında, Türkiye Cumhuriyetinin, belli ölçülerde, turizm adına çekeceği sıkıntıyı düşünebiliyor musunuz? Bunları da, tabiî ki, bu teklifle görüşeceğiz.

Değerli arkadaşlarım, bakın, buradaki değerli insanlara yönelik çabayı sarf etmek durumundayız. Bugün, burada ziraat yapan insanlar, kuru ziraat yapıyorlar. Biçerdöver, Çanakkale'nin herhangi bir yerinde belli bir fiyata çalışıyorsa, burada 1,5 katına çalışıyor. Niye; yangın riski var. Onun için özel önlem alması gerekiyor, burada biçilmiyor. Zeytincilik var, dallarını budaması lazım, dallarını budadığı zaman, onları oradan kaldırmak zorunda; yakamaz. Böyle, sıkıntılı ziraat yapılıyor. Buranın nüfusu da, yirmi yıl içerisinde yüzde 22 düşmüş durumda.

Değerli arkadaşlarım, bu noktalara dikkatinizi çekerek şunu söylemek istiyorum: Sadece, teknik düzenlemelerle, İhale Yasasının oraya buraya çekilmesiyle, fon hesabının özel hesaba döndürülmesiyle, buraya yeterli desteği verme olanağımız yoktur. Şüphesiz ki, iyi bir yasadır, Türkiye'nin gururu bir yasadır; bu dönemde, iktidarın, hükümetin, bu konuda belli ölçülerde çaba sarf ettiğini görüyorum; ama, insan formasyonundan yoksun yapılacak olan her türlü yatırımın, çabanın yeterli olmayacağını ifade ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, bu yasa teklifindeki yapım ve onarım işlerinin İhale Yasası kapsamından çıkarılması konusunu anlayamıyoruz. Eldeki mevcut yasal olanaklarla bunu yapma imkânı varken, özel olarak ihale konusunun gündeme getirilerek bu teklifin bu şekilde düzenlenmesine karşı oy kullanacağımızı ifade ediyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

31 konuşma daha · 17 Aralık 2003

31 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook