3030 sayılı büyükşehir belediyelerinin yönetimi hk.khk'nin değiştirilerek kabulü hak.kan.tekl.( s.sayısı :303 )
Kocaeli Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 27. Birleşim · 2. yasama yılı · 11 Aralık 2003 · 1.795 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
İzzet Çetin (CHP), 11 Aralık 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 27. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 3030 SAYILI BÜYÜKŞEHİR BELEDİYELERİNİN YÖNETİMİ HK.KHK'NİN DEĞİŞTİRİLEREK KABULÜ HAK.KAN.TEKL.( S.SAYISI :303 )); konuşma 1.795 kelime.
İzzet Çetin (CHP, Kocaeli). “3030 sayılı büyükşehir belediyelerinin yönetimi hk.khk'nin değiştirilerek kabulü hak.kan.tekl.( s.sayısı :303 )”. TBMM Genel Kurulu, 27. Birleşim tutanağı, 11 Aralık 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/izzet-cetin-22-2003-12-11-3030-sayili-buyuksehir-belediyelerinin-yonetimi-hk-khk-nin-degistirile (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA İZZET ÇETİN (Kocaeli)Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; 3030 Sayılı Büyükşehir Belediyelerinin Yönetimi Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bazı Geçici Maddelerin İlavesine Ait Kanun Teklifi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, konunun özüne girmeden önce, ben de, bir konuyu, Yüce Meclisle ve tüm halkımızla paylaşmak istiyorum.
Gerçekten, bir yılı aşkın süreden bu yana, bu Yüce Parlamentoda, milletvekili olarak görev yapıyoruz; ancak, bu görev süresi içerisinde -biraz evvel sayın grup başkanvekillerinin ve Sayın Ülkü Güney'in gündeme getirdiği bir konuya ben de değinmeden geçemeyeceğim- her gün, burada, grup başkanvekillerinin "Danışma Kurulu toplantısında uzlaşma sağlayamadık; o nedenle, Meclis gündemini, çoğunluğa dayalı olarak değiştirmek istiyoruz" yaklaşımı, gerçekten, Meclisin saygınlığına, milletvekilinin saygınlığına gölge düşürmektedir. Biz, bu Yüce Mecliste, ülkemizin sorunlarını, halkımızın sorunlarını çözmek için bulunuyoruz, uzlaşmaz, anlaşmaz bir tutum içerisinde değiliz. Demokrasi, sadece, çoğunluğun her isteğinin kabul edildiği, her söylediğinin yasalaştığı bir rejimin adı değil, azınlıkta olanların da iktidar olabilme yollarının, kanallarının açık tutulduğu bir rejimin adıdır. O nedenle, her gün, adım adım demokrasiyi tahrip etme, demokrasiyi örseleme girişimlerinizden duyduğum hicabı burada belirtmek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, gerçekten bu kanun teklifine baktığımız zaman... Teklif diyorum; çünkü, böylesi önemli bir konunun, Bakanlar Kurulu kararıyla "kanun tasarısı" olarak Yüce Meclisin huzuruna gelmiş olmasının önemi ve ağırlığı daha farklı olurdu. Her şeyden önce, biz, bir yasa yapıyorsak, yaptığımız yasa, öncelikle, o yasadan etkilenecek toplumsal kesimlerin, o yasadan etkilenecek kentlerde yaşayan yurttaşlarımızın görüş ve düşüncelerinin alınmasıyla, sivil toplum örgütlerinin, sendikaların, odaların, meslek odalarının görüş ve düşüncelerinin alınmasıyla çok daha büyük takdir toplar, derinleşir ve hataları giderek azalır.
Bu konuda, elimizdeki yasa teklifinin özüne baktığımız zaman, çelişkilerle dolu bir teklif olduğunu hemen görmek mümkün. Az önce Sayın Grup Başkanvekilimiz de belirttiler, Türkiye'de bir büyük yerel yönetim sorununun varlığı herkes tarafından kabul edilebilen bir gerçeklik. Aylardan bu yana gündeme getireceğinizi söylediğiniz Kamu Yönetimi Temel Kanunu ve o kanunun akabinde, yine, gündeme gelmesi kaçınılmaz olan İl Özel İdareleri, Büyükşehir Belediyeleri ve Belediyeler Kanunu, kısa deyimiyle Yerel Yönetimler Kanunu Tasarısının gündeme geleceği herkes tarafından beklenilen bir konu. Aylardan bu yana, Sayın Ürün, televizyon televizyon koşuşturarak, yerel yönetimler yasasının bir reform olduğunu ve bunun içeriğini anlatmaya çalışıyor.
Ben, şimdi, bu yasa teklifine baktığım zaman, AKP'nin reform anlayışı, sadece, 2 maddelik, fizikî olarak 16 büyükşehir belediyesinin sınırlarının bir pergel konularak belirlenmesi mi diye sormaktan kendimi alıkoyamıyorum.
Gerçekten, Türkiye'de yerel yönetimlerin büyük sorunları var. Uzun yıllardan bu yana ülkemizde yaşanmış olan ve yaşanmakta olan terör olaylarının da katkısıyla yaşanılan göç olayları, kırsal kesimden büyük kentlere yapılan göç, büyük sorunları da birlikte getirdi. Kente gelen yurttaşlarımız, köy yaşamından kopup kente geldiğinde yeni bir yaşam amaçladı; şehirleşme ihtiyacı içerisinde, giderek sosyal devletin korumasından mahrum kaldığını gördüğü için belediyelerin hizmetlerine muhtaç; ama, ülkemizin pek çok yöresinde, bakıyoruz ve görüyoruz ki, belediyelerimiz bu ihtiyaçları karşılayamıyor. O nedenle, yurttaşlarımız, hemşeri dernekleri aracılığıyla ihtiyaçlarını giderme arayışına yöneldi. Hemşeri dernekleri vasıtasıyla büyük kentlerdeki sıkıntılarını, ihtiyaçlarını gidermek, cenazelerini memleketlerine göndermek, birtakım sosyal ihtiyaçlarını tamamlamak için hemşeri dayanışmalarını öne çıkarmaya başladı. Hemşeri dayanışmalarının giderek yükselmesi, bir yandan, belediyeler açısından bir alarm olarak algılanması gerekirken, öte taraftan da, sosyal devletin çöktüğünün, yok edildiğinin ve yok edilmekte olduğunun açık resmini ortaya koyuyor.
Günümüzün gerçekten en önemli sorunlarından birisi, belki, şehirlerimizin sorunu; ama, bu sorun, sadece 16 kentimizin sorunu değil, 81 ilimizin, 930'a varan ilçemizin, 3 216 beldemizin sorunu. Eğer belediyelerde bir reform yapılacaksa, bu, sadece 16 kentin ele alınmasıyla aşılabilecek bir sorun değil.
Değerli arkadaşlarım, bugün kentlerde bütünleşme sorunu var, kaynaşma sorunu var, entegrasyon sorunu var. Bunu gerçekleştirmesi gereken, belediyeler. Belediyelerimizin kaynak ihtiyacı var, belediyelerimizin yetkiye ihtiyacı var. Bütün bunlar bir tasarı içerisinde ele alınabilirdi.
Bugün, yine bakıyoruz, kentlerimizde çok büyük kargaşa var. Bir kent içerisinde, sadece o kentin birkaç belediyesinin birleştirilmesi düşünülemez. Örnek olarak, içinden geldiğim kentim Kocaeli'nin, Hereke'den Karamürsel'e kadar 50 kilometrelik alan içerisinde 34 belediyesi var, bütünü içerisinde 45 belediyesi var. Diğer illerde de sorunlar farklı farklı. Bu teklifte, bütün şehirler ayrı ayrı ele alınmalı, o ilin sorunları ayrı ayrı değerlendirilmeli, ayrı ayrı çözüm bulunmalıydı.
Her şeyden önce, demin de söylediğim gibi, bu Belediyeler Kanununun tümü üzerinde geniş bir konsensüs oluşturulsaydı, hem toplumumuzca hem kentlerimizde, köylerimizde, beldelerimizde yaşayanlarca çok daha iyi algılanabilirdi.
Değerli arkadaşlarım, teklife baktığımız zaman, teklifin gerekçe bölümünde ilginç bir giriş cümlesi var. Ben, böylesi bir şeyin, ilçe ve belde belediye başkanlarına ve o beldelerde, ilçelerde görev yapanlara bir haksızlık olduğunu düşünüyorum.
Burada diyoruz ki: "Büyükşehir belediyelerinin belediye sınırlarına bitişik veya mücavir alan sınırları içerisinde büyükşehir belediyelerinden bağımsız pek çok ilçe ve belde belediyeleri bulunmaktadır. Bu belediyeler yüksek rantı esas alarak çok yüksek ve çirkin binalarla kent girişlerini çirkinleştirmektedirler."
Değerli arkadaşlarım, kent girişlerini çirkinleştirenler belde ve ilçe belediyeleri değil. Bu, yirmi yıldan, otuz yıldan bu yana çarpık kentleşmenin ve köyden, kırsaldan kente yığınsal göçün yarattığı kaçınılmaz bir sonuç. Bir an için, o belde ve ilçe başkanlarının bu kent girişlerini çirkinleştirdiğini düşünecek olsak bile, çirkinlik sadece kent girişlerinde mi?! Hepimiz Ankara'dayız. Gidin, Meşrutiyet'ten girin, Mithatpaşa'ya dönün. O üstgeçitlerden bir tek insan geçiyor mu?! Şehir mimarîsine uygun mu?! Milyarlara, trilyonlara baliğ olan o paralar, o kaynaklar bu ülkenin özkaynağı değil mi?! Kenti çirkinleştirmek, sadece ve sadece o ilçe ve belde belediye başkanlarına yüklenilecek olur ise, belediyelerdeki rant kavgasını sadece onlara yükleyerek aklanma zihniyeti içerisinde olanların herhalde bir kaçışı olarak, böylesine bir cümle buraya girmiş.
Diğer taraftan, bakıyoruz, yine, gerekçede "metropoliten anlayış, büyükşehirlerin gelişme alanlarının tek elden planlanmasını zarurî kılmaktadır. Her belde belediyesinin, kendi anlayışına göre yaptığı planlamalar kenti elden çıkarmaktadır" denilmektedir. Bu da doğru değildir değerli arkadaşlarım. Gerçekten, buradaki sorunlara bakıldığı zaman, gerekçelere ve maddelere bakıldığı zaman, esas sorunun, bir reform niteliğinde, kenti güzelleştirmek, kentlerdeki çarpık yapılaşmayı gidermek, kentlerin içerisinde hem şehir mimarîsine hem uyulması gereken başka kurallara uyulmamasını bir kesime yıkmak doğru olmadığı gibi, kazancı da, rantı da onlara yüklemek hiç doğru değil.
Yine, bakıyoruz, yasa teklifinin maddelerine geçtiğimiz zaman görüyoruz ki, nüfusu 5 000 000'dan fazla, yani, İstanbul... Bütün ilin sınırları dahil edilmiş ve büyükşehir belediyesi olarak esas alınmış. Önceki gün, bu konu İçişleri Komisyonunda görüşülürken komisyona katıldım; oraya gelen teklif ile önümüzdeki teklif karşılaştırıldığında birazcık farklılık var. Yasa yapma tekniği açısından, elbette, orada olgunlaşacak, katılıyorum; ama, alelacele, hangi amaçla geldiğini ortaya koymak açısından bu farka dikkatinizi çekmek istiyorum.
Yine, Grup Başkanvekilim de söyledi; eğer bu teklif alelacele yapılmış bir teklif olmasaydı, İçişleri Komisyonunda büyük çaplı değişikliğe uğrayarak buraya gelmez idi. İyi ki değişti geldi. Değilse, Yunanistan ile yeniden kıta sahanlığı sorunu gündeme gelecek idi. Pergelin ucunu İzmir merkeze koyduğumuz zaman, "Yunan adaları o ilin sınırları içerisine girecek mi" sorusuna cevap arayacak ve burada onu da tartışıyor olacak idik.
Bütün bunlardan görüyoruz ve anlıyoruz ki, değerli arkadaşlarım, bu yasa teklifi, 3030 sayılı Yasaya tabi belediyelerimizin ihtiyacından kaynaklanmış; onların sorunlarını, sıkıntılarını giderecek, onları, şimdiye kadar olduğu gibi sıkıntılar içerisinde görev yapmaktan kurtarıp daha güzel görev yapmaya teşvik edecek, yönlendirecek, o düşüncelerle hazırlanmış bir teklif asla değil. Eğer böyle olsaydı, biz, bu konuyu Yerel Yönetimler Reform Yasa Tasarısı içerisinde ele alabilir idik. Şimdi arkadaşlarım söylüyorlar, Sayın Başbakan da geçtiğimiz günlerde söyledi; "yani, sınırların genişletilmesinden niye korkuyorsunuz?.."
Değerli arkadaşlarım, sınırların genişletilmesinden korkumuz, kaygımız yok. Bizim, şahsen benim, başka kaygılarım ve endişelerim var. Gerçekten, AKP olarak 368 milletvekiliyle burada görev yapıyorsunuz. Anlayışınız, demokratik teamüllere uygun değil, demokrasiye uygun değil. Hiçbirimiz yasalara önceden hazırlanarak buraya gelme hakkımızı kullanamıyoruz. Grup Başkanvekiliniz Sayın İpek, biraz evvel "dün, çok hızlı çalışarak bir büyük yasa tasarısını burada kanunlaştırdık" dedi. Görmenizi isterdim, izlemenizi isterdim. Belki çoğunuz yoktunuz. Bırakınız önceden hazırlanmayı, kâtip üyelerin okuma süratini bile bir yurttaşımızın takip edebilmesinin olanağı yoktu. Yangından mal kaçırırcasına, ne olduğu belli olmadan, kelimeler yuvarlanarak, kimileri atlanarak eldeki metnin okunması şeklinde oluşacak bir yasadan, ne Yüce Melis itibar kazanır ne öyle bir yasadan halkımıza, ülkemize bir yarar gelir. Yasalar, tartışılarak, konuşularak, eksiklikleri tamamlanarak düzeltilir. Burada, biz, eğer kanun yapacaksak, eğer yürütmenin her söylediğini yasama organı olarak dikte edeceksek, bize sokaktaki vatandaşın hiçbir saygısı kalmaz. Bu saygısızlığı da en çok hak edecek olan, çoğunluğu dikta olarak uygulamaya kalkışan AKP Grubu olacaktır.
Değerli arkadaşlarım, çok açık söylüyorum -28 Marttaki yerel seçim takvimi işlemeye başlamış, seçmen listeleri askıya çıkarılmış, yurttaşlarımız seçmen kütüklerinde isimlerini araştırmaya başlamıştır- böylesi bir dönemde AKP'nin fizikî yapıyı değiştirmeye kalkmasının bir tek anlamı olabilir, o da... İktidara geldiğinizden bugüne kadar, görev yaptığınız süre içerisinde muhalefetle tartışmanızı doğal karşılıyorum; orduyla, yargıyla, Cumhurbaşkanıyla, üniversitelerle, işçilerle, çiftçilerle kavgalısınız. O nedenle de yerel seçimlerden korkuyorsunuz. İl sınırlarını genişleterek, örneğin, İstanbul'da Sultanbeyli'yi dahil edersem İstanbul'daki seçimi etkilerim düşüncesi sizi böyle bir zorlamaya itiyor.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ)Ne alakası var; yapmayın yahu!
İZZET ÇETİN (Devamla)Öyle bir alakası var ki, siz, merkezî idarede karşılaştığınız güçlükleri demokratik yollardan aşamadığınız için, merkezi, çevreden kuşatabilir miyim -demokrasi sizin için bir amaç değil, bir araç ya- o amaca ulaşabilmek için demokrasiyi araç olarak kullanabilir miyim...
MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli)Öyle değil.
İZZET ÇETİN (Devamla)Yok öyle yağma; cumhuriyeti, demokrasiyi size araç olarak kullandırtmazlar, kullandırtmayız! Onun için, bir yasa yapılırken çok dikkat ediniz.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ)Bizim hedefimiz yüzde 15 değil, yüzde 50!
İZZET ÇETİN (Devamla)Bakınız, Kocaeli Büyükşehir Belediyesinde sadece Saraybahçe ve Bekirpaşa mı var?! 16 kentimizde birleştirilmesi gereken sadece 2 belediye mi var?! Neden Gebze'ye kulak vermiyorsunuz?!
Bakınız, Gebze'de kimler... Ticaret odası, sivil toplum örgütleri, sendikalar, muhtarlar, sanayiciler, ilçedeki tüm sivil toplum örgütleri bir araya gelmişler "biz, 600 000 nüfuslu bir ilçe olduk; 20 kilometrekarelik bir alanda yaşıyoruz; eğitim sorunumuz var, emniyet sorunumuz var, altyapı sorunumuz var, bataklığa dönüşmüş olimpik yüzme havuzumuzun tamamlanması sorunu var; Türkiye'nin en büyük kültür kompleksi çürümeye terk edilmiş; 500 yatak kapasiteli hastanemiz çöküntü içerisinde. Bu sorunlarımız varken, bunlara çözüm bulmak varken, bizi ilgilendiren bir konuyu niçin bizimle tartışmıyorsunuz" diyorlar; bunu size soruyorlar. Tartıştınız mı, gidip görüşlerini aldınız mı?.. Diğer taraftan, başka kentlerde başka sorunlar var.
Değerli arkadaşlarım, bu ülke bizim. Ülkemizde, gerçekten, şehirlerimizin kaynaşmaya ihtiyacı var. Faklı kültürlerden, farklı yapılardan, farklı kentlerden gelen insanlarımızın bir arada barış içerisinde yaşamaya ihtiyacı var, ortak yaşam kültürünü yaratmaya ihtiyacı var. Onların, ramazan ayında bir file yiyecek, 750 kilo kömürün içine bir mektup konularak seçim propagandası olarak kullanılmasına değil, sosyal devletin, kalıcı, hukuka uygun, sosyal korumasına ihtiyaçları var. Bunları yapacak olan belediyelerimiz. O nedenle, belediyelerimizin güçlendirilmesine ihtiyaç var. Kamu Yönetimi Temel Kanunu ile millî eğitimi, sağlığı, bayındırlığı, karayollarını, köy hizmetlerini, il özel idarelerine ve belediyelere devredeceğiz. O zaman, belediyelerde, pek çok yeni görev ve sorumluluk alanları gelişecek. O zaman, yeniden bu yasayı ele alacağız. Şimdi, bu Yüce Mecliste 550 milletvekilini, komisyonları, daha evvel oluşturulmuş komisyonları, aylarca, günlerce, oyalayarak fuzuli zaman kaybına, kaynak israfına ne gerek var?! Getirin Kamu Yönetimi Temel Kanununu, getirin yerel yönetimler reform tasarınızı, orada tartışalım, birlikte güzeli yaratalım; tartışarak, uzun bir zaman diliminde, en az hatayla bir yasa çıkaralım.
İçişleri Komisyonunda bir değerli arkadaşım diyor ki: "En iyiyi bulmak için, iyiyi yürürlüğe koymalıyız."
Değerli arkadaşlarım, hiç kimse belediyelerimizin -özellikle Kocaeli açısından söylüyorum- Kocaeli Büyükşehir Belediyesinin sınırlarının genişlemesinden rahatsız değil. Buradaki rahatsızlık, böylesi 2 maddelik bir yasanın, pergel konularak sınırlarının çizilmesi; dağı, ovayı, bayırı, SİT alanlarını düşünmeden....
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
31 konuşma daha · 11 Aralık 2003