Bazı kamu kurum ve kuruluşlarına ait sağlık birimlerinin sağlık bakanlığına devredilmesine dair kan.tas. ( ss. 686 )
Kocaeli Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 47. Birleşim · 3. yasama yılı · 5 Ocak 2005 · 991 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
İzzet Çetin (CHP), 5 Ocak 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 47. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAZI KAMU KURUM VE KURULUŞLARINA AİT SAĞLIK BİRİMLERİNİN SAĞLIK BAKANLIĞINA DEVREDİLMESİNE DAİR KAN.TAS. ( SS. 686 )); konuşma 991 kelime.
İzzet Çetin (CHP, Kocaeli). “Bazı kamu kurum ve kuruluşlarına ait sağlık birimlerinin sağlık bakanlığına devredilmesine dair kan.tas. ( ss. 686 )”. TBMM Genel Kurulu, 47. Birleşim tutanağı, 5 Ocak 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/izzet-cetin-22-2005-01-05-bazi-kamu-kurum-ve-kuruluslarina-ait-saglik-birimlerinin-saglik-bakanl (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
İZZET ÇETİN (Kocaeli)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; SSK sağlık kurumlarının -kısa adıyla söylüyorum- Sağlık Bakanlığına devrine ilişkin yasa tasarısı üzerinde, şahsım adına, söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, tabiî, gerek Sağlık Bakanımız gerekse AKP sözcüsü arkadaşlarımızın konuşmalarındaki bazı bölümleri cevaplandırmak istiyorum. Öncelikle, SSK, Yönetim Kurulu eski üyemiz Sayın Özcan'ı bugün tanımakta güçlük çektim. 5 trilyonluk gayrimenkulün kim tarafından, nasıl satıldığını, usulüne uygun olup olmadığını kendisi çok iyi biliyor; o dönemde yönetim kurulu üyesiydi. Eğer yönetim kurulu kararı olmamış olsaydı, bu, usulsüz bir satış olacağından, herhalde imza koymaz, o satışa izin vermezdi. O satış o zaman gerçekleştiğine göre, usule aykırı bir durum söz konusu değil ve onu da, burada, usule aykırıymış gibi anlatmak, herhalde, vakit öldürmeye ve doldurmaya yönelik bir düşünce olsa gerek.
MEHMET ZEKAİ ÖZCAN (Ankara)Anlamamışsınız siz.
İZZET ÇETİN (Devamla)Değerli arkadaşlarım, gerek Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda gerekse Plan ve Bütçe Komisyonunda tasarının görüşülmeye başladığı sırada hükümet sözcüsünün -yani, Sayın Bakanın- ve her iki komisyonda komisyon başkanlarının konuşmalarından sonra, acaba basın neden çıkarıldı, muhalefet sözcüleri ya da en azından bir muhalefet sözcüsü görüşünü açıklamadan niye basın kapı dışarı edildi diye merak ediyor idim; nedenini çok açık ve net olarak buldum. Daha yasa tasarısı -iki ay evvel geldi, bugün geldi, şu şekilde oldu; bunlara biraz sonra değineceğim- hazırlanırken tarafların görüşünün alınmadığı bir gerçek. Burada, sendikaların, sivil toplum örgütlerinin, TİSK'in, meslek kuruluşlarının, yani, tabip odalarının görüşü alınmadığı gibi, bir başka taraf olan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının da burada bulunmayışı, buna rağmen aykırı görüş bildirmesi de, bu tasarıda, görüş alma işleminin, katılım ilkesinin, şeffaflık ilkesinin ayaklar altına alındığının somut göstergesidir.
Bugün, Sosyal Sigortalar Kurumu, bütçe büyüklüğü itibariyle 30-31 katrilyonluk bütçesi -beş gün evvelki rakamıyla söylüyorum- ve 148 hastane, 212 dispanser, 202 sağlık istasyonu, 6 ağız ve diş sağlığı dispanseri vesaireyle, yüzde 8'lik personeliyle nüfusun yüzde 50'sine hizmet veriyor ise, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı da Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığının bağlı bulunduğu bir bakanlık ise, Sayın Bakanın burada bulunmayışını anlayabilmenin, izah edebilmenin olanağı yok. Niçin yok; kendisi de, Sayın Bakan da bunu içine sindirememiş. Her ne kadar, Sağlık Bakanı komisyondaki konuşmasında aynen "Sağlık Bakanlığınca hazırlanan kanun tasarısı, Sağlık Bakanlığımız, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız ve diğer tüm bakanlıklarımızın ortak görüşü alınarak hazırlanmıştır" diyorsa da, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının 9 sayfalık notası, Sağlık Bakanını yanıltıyor, yanlış konuştuğunu ortaya koyuyor.
Değerli arkadaşlarım, bir başka belge... Bugün bu tasarıyı burada görüşeceğiz. Bu tasarı burada görüşüldükten sonra Cumhurbaşkanına gidecek, belki tekrar gelecek, belki bir daha gidecek, belki Anayasa Mahkemesine gidecek. Anayasaya aykırılıklarını Sayın Bakan çok iyi biliyor, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı da ortaya koymuş. Ne yapıyor Sağlık Bakanı; yangından mal kaçırırcasına tabiri yetmiyor, bu Yüce Meclisi, Büyük Millet Meclisini, varlığını kabul etmiyor, reddediyor, daha yasa çıkmadan genelge yayımlıyor 81 ile ve "31.12. 2004 tarihi itibariyle bu yasa görüşülecek, şunları şunları şunları yapın" diyor. Yani, yangından mal kaçırma değil, Meclisin varlığını kabul etmeme!.. Yürütmenin yasama organı üzerindeki tahakkümünü bu genelge ortaya koyuyor. Sayın Bakan, bu Yüce Meclisi, yasa çıkmadan çıkmış gibi etkisi altına almaya kalkışan bir yürütme demokrasilerde olamaz; bu, olsa olsa, teokratik ya da diktatörlük rejimlerinde olabilir. Bu anlayışı esefle kınıyorum! (CHP sıralarından alkışlar)
Bir başka konu; gerçekten, Sayın Bakan, ikidebir, 224 sayılı Yasanın fiilen işlemediğini söylüyor; doğrudur. 1961'de yürürlüğe girmiş; ama, 1980'den sonra Türkiye'de değişen iktidar anlayışlarının uygulamaları, insanı dışlayan, emeği dışlayan, bir avuç çıkarcıya teslim olmuş, IMF ve Dünya Bankası politikalarını, reçetelerini alıp uygulamaya koyan anlayışlar, gerçekten, 224 sayılı Yasayı yirmibeş yıldır uygulamıyorlar. Doğrudur uygulanmadığı; ama, böyle bir durumu, gelip, burada, biz bunu bir nevi uygulamaya koyuyoruz diye anlatmaya kalkışmak da toplumu aldatmaya yönelik bir tavırdır. AKP Grup sözcüsü arkadaşımız, bu tasarıyla ilgili sivil toplum örgütlerinin yöneticileriyle görüşürken -kendilerinin görüşünün alınmadığını ifade ediyor arkadaşlarımız- "ya öyle mi; olmaz böyle şey, görüşeceğiz" diyor; arkasından da, bu sözcü arkadaşımız, ikiyüzlü bir tavır içerisinde "bu tasarıya sendikalar karşı, çalışanlar mutlu" diyor.
Değerli arkadaşlarım, bir kere, ikiyüzlü siyaseti bırakalım, insaflı olalım. Cumhuriyet Halk Partisi de, sendikalar da, meslek odaları da, TİSK de, Sosyal Sigortalar Kurumunun ve Türkiye'de sadece Sosyal Sigortalar Kurumunun değil, devlet hastanesi diye tabir edilen Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerin de iyi işlemediğini kabul ediyor. Gerçekten, hizmet kalitesi açısından, SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerden hiç aşağı kalır yönünün olmadığını herkes görüyor; ama, birkaç ay öncesine kadar, devlet hastanelerinde hastalar rehin kalıyor idi; bizim SSK hastanelerinde böyle bir durum da söz konusu değil. Şimdi, kalkıyoruz, diyoruz ki, bıçak parası, şu parası, bu parası... Özelleştirme uygulamalarında olduğu gibi, bu alanda da kurumları önce kötülüyoruz, bir tek kuruşluk yatırım yapmasına izin vermiyoruz. Kendi kuruluş yasasında, idarî ve malî açıdan özerk, özel hukuk hükümlerine tabi kamu tüzelkişiliği diye tanımlanmış olmasına rağmen, özerkliğini vermiyoruz; özerk uygulamalarını bağımlılık ilişkisi içerisinde uygulamaya koyuyoruz; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının arka bahçesi gibi siyasî iradenin etkisi altına alıyoruz; ondan sonra, SSK hastaneleri kötü diyoruz.
Değerli arkadaşlarım, kötü olan SSK hastaneleri değil; kötü olan, yönetim anlayışı, SSK hastanelerine müdahale. Geçtiğimiz günlerde, kasım ayı içerisinde -2 Kasım tarihli- Sayın Başbakan, AKP Grubunda yaptığı konuşmada "eğer, sendikalar diyorsa ki 'bu hastaneler bizimdir' buradan ilan ediyorum, devletten tek kuruş yardım beklememek kaydıyla, buyursunlar alsınlar, işletsinler" diyor. Başbakanın konuşması, hem maddî unsurları açısından hem sosyal güvenlik ve sosyal politikalar açısından son derece yanlış değerli arkadaşlarım. Başbakan, konuşmasında, SSK hastanelerini ayakta tutmak için 22,5 katrilyonluk kaynak aktarıldığını söylüyor.
Değerli arkadaşlarım, Sosyal Sigortalar Kurumu hastanelerine 22,5 katrilyonluk kaynak aktarılmıyor; tüm sosyal güvenlik kuruluşlarına aktarılan kaynağın miktarı bu ve SSK'nın bunun içindeki payı 6 katrilyon; ama, kötü yönetimler, beceriksiz yönetimler ve siyasî iradenin egemen güçleri kayırma sevdası karşısında, bugün SSK'nın özelden ve kamudan prim alacağı miktarı 7,5 katrilyon civarındadır. Zaten, SSK'nın sosyal güvenlik kurumu olarak sağlık işlemlerinde açığı yok, tüm kötü yönetimlere rağmen açığı yok, tüm müdahalelere rağmen açığı yok. Yapılan katkı, SSK hastanelerine yapılan katkı değil. Emekli Sandığı ve Bağ-Kurluların sağlık giderlerine yapılan harcamayı sadece SSK'ya yapılıyormuş gibi aktarmasının, Başbakanın da yanıldığını ortaya koyduğunu düşünüyorum.
Değerli arkadaşlarım, gerçekten yapılması gereken, SSK'nın siyasî vesayetten uzak, özerk bir yapıya kavuşturulması ve de özgürce, onun yönetim kurulu kararıyla yönetilir olabilmesidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
39 konuşma daha · 5 Ocak 2005