Özürlüler hakkında kan.tas. ( ss. 969 )
Kocaeli Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 122. Birleşim · 3. yasama yılı · 30 Haziran 2005 · 930 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
İzzet Çetin (CHP), 30 Haziran 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 122. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÖZÜRLÜLER HAKKINDA KAN.TAS. ( SS. 969 )); konuşma 930 kelime.
İzzet Çetin (CHP, Kocaeli). “Özürlüler hakkında kan.tas. ( ss. 969 )”. TBMM Genel Kurulu, 122. Birleşim tutanağı, 30 Haziran 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/izzet-cetin-22-2005-06-30-ozurluler-hakkinda-kan-tas-ss-969-2 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA İZZET ÇETİN (Kocaeli)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan kanun tasarısının 14 üncü maddesine ilişkin, Grubum adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, tabiî, bu kanun tasarısı içerisinde, belki, en önemli maddelerden birisi, özürlülerin istihdamına ilişkin bu madde; yani, özürlüler, bugün, sadece bir öğün karnının doyurulması, cebine üç beş kuruş para konulması, devletin ya da Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu gibi sosyal yardım kurumlarımızın ödediği çok küçük ödentilerle yaşamlarını sürdürmek istemiyor. Özürlüler de, bir insan olarak, kendi emeklerini harcayarak, alınterlerini harcayarak, hem kendilerinin gelişimine katkıda bulunacak hem de insan onuruna yaraşır bir tarzda, çalışarak yaşamlarını sürdürmek istiyorlar. Sosyal devlet olmanın bir gereği olarak, eğer, ülkemizde, sosyal devletin gereklerinden söz edebileceksek, özürlülere ilişkin düzenlemelerin, mevcut, şu anda pek çok yasada var olan, dağınık olan düzenlemelerin bile yaşama geçmesi gerekirdi; biz, bunu bile sağlayamadık. Umarım, bu tasarısı yasalaştıktan sonra, istihdam konusunda gerekli duyarlılık, hem devlet tarafından hem de bu yasanın kendisine yükümlülük yüklediği diğer kişi ve kurumlar tarafından yerine getirilir.
Bugün, memurlar içerisinde 9 100 civarında özürlü yurttaşımız istihdam ediliyor, 19 000 civarında da işçi statüsünde çalışan özürlümüz var; ama, resmî kayıtlara bakıldığı zaman, iş talebinde bulunan 70 000'den fazla özürlü yurttaşımız var; ama, bu, özürlülerimizin ancak yüzde 10'una tekabül edebilen bir sayı; yani, bu, bizim, ülke olarak, özürlülerimizi nasıl dışladığımızı, bu maddenin ilk bendinde özürlülere ilişkin, aleyhlerine ayırımcılık yapılamayacağı hükmünü getirmiş olmamıza rağmen, bugüne kadar, bu ayırımcılığı hem devlet olarak hem de kurumlar ve kişiler olarak nasıl görmezden geldiğimizi de ortaya koyuyor.
Şimdi, bu madde içerisinde, üçüncü paragrafta deniliyor ki: "Çalışan veya iş başvurusunda bulunan özürlülerin karşılaşabileceği engel ve güçlükleri azaltmaya veya ortadan kaldırmaya yönelik istihdam süreçlerindeki önlemlerin alınması ve işyerinde fiziksel düzenlemelerin bu konuda görev, yetki ve sorumluluğu bulunan kurum ve kuruluşlar ile işyerleri tarafından yapılması zorunludur."
Değerli arkadaşlar, hangi kaynakla bu fiziksel engelleri kaldıracağız da, özürlülere yönelik istihdamın önünü açacağız? Bu yasa tasarısı daha Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülürken, özelleştirme kapsamındaki işyerlerinde zorunlu olan yüzde 3 özürlü istihdamına ilişkin hükmün, özelleştirilecek işletmelerde uygulanmamasını Devlet Bakanımız Sayın Babacan istedi; yani, bunu, bir bakıma, sizin yarın bu yasayı nasıl uygulayacağınızı da göstermesi açısından söylüyorum, bir uyarı olarak söylüyorum; yani, biz, özürlülerimizin toplumda gerçekten pozitif ayırımcılığa tabi tutulması, öncelikle gözetilmesi gereken kesimlerine maddî olgularla yaklaşırsak, onların istihdamını özel sektörden ya da diğer kuruluşlardan bekleme hakkına sahip olamayız.
Bakın, bugün ülkemizde kayıtdışı ekonominin boyutları kayıtlı ekonomiden fazla. Onu bir kenara bıraksak bile, bugün 70 000'den fazla özürlü yurttaşımız iş beklentisi içerisinde. Bizim, onlara iş bulabilmek için birtakım görev ve sorumluluklarımız var. Bu konuda, eğer özürlü istihdamına ilişkin yasal zorunluluğu işverenler yerine getirmiyorsa, onlara müeyyide uygulanacağı İş Yasamızda ve diğer yasalarımızda var; ama, bakıyorsunuz, pek çok işletmede, pek çok işyerinde bugün şöyle bir yol izleniyor -bunu, sayın bakanlarımız da duysun ve gerekli önlemleri alsın, müfettişleri çalışsın ve gerekli yaptırımlar uygulansın diye söylüyorum- yüzde 80 ve daha üst özürlü gruplarda istihdam edilenlerin sigorta primlerinin yüzde 50'si devlet tarafından karşılandığı için, pek çok işyerinde özürlüye "sen işe gelme, senin sigorta primini ben yatırayım" deniliyor. Özürlü de "hiç olmazsa sigorta primim yatıyor, sağlık hizmetlerinden daha rahat yararlanırım" deyip, buna "evet" diyebiliyor. Bir bakıma buna mecbur da. Ne oluyor; o özürlü yurttaşımız, belki hiç işyerine gitmiyor, çalıştığı işyerini bile bilmiyor. Oysa değerli arkadaşlar, özürlülerin istihdam edilebilecekleri yerler var.
Bakınız, bizim ülkemizde özürlülere ilişkin seçme sınavlarında hepsini aynı potanın içerisine koyuyoruz, diyoruz ki: "Sınav bu, al bakalım, gelin yapın…" İşitme engellilerin bu konudaki başarı oranları binde 3. Bu konuda avantaj, belki diğer özür gruplarına geçiyor. Oysa, onların, hiç olmazsa yetiştirilmesi, rehabilitasyonu, eğitimi gibi konular dikkate alınarak ayrı ayrı sınav yapılabilir. İlgi alanlarına göre, yetişme durumlarına göre sınav yapılır, işe yerleştirilmeleri kolayca gerçekleştirilebilir.
Değerli arkadaşlarım, biliyorsunuz, biz özürlü yurttaşlarımıza hep böyle korumacı, onlara, biraz da vicdanımız sızlayarak bakan bir yaklaşım içerisindeyiz. Onları, kendi kişiliğimizin içerisinde himaye etme yaklaşımı içerisindeyiz; ama, size hatırlatmak istiyorum: Dünyada en ünlü astrofizik profesörü olan Stephen Hawking'i duydunuz, Nobel ödülü aldı. Hawking, eğer Türkiye'de olsaydı, belki de evinden çıkarılamayacaktı. Yani, şimdi, özürlülerin sadece işletmelerde çalışmaları değil, hiç işyerlerine gitmeden, evindeki bilgisayarla teknolojiyi kullanarak istihdam edilmeleri de mümkün; yani, bu konuda, biz, ülke olarak, gerçekten gerekli ihtimamı göstermedik hiçbir zaman.
Değerli arkadaşlarım, bu özürlülerin istihdamına ilişkin yaklaşımda, hiç olmazsa bu kanun tasarısı yasa şekline dönüştükten sonra, istihdam konusunda duyarlı olmak zorundayız. Çalışma Bakanlığı müfettişleri istihdamdan kaçınanlara gerekli cezaî müeyyideleri uygulamalılar.
Mesela, bir banka -ismini de verebilirim; ama, ismini söylemeyeceğim- özürlü istihdamına ilişkin yükümlülüğünü yerine getirmek için aradığı nitelikleri ilan ediyor. İlana baktığınız zaman, iki tane dil bilecek, üniversite mezunu olacak, şudur budur. Evet, ben, bunları istihdam edebilirim diyor. Olmazsa, o cezaî müeyyideden de kurtulmanın yolunu bulabiliyor.
Onun için, biz, istihdama yönelik bu pek fazla açık olmayan "fiziksel düzenlemelerin" tabirini daha açarak anlaşılır hale getirmemiz gerekir. Sonra "korumalı işyerleri" kavramına açıklık getirmeliyiz. Yani, istihdam edilecek özürlü yurttaşlarımızın, sadece o işyerlerine bağımlı olması değil, giderek ya da evinde bizzat çalışarak, üreterek, alınterini akıtarak, onun da, diğer çalışanlar gibi, onların içerisinde onurlu bir yurttaş gibi istihdam edilmesinin önünü açmalıyız. Bu konuda, bu düzenleme bile eksik olmasına rağmen yeterli olacaktır; yeter ki, iyi niyetli olalım, sadece kanunu yaptık, artık özürlülerin de bir kanunu var, eh, kanun da burada, artık ne halleri varsa görsünler mantığında yaklaşmayalım.
Bir de, özellikle istirham ediyorum; sayın bakanların; yani, Hazineden, Maliyeden sorumlu bakanların, bu konuda, özürlü yurttaşlarımızın hakları konusunda, işte "IMF'ye hesap veremeyiz" gibi bir yaklaşımı terk ederek, sosyal devlet olmanın bir gereği, bir sorumluluğu olarak, onların istihdamında, diğer bakanlara örnek olacak şekilde, burada maliyet hesabı yapılmaz. Bu, sosyal devlet olmanın bir gereğidir, bir zorunluluğudur.
Bu yurttaşlarımızın da, onurlu birer yurttaş olarak, diğer çalışanlarımızla birlikte omuz omza çalışması gerekir deyip, ön açması gerektiğini kendilerine hatırlatıyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
68 konuşma daha · 30 Haziran 2005