İçeriğe atla

28. DÖNEM · 592 VEKİL · SON GÜNCELLEME

Ara
MECLİS’TE BUGÜN
GENEL KURUL · 13. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işler

Kamil Aydın

Erzurum Milletvekili · MHP

Genel Kurul, 13. Birleşim · 5. yasama yılı · 4 Kasım 2026 · 1.730 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma · Günün kaydı →

Kaynak göster

Kamil Aydın (MHP), 4 Kasım 2026 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 13. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER); konuşma 1.730 kelime.

Kamil Aydın (MHP, Erzurum). “Kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işler”. TBMM Genel Kurulu, 13. Birleşim tutanağı, 4 Kasım 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kamil-aydin-2026-11-04-kanun-teklifleri-ile-komisyonlardan-gelen-diger-isler (erişim: 4 Kasım 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=149574

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)

MHP GRUBU ADINA KAMİL AYDIN (Erzurum)Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti ve Suudi Arabistan Krallığı Arasında Ortak Savunma İçin Mekke Anlaşması'nın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, dünya tarihinin genel akışı içerisinde siyasi ve idari gelişmelere kısa bir göz attığımızda dünyada çok farklı uygulamaların varlığına tanıklık etmekteyiz. Özetle ifade etmek gerekirse, özellikle, Orta Çağ sonrası Batı'da "Rönesans ve Aydınlanma" denilen ve yavaş yavaş modern dünyanın ilk ayak seslerinin duyulduğu süreçte, hegemon devletlerin sözde "medeniyet" "eğitim" "altyapı" "coğrafi ve bilimsel keşifler" gibi masum kavramlara kamufle edilmiş ötekini doğrudan sömürgeleştirme süreçlerinin geçerliliğini tüm çıplaklığıyla görmekteyiz.

20'nci yüzyılın küresel, siyasi ve idari yapılanmasına baktığımızda ise insan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü, özgürlük gibi birazcık elma şekerine bandırılmış modern söylem, yapı ve oluşumlarla aslında benzer tutum ve uygulamaların yeni bir formatta sürdürüldüğünü algılamak zor olmasa gerek.

Bu yüzyılda yaşanan geniş çaplı küresel felaketler, krizler, kaoslar ve dahi savaşlar sonrası Birleşmiş Milletlere dönüşen Milletler Cemiyeti ve yine, Avrupa Birliğine dönüşen Kömür ve Çelik Topluluğu ve Avrupa Ekonomik Topluluğu geniş savunma yapıları olan NATO ve Varşova Paktı gibi birtakım uluslararası ittifaklar ve örgütlerin oluşumuna şahitlik ettik. Özellikle İkinci Dünya Harbî sonrası oluşan çift kutuplu küresel, siyasi ve idari yapıların 1990'lar sonrası bir tarafın çözülüp dağılma sürecine girmesiyle tek kutuplu bir yöne doğru evrilmesi söz konusu olmuştur. Her ne kadar görüntü itibarıyla bağımsız küresel yapı özelliği taşısalar da Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve NATO gibi kurum ve kuruluşların gerçekte yine birilerinin yani eski hegemon muktedirlerin daha eşit olduğu bir anlayış ve uygulama içerisinde varlıklarını sürdürdüklerini ve bu nedenle uluslararası güç, otorite ve itibar kaybına uğradıklarını açık ve net bir şekilde bilmekteyiz. Yaşanan trajik küresel kriz, kaos, sıkıntı, hatta savaşlar karşısında yapıcı müdahale ve etkinliğini kaybeden bu uluslararası yapıların yarattığı güvensizlik 21'inci yüzyılda daha belirgin hâle gelmiştir. Bu itibar kaybı ve güvensizliğe neden olan yakın tarihimizden bir iki örnek vermek gerekirse, özellikle hâlâ tüm sıcaklığıyla kuzeyimizde ve güneyimize devam eden Rusya-Ukrayna Savaşı ve İsrail'in nobran ve kural tanımaz bir tavırla sürdürdüğü işgal ve soykırım uygulamaları noktasında gösterilen çifte standart ve taraflı tutum insanlık adına bir utanç vesikası olarak dikkatleri çekmektedir.

İşte bu yeni uluslararası manzara ışığında, ulusal egemenlik, bağımsızlık, refah ve huzur merkezli bir siyasi öncelik taşıyan her ülke herhangi bir risk, sorun, sıkıntı ve kriz ihtimali taşıyan koşullar karşısında artık dışarıdan kolektif, küresel bir müdahaleyi beklemeden ikili, üçlü veya çoklu bölgesel ittifaklar yoluna giderek ilgili aktörlerle ortak inisiyatif alıp çözüm arayışında bulunmayı tercih etmektedirler.

Sayın milletvekilleri, kadim Anadolu coğrafyasını nihai kader addedip, ebedi yurt ve vatan edinen Türk milletinin içinde bulunduğu coğrafi konum jeostratejik değerlendirmeye tabi tutulduğunda ülkemizin dört bir yanında savaşlar, sürgünler, işgaller ve yerinden edilmiş insanlar nedeniyle bir istikrarsızlık sarmalının hâkim olduğuna tanıklık etmekteyiz maalesef. Yapılan araştırmalar, incelemeler ve politik değerlendirmeler sonucu istikrarsızlığa ve sorunlara çözüm sunma bağlamında ne tür adımların atılıp tedbir ve projelerin gerçekleştirilebileceği güçlü devlet aklı ve müktesebatı ışığında değerlendirilip bölge ülkeleriyle paylaşılması artık kaçınılmaz bir hâl almıştır.

Diğer bir ifadeyle, ülkemizin bölge ülkeleriyle iyi ilişkilerinin korunması ve bunun da konjonktürün ve siyasi algıların dalgalanmasına feda etmeksizin kalıcı ve sürdürülebilir bir dış politika ilkesi ve hedefi hâline getirilerek yapısal bir çerçeveye oturtulması göz ardı edilemez bir siyasi yükümlülüktür aynı zamanda. Bunu gerçekleştirmenin önemli bir yolu, kurulan ittifaklarla bölgesel sahiplenmenin artırılarak sürdürülmesi diplomatik öncelik hâline getirilmelidir; aksi takdirde, geçmişten günümüze olduğu gibi, dışarıdan gelen muhteris muktedirlerin çözüm üretme adına sorunları daha kompleks ve akut hâle getirmeleri kaçınılmaz olur ve böylece her anlamda yüksek maliyetler yaratılır.

Bu bağlamda, özellikle içinde bulunduğumuz coğrafyamızın 360 derecelik bir çevresel jeostratejik taramasını yaptığımızda, etrafımızdaki birçok ittifak ve anlaşmaların varlıkları da dikkatlerimizi çekmektedir. İmzalanan bölgesel çok taraflı veya ikili savunma iş birliği anlaşmalarına kısa bir projeksiyon tuttuğumuzda, yakın zamanda bölgemizde gerçekleştirilen anlaşma ve ittifakların başında sırasıyla sayacağım şu anlaşmalar gelmektedir. Hani, şimdiye kadar bir parantez açmak gerekirse, sanki Doğu Akdeniz'de ilk defa Türkiye'nin içinde olduğu bir ittifaklaşma var da buna karşı çıkmaya çalışıyoruz hâlbuki atı alan Üsküdar'ı epey defa geçmiş. Bizim de bu bağlamda yeni, aynı şekilde bir kontra ittifaklaşma sürecine girdiğimizi göz ardı ediyorlar.

Şimdi, bakın, sırasıyla sayacağım kıymetli hazırun: Bir, Yunanistan ile İsrail hava savunma anlaşması olan Aşil Kalkanı; iki, Yunanistan ile İsrail Askerî İş Birliği Programı Anlaşması; üç, Yunanistan, İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasında üçlü Ortak Eylem Planı Anlaşması; dört, Birleşik Arap Emirlikleri ile İsrail'in imzaladığı İbrahim Anlaşmaları; beş, İsrail ile Hindistan Savunma İş Birliği Mutabakatı; altı, Hindistan ile Birleşik Arap Emirlikleri arasında Stratejik Savunma Ortaklığı Çerçeve Anlaşması.

Şimdi, tabii, bunları saydık ama yeterli mi? Değil. Çünkü 21'inci yüzyılın diğer diplomatik bir gerçeği de artık büyük üst çatılar, büyük ittifaklardan ziyade bölgesel küçük ittifaklara yönelim söz konusudur. Dolayısıyla, 21'inci yüzyılı bir bakıma "küçük bölgesel ittifaklar yüzyılı" diye de adlandırabiliriz.

Öte yandan, benzer anlaşmaların dünyanın birçok yerinde de görüldüğü vakidir; yine birkaç tane örnek sayayım: Bir, Amerika Birleşik Devletleri, Avustralya, Hindistan ve Japonya tarafından kısaca "Quad" diye zikredilen dörtlü güvenlik diyaloğu; iki, Amerika Birleşik Devletleri-Japonya arasında Orta Menzilli Füze Üretim Anlaşması; üç, Avustralya, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki AUKUS Stratejik ve Askerî Güvenlik Paktı dikkatlerimizi çeken ikili ve çoklu diğer uluslararası anlaşmalar arasındadır.

Sayın milletvekilleri, Türk ve Türkiye Yüzyılı vizyonumuzun bir gereği olarak Sayın Genel Başkanımızın da veciz ifadelerinde yer aldığı gibi, Türkiye'nin dünya siyasetindeki yeri merkez, yönü ise insanlığın olduğu her yerdir. Dolayısıyla Milliyetçi Hareket Partisi olarak kaos ve çatışmaların ürettiği fırtınalara gebe olan dünyada güven ve istikrarın limanı, barış ve refah ikliminin mimarı bir Türkiye idealine sahibiz hareket olarak.

Heva ve hevesten uzak bu ideallerimiz rehberliğinde dünden bugüne ülkemiz ve milletimizin âli menfaatlerini her türlü siyasi mülahazadan bağımsız düşünerek bu yüce çatı altında hareket ettiğimiz gibi bugün de aynı ahlaki tutumumuzu sürdüreceğimizi belirterek söz konusu anlaşmaya Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak destek vereceğimizi açık ve net bir şekilde ifade etmek isterim.

Sayın Başkan, kıymetli arkadaşlar; 7 Ağustos 2026 tarihinde Mekke'de imzalanan Türkiye Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti ve Suudi Arabistan Krallığı Arasında Ortak Savunma İçin Mekke Anlaşması taraflar arasındaki güven, iş birliği ve dayanışmayı artıracak, bölgemizde yaşanan sorunların çözümünde dış müdahalelerin etkisiz kılınmasını sağlayacak önemli bir anlaşmadır. Bu anlaşmanın çıkış noktası, özetle, bölgesel sahiplenme anlayışı temelinde bölge ülkeleri arasında stratejik iş birliği diyaloğunun ve karşılıklı güvene dayalı birlikte çalışma kültürünün güçlendirilmesine, ayrıca kolektif caydırıcılığa dayalı güvenlik yaklaşımının tesis edilmesine ve bölge sorunlarına bizzat bölge içerisinden çözüm üretmesine odaklıdır.

Öte yandan, bu anlaşmaya taraf olan ülkeler birbirlerinin bağımsızlığının, toprak bütünlüğünün ve egemenliğinin korunması şartıyla iş birliği yapmayı; bu doğrultuda, Birleşmiş Milletler Şartı'ndan kaynaklanan savunma haklarının kullanılmasında her bir ülkenin kendi anayasal yükümlülükleri, millî mevzuatı ve yetkili makamlarının kararları çerçevesinde askerî imkân ve yeteneklerinin konuşlandırılması da dâhil olmak üzere uygun görecekleri tedbirlerle birbirlerine destek olmayı taahhüt etmektedirler.

Anlaşmanın kolektif savunma hükmünün tatbik edilmesi kendiliğinden işlemeyecek; aksine, bu husus, yapılacak istişareler neticesinde mutabakatla ele alınacak, yapılan incelemeler ve görüşmeler sonucu varılan kararlara dayalı olacaktır. Dahası, bu anlaşma çerçevesinde, terörizm dâhil tarafların ortak değerlendirmesiyle savunma ve güvenliklerini etkilediği belirlenen tehdit ve saldırılara karşı taraf devletlerin savunma ve güvenliğini kolektif caydırıcılık temelinde güçlendirmeyi ve bu kapsamda tarafların Silahlı Kuvvetleri arasında birlikte çalışabilirlik, iş birliği ve koordinasyonun artırılması hedeflenmektedir.

Bu hedef doğrultusunda tamamen savunma odaklı olan bu anlaşma herhangi bir ülkeyi hedef almadığı gibi; bölgesel barış, istikrar ve güvenliğe katkıda bulunma arayışında olan, uluslararası hukuka saygılı ve toprak bütünlüğü, egemenlik, eşitlik ve iç işlerine karışmama ilkelerini benimseyen tüm bölge ülkelerinin katılımına da kapı aralamaktadır. Yani ilerleyen yıllarda isteyen ülke bu şartlara uyduğu sürece bu oluşum içerisinde yer alabilmektedir.

Sayın milletvekilleri, dikkatle üzerinde durulması gereken diğer bir husus, Mekke Anlaşması, ülkemizin diğer ittifaklarından veya anlaşmalarından kaynaklanan ikili veya çok taraflı hiçbir yükümlülüğünü ortadan kaldırmamakta veya bunların yerine geçirmemektedir. Bu bağlamda, özellikle NATO Savunma Paktına üye ve Paktın 2'nci büyük ordu potansiyeline sahip ülkemizin de taraf olduğu bu anlaşmanın özellikle NATO'nun 5'inci maddesine atfen herhangi bir çelişkili durumu söz konusu bile değildir çünkü sahip olduğu anayasal bağlayıcılık gereği her türlü askerî sevk ve hareketlilik Meclis onayı olmaksızın gerçekleşmeyeceği gibi, bu gereklilik, üye ülkelerin tarafsız bir ortak değerlendirme sonucu ancak karara bağlanabileceği ayrıca bir sınırlayıcı hükümdür.

Sayın milletvekilleri, Türkiye'nin içinde bulunduğu bölgeye dönük vizyonunda bölgesel bir savunma ittifakının gerekliliği hep var olmuştur. Dolayısıyla, söz konusu anlaşma sadece bölgesel savunma ittifakına duyulan askerî ihtiyaçtan öte, aynı zamanda güçlü ilişkiler ve ekonomik yapılar inşa etmenin de bir yolunu açmaktadır. Anlaşmayla, bölgedeki istikrarsızlıkların giderilmesi veya en azından durdurulması ve akabinde ekonomik ve sosyal entegrasyonun sağlanarak bölge halkının refahının artırılması hedeflenmektedir. Dolayısıyla, bu çok ani bir kararla gerçekleştirilmiş bir anlaşma değil; ülkemizin millî menfaatlerine uygun ve bölgesel barışa yüksek katkı sunacak bir öngörüyle, zihinsel ve kavramsal hazırlığı yaklaşık iki buçuk yılı aşan bir süre boyunca bölge ülkeleriyle kesintisiz bir diyalog süreciyle sonuçlandırılmıştır çünkü son dönemlerde Orta Doğu'daki güvenlik ortamının hızla değişim süreçlerine maruz kalması antlaşmaya ayrı bir ivme kazandırmıştır. Özellikle İsrail-İran geriliminin bölgesel ölçekte genişlemesi, Körfez ülkelerinin füze ve insansız hava aracı tehditleriyle karşılaşması, Kızıldeniz ve Hürmüz Boğazı çevresindeki güvenlik sorunları ile enerji altyapısının daha kırılgan hâle gelmesi, mevcut güvenlik düzenlemelerinin yeterliliğinin sorgulanmasına yol açmıştır. Mekke Ortak Savunma Anlaşması da bu açıdan mevcut ittifakların yerine geçecek bir girişimden ziyade bölgesel ülkelerin kendi güven ve güvenlik kapasitelerini güçlendirme arayışının bir sonucu olarak ortaya çıkmış ve İsrail ile Yunanistan ve Avrupa Konseyinin bazı yetkilileri tarafından sahiplenilmemesi dışında büyük bir hüsnükabul görmüş ve teveccüh almıştır. Bu anlamda, bölgede benzer ittifak arayışları sonucu, biraz önce ifade ettiğim isimler altında ve ilgili ülkelerle savunma iş birliği anlaşmalarına imza atan İsrail ve Yunanistan'ın karşı çıkışını anlamakta zorlanmıyorum fakat anlamakta zorlandığım, özellikle Kıbrıs'ta bir kesimin varlığını yok sayıp, sadece Güney Kıbrıs'ı Avrupa Birliğine üye edip ve bunu makul ve mantıklı bulan, öte yandan Doğu Akdeniz'e en uzun kıyısı olan Türkiye'yi Antalya kıyılarına 6 kilometre mesafede hapsedip tüm Ege adalarını Yunanistan'ın kontrolüne bırakan Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyini ve özellikle onun Başkanının talihsiz açıklamalarını anlamakta gerçekten güçlük çekiyoruz. Ama biz hür ve bağımsızlığı karakter edinen necip Türk milleti olarak iki bin beş yüz yıllık devlet olma ve etme geleneğine ve iki yüz yılı aşan yüksek diplomasi kalibresine sahip bir müktesebatın devamı olarak hasım oklarının yönüne bakar ve ona göre durum ve tavır tespitinde bulunuruz. Dolayısıyla söz konusu ülkelerin ve yapıların bu anlaşmaya karşı çıkmaları doğru bir istikametin varlığına ve yapılanların yerinde olduğuna çok önemli bir işarettir.

Yüce heyetinizden umuyor ve diliyorum ki Genel Başkanların da ifade ettiği gibi, anlaşmanın apolitik bir konu ve Türkiye'nin ulusal çıkarlarını önceleyen bir hedefe matuf olduğu kanaatlerini taşıyarak benzer düşünce ve öngörüyle kabul ve destek vereceğinize şimdiden inanıyor, düşünüyor ve yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

106 konuşma daha · 4 Kasım 2026

Günün kaydı →
106 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook