Askeri mahkemeler kuruluşu ve yargılama usulü kanunu ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı ve milli müdafaa mükellefiyeti kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun tasarısı; denizli milletvekili ali rıza ertemür'ün, askeri öğrencilerden başarı gösteremeyenler hakkında kanun, türk silahlı kuvvetleri personel kanunu, harp okulları kanunu ve gülhane askeri tıp akademisi kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi; izmir milletvekili kamil erdal sipahi'nin, bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi; ankara milletvekili zekeriya akıncı ve antalya milletvekili osman kaptan'ın, bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.:501)
İzmir Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 120. Birleşim · 4. yasama yılı · 18 Haziran 2010 · 2.439 kelime · yaklaşık 12 dakikalık okuma
Kaynak göster
Kamil Erdal Sipahi (MHP), 18 Haziran 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 120. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ASKERİ MAHKEMELER KURULUŞU VE YARGILAMA USULÜ KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI VE MİLLİ MÜDAFAA MÜKELLEFİYETİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN KANUN TASARISI; DENİZLİ MİLLETVEKİLİ ALİ RIZA ERTEMÜR'ÜN, ASKERİ ÖĞRENCİLERDEN BAŞARI GÖSTEREMEYENLER HAKKINDA KANUN, TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ PERSONEL KANUNU, HARP OKULLARI KANUNU VE GÜLHANE ASKERİ TIP AKADEMİSİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ; İZMİR MİLLETVEKİLİ KAMİL ERDAL SİPAHİ'NİN, BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ; ANKARA MİLLETVEKİLİ ZEKERİYA AKINCI VE ANTALYA MİLLETVEKİLİ OSMAN KAPTAN'IN, BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ (S.S.:501)); konuşma 2.439 kelime.
Kamil Erdal Sipahi (MHP, İzmir). “Askeri mahkemeler kuruluşu ve yargılama usulü kanunu ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı ve milli müdafaa mükellefiyeti kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun tasarısı; denizli milletvekili ali rıza ertemür'ün, askeri öğrencilerden başarı gösteremeyenler hakkında kanun, türk silahlı kuvvetleri personel kanunu, harp okulları kanunu ve gülhane askeri tıp akademisi kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi; izmir milletvekili kamil erdal sipahi'nin, bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi; ankara milletvekili zekeriya akıncı ve antalya milletvekili osman kaptan'ın, bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.:501)”. TBMM Genel Kurulu, 120. Birleşim tutanağı, 18 Haziran 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kamil-erdal-sipahi-23-2010-06-18-askeri-mahkemeler-kurulusu-ve-yargilama-usulu-kanunu-ile-bazi-kanun-ve (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA KAMİL ERDAL SİPAHİ (İzmir)Sayın Başkan, size ve yüce Meclise saygılar sunarım.
Bugün Meclis gündeminin açılması sırasında bazı milletvekili arkadaşlarımızla birlikte ilettiğimiz gibi, kahraman jandarma teşkilatımızın 171’inci kuruluş yıl dönümünü tekrar kutluyorum. Jandarmanın şehitlerini rahmetle, gazilerini minnetle, mensuplarını saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Vefakâr, cefakâr, fedakâr jandarma teşkilatımıza nice uzun yıllar başarılar, mutluluklar diliyorum.
501 sıra sayısıyla bugün Meclis gündemine gelen ve içinde şahsıma ait teklifi de kapsayan yasa tasarısının tümü üzerinde partimin görüşlerini belirteceğim.
Çok genel kapsamlı kırk altı maddenin tamamı yerine önemli gördüğüm bazı maddeler üzerinde ve bu vesileyle ülkemizi sarsan vahim gelişmelerle ilgili konuşacağım.
Tasarının tümüne olumlu bakıyoruz ancak görüşmeler sırasında artık vahim boyuta erişen uzman erbaş kardeşlerimizin emeklilik sorunlarını değişiklik önergesiyle bugün burada halletmek istiyoruz. Her gün şehit haberlerini işittiğimiz bu uzman erbaşların yani yiğit Anadolu çocuklarının emekli olamadan aileleriyle birlikte sokağa atılmalarına Milliyetçi Hareket Partisi olarak bugün “Artık yeter, diğer partiler de bu işe katılsın ve bu işi burada çözelim.” diyeceğiz. Bu konuda üç yıldır Mecliste mücadele ediyoruz. Bugün kimse yeni bahaneler aramadan, yan çizmeden, daha önce kanun teklifi verdiğimiz, defalarca önerge verdiğimiz bu konuyu burada halletmek istiyoruz. Bu konuda olumlu bir girişim olduğu konusunda duyumlar almış bulunuyoruz. Böyle bir girişimden ancak memnuniyet duyarız.
Biz, uzman erbaş kardeşlerimizle Ankara soğuğunda Abdi İpekçi Parkında yaptıkları eylemde Milliyetçi Hareket Partisi milletvekilleri olarak birlikte olduk. Gücümüz yettiğince basınımızı bu konuda ilgi duymaya davet ettik. Ortadoğu ve Tercüman gazeteleri, sağ olsunlar, o zaman bizleri kırmadı. Grup Başkan Vekilimiz Sayın Mehmet Şandır’la beraber onlar için kanun teklifi verdik, şimdi de değişiklik önergesi verdik. Bu konuda Emekli Uzman Derneğiyle sürekli temas hâlindeyiz. Uzman erbaş kardeşlerimizin hemen hemen her birisiyle temas hâlindeyiz.
Şu anda 57 bin uzman erbaş kardeşimiz görevde, sınır boylarında, en ücra vatan köşelerinde memleketi korumakla, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğü uğruna canlarını ortaya koymakla meşguller. Şehit haberlerinde en fazla onların adı geçiyor. Şu anda 357 uzman erbaş kardeşimiz ailesiyle birlikte işsiz ve aç. Bir genelge gereği kamu kurumlarına işe alınmaları gerekiyor ama bütün kurum ve kuruluşların kapıları onlara kapalı, ya “bugün git yarın gel” veya dosya altı veya “biz seni sonra ararız...” Eğer bugün 357 olan sayıyı halledemezsek 2020 yılına kadar 18 bin uzman erbaş emekli olamadan ailesiyle sokağa atılacak. Millî Savunma bütçesi görüşülürken Sayın Bakana “AKP Hükûmetinin bu yiğit Anadolu çocuklarıyla alıp veremediği nedir?” diye sormuştum. İşte bugün bu soruya cevap vermenin zamanıdır. Önerimize “Evet” deyin ve bu soruyu bugün çözelim.
Aynı şekilde, en zor şartlarda canını ortaya koyan yiğit uzman jandarma kardeşlerimiz var, yıllardır eşitsizlik yaşıyorlar. Lise mezunu şartıyla işe başlayıp da ortaokul mezunu gibi ücret alan başka bir meslek grubu örneği Türkiye Cumhuriyeti’nde mevcut değil. Bu çarpıklığı sadece uzman jandarma yaşamakta. Kaldı ki bunların büyük bir çoğunluğu lise mezunu da değil, Avrupa Birliğiyle yapılan bir sözleşme gereği bunların yüzde 80’ine yakını yüksek tahsil yapmış durumda ama ortaokul mezunu gibi işe başlayıp ortaokul mezunu olarak emekli oluyorlar.
Aynı şekilde subay ve astsubayların eğitim süreçleri fiilî hizmetlerden sayılırken aynı Silahlı Kuvvetlerde aynı Devlet Memurları Kanunu’na göre görev yapan uzman jandarma kardeşlerimizin askerî eğitimleri hizmetten sayılmıyor, fiilî hizmetten sayılmıyor.
Bu arada, astsubaylarımızla ilgili önemli sorunlar var. Bu sorunları geçmişte Milliyetçi Hareket Partisi olarak defalarca dile getirdik, kanun teklifi verdik, önerge verdik. Millî Savunma Bakanlığımızın, emeklileri dâhil astsubaylarımızla ilgili verilmiş çok, geçmiş yıllara ait sözler var, vaatler var ama maalesef çok ciddi anlamda gerçekleşen bir tek vaat yok. Emeklilerine, bazı diğer meslek gruplarına yapıldığı gibi, aylık 100 Türk lirası seyyanen zam verilecekti. Ne oldu? Üç yıl önce bu konu görüşülmüştü, geçen yıl tekrar gündeme getirilmişti, maalesef hâlen ses yok, seda yok.
Gene üç yıl önce Mecliste komisyonda kabul edilip daha sonra AKP’lilerin geri çektiği astsubaylarımızla ilgili bir derece, kademe ilerlemesi konusu vardı. O ne oldu? Onun sonucu belli değil. Bu konu komisyonda kabul edilip geri çekildiği için, bir noktada, Meclisimizin, şerefli astsubay camiasına bir borcudur. Bu borcu siz ödemezseniz biz MHP iktidarı döneminde bu borcu öderiz, merak etmeyin.
Gelelim iki hafta öncesine. Evet, 31 Mayıs günü iki çarpıcı ama maalesef beklenen, Hükûmetimizin basiretsizliği nedeniyle göz göre göre gelen iki olayla hep beraber sarsıldık: İsrail saldırısı ve İskenderun saldırısı. Her iki olaydaki aziz şehitlerimizi, yardım duyguları uğruna can verenleri rahmetle anıyorum, ailelerine başsağlığı diliyorum. Her iki olay aslında ülkemize savaş ilanıdır. Birini terörist, haydut ve korsan devlet İsrail, diğerini bölücü hainler işlemiştir. İkisi de bile bile, göz göre göre gelmiştir; sürpriz, baskın, beklenmeyen olay diyemezsiniz; AKP Hükûmetinin gözüne parmağını soka soka gelmiştir.
Birincisinden başlayalım: İsrail’in bu tip sabıkaları biliniyor mu? Evet. İsrail’de mevcut hükûmetin bu konudaki sabıkası biliniyor mu? Ona da evet. Türkiye-İsrail ilişkilerindeki gerginlik biliniyor mu? O da evet. Saldırgan İsrail Hükûmeti bu konuda yapacaklarını 27 Mayıs tarihinden itibaren açıkça ikaz ve ilan etmiş mi? O da evet.
Sayın Bakan, şimdi soruyorum: Bunlar biline biline otuz iki milletin insanı ve kendi 400 insanımızı ateşe atıp sahte kabadayılığa soyunmanın, sonra da ağzımıza yüzümüze bulaştırıp itibarımızı yerle bir etmenin mantığını bana lütfen birisi açıklasın. Önceden bir risk analizi yapılmış mıdır? Olası kriz ve güvenlik planlaması yapılmış mıdır? İsrail’le ilişkiler bilinirken ortak tatbikat ve savunma sanayisi projeleri hâlen devam etmiş midir? Eğer ediyorsa bu ikiyüzlü bir politika mıdır, yoksa değil midir? Neden bunlar milletten saklanmıştır? Kaldı ki Suriye sınırında mayın temizleme olayının İsrail’e nasıl peşkeş çekilme olduğunu muhalefet olarak geçen sene burada sizlerle tartıştık.
Konunun teferruatına girmeyeceğim, sadece bir husus üzerinde durmak istiyorum. Bakın, Orta Doğu’da zor durumda olanlara yardım ve iyi niyet ayrı şeydir, Orta Doğu’nun pisliğine bulaşmak ayrı şeydir. Neden ikincisini tercih ettik, anlamış değiliz.
Çok kabadayı isek, konvoya deniz kuvvetleri refakat etse, havadan güvenlik devriyesi -kep görevi diye adlandırdığımız görev- sağlansa olmaz mıydı? Olmaz. Çünkü kendi ordusuna düşman iktidarımız sayesinde deniz kuvvetlerimizin yarısı hapishanede, geri kalan yarısı soruşturmada; teröristler karşılama törenlerinde, onlarla mücadele edenler ise Ermeni’nin, İsraillinin duyduğu kinle sorgulanıp hapishanede. Türk ordusuna, kendi ordusuna kin duymak, düşman olmak moda.
Gelelim teröre ve açılıma. 31 Mayısta 7 vatan evladı İskenderun’da kahpece şehit ediliyor. Unutuldu, varsa yoksa İsrail’e sahte kabadayılık, rezaletin atıp tutmalarla örtülmeye çalışılması. Sanki İskenderun’da hiçbir şey olmadı, 7 vatan evladı şehit düşmedi. Nerede Hükûmetimiz, nerede basınımız? Yok.
2002’de AKP Hükûmeti neredeyse bitmek üzere olan bir terör devraldı ve yedi sene sonra terör olayı sayısı 10 misli -rakamlarla sabittir- şehit sayısı 17 misli artmıştır. Terör için sorumlu arayanlar aynaya baksın yeter.
Bu yetmiyor, bir de PKK açılımı var. 6 Nisan 2009’da Obama Mecliste açılım talimatı veriyor. Bir ay sonra yani 9 Mayıs 2009’da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül bu ABD talimatının Türkçe mealini açıklıyor: “Güzel şeyler olacak.” 22 Temmuzda aynı konuda Sayın Başbakanın açılım müjdeleri. 1 Ağustos 2009’da İçişleri Bakanı hem de Polis Akademisinde çalıştay başlatıyor; konu malum, 12 ne idiği belirli adamla açılım. Hangi adamlar? Hani hangi yandaş televizyonu açsanız hacıyatmaz gibi orada artık seyretmekten midemizi bulandıran adamlar. Terörle mücadelenin koordinatörü olması gereken İçişleri Bakanı, terörle müzakerenin, PKK ile açılım iş birliğinin ve Habur karşılamasının koordinatörü.
Hatay Milletvekilimiz Sayın Turan Çirkin 29 Mayıs 2010’da Hatay’da basın açıklaması yapıyor, belgelidir: “Katil terör örgütü Hatay’da üstelendi, Amanoslarda üstlendi. Hatay’da kötü gelişmeler olacak.” Evet, Milliyetçi Hareket Partisi Milletvekili Sayın Turan Çirkin’in Hatay basınına yaptığı ve birçok basın organında yapılan açıklama bu. Bunu milletvekilleri biliyor, Hatay halkı biliyor ama İçişleri Bakanı bilmiyor, olaydan on gün sonra “Amanoslarda tedbir alacağız.” diyor.
Bütün bunları Hatay’da vatandaşlar bilirken, milletvekillerimiz ikaz ederken, Habur’da teröristleri karşılatan, Ankara’da çuvalcı ABD’li generali bizzat karşılayan İçişleri Bakanı meşgul çünkü Irak’tan aşiret reisi gelecek, onu karşılama hazırlığında. Hangi aşiret reisi? Çok bilmiş bir Bakanımızın “Postal yalayıcısı.” dediği, sonra karşıladığı, Dışişleri Bakanının ağabeyi.
Evet, açılım kronolojisine devam edelim:
11 Ağustos 2009, açılım konusunda Milliyetçi Hareket Partisinin Hükûmeti ikazı. “Bu gidiş tehlikeli, aklınızı başınıza alın. Bu açılımın sonu önce ayrışmaya, sonra çatışmaya, sonunda kardeş kavgasına gider.” diyoruz.
17 Ağustos 2009, İmralı’dan açılım konusunda yol haritası açıklanıyor. Böylece ABD talimatlı olduğundan sonra, açılımın İmralı-PKK iş birliği boyutu da ortaya çıkıyor.
Evet, daha sonra, 20 Ağustos 2009’da “Millî Güvenlik Kurulu toplantısından açılıma destek var” diye bir haber çıkıyor. Milliyetçi Hareket Partisi olarak buna çok sert bir tepki gösterince Genelkurmay bir açıklama yapıp bu konudaki endişelerini dile getiriyor. Böylece de açılımın devlet politikası olduğu, bütün kurum ve kuruluşların desteklediği şeklindeki Hükûmet açıklamalarının yalan olduğu belgeleniyor.
Sonuç: Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “Güzel şeyler olacak.” sözünden, yani açılımından bu yana, 18 Haziran 2010 itibarıyla açılımın bedeli 107 Mehmetçik, 4 kahraman polis, 6 geçici köy korucusu olmak üzere 117 şehit. Demek ki Hükûmetimizin mantığıyla güzel şeyler bunlar. Söylenecek bir tek şey var: Sakın başka sorumlu aramayın, lütfen aynaya bakın.
MUSTAFA ÖZBAYRAK (Kırıkkale)Siz bakın aynaya!
KAMİL ERDAL SİPAHİ (Devamla)Siz bakın da, biz nereye bakacağımızı iyi biliriz.
Evet, bu arada birkaç konuya daha değineceğim. Açılım konusundaki, PKK terörüyle mücadele konusundaki siyasi basiretsizlik bir yana bir de proje bazında basiretsizlikler var. Nedir o? 3 Ekim 2008’de Aktütün olayından sonra Sayın Başbakanın girişimiyle TOKİ, hani o meşhur TOKİ, harikalar yaratan TOKİ iç güvenlik ve sınır karakollarının yapımı için görevlendiriliyor. Yirmi aydan fazla geçti, yüz elli dört tane karakol yapılacak, yapılan bana bir tane örnek gösterin. En hassas olan Aktütün Karakolu. Geçenlerde oraya giden kum kamyonlarına PKK eylem yapıyor, Aktütün, en hassas durumda karakola daha kum yeni gidiyor, takdirlerinize sunuyorum.
İkincisi, helikopter projesi, ATAK Projesi. Ben bu ATAK Projesi’nin teknik konuları üzerinde, efendim, ihale projesi üzerinde hiç durmadım. Sayın Bakan da hatırlarlar, ben bu projenin sadece, terör olayları devam ettiği için, ATAK Projesi gerçekleşinceye kadar geçecek sürede terörle mücadelenin desteğini nasıl sağlayacağız konusunda defalarca endişelerimi dile getirdim yaşayan birisi olarak çünkü silahlı helikopter veya taarruz helikopterleri terörle mücadelenin olmazsa olmazıdır, en büyük destek vasıtalarından bir tanesidir.
Burada silahlı helikopter olarak kullandığımız whiskey tipi ve benim ciddiye almadığım (P) tipi kobra helikopterlerinin sayılarının, durumlarının açıklamalarına girmeyeceğim. Sayın Bakan arzu ederlerse teker teker her birisinin durumunu da tartışmaya, teknik durumlarını, baraka çöktüğü zaman hangisinin ne hâle geldiğini, şu anda ne hâlde olduklarını tekrar açıklamaya hazırım.
Ben bu konuyu hassasiyetle dile getirdikçe, Sayın Bakan bu konuda bir hassasiyet olmadığını dile getirdi, bu cevabı verdiler bana.
Ben tekrar ediyorum, konunun ihale boyutu, teknik boyutları üzerinde hiç durmadım. İnşallah proje başarılı olur, zamanından önce gerçekleşir çok büyük bir ihtiyaç olan proje. Hatta Sayın Bakan bu konuda yapılacak Meclis araştırmasına “Keşke yapılsaydı.” şeklinde de güzel bir jestte bulunmuştu ancak terörle mücadelede ne yapacağız arkadaşlar? Elde silahlı helikopter kalmadı, büyük bir zafiyet var ve biz bu konuda Milliyetçi Hareket Partisi olarak ikaz ettiğimizde “Hayır, hassasiyet yok.” dendi ama şimdi terör azdı, terör arttı, işitiyoruz ki Hükûmetimiz telaşla, aceleyle taarruz helikopteri temin etme peşinde. Bunun için de İtalyan T-129 modelinin kiralanması veya paket alımı şeklinde bir projenin… Bu konuda Savunma Sanayii Müsteşarlığında görüşmeler yapıldığına dair basın haberlerini aldık. Doğrudur yanlıştır üzerine gitmeyeceğim. Bu konuyu, burada, ben, Sayın Bakana daha önce de hatırlatmıştım.
Maalesef Millî Savunma Komisyonu olarak bizler, AKP’li arkadaşlarım dâhil, millî savunma konusundaki bütün projelerimizi basın haricinde bilgi edinmekten mahrum ediliyoruz Millî Savunma Bakanlığı tarafından. Bu bir gerçektir Sayın Bakan. Lütfen, Millî Savunma Komisyonu olarak… İktidarıyla muhalefetiyle bizden saklanan, gizlenen, brifing vermekten çekinilen her konuyu biz basından öğreniyoruz. Ondan sonra da “Efendim, gerçekler öyle değildir.” diyorsunuz. Gerçekleri bize söylediniz, brife ettiniz de biz hayır mı dedik? Bu konuyu son hatırlatma olarak lütfen kabul buyurursanız memnun olacağım.
Evet, şimdi, eğer bu haberler, basında yer alanlar doğruysa, almayı düşünülen T-129 helikopterlerinden Allah Türkiye Cumhuriyeti’ni korusun. İtalyan ordusunun kullanamadığı, modifiye etmek için para kaynağı bulamadığı bir helikopter. Biz de bunu beğenmediğimiz için zaten ATAK Projesi’yle bunun gelişmişi üzerine durduk, bunu modifiye etmeyi düşündük. Bu helikopteri almayı lütfen düşünmeyin, istirham ediyorum, bir bilen olarak söylüyorum. Türkiye şartlarında bu helikopterler uçamazlar. Modifiye etmek zorundasınız bu helikopterleri almak için. Modifiye etmek için gövde, motor, transmisyon, rotor, bütün bu modifiyeyi yaptığınız zaman asgari iki sene demektir. İki sene sonra zaten ATAK Projesi devreye girecek 2013’te Sayın Bakan. Demek ki bu çözüm değil. Lütfen, eğer bu konuda bir çözüm aranıyorsa paket alımı için başka bir çözüm arayın. Güneydoğu’daki mücadelenin desteği için bunu bir bilen olarak ben size sadece teklif ediyorum.
Bir başka konu, malum, istihbarat konusundaki en önemli husus iki tane: Bir tanesi, Amerika güya istihbarat desteği verecek de kullanacağız. Ne kadar ciddi istihbarat desteği verdiği konusunda benim çok ciddi endişelerim var çünkü Amerika’yla terörle iş birliği konusunda çok canı yanmış, Amerika-PKK iş birliği konusunda çok, bizzat olaylar yaşamış bir arkadaşınızım. Birçok örneği gerekirse size açık açık anlatırım. Bu sabıkaları bile bile Amerika’nın istihbarat desteğinden hâlâ ne umulur, anlamış değilim.
Kaldı ki basında bir haber yer aldı -onun da doğruluğunu bilmiyorum-Amerika’nın verdiği istihbaratın altı veya sekiz saat geriden geldiği söyleniyor. Buna istihbarat literatüründe “istihbaratın eskiliği” tabiri kullanılır. Terörle mücadele gibi bir dönemde altı sekiz saat geriden gelen istihbarat hiçbir işinize yaramaz. Bir de bu istihbarata karşı tepki göstermek, etki göstermek için geçecek süreyi hesaba katarsanız bu istihbaratı yok sayabilirsiniz değerli arkadaşlar. O hâlde bunu ciddiye almayın.
Geriye ne kaldı? İnsansız hava aracı. Tutturduk İsrail’le bir Heron Projesi. Sanki başka bunu yapma imkânımız yoktu, İsrail’den başka yer yoktu. Tutturduk bir Heron Projesi, yıllardır, geç verildi, motor arızası, o arızası, bu arızası, İsrail’in peşinde koşuyoruz. Tazminat alın, verdiler vermediler, başka kaynak bulunmadı. Zamanında bu Heron Projesi’ne başlandığında üniversitelerle, Türkiye’deki teknik bu konudaki iş birliği yapılacak insanlarla eğer gerekli araştırma geliştirme faaliyetleri birlikte yapılmış olsaydı Türkiye kendisi millî imkânlarıyla bu İHA Projesi’ni İsrail’e muhtaç olmadan, kimsenin peşinde koşmadan kendisi gerçekleştirmişti. Ama Heron Projesi’ne bel bağladık, bu yüzden millî projelerimiz de gecikti, onlar da ikinci planda kaldı. Şimdi Heron’ların ne olacağı belli değil, bir kısmı teslim edildi, bir kısmı teslim edilmedi, teslim edilenler için İsrail aldı personelini, son gelişmelerden sonra, gerisin geriye götürdü. Eğitim konusu yarıda kaldı. Bunların teknik desteği, malzeme desteği, lojistik desteği ne olacak? Eğitim ihtiyaçları bitti mi, onu bilmiyoruz. Bu proje Türkiye'nin işine yarayacak mı yaramayacak mı? Yarın arızalar, düşmeler, eğitim sorunları başladığı zaman, İsrail’le ilişkiler koptu, ne yapacağız belli değil. Bunu biz neden daha önce akıl edemedik arkadaşlar? Neden akıl edemedik? Heron’a ve İsrail’e bu kadar çok bel bağlamak zorunda mıydık? Türkiye bu kadar aciz bir ülke miydi? İsrail’e bu kadar mı muhtaçtı? Türkiye’deki binlerce mühendis, Türkiye’deki yüzlerce savunma sanayisi kuruluşu… Altı üstü insansız hava aracı dediğimiz, fotoğraf makinesi takılmış, model uçağın geliştirilmişi. Yapamayacak mıydı Türkiye bunu? Neden o projelerimiz geride kaldı? Evet, bunların cevabını ben Sayın Bakandan bekliyorum.
Şimdi, maalesef İsrail’in peşinden koşmakla meşgulüz. Bu konuyu biraz yana yakıla anlattım ama yüce Meclisin bu konularda bilgilenmesinde fayda umuyorum.
Konumuza geri dönersek, bu askerî mahkemelerde 2 askerî hâkim yanında 1 de hâkim sınıfı dışında bir subay görevliydi. Bu konuda Anayasa Mahkemesinin kararı üzerine, tamamı askerî hâkim üyelerden oluşacak. Şeriatın kestiği parmak acımaz, doğrudur. Zamanında, tabii, yeteri kadar askerî hâkim olmadığı için ve kıta tecrübesi de bu askerî yargı işlemine karışsın diye alınmış bir karardı. Buna bir diyeceğimiz yok.
Ben, bu vesileyle Sayın Bakana bir konuyu hatırlatmak istiyorum. Bir dakika daha sürem olacak herhâlde.
Bir de malumunuz, disiplin mahkemeleri var. Bu disiplin mahkemeleri de alay, tugay seviyesindeki birliklerimizde kuruluyor. Ancak, bizim askerî birliklerimiz gerek terörle mücadele gibi çok özel görevlerde…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
74 konuşma daha · 18 Haziran 2010