Tarım sigortaları kanun tasarısı (s.s.879)
Ordu Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 110. Birleşim · 3. yasama yılı · 9 Haziran 2005 · 1.369 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma
Kaynak göster
Kazım Türkmen (CHP), 9 Haziran 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 110. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TARIM SİGORTALARI KANUN TASARISI (S.S.879)); konuşma 1.369 kelime.
Kazım Türkmen (CHP, Ordu). “Tarım sigortaları kanun tasarısı (s.s.879)”. TBMM Genel Kurulu, 110. Birleşim tutanağı, 9 Haziran 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kazim-turkmen-22-2005-06-09-tarim-sigortalari-kanun-tasarisi-s-s-879 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA KÂZIM TÜRKMEN (Ordu)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Tarım Sigortaları Kanunu Tasarısıyla ilgili şahsım ve Grubum adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bu tasarının belli bir kısmı burada görüşülürken, hepimizin bildiği gibi, bir görevc değişikliği oldu. Bu görev değişikliği, zaman zaman doğrudur; ama, zaman zaman da, etik açıdan son derece ilgilenilmesi, üzerinde durulması gerekir.
Bugün, burada, Sayın Koç'un sorusuna Sayın Bakanın cevap verme biçiminden, Sami Güçlü'yü, bu Meclisin çok daha fazla arayacağını üzülerek gördüm.
Değerli arkadaşlarım, bakanlar gidebilir, bakanlar gelebilir; bu, doğal bir yapıdır; ama, asıl önemli olan, o hükümetin, tarımla ilgili bakış açısı kişilere bağlanamaz; bu, bir koordinasyon biçiminde bir hükümet programıyla beraber yürütülür. Eğer, tarımla ilgili çok ciddî düşünceleriniz, çok ciddî önerileriniz, vermiş olduğunuz sözler, yerine getirilmekten uzaksa, sadece bakanların değiştirilmiş olması yeterli olmayabilir.
Bütün bunlara rağmen, ben, yine, yeni gelen sayın bakanlara görevlerinde başarılar diliyorum.
Değerli arkadaşlarım, bunları niçin söyledim; siz, hükümet olarak icranın başısınız. Bu sabah, Amerika'da bir gazetecinin Sayın Başbakana sormuş olduğu bir sorunun cevabı olarak, ülkeyi yöneten, bu milletin yedisinden yetmişine, muhalefetiyle iktidarıyla herkesten sorumlu olan bir Başbakan "Türkiye özgür olmadığı için çocuklarımı Amerika'da okutuyorum" diyebiliyorsa, bu köylünün, bu çiftçinin, daha nice insanların, umut bekleyen insanların umutlarını yerine getirme şansı var mıdır?!
Bu söz, aynı zamanda, Türkiye Cumhuriyetinin bağımsızlığına, millî varlığına, onuruna hiç yakışmayan bir sözdür. Umut ediyor ve diliyorum ki, televizyona yansıyan biçimiyle, bu söz doğru değildir.
Biz, bu yasanın genel durumuna hiç karşı değiliz. Çünkü, Cumhuriyet Halk Partisinin de seçim programında Tarım Sigortaları Yasasının çıkması vardı. Bugün burada da… Bu yasanın çıkmış olması vardı ve son derece destekliyoruz.
Ancak, desteklemek biçimi ile uygulama biçimi farklıdır değerli arkadaşlarım. Bakınız, şimdi, burada, özellikle Anadoluyu ve Karadenizi çok iyi bilmek lazım. Değerli milletvekilleri, Karadenizde ortalama kişi başına düşen toprak 10 dönümdür. Yani, bugün 10 dönümlük bir araziye sahip olan çiftçinin asıl umudu, tabiî afetlerden dolayı zarar görme endişesinin giderilmiş olmasıdır. Daha önce Sayın Başbakan ve siz açıklarken "tarım sigortası çıkacak, artık, bundan sonra çiftçimizin yüzü gülecek, afetin biçimi ne olursa olsun çiftçimiz bundan zarar görmeyecek" diye kamuoyuna deklare verdiniz, biz de bunu mutlulukla karşıladık ve destekliyoruz. Ancak, kanunun hemen 17 nci maddesinde bu desteklemenin... 2007 yılından sonra 2090 sayılı Yasanın tamamen yürürlükten kalkacağı söyleniyor. Bunun ifade ettiği mana şudur: Bu yasa çıkarken çok iyi niyetle çıkmış gibi görünmüş olmasına rağmen, sadece halka verilen bir sözün gereğinin yerine getirilmesinden başka, ileride, bir mana ifade etmeyecektir. Bizim burada istediğimiz, küçük çiftçi dediğimiz, zor geçinen, evinde aş bulamayan, iş bulamayan insanların belli bir süre hükümet tarafından, devlet tarafından desteklenmesidir. Bununla ifade ettiğimiz şudur: Yani, çiftçilerin büyük bir bölümü buraya para ödemesin, bir katkıda bulunmasın diye asla istemiyoruz; ama, bunun bir alıştırılması var. Şimdi, Karadeniz'de özellikle çiftçinin yüzde 90'ı bu parayı ödeyemeyecektir. Peki, ödemediği zaman ne olacak: 2007'den sonra olacak en küçük bir don olayında bile zarar tazmininden yararlanamayacağı için, çok daha fazla perişan olacaktır. Cumhuriyet Halk Partisinin söyleminde değil, Tarım Bakanlığının kendi raporlarında, geçtiğimiz seneki bir don olayında sadece Karadeniz'de 700 trilyonluk bir zarar olduğunu siz hükümet olarak söylüyorsunuz. Bunun karşılığında, her yerde örnek olarak şunu söylüyorsunuz: Tüm ödenen paranın miktarı 42 trilyon civarında. Ordu İlinin -Sayın Grup Başkanvekilinin de ili- Tarım Bakanlığının tespit etmiş olduğu zararı 350 trilyon, buna karşılık ödenen para 24 trilyon. Peki, bu çiftçinin, büyük bir bölümün bundan yararlandığını kabul edelim ve 2007'den sonra böyle bir don olayı olsa, afet olayı olsa... Hele de, Karadeniz'i başka bölgelerle asla karıştırmayın. Değerli arkadaşlarım, bizde en büyük tehlike don değildir, sel değildir, bizde en büyük tehlike kuraklıktır. Dışarıdan bakan insanlar Karadeniz'i bol yağmurlu, bol yağışlı bölge olarak biliyor; halbuki, Karadeniz'de yeraltı suyu yoktur, hele temmuz, ağustos ayında onbeş günlük bir kuraklık bile tüm mahsulün yok olmasına sebep olabilir. Öyleyse burada, çiftçimizi alıştırmak bakımından da, çiftçimizi geleceğe hazırlamak bakından da mutlaka küçük çiftçiye devlet tarafından belli ölçüde destek verilmesi gerekmektedir.
Biraz önce, benden önce konuşan Konya Milletvekili arkadaşımız OECD raporlarına dayanarak, burada, sanki Cumhuriyet Halk Partililer buraya gelirken bu konuda hazırlık yapmıyormuş gibi o rapordan Türk çiftçisinin çok büyük para aldığını söyledi.
Değerli arkadaşlarım, 2005 yılı bütçesi elinizde, 2005 yılı bütçesi, çiftçiye en az pay ayrılan bütçelerden biridir. Bugün, AB'ye giriş raporuna bakınız, Türk çiftçisine ödenen paranın miktarı, Bugün OECD ülkelerinin, AB ülkelerinin onikide 1'i kadardır. Şimdi, böylesine bir az kaynağın olduğu bir yerde, Türk köylüsünün, Türk çiftçisinin şartları çok iyidir demiş olmak, en az, o insanlara karşı doğru şey yapmadığımızı gösterir, iyiyi bulamadığımızın anlamını taşır.
ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya)Gayri safî millî hâsılaya oranını söyleyin; saptırmayın!
KÂZIM TÜRKMEN (Devamla)Ben sizi dinledim, siz de beni dinleyin şimdi.
Bunun önemi şudur: Türk çiftçisini, Türk köylüsünü kalkındırmadan hiçbir yere varma olanağı yoktur.
Bu maddenin birçok bölümünde elbette ki eksiklikler var, yanlışlıklar var; ama, asıl önemli olan iyi niyet gibi görünebilir; ama, bu iyi niyeti hepimizin her kanun maddesinde söylediğimiz, Plan ve Bütçe Komisyonunda, tüm arkadaşların, aslında, nitelik olarak kabul ettiği, küçük çiftçinin, hiç olmazsa beş yıl süreyle desteklenmesi, buna alıştırılması… Eğer, bu maddede vereceğimiz önerge doğrultusunda destek verirseniz ve kabul edilirse, işte, o zaman, bu sigortanın ifade ettiği mana yerini bulmuş olur ve bundan da gerçekten çiftçimiz umutlu olur.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye zengin, olabildiğine zengin ve doğal zenginlikleri çok fazla bir ülke. Cumhuriyet Halk Partisinin kurmuş olduğu GAP izleme gezisine -Güneydoğu Anadolu Projesiyle ilgili- bir grup arkadaşla beraber Güneydoğu Anadoluya gittik. Burada, Güneydoğu Anadolu Projesine bugüne kadar emek verenlere, emeği geçenlere şükran duyuyorum, hepsine saygı duyuyorum; teşekkür ediyorum.
Ancak, orada bir şeyi gördük ki, barajların büyük bir bölümü tamamlanmış; ama, sulama işlemi, hiç, ama hiç yerine getirilememiş.
Şimdi, Güneydoğu Anadolu Bölgesinden milletvekili arkadaşlarımız… Mardin'den ve başka yerdeki insanlarımızın büyük bir bölümü, sefil, perişan bir halde, Karadenize fındık toplamak için gelecekler. Yatmaya yerleri yok, çadırları yok… Yani, insanların içi sızlıyor. Öbür tarafta, bakıyoruz, henüz, sulama işlemleri tamamlanmadığı için, o güzelim ovalardaki verim boşu boşuna yatıyor.
Atatürk Barajına gittik. Değerli milletvekilleri, 8 tane türbinden bir senedir 1 tanesinin çalıştığını söylediler. Halbuki, orada kendi olanaklarıyla 650 metreye kadar yeraltına inen çiftçilerimiz, artık elektrik paralarını ödeyemediği için topraklarını satacak hale gelmişler; zaten satsalar da borçlarını karşılayamıyorlar. Orada şunu düşündüm: Bu 8 tane türbinden 1 tanesi çalıştırılmış olsaydı, çiftçilerimize ucuz elektrik verilmiş olsaydı -ki, onlar kendi olanaklarıyla bu işi yapmışlar- acaba Türkiye'nin konumu ne olabilirdi; Türkiye'nin konumu çok daha farklı olabilirdi; ama, bunlar yapılmıyor.
Bakınız, şimdi, her şey tutanaklara geçtiği için söylüyorum; geçmiş dönemlerde, çok önemlidir değerli arkadaşlarım, Devlet Su İşleri Genel Müdürlerinden bir tanesi aynen şu ifadeyi kullandı burada; bu ifadeyi kullanırken birçok arkadaşım şu anda burada, görüyorum: "Dışarıdan fazla doğalgaz alınabilmesi için Türkiye'de öylesine bir kamuoyu oluşturuldu ki, barajların suyu boşaltıldı" dedi. Bunlar, Türkiye'nin yaşamış olduğu gerçekler. Bunlardan sizler sorumlu değilsiniz; ama, şimdi, ikibuçuk yıldır… Orada elektrik 0,6 sente elde edilirken, doğalgazda 8 sente, yani 10 kata elde ediliyor. Yani, oradaki türbinlerden 1 tanesi bile çiftçinin emrine verilmiş olsa, ucuz elektrik verilmiş olsa, sizin ve Türkiye'nin sorunlarının çok büyük bir bölümü kendiliğinden orta yerden kalkmış olacak.
İşte, o bakımdan, biz, bu tarım sigortasına destek veriyoruz; ama, bunun yarın hayata geçişinde yeni sıkıntılar çekmeyelim. Nitekim, burada birçok yasa çıkarılıyor, altı ay geçmeden biz o yasaları değiştirmek zorunda kalıyoruz; ama, burada bir şey görülüyor; burada beklenen şeyin verilmesi mümkün değil. Belki Konya'nın ovaları geniştir, her bir kişiye 1 000 dönüm arazi düşebilir; ama, Karadenizde, 10 dönümün üzerinde arazisi olan insan parmakla gösterilecek kadar azdır. Türkiye'yi düşünürken, parça parça değil, bir bütün olarak düşünmek zorundayız. İşte, onun gereği olarak da, bu Mecliste, bugün, burada, hiç olmazsa, küçük çiftçilerin sigorta bedellerinin belli bir süre devlet tarafından ödenmesini yasal hale getirmeliyiz ki, Türkiye'de, gerçekten, hükümetin çiftçiye vermiş olduğu sözler yerine gelsin.
Değerli arkadaşlarım, bunları yapmazsak ne olacak?.. Doğu ve güneydoğudaki arkadaşlarımız, konuyu çok daha iyi biliyorlar; 650 metre derine inilmiş, derin kuyular açılmış, su olmadığı için; onlara, biz burada şükran borçluyuz. Kendi olanaklarını kullanmışlar; ama, orada barajlar boş duruyor, türbinler çalıştırılmıyor, elektrik parası yüzünden tüm işlemler durmuş. Böyle bir ülkeyi düşünebilir misiniz?! Yani, kendi olanaklarımızı kullanmıyoruz, varlıklarımızın farkında değiliz. Bu varlıkları kullanmasını bilmeyen bir yapı Türkiye'yi yönetmeye talip olabilir mi?.. Bu niyetimizi, bunu yaparken iyi niyetle yapıyoruz, iyi niyetle söylüyoruz. Sadece türbinlerden 1 tanesini Türk çiftçisinin emrine verse bu hükümet, şunların hiçbirine gerek yoktur. Ümit ediyor ve diliyorum ki, bu türbinlerden, bırakın 6 tanesini, 1 tanesini dahi çalıştırır, Türk çiftçisinin emrine verirseniz, oradan elde edilecek kaynakla, tüm bu sigortaların bedellerini ödeme şansına sahip oluyoruz.
Ben, bu düşünceyle, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
42 konuşma daha · 9 Haziran 2005