İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 89. BİRLEŞİM · SALI

Sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortaları kanun tasarısı (s.s.1139)

Kemal Kılıçdaroğlu

İstanbul Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 89. Birleşim · 4. yasama yılı · 18 Nisan 2006 · 2.222 kelime · yaklaşık 11 dakikalık okuma

Kaynak göster

Kemal Kılıçdaroğlu (CHP), 18 Nisan 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 89. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTALARI KANUN TASARISI (S.S.1139)); konuşma 2.222 kelime.

Kemal Kılıçdaroğlu (CHP, İstanbul). “Sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortaları kanun tasarısı (s.s.1139)”. TBMM Genel Kurulu, 89. Birleşim tutanağı, 18 Nisan 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kemal-kilicdaroglu-22-2006-04-18-sosyal-sigortalar-ve-genel-saglik-sigortalari-kanun-tasarisi-s-s-1139 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul)Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'de yetmişüç milyon insanı, yurttaşımızı bire bir ilgilendiren bir tasarıyı, ayrıntılı görüşmeden, temel kanun olarak görüşeceğiz. Bu 20 dakikalık süre içerisinde, Cumhuriyet Halk Partisinin bu tasarıya hangi gerekçelerle karşı çıktığını size sunmaya, özet olarak sunmaya çalışacağım süremin yettiği kadar.

Değerli milletvekilleri, Sayın Genel Başkan, Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Parlamentoda yaptığı grup toplantısında şöyle bir ifade kullanıyor; diyor ki: "Biz, yaptığımız bu yasal düzenlemeyle, tasarıyla, tüm çalışanları kapsayan bir sosyal sigorta sistemi kuruyoruz."

Şimdi, birinci yanlış buradan başlıyor. Bu tasarı, tüm çalışanları, yani, bu ülkede yaşayan herkesi kapsayan bir tasarı değil. Önce bunu doğru kabul etmemiz lazım. Neden değil; çünkü, değerli arkadaşlar, örneğin, ben size okuyorum: "Niteliği itibariyle bir kişinin bir gün içinde yapabileceği işlerde yevmiyeli olarak çalışanlar sigorta kapsamı dışında."

(x) 1139 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Aynı şekilde, düşük gelirli esnaf ve sanatkârlar, tarımda çalışan işçiler, dargelirli çiftçiler de bu sistemin dışında. Bunların yaşam boyu emekli olma hakları yok; ancak, kendileri isteğe bağlı prim öderlerse, ancak, emekli olabilecekler. Onun dışında, bunlar, sigorta sisteminin dışında.

Bir başka önemli nokta değerli arkadaşlar; Sayın Başbakanımız diyor ki: "Sendikalarımızın, işverenlerimizin önerileri bütün detaylarıyla incelenmiş, hiçbir öneri, eleştiri ve uyarı gözardı edilmeden hazırladığımız sosyal güvenlik reform paketine yansımıştır."

Peki, ben merak ediyorum değerli milletvekilleri, mademki bütün sendikalarla, sivil toplum kuruluşlarıyla, işverenlerle bir araya geldiniz ve bunlar bu tasarıya yansıdı, bugün, acaba niçin, Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğünden Meclise kadar, el ele tutuşarak, bir zincir halinde, bu tasarı protesto ediliyor?! Bu tasarı, acaba niçin, yasalaşmasın geriye çekin deniyor, bu tasarı üzerinde bir toplumsal mutabakat sağlayalım diyorlar?! Acaba bu talepler nereden kaynaklanıyor?! Madem uzlaşma oldu, bu insanlar niçin isyan ediyorlar?! Sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri bizi dinliyorlar. O zaman sormak gerekiyor, acaba Sayın Başbakan mı yanılıyor?! Böyle bir uzlaşma sağlandı da, sivil toplum kuruluşlarının başkanlarının haberi mi olmadı? Yok böyle bir şey.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Sayın Başbakan bir şey daha söylüyor; diyor ki: "Bu reform…" Aynen okuyorum: "Bu reform…" Bunu da, hemen söyleyeyim, Adalet ve Kalkınma Partisinin internet sitesinden aldım; yani, başka bir yerden almış da değilim. "Bu reform, kamuoyunun gündemine getirildiğinden bu yana, ısrarla, bazı konularda vatandaşlarımız yanlış yönlendiriliyor. Dürüst olun, doğru olun. Örneğin; emeklilik yaşının 68'e çıkarılacağı gibi bir önyargıyı gazete haberlerinde görüyoruz, bazı sendikaların açıklamalarında duyuyoruz. Fısıltıyla üretilen bu spekülasyonlar gerçek değildir. Bütün açıklığıyla söylüyorum, mevcut reformda emeklilik yaşının 68'e yükseltilmesi gibi bir şey söz konusu değildir." Güzel.

Peki, şimdi, Sayın Başbakana soralım. Sayın Başbakan, siz Başbakan olarak, bakanlarınız da Bakanlar Kurulu üyeleri olarak Meclise sevk ettiğiniz tasarıda emeklilik yaşı kaçtı; 68 idi.

İZZET ÇETİN (Kocaeli)Mevcutta da 68.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla)Geleceğim ona.

Peki, 68 yaş olarak Parlamentoya gelen bu tasarı, elbette, medyada ne diye tartışılacak; yaş 68 diye tartışılacak. Sonra ne oldu; sonra, sivil toplum örgütleriyle ekonomik, sosyal konseyde görüşüldü, CHP'nin muhalefeti oldu ve sonunda denildi ki: Biz bu emeklilik yaşını aşamalı olarak 65'e çıkaracağız. Ama, Sayın Başbakana ve bizi dinleyen yurttaşlarımıza bir şeyi daha hatırlatmak istiyorum, 68 yaşı, tümüyle bu tasarıdan çıkmış değil. 5 400 gün prim ödeyen emekli olmak isterse 68 yaşını doldurmak zorunda; yani, 68 yaş diye bir şey yoktur diye, Sayın Başbakan, kusura bakmayın, doğruları halka söylemiyor. Biz doğruları yurttaşlarımıza söylemek zorundayız; ama, siz doğruların tartışılmasını istemediğiniz için temel kanun yaptınız bunu. Biz, şimdi, bunları birkaç saniye içinde anlatacağız. Bereket versin, 20 dakikalık bir tasarının geneli üzerinde görüşme hakkımız var da bunları dile getiriyoruz.

Bir başka konu. Sayın Başbakan diyor ki: "Bütün sosyal güvenlik kuruluşlarını tek çatı altında topluyoruz." Bu da büyük bir aldatmaca arkadaşlar. Sayın Bakanımız burada, Adalet ve Kalkınma Partisinin Grubunda çok değerli milletvekili arkadaşlarımız var; onlar da sosyal güvenlik alanında ciddî çalışmalar yapmışlardır, yöneticilik yapmışlardır. Şimdi, ben buradan Sayın Başbakana sormak istiyorum: Sayın Başbakan, Türkiye İş Kurumu bir sosyal güvenlik kurumu mudur değil midir? Bir sosyal güvenlik kurumu... Peki, tek çatı altında topluyoruz diyorsunuz da, onu niye bu çatının dışında tuttunuz? Gerekçesi şu değerli arkadaşlar: Eğer, o bu çatının içine gelseydi, biriken fonlar, belki, bir şekliyle, kurumsal bir yapı içerisinde daha tutarlı, daha dikkatli, daha dengeli kullanılabilirdi. Şimdi bunu ayırıyoruz. Soruyoruz: Niye ayırıyorsunuz? "Efendim, onu da bu kapsama alırsak, burası çok büyür." O zaman şu lafı kullanmayacaksınız, "Sosyal güvenlik kuruluşlarını tek çatı altında topluyoruz" demeyeceksiniz. "Biz, Emekli Sandığı, SSK ve Bağ-Kuru topluyoruz" diyeceksiniz. O zaman doğrudur.

İZZET ÇETİN (Kocaeli)En doğrusu, IMF ne kadar istiyor…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla)Bir başka şey değerli arkadaşlar, Primsiz Ödemeler Genel Müdürlüğü kuruluyor, Başbakanlıktaki Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü bu sistemin içine alınmıyor. En büyük handikaplardan birisidir. Yoksulluğun siyasete malzeme edilmesinin temel noktası budur. Bu kaldırılmıyor.

Geliyorum Sayın Başbakanın söylemlerine. Yine Sayın Başbakan diyor ki: "Primi ödensin ya da ödenmesin tüm çocuklarımızın 18 yaşına kadar sağlık giderleri devlet tarafından karşılanacaktır. Biz onun hesabını yaptık. Merak etmeyin, zarar etmeyeceğiz; tam aksine, kâr edeceğiz." Şimdi, birinci yanlışımız şuradan başlıyor: 18 yaşına kadar herkese, prim ödensin ödenmesin, bedava bakacağız diye bir şey yok. Bir sefer, çocuğunuz 2 yaşında bile olsa, götürdünüz mü katılım payı ödeyeceksiniz. Öyle katılım payından kaçınmak yok. Birinci paralı nokta buradan başlıyor.

İki; Sayın Başbakan diyor ki: "Özel hastane-devlet hastanesi değil, sigortalı, istediği hastaneye gidecek." O da yanlış. Neden; bir sefer, istediği hastaneye giderse, tedavi masrafının yüzde 30'unu cebinden ödeyecek; ister 18 yaşında olsun, ister yeni doğan çocuk olsun, ister 80 yaşında olsun. Yani, öyle bedavacılık yok diyor. "Ben, benim gösterdiğim hastane dışında birisine gidersen elini kolunu sallayıp, senden bu paranın yüzde 30'unu alırım" diyor. Peki, bunu halka söyledik mi biz; halka söylemedik. İkinci önemli bir hata buradan başlıyor.

Bir başka şey. Çocuğunuz hastalandı... Sayın Başbakana güvendiniz, koskoca Başbakan, doğruları söyler diyorsunuz. Hastalandı, götürdünüz bir özel hastaneye, tedavi ettiniz. Önünüze bir fatura çıkaracaklar, otelcilik hizmeti bedeli olarak şu kadar lira ödeyeceksin diyecekler; sizin çocuğunuza profesör doktor, falan doktor bakmıştı, onun için de şu kadar bedel ödeyeceksiniz diyecekler. Siz diyeceksiniz ki: Olur mu efendim böyle bir şey?! Başbakan dedi ki, çocuklar için bedavadır. Onlar da şu kanunu çıkaracaklar, diyecekler ki: Siz Sayın Başbakanın söylediğine bakmayın. Bakın, bu kanunda, otelcilik hizmeti var; bu kanunda, öğretim üyesine muayene olursan onun için ayrıca para alınacak var; bunu sen cepten ödeyeceksin, bunu sigorta kuruluşu ödemeyecek. Peki, bugün var mı; bugün yok, bugün yok; ama, bu tasarı çıktığında, bunu vatandaştan almış olacaksınız.

Geliyorum bir başka konuya değerli arkadaşlar. Sayın Başbakan diyor ki: "Bu reformun hayata geçirilmesiyle, vatandaşlarımızı yoksulluğa karşı etkin koruma sağlayan, malî açıdan sürdürülebilir bir sosyal güvenlik sistemi getirilmiş olacaktır."

Şimdi, Sayın Başbakana ve değerli milletvekillerine bir soru sormak istiyorum: 2005 bütçesinde, emekli aylıklarından yüzde 1 sağlık kesintisi getirdiniz mi, getirmediniz mi?! Peki, emekli aylıkları, acaba, kişi başına emekli aylığı 2 000 dolar, 3 000 dolar, 5 000 dolar mı ki, siz, yüzde 1 sağlık kesintisi getiriyorsunuz?! Getirdiniz… Bereket versin Cumhuriyet Halk Partisi Anayasa Mahkemesine gitti ve bu madde iptal edildi. Demek ki, öyle, yoksullara yardım edeceğiz, sosyal güvenliği bunun için getireceğiz… Bu felsefe, AKP açısından doğru değil; bilimsel olarak doğrudur; ama, AKP açısından, felsefe olarak doğru değil.

Sayın Başbakan, yine şunu söylüyor, diyor ki: "Erken emeklilik getirdiler; 50 yaşında emekli olan bir vatandaşım gitti, bu defa da başka bir yerde kayıtdışı çalışmaya başladı. Niye bir taraftan emekli maaşı alıyor, diğer taraftan da kayıtdışı çalışıyor?! İşveren de buna bayılıyor. Niye; ödemesi gereken o paraları ödemeyecek, sadece kendisine bir maaş verecek. Alan memnun veren memnun; beraberce bu işi götürüyorlar. Ondan sonra da biz diyoruz ki: Neden acaba Türkiye'de kayıtdışı bu kadar artıyor? Bundan artıyor işte, haksız rekabet var. Haksız rekabet niye var; bundan dolayı var.

Şimdi, bunun neresini düzeltelim; yani, kayıtdışı istihdam olmasın diye emeklilik yaşını 50 değil de 70 mi yapalım!" Böyle bir anlayış olabilir mi?! Ama, Sayın Başbakan bunu söylüyor. 50 yaşında emekli ettiniz, gitti, kayıtdışı çalıştı. Kayıtdışı çalışmaması için ne yapmamız lazım; emeklilik yaşını yükseltmemiz lazım. Oysa, bir Sayın Başbakanın bunu söylemesi lazımdı, şunu soruşturması lazımdı: Bu insanlar emekli olduktan sonra niçin çalışma ihtiyacını hissediyorlar. Bu para yetmiyor; bu para yetmediği için de, insan çalışıyor ve Sayın Başbakanın unuttuğu bir şey daha var; bu insanlar, çalıştığı zaman sosyal güvenlik destek primi ödüyorlar. Bunların hepsini, siz, kayıtdışı nasıl çalışıyor diyebilirsiniz?! Sayın Başbakanın bu gerçeklerden, bu yasal düzenlemelerden haberi yok mu; ama, yok.

Bir başka şey. Sayın Başbakan diyor ki: "Bütün vatandaşlarımızın eşit hak ve yükümlülüklere sahip olduğu tek bir emeklilik sistemi getiriyoruz. Eşit hak ve yükümlülüklere sahip olduğu tek bir emeklilik sistemi getiriyoruz." Kocaman bir aldatmaca. Hiç böyle bir şey yok. Bu tasarıda öyle bir şey yok. SSK'da çalışan, yani İş Kanununa tabi çalışan, bağımsız işyeri olan, devlet memuru olan aynı standarda tabi değiller. Neden tabi değiller; çünkü, devlet memuruna deniliyor ki, sende üst sınır yok, SSK'lıya deniliyor ki, sen de üst sınır var, Bağ-Kurluya da deniliyor ki, sende bir tablo var, o tabloya göre ödeyeceksin… Devlet memuru daha fazla prim ödeyecek, daha fazla emekli aylığı alacak; SSK'lı için o kural söz konusu değil. Hani eşit yükümlülüktü?! Eşit yükümlülük nedir; aldığın ücret kadar prim ödersin. Peki, bunu niçin Sosyal Sigortalar Kurumunda getirmediniz?! Yani, İş Kanununa tabi olanlarda getirmediniz; çünkü, işverenleri ürkütmek istemediniz. Temel nedeni bu. Demek ki, bu da tek başına doğru bir uygulama değil.

Yine, Sayın Başbakan şunu söylüyor: "Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları arasında imtiyaz değil, sosyal adalet, sosyal barış getireceğiz." Şimdi, ben, size, değerli arkadaşlar, imtiyaza çok güzel bir örnek vereceğim bu kanunda, üç tane örnek vereceğim. Birinci örnek şu: TRT'de bir kameraman düşünün veya bir spiker düşünün. Bu, özel televizyonlarda çalışanlara göre beş yıl daha erken emekli olacak. Peki değerli arkadaşlar, kameraysa aynı kamera, spikerse haber sunuyor zaten, kameranın ağırlığıysa aynı ağırlık, haber peşinde koşmaksa ikisi de haber peşinde koşuyor. TRT'nin kameramanına niçin acaba beş yıl erken emekli olma hakkını getiriyorsunuz da, özel televizyonların kameramanlarına beş yıl erken emekli hakkını getirmiyorsunuz? Bunun adı imtiyaz değil mi arkadaşlar; imtiyaz…

Hadi bundan vazgeçtik diyelim. Devlet tiyatrosu sanatçıları, özel tiyatrolarda çalışanlara göre beş yıl daha erken emekli olacaklar. Tiyatro sanatçısıysa tiyatro sanatçısıdır. Bunun özeli kamusu var mı?! Yani, özel sektörde çalışan işçi ile kamu sektöründe çalışan işçi arasında bir fark var mı; yok. Peki burada niye böyle bir farklılık getiriyorsunuz? Birisinde devlet güvencesi var üstelik, devletin sanatçısı, öbürü özel sektör sanatçısı. Ona, sen beş yıl daha geç emekli olacaksın arkadaş diyorsun. Bunun adaletle, vicdanla, insan haklarıyla bağdaşır bir yönü var mı arkadaşlar; yok.

Geliyorum bir başka konuya, gene imtiyaz üzerine kurulu bir konuya. Diyorsunuz ki burada: "PTT dağıtıcıları, ayaktan yaptıkları dağıtım işi nedeniyle beş yıl erken emekli olurlar." Güzel. Peki, aynı işi özel sektörde de yapan var. Örneğin, birsürü kargo şirketi var ve burada çalışanlar da aynı PTT dağıtıcısı gibi dağıtıyorlar. Peki, bunların günahı ne? Bunların günahı… Deniliyor ki: Kusura bakma, sen özel sektörde çalışıyorsun. Sen daha uzun süre çalışacaksın. Arkadaşlar, bu sosyal güvenlik değil, bu sosyal koruma değil; bu, ayrıcalık sistemi getiren bir düzenlemedir. Biz, TRT'de çalışanların, devlet sanatçılarının, PTT dağıtıcılarının elbette ki beş yıl erken emekli olmasını isteriz, elbette ki zor bir işi yapıyorlar; ama, aynı işi özel sektörde yapan insanlara da aynı ayrıcalığın sağlanması lazım.

Bakın, yeraltında çalışan maden işçisi, devlette, özel sektörde aynı koşullara tabi. Niye burada aynı koşullara tabi tutmuyorsunuz? Nedir bu insanların günahı? Sanatçıdan alıp veremeyeceğiniz nedir? Anlamak mümkün değil.

Şimdi, Sayın Başbakan diyor ki: "Sosyal güvenlik reformu ülkemiz gerçekleri göz önüne alınarak gerçekleştirilmektedir." Yani, pes arkadaşlar! Ülkemiz gerçekleri…

Bizim ülkemizin gerçeğinde bir işçinin 9 000 gün bir yerde çalışıp emekli olma hakkı var mı arkadaşlar?! Kim 9 000 gün çalışıyor?! Aranızda işveren arkadaşlarım var; kendi fabrikasında 25 tam yıl çalışan ve kesintisiz veya aralıklı primi ödenen kaç işçi var?! Böyle bir güvence nerede var arkadaşlar?! Bunlara devlet memuruna sağladığınız güvenceyi verin, söz, 9 000 değil, 19 000 gün yapın gelin, destekleyeceğiz. Devlet memuruyla aynı koşullara nasıl tabi tutabilirsiniz?! Birisinde güvence var, birisinde güvence yok; birisinde esnek çalışma var, öbüründe esnek çalışma yok; birisinde mevsimlik çalışma var, öbüründe mevsimlik çalışma yok. Devlet memuru diyebilir mi; ben yazın çalışacağım, kışın da yatacağım. Niye; kışın iş yoktur. Ama, tarımdaki işçiye bunu söyleyemezsiniz. Kışın bu adam bir iş yapamaz. Efendim, diyorsunuz ki, onlar da 5 400 gün üzerinden emekli olacaklar ve 68 yaşında. Peki, emekli olacaklar, emekli aylıkları ne olacak; komik bir emekli aylığı düşecek bunlara. Eskiden emekli aylıkları çok düşmesin diye bir alt sınır vardı. Devlet diyordu ki: "Bu alt sınırın altına düşerse, ben, söz, üstünü tamamlarım, bunun altına düşmeyecek." Şimdi onu da kaldırıyorsunuz bununla arkadaşlar.

Yine, bir konuya geliyorum değerli arkadaşlar. Prim borcu olana bakmıyorsunuz. Bağ-Kurlu, prim borcu var, kriz çıktı, prim borcunu yatıramadı veya bir önemli senedini ödedi, o ay prim borcunu yatıramadı. Hastalandı, gidiyor doktora, diyorlar ki: Kusura bakma, senin borcun var, ben sana bakmam. Hadi diyelim ki esnafa bakmadın, peki kardeşim, bu esnafın eşinin ne günahı var, karısının ne günahı var?! Ona da bakmıyoruz diyorsunuz. Efendim, deniyor ki: Bu eskiden de böyleydi; yani, daha önce çıkan kanunda da böyleydi. Türkiye Cumhuriyetinde ilk çıkan kanunda böyle değil. Geçen hükümet döneminde yapıldı, bu hükümet de aynen devam ettiriyor.

Bu düzenleme insan haklarına aykırıdır arkadaşlar. Sen devletsin, gider, borcunu alırsın. Devlet olarak, onun evindeki buzdolabını, televizyonunu satarsın, borcunu alırsın; ama, devlet olarak, sen hastalandın, ben sana bakmam diyemezsin, buna hakkın yoktur, yetkin de yoktur. "Sosyal devlet" diyorsa bizim Anayasamızda, buna hiç kimse bir şey söyleyemez.

Efendim, yine, Sayın Başbakan diyor ki: "Eşit yapıyoruz; dolayısıyla, yoksulluğu koruyoruz." Aylık bağlama oranını kademeli olarak yüzde 50'ye kadar düşürüyorsunuz; yani, bugün çalışırken 100 lira alan bir kişi emekli olduğunda 75 lira alıyorsa, bu kanundan sonra, belli bir süreç sonunda 50 lira alacak.

Size şöyle bir örnek vereceğim değerli arkadaşlar: Bir memur düşünün; bu rakamlar gerçek rakamlar, belli bir zaman dilimi içinde alınmıştır…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

39 konuşma daha · 18 Nisan 2006

39 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook