2012 yılı merkezî yönetim bütçesi ve 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesap kanunu tasarısı
İstanbul Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 31. Birleşim · 2. yasama yılı · 8 Aralık 2011 · 1.465 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma
Kaynak göster
Kemal Kılıçdaroğlu (CHP), 8 Aralık 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2012 YILI MERKEZÎ YÖNETİM BÜTÇESİ VE 2010 YILI MERKEZÎ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI); konuşma 1.465 kelime.
Kemal Kılıçdaroğlu (CHP, İstanbul). “2012 yılı merkezî yönetim bütçesi ve 2010 yılı merkezî yönetim kesin hesap kanunu tasarısı”. TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim tutanağı, 8 Aralık 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kemal-kilicdaroglu-24-2011-12-08-2012-yili-merkezi-yonetim-butcesi-ve-2010-yili-merkezi-yonetim-kesin-h (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=13339
Konuşmanın tam metni
TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)CHP GRUBU ADINA KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul)Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, bütçeler, sadece bizim ülkemiz için değil, bütün ülkeler için, demokrasisi gelişmiş olsun olmasın, önemli belgelerdir. Bütçeler üzerinde, hükûmet, muhalefetin gözüyle eleştiriyi görür ve o çerçevede olayları irdeler, eleştirilere yanıt verir, muhalefetin olayları nasıl gördüğünü, bizzat onları dinleyerek gözden geçirir.
Kuşkusuz, bu bütçede Sayın Başbakanımızın burada olmasını ve eleştirilerimizi dinlemesini isterdik. Kendisinin rahatsızlığı nedeniyle kendisine Allah’tan şifalar diliyorum. Umarım bir an önce sağlığına kavuşur, Parlamentodaki, Başbakanlıktaki görevine devam eder. Kendisini telefonla aradım, şifa dileklerimi, geçmiş olsun dileklerimi aktardım. Bu vesileyle bir kez daha aktarmayı bir görev sayıyorum.
Değerli arkadaşlarım, bütçelerin önemli olduğunu söyledik. Bütçelerin önemi, toplanan vergilerin nerelere, nasıl harcandığının Parlamentonun iradesi olarak ortaya çıkmış olmasından kaynaklanıyor. Eğer bu ülkede yaşayan her yurttaş doğduğu andan itibaren vergi ödüyorsa, ödedikleri vergilerin nereye harcandığını görmek, bilmek ve hesabını sormak durumundadır. Demokrasinin varlık nedeni, özgürlüklerin varlık nedeni, ortaya çıkış nedeni, ödenen vergilerin hesaplarının sorulmasından kaynaklanıyor.
Ve bir başka önemli nokta, her ülkenin anayasasında, normal yasaların yapım sürecinden ayrı olarak, bütçelerin yapımıyla ilgili olarak da özel hükümler var. Bizde de özel hükümler var, özel düzenleme var, özel bir takvim var, hükûmetin hangi tarihte Parlamentoya bütçeyi sevk edeceği yazılıdır, nasıl görüşüleceği var ve dolayısıyla bütçe yasası önemli bir yasadır.
Önemli kılan bir başka nokta daha var: Bütçenin hazırlanma prosedürüdür. Diğer yasalardan farklı olarak, bütün bakanlıkları, bağımsız kuruluşları, kamunun bütün kuruluşlarını bu sürece dâhil eder ve bütçe hazırlanırken, görüşülürken bütün bu süreçler değerlendirilir.
Bu dönem Parlamentoya gelen arkadaşlarımı bilmiyorum ama geçen dönem gelen arkadaşlarıma bir şey söylemiştim. “5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu” dediğimiz bir kanun var, buna “mali anayasa” denir. Bu Yasa, geçen yasama döneminde Parlamentoda âdeta oy birliğiyle çıktı çünkü ülkenin yeni bir mali yapılanmaya ihtiyacı vardı ve bu Yasa’ya göre Orta Vadeli Program mayıs sonunda açıklanmak zorundadır, Orta Vadeli Mali Plan da en geç 15 Haziranda açıklanmak zorundadır ki bütçeler sağlıklı yapılabilsin.
Şimdi bir hükûmet düşünün, bütçeye önem verdiğini söylüyor; güzel. Bütçeye önem vermek ne demektir? Bu Parlamentonun çıkardığı yasalara uymak demektir. Eğer bir hükûmet parlamentonun çıkardığı yasalara uymuyorsa, Allah aşkına vatandaştan nasıl bekleyeceğiz yasalara uymasını? Örnek vereceğim size: Orta Vadeli Program Yasa’nın öngördüğü süreden tam yüz otuz beş gün sonra, Orta Vadeli Mali Plan tam yüz yirmi gün sonra, Bütçe Çağrısı ve Bütçe Hazırlama Rehberi ile Yatırım Genelgesi ve eki, Yatırım Programı tam yüz beş gün sonra 13 Ekim 2011 tarihinde hepsi birleştirildi ve Resmî Gazete’de yayınlandı. Uzun yıllar Maliye Bakanlığında çalışmış bir kişi olarak bütçelerin nasıl hazırlandığını biliriz, gelen yazılar vardır, o yazılara göre hazırlıklar yapılır. Düşünün, kendi çıkardığınız yasalara uymuyorsunuz, bir günde hepsini yayınlıyorsunuz, ayın 13’ünde ve ayın 17’sinde de bütçe hazırmış gibi Parlamentoya sevk ediyorsunuz. Kime, nasıl güveneceğiz ve bu bütçenin samimiyetini nasıl göreceğiz? Eğer bir Hükûmet Orta Vadeli Mali Plan’ı, programı zamanında yayınlamazsa biz bu bütçenin samimiyetinden nasıl emin olacağız? O nedenle, Hükûmet, kendi çıkardığı yasalara uymama konusunda bir rekor kırmıştır; ne kadar övünse yeridir. Ama bu, Türkiye’de hukuk tarihinin bir ayıbı olarak bir köşeye yazılmak durumundadır.
Ekonomi yönetiminde bir kaos var arkadaşlar ve çok başlılık var. Bakınız, ben size çok başlılıktan örnek vereyim: Ekonomi Bakanlığı var, Kalkınma Bakanlığı var, Hazineden sorumlu Başbakan Yardımcılığı var, Maliye Bakanlığı var; Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı var, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı var.
Çok başlılık sadece bunlarla sınırlı değil, söylemlere de yansıyor. Örnek vereceğim size, ekonomik kriz konusunda örnek vereceğim: Sayın Başbakan, Türkiye İhracatçılar Meclisinde bir konuşma yaptı ve orada krizle ilgili olarak da “Geçin bunları, arkadaşlar geçin bunları. Türkiye şu anda sağlam zeminde yürüyor, krizle mırizle bizim bir işimiz yok.” dedi. Başbakan, kendi görüşü, söylüyor; 26 Haziran. Sonra AKP’nin Sayın Genel Başkan Yardımcısı televizyona çıkıyor ve şu açıklamayı yapıyor: “Ekonomik kriz yolda, fazla para harcamayın.” Kime inanacağız; Başbakana mı, Genel Başkan Yardımcısına mı? Sonra bir başka Bakan çıkıyor, Sayın Çağlayan “Vatandaşa ‘harcamayın’ yönünde bir telkinimiz yok.” diyor. Kime inanacağız? Birisi “Harcamayın” diyor, öbürü “’Harcamayın’ deme yönünde bir telkinimiz yok.” diyor. Ve yine Sayın Başbakan Hükûmet programını sunarken burada “Ekonomi soğutulmaya devam edecek.” diyordu, yani önlem alıyoruz, ekonomiyi soğutmaya devam ediyoruz. Ee, demek ki “Krizle mırizle ilişkimiz yok.” demek doğru bir söylem değil. Ve Sayın Babacan “İlgili kurumlara üç ay önce talimat verdik, bütün kötü senaryolara hazır olmalarını istedik.” diyor. Ve Sayın Başbakan “Dalgalı kur rejimi devam edecek” diyor. Sayın Çağlayan “Cari açığın problem olmasının en önemli nedenlerinden birisi Türk lirasının aşırı değerli olmasıdır” diyor, yani karşı çıkıyor. “Dalgalı kur bizim programımızın önemli vazgeçilmez unsurlarından birisi” diyor birisi. Bir başka bakan çıkıyor “Cari açığı sıkı para politikası uygulayarak çözeceğiz.” diyor. Bir başka bakan çıkıyor “Cari açık Türkiye için bir tehlike oluşturmuyor.” diyor. Bu çok başlılık sağlıklı kararların alınmasını engelliyor.
Değerli arkadaşlarım, bütçeyi niye çıkarırız? Topladığımız vergilerle sağlıklı ve düzgün bir ekonomi, üretimi sağlayan bir ekonomi, istihdamı geliştiren bir ekonomi için bütçeyi çıkarırız. Bütçenin varlığı, mutlu bir toplum yaratmaktır, kendi içinde barışık bir toplum yaratmaktır, herkesin kazandığı, toplumun ürettiği, evine helal ekmek götürdüğü bir toplumu yaratmaktır.
İşsizlik rekorundan söz edeceğim size, AKP’nin işsizlik rekoru. 1980’le 2002 arasında işsizlik oranı yüzde 8,3; 2003-2011 arasında yüzde 11. Şimdi, bir başarı öyküsü anlatılacaksa, o başarı öyküsünün arkasında işsiz sayısının azaltılması yatar. İşsizlik azalacak ki, biz diyelim ki; evet, önemli bir başarı elde ettiler, işsizlik azaldı mesele bitti. Dokuz yıl iktidar, dokuz yıldır kronik bir sürece dönmüş işsizlik, bu çözülecek bir şey değil, böyle giderse tabii. Bu anlayışla işsizlik çözülemez değerli arkadaşlarım.
Bakın şimdi, Kalkınma Bakanlığının verilerine bakalım: Değerli arkadaşlarım, 8,3 az önce söyledim, işsizlik oranı 8,3. Azalmıyor, 2,8 puan artıyor ve 11’e çıkıyor.
Değerli arkadaşlarım, dünya sıralaması, ülkeler sıralamasına baktığınızda, işsizlikte on dört basamak gerilemişiz. On dört ülke bizim önümüze geçmiş, biz daha da geriye düşmüşüz ve işsizliğin getirdiği bir başka vahim tablo var: Kadın adım adım çalışma yaşamının dışına itiliyor. Tarlada kocasıyla beraber çalışan bir kadın, üretimin içinde olan bir kadın kente geldiği zaman çalışmak istiyor ama iş alanı yok. Kadın adım adım çalışma alanının dışına çıkarılıyor.
2010 OECD verilerine bakıyoruz, 100 kadından 62’si çalışıyor, bizim ülkemizde 100 kadından ancak 30’u çalışabiliyor. 34 ülke içerisinde sondan 1’inciyiz. Kadının çalışmadığı, üretmediği, üretim zincirinin içinde hakkı olan yeri almadığı bir sistemde siz mutlu, barışık bir toplum yaratabilir misiniz? Kadının çalışmaya hakkı yok mudur? Onun da çalışması gerekir.
Bu nereye yansıyor değerli arkadaşlarım? AKP’nin bir başka rekoru daha var: Toplumun moral değerlerini tahrip rekoru. Kadın cinayetlerinde olağanüstü artış var. Bütün kadın milletvekili arkadaşlarımdan rica ediyorum, Adalet Bakanlığına sorsunlar, son dokuz yılda kadın cinayetlerinde görülen rakam gerçekten de bu toplum için ayıplı bir rakamdır. Kadına yönelik şiddet yüzde 1.400 arttı. Bu nasıl bir bütçe, bu nasıl bir ekonomi politikası, bu nasıl bir sosyal politikadır ki kadına yönelik şiddet yüzde 1.400 artıyor? Her şey para demek değildir, her şeyi para gözlüğüyle görürseniz sorunu çözemezsiniz. İnsan unsurunu ekonominin odağına almayan bir ekonomi başarılı bir ekonomi değildir. Eğer bir toplumda kadına yönelik şiddet bu kadar artıyorsa bunun altındaki ekonomik, sosyal, psikolojik göstergelere bakmak gerekiyor.
Değerli arkadaşlarım, sorun sadece de bununla sınırlı olsa gene neyse, AKP’nin bir başka rekoru daha var: Genç işsizlerde rekor. İnsanlar belli bir yaşa geldikten sonra çalışmak isterler, anne ve babasının eline bakmak istemez, üniversite bitirmiştir, çalışmak ister. Geldiğimiz nokta: Her 100 gençten 22’si işsiz. Hani sizin ekonominiz çok başarılıydı hani Türkiye büyük patlamalar gösteriyordu büyümede? Nasıl oluyor da her 100 gençten 22’si işsiz oluyor? Bu bir rekor değerli arkadaşlarım.
Bakın şimdi, bu Hükûmet 2011 yılında şöyle bir açıklama yaptı: “2011’de 1 milyon 331 bin kişiye iş alanı yarattık…” dedi. Güzel, bir yılda 1 milyon 311 bin kişiye istihdam yarattık… Plan açıkladılar ya, oraya bakıyoruz, önümüzdeki üç yılda yaratacakları istihdam 1 milyon 339 bin. Önümüzdeki yıldan itibaren ciddi bir işsizlik tablosunu Hükûmet de kabul ediyor. Ve şunu söylüyor Hükûmet: “İşsizlik benim derdim değil.” diyor, “Millet işsiz kalabilir.” diyor. İşsizlik konusunda bu, Hükûmetin havlu atması demektir.
Sadece bununla da kalsa gene iyi AKP’nin rekorları. Dış borç rekoruna gelelim. Büyüyoruz büyüyoruz da nasıl büyüyoruz, o tabloyu bir görelim. Bütün cumhuriyet tarihi boyunca aldığımız borç miktarı 129,6 milyar dolardır. Son sekiz buçukta aldığımız borç 180 milyar dolar. Elin parasıyla büyüme, elin parasıyla kalkınma. Üretmiyorsun, borç alarak büyüyorsun. Bir gün bunları ödeyeceksin, sırası gelecek ödeyeceksin, senden isteyecekler. Yurt dışı borçlanma böyle. Yurttaşa borçlanmaya gelelim, orada da bir başka rekoru var: 2002, her doğan çocuk 1.963 lira borçla doğuyordu, 1.963 lira. 2011, her doğan çocuk 4.187 dolarla doğuyor. Buna siz “Bir başarı öyküsüdür.” diyebilir misiniz?
Şimdi, Hükûmetin en büyük telaşı “Kriz geliyor, sıcak para ya kaçarsa!” Bütün ekonomi politikasının odaklandığı nokta sıcak parayı yurt dışından gelip burada tutmaktır çünkü hiçbir şey yok, doğru dürüst tasarruf da yok. Öyle “Yatırımlar falan yapıyoruz…” Bunlar da gerçekçi değil. Rakamlara bakın, kamu yatırımlarına bakın.
Değerli arkadaşlarım, bu bir ekonomik model değildir, bu bir ekonomi yönetimi de değildir; bu, egemen güçlerin “Borçlandırarak yönet.” anlayışının sonucudur.
MEHMET DANİŞ (Çanakkale)Kim o egemen güçler?
KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla)Birileri borçlandırıyor, birileri her şeyi söylüyor ve biz yapıyoruz.
O egemen güçlere biraz sonra geleceğim değerli arkadaşım, göreceksin, sen de bana hak vereceksin.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
26 konuşma daha · 8 Aralık 2011