Muhsin yazıcıoğlu ve 5 kişinin hayatını kaybettiği helikopter kazası hakkında (s.s.700)
Adana Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 88. Birleşim · 5. yasama yılı · 7 Nisan 2011 · 3.100 kelime · yaklaşık 16 dakikalık okuma
Kaynak göster
Kürşat Atılgan (MHP), 7 Nisan 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MUHSİN YAZICIOĞLU VE 5 KİŞİNİN HAYATINI KAYBETTİĞİ HELİKOPTER KAZASI HAKKINDA (S.S.700)); konuşma 3.100 kelime.
Kürşat Atılgan (MHP, Adana). “Muhsin yazıcıoğlu ve 5 kişinin hayatını kaybettiği helikopter kazası hakkında (s.s.700)”. TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim tutanağı, 7 Nisan 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kursat-atilgan-23-2011-04-07-muhsin-yazicioglu-ve-5-kisinin-hayatini-kaybettigi-helikopter-kazasi-h (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA KÜRŞAT ATILGAN (Adana)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı ve Sivas Milletvekili merhum Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindeki 5 kişiyi taşıyan helikopter kazası sonrası yüce Meclisin bütün partilerinin mutabakatıyla kurulan araştırma komisyonunun sonuçları hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Bu vesileyle polisimizin 166’ncı kuruluş yıl dönümünü de kutluyorum.
Değerli arkadaşlarım, öncelikle şunu belirtmek isterim ki gerek birinci komisyon esnasında gerekse ikinci komisyon esnasında, kazanın bütün yönleriyle ortaya çıkarılması için, Komisyonumuzun bütün çalışmalarına katılmak için azami özen gösterdim. Bu hassasiyetimin birinci sebebi, konunun biraz da benim mesleğimle ilgili olması nedeniyledir. Çünkü, bu kazadaki birçok hadisenin asıl nedenlerini en kolay anlayabilecek ve bu konuda yorum getirebilecek Komisyon üyelerinden birisi bendim. Millet adına görev veren yüce Meclisimizin bu görevini hakkıyla yerine getirme isteği, birinci sebep olarak, Komisyonun bütün çalışmalarına yakından katılma isteğimdi. İkincisi ise, merhum Genel Başkan Muhsin Yazıcıoğlu’nun hayatını vakfettiği Türk milletine karşı olan hislerinin beslendiği manevi pınarlarla benim de duygularımın, düşüncelerimin beslendiği manevi pınarların aynı olmasıydı. Bu büyük kaynak, Türk milletinin geleceğinin teminatı olan Ülkü Ocaklarının vermiş olduğu manevi değerlerdi.
Bizim müşterek ülkümüz, büyük Türk milletinin ona anlam, farklılık ve değer kazandıran, tarihin derinlerinden süzülerek getirdiği dil, gönül, ahlak, inanç, akıl ve vicdanda taşınan muhteşem değerler manzumesinde bir kutlu emanet olarak, köklerinden kopartmadan anlayıp, kavrayıp, koruyup geliştirerek, insanlık var oldukça milletimizi sonsuza kadar yaşatmaktır. Bu yüksek değerleri temsil etmesini hedeflediğimiz millî devletimizin Türklük, İslamlık ve insanlığın barış, huzur, adalet ve esenliği için yeryüzünün en güçlü devleti olması için çalışmaktır. Müşterek ülkümüz, bu değerlere baş koymuş, yüreğini ve gönlünü bu hedeflere kilitlemiş, bu değerlerle şuurlanmış millet evladının unvanıdır, şeref payesidir, en büyük rütbedir. Müşterek ülkümüz, değişimi hiç gelmeyecek olan sonsuz vatan nöbetidir. Müşterek ülkümüz, dalgalı denizlerde milletimizi kurtaracakların Kutup Yıldız’dır. Müşterek ülkümüz, şerefin, haysiyetin, dik duruşun, eğilmez başın zirvesidir. Merhum Muhsin Yazıcıoğlu Kardeşim bu sonsuz vatan nöbetinde son nefesini millet hizmetinde verdi. İşte bu nedenle bu kazanın gerçek nedenlerine ve sonuçlarına ulaşılması benim için bir vatan hizmetiydi, şeref payesiydi, millet yolunda hayatını verenlere karşı manevi bir görevdi. O nedenle gerek birinci Komisyonda gerekse ikinci Komisyonda, Komisyon üyelerinin tamamının olduğu gibi, bütün çalışmalara sonuna kadar katıldım.
Değerli arkadaşlarım, benden önceki konuşmacı Adana Milletvekili Tacidar Seyhan bu kazayla ilgili kendisinde oluşan, grubumuzda oluşan, Komisyonun grubunda oluşan birtakım kaygıları dile getirdi. Ben de rapor hakkında önemli açıklamalarda bulunarak fikirlerimi sizlerle paylaşacağım. Bu kazanın oluşumundaki dolaylı etkilerden bahsedeceğim. Kaza sonrası özellikle arama kurtarma yetersizliklerini ve Türkiye'nin arama kurtarma konusunda içine düştüğü vahim durumu sizlere anlatmaya çalışacağım. Belki de bu kazanın Türkiye’ye sağlayacağı en büyük fayda şu anda arama kurtarma konusunda içine düştüğümüz zafiyeti gidermeye dönük birtakım önlemler alabilirsek bu Türkiye için kazanç olacaktır diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye'nin arama kurtarma faaliyetlerinin nasıl yapılması gerektiği konusu mevzuatta “Türk Arama ve Kurtarma Yönetmeliği” şeklinde bütün kurumlara gönderilmiştir. Bu Yönetmelik 2920 sayılı Türk Sivil Havacılık Kanunu hükümleri gereğince 20 Eylül 2001 tarihinde çıkarılmıştır. Bakın, 20 Eylül 2001 tarihinde. Yönetmelik’in uygulanmasından Bakanlar Kurulu sorumludur. Bu Yönetmelik’te arama kurtarmayla ilgili görevlendirilen bütün kurumların sorumlulukları, yetkileri ve görevleri, neyi nasıl yapacakları açık bir şekilde yazılıdır. Türk hava sahası, iç suları, kara suları ve açık denizlerde tehlike içinde bulunan hava ve deniz vasıtalarına ait arama kurtarma hizmetleri Yönetmelik’in 8’inci maddesine göre yapılır. Bu konuda en tepedeki merkez Ana Arama Kurtarma Koordinasyon Merkezidir. Bu merkez de Denizcilik Müsteşarlığında kurulur. Bu merkez vasıtasıyla Türkiye’nin dünyadaki bütün gemileri, bu merkezin bir alt merkezi olan, kara üzerindeki faaliyetleri kontrol etmekle sorumlu olan Arama Kurtarma Koordinasyon Merkezi de, -ki Sivil Havacılık bünyesinde kurulur- bütün hava faaliyetlerini kontrol, koordine eder ve yönlendirir yani Türkiye’deki arama kurtarma faaliyetlerinden sorumlu olan Ulaştırma Bakanlığının en önemli iki kurumudur.
“Buradaki zafiyet neden?” derseniz, “Neden bu arama kurtarma faaliyetleri iyi yürümedi?” derseniz bunun sırrı bu merkezlerin imkân ve kabiliyetlerinde gizlidir çünkü 2001 yılında çıkan bu Yönetmelik gereği devletin birçok kurumuna verilen, nasıl olması, neyi nasıl yapması gerektiği noktasındaki sorumluluklar maalesef ve maalesef yerine getirilmemiştir.
Bu konuda devletin kurumları içinde kendisini bu Yönetmelik’e göre yeniden dizayn eden, teşkilatını, personelini ve teçhizatını büyük paralarla modernize edebilen bir tek kurum vardır. Her fırsatta yıpratmak için ve fonksiyonlarını azaltmak için, Türk devletinin bütünlüğü ve geleceğinin garantisi olan Türk Silahlı Kuvvetlerini yıpratan bu iktidar bilsin ki bu konuda kendini yenileyebilen tek kurum Türk Silahlı Kuvvetleridir. Yönetmelik’in kendisine verdiği görevi hakkıyla yapabilecek tek kurumdur. Dolayısıyla, gerek Denizcilik Müsteşarlığındaki Ana Arama Kurtarma Koordinasyon Merkezi gerekse Sivil Havacılık Genel Müdürlüğündeki Arama Kurtarma Koordinasyon Merkezi -ki bu olayda direkt olarak sorumlu olan genel müdürlüktür- görevlerini ve Yönetmelik’in kendilerine vermiş olduğu sorumlulukları yerine getirmemişlerdir.
Peki, onlar getirmemişler de değerli arkadaşlarım, bakanlıklar getirmiş midir? Hatırlayın o günleri, olay olduktan sonra bölgeye giden koordinatör bakan kimdir? Sayın İçişleri Bakanı Beşir Atalay’dır.
ALİM IŞIK (Kütahya)Açılımın mimarı!
KÜRŞAT ATILGAN (Devamla)Hâlbuki koordinatör bakanın kim olması gerekir? Sayın Ulaştırma Bakanı -eski- Binali Yıldırım’ın olması gerekir çünkü kanun ve yönetmelik bu görevi ona vermiştir. Görevin kimde olduğunu bilmeyen bakanlarla karşı karşıyayız. O nedenle bunun sırrı buradadır yani “Arama kurtarma faaliyetleri neden iyi yürümedi?” derseniz bunun sebebi buradadır. Herhâlde Sayın Beşir Atalay, Türk milletinin parçalanmasının mimarı olan açılım koordinatörlüğündeki görevleriyle arama kurtarma faaliyetlerindeki görevini birbirine karıştırmış gibi geliyor. O, Türk milletine ihanetin ve parçalanmanın mimarı olan açılım projesindeki koordinatörlüğüne devam etsin. Nedendir bu konuya bu kadar fazla sarılmıştır, o da benim açımdan çok hayrete mucip bir olaydır çünkü Türkiye'de Sayın Beşir Atalay gibi bu açılım projesindeki mimarlığına ve koordinatörlüğüne yürekten destekleyerek sarılan ikinci bir bakan yoktur. Onun da herhâlde tarih ileride neden olduğunu açıklayacaktır diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlarım, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün bu kazadaki ihmalleri, eksiklikleri anlatmakla bitmez. Dolayısıyla bu işin sırrını söyledim, yani Yönetmelik’teki sorumlulukların kimde olduğunu bile bilemeyecek kadar bu işlerden bigâne bir iktidar arama kurtarma faaliyetlerini doğru dürüst yürütebilir mi? Yürütemez. Yürütemediği için de bu arama kurtarma faaliyetlerindeki gariplikleri hep beraber seyrettik.
Bakın, Yönetmelik, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğüne bu konuda nasıl görev veriyor: “Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü kara ve adalar üzerinde olabilecek kazalara dönük olarak…” -ki bu kaza kara üzerinde olmuştur- “…uluslararası standartlara uygun, yeterli malzeme, teçhizat ve personel ile donatır. Yirmi dört saat etkinlikle hava arama kurtarma faaliyetlerini üst düzeyde koordine eder. Hava arama kurtarma faaliyetlerine katılması planlanan kuruluşların hava arama kurtarma koordinasyonuna bildirdikleri birimlerin güncelliğini sağlar. Hava arama kurtarma faaliyetlerine ilişkin görevlendirme, koordinasyon, teşkilat, muhabere ve eğitim konularını içeren Hava Arama Kurtarma Koordinasyon Merkezi Yönergesi’ni ilgili bakanlık ile kurum ve kuruluşlarla hazırlar ve yayınlar.” demektedir. Yani arama kurtarma planına dönük devamlı bir faaliyet içinde bulunması gerekir Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün. Yönetmelik böyle demesine rağmen acaba Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün teşkilat, personel yapısını incelerseniz bu konuya dönük arama kurtarma konusunda bir tek bağlı birlik, kurum var mıdır? Yoktur. Acaba Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün personeli içinde bir tek arama kurtarma konusunda kurs almış uzman bir personel var mıdır? Yoktur. “Var” diyen gelsin buraya. Yani bir yönetmelik size görev verecek, diyecek ki “Arama kurtarma faaliyetinin merkezini yirmi dört saat esasına göre kuracaksınız, devamlı yenileyeceksiniz, bütün kurumların koordinesini sağlayacaksınız.” ve bu konuyu takip edecek ne teşkilat yapınız içinde bir birim olacak ne de teşkilatınız içinde bir tek personel olacak! Böyle bir şey olabilir mi değerli arkadaşlarım? Yönetmelik çıkalı on yıl olmuş. On yılda bir kurum kendisine bir yönetmelikten bir görev çıkarmaz mı? Ondan sonra neden böyle oldu diye ah vah ederiz. Ondan sonra neden Ulaştırma Bakanı gitmedi de, açılımın mimarı, koordinatörü, Türk milletinin yıkım projesinin koordinatörü Sayın Beşir Atalay oraya gitti diye kafamızdan soru işaretleri geçiririz.
Ben şundan eminin ki, her iki bakan da bu konuda sorumluluğun kimde olduğunu bilmiyordu. Ne Ulaştırma Bakanı kendinin sorumlu olduğunu biliyordu ne de İçişleri Bakanı bu sorumluluğun kendinde olmadığını biliyordu. Birtakım arama kurtarma birliklerinin İçişleri Bakanına bağlı olması nedeniyle en büyük sorumluluğun kendinde olduğunu zannederek Maraş’a gitmişti.
Değerli arkadaşlarım, devlet idare etmek ciddi bir iştir. Devlet idare ederken, devlet, hukuk içinde ve kanunlar çerçevesinde idare edilir; kanunların alt unsurları da yönetmeliklerdir, yönetmeliklerde size verilen görevleri yerine getirecek şekilde devleti idare etmezseniz bu tür gariplikler oluşur maalesef.
Dolayısıyla, bu genel değerlendirmeyi yaptıktan sonra, Türkiye’deki arama kurtarma sorumluluğundan asli sorumlu olan, Denizcilik Müsteşarlığında kurulu olan Ana Arama Kurtarma Koordinasyon Merkezidir. Yani kaza olduğunda, uyduya sinyal gittiğinde, anında merkeze gelen sinyal, Denizcilik Müsteşarlığında kurulan bu merkeze gelir. Dünyadaki bütün gemilerimiz bu merkezden takip edilir. “Haberimiz yok.” dediğiniz Mavi Marmara baskınını saniye saniye takip eden yine bu merkezdir. Yani o Mavi Marmara İsrail’e doğru giderken, bu merkezdeki sorumlular saniye saniye o gemileri takip ediyorlardı. İnsanlarımızın öldürüldüğü, 10 tane insanımızın öldürüldüğü, Akdeniz’in ortasındaki o geminin her saniyesini gene bu merkez takip ediyordu. Dünyanın neresinde emergency bir durumda olan bir gemimiz olsa yine bu merkez takip eder. Dolayısıyla, Ana Arama Kurtarma Koordinasyon Merkezi belli oranda -belli oranda söylüyorum- teşkilatını ve personelini tamamlamış ama burada büyük zafiyet Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünde, onun üzerine mutlaka gitmek gerekir çünkü gitmezseniz, yarın, Türk hava sahasını güvenilmez bir saha olarak ilan ederler çünkü bu, aynı zamanda, bir uluslararası standartlar konusudur, uluslararası anlaşmalar gereği yapmamız gereken bir konudur. Uluslararası Sivil Havacılık Organizasyonu (ICAO) veyahut da Federation Aviation Organization dediğimiz Amerika’daki organizasyonlar falan, yani Türkiye’ye her uçuş yapan bu konudaki büyük kuruluşlar Türkiye’nin bu konudaki yeteneklerini yakından takip ediyorlar. Dolayısıyla, bundan sonraki kazalarda ah vah etmemek için bu kazadan çok büyük dersler çıkarmamız gerektiğini söylemek istiyorum.
Bu kadar bahsettikten sonra, raporda bahsedilen bazı öneriler üzerindeki yorumlarımı sizlerle paylaşmak istiyorum.
Bir öneriler zinciri yapıldı. Eğer raporu dikkatli okursanız, benim, konuşmamın başlangıcında, girişte söylemiş olduğum hususların ne kadar doğru olduğunu, ne kadar hayati olduğunu zaten anlayacaksınız.
Bakın, rapordaki birinci öneri diyor ki… Bu birinci öneri yönetmeliğe aittir. Yönetmelik çıkalı on yıl olmuştur. Bu zaman zarfında dünyada birtakım yeni teknolojik gelişmeler olmuştur. Türkiye’de yönetmeliğin kapsamadığı birtakım kurumlar oluşmuştur. Dolayısıyla yönetmeliğin mutlaka bu on yıllık süreçte yenilenip çağımızın ihtiyaçlarına göre yeniden dizayn edilip kurumlara da o yönetmeliği mutlaka öğretmek gerekir yani yönetmelikler, alınıp valilikler tarafından yönetmelik odasında saklanmak için değildir. Yönetmelikler zaman zaman devlet kurumları içinde sempozyumlarla, seminerlerle, birtakım kriz yönetimleriyle, tatbikatlarla nasıl icra ediliyor diye denenmezse o yönetmelik gereği yapılacak işleri kimse bilmez. İşte, arama kurtarma konusundaki büyük zafiyetlerden biri bu. Yönetmelik çıkmış, 2001; kaza olmuş, 2009; kimse yönetmelikten haberdar değil. Kriz yönetimi diye bir şeyler tutturmuşlar, kriz merkezi… Hayır, kriz merkezi değil, illerde açılacak merkezlerin de adı var, başka yerlerde açılacak, arazide açılacak merkezlerin de o yönetmeliğe göre adı var. Valilikler öğrenmiş, “Kriz merkezi açtık.” Hayır, onun adı “kriz merkezi” değil, “Yerinden Arama Kurtarma Koordinasyon Merkezi”. Dolayısıyla önerilerle ilgili 1’inci madde doğrudur.
İkinci öneri, yer tespit çalışmalarındaki cep telefonları sinyallerinin değerlendirilmesine dönük öneridir. Şimdi, genelde buradaki eksikliklerden biri, 1 kilometreye 21 kilometrelik bir alan, bir yay üzerinde bir operatörün tespit ettiği bir hat vardır, diğer operatörünki de başka bir hattır. İkisini kesiştirdiğiniz zaman 1 kilometreye 4 kilometrelik bir alana küçültmek mümkündü ama bu işin koordine edilmesi için kimse kendisine görev edinmemiştir dolayısıyla yönetmeliklere bu tür yenilikleri ve teknik gelişmeleri ithal edecek şekilde bu ikinci öneri de yerindedir.
Üçüncü öneri ise ELT cihazıdır değerli arkadaşlar. Hava kazaları çok kırıcı kazalardır. Yani, kaza olduğu zaman bazen en büyük parça yumruk kadar olur. Yani çok şiddetli yere çarpar. Özellikle jet uçaklarında, av bombardıman uçaklarında falan kaza olur, 3-5 kilometre alana dağılır, en büyük parça yumruk kadardır, içinde uçanların da en büyük parçası kıyma kadardır. Bazen, biz şehitlerimizi defnederiz, tabutun içine o kıymalardan topladıklarımızla ağırlık olsun diye başka şeyler koyarız. O nedenle, hava şehitlerinin falan tabutları açılmaz. Dolayısıyla, ELT cihazı, kaza olduğu anda Türkiye'nin de üye olduğu uyduya sinyal gönderir. O sinyal aynı anda Ana Arama Kurtarma Koordinasyon Merkezi dediğimiz, Denizcilik Müsteşarlığında kurulan merkeze sinyal gönderir, metrelerle ölçülebilecek bir hassasiyette yerini gider bulursunuz ve kaza yapanları alırsınız. Dolayısıyla, benim şahsi kanaatim, raporda öyle dememesine rağmen, ya cihaz helikopterin üzerinde yoktu veyahut da ehil veya uygun kişiler tarafından o helikoptere monte edilmemişti. Bu konuda tereddütlerim devam etmektedir. ELT cihazının çalışmaması antenin kırılması nedeniyle değildir bana göre. Bu konu gizlenmiştir.
Diğer bir konu, cep telefonunun lokasyon bilgilerine ancak mahkeme kararıyla ulaşması gerekir TİB’teki arkadaşların. Hâlbuki bu zamanla yarışılan bir husustur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun Sayın Atılgan.
KÜRŞAT ATILGAN (Devamla)Yani üç civarında kaza olmuştur, hava dört buçuk veya beş civarında karartmaktadır, zaman çok önemli bir husustur. Dolayısıyla, kaza anında mahkeme kararı gerekmeden cep telefonlarının lokasyon bilgilerine ulaşılacak şekilde mevzuatın yenilenmesi gerekir, aksi takdirde yapılan işler hukuki olmaz. Operatörlere veyahut da o işle ilgili arkadaşlara geldiklerinde “Hangi mevzuata göre lokasyon bilgilerine ulaşmaya çalıştınız?” diye sordum, dediler ki “Yaptığımız suçtur aslında.” Dolayısıyla bu tür şeyleri de gidermek gerekir.
Diğer bir öneri, muharebeye dönük birtakım frekansların tahsis edilmesidir, doğrudur.
Bu konulara değindikten sonra, zaman azaldığı için, tabii, zaman çok azaldığı için kaza kırım inceleme kuruluyla ilgili bir-iki dakikalık konuyu açıklamak zorunda kalacağım.
Sayın Başkanım, sürem ne kadar?
BAŞKANBuyurun efendim.
KÜRŞAT ATILGAN (Devamla)Şimdi, bir kaza oluştuğu zaman, değerli arkadaşlarım, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, daha doğrusu Ulaştırma Bakanlığı bir kaza kırım inceleme kurulu oluşturur. İki tür kurul oluşturur: Bir, küçük kazalar için 3-5 kişiden oluşan; iki, büyük kazalar için 5 veya 10 kişiden oluşan kurullar oluşturur. Bütün dünyada bu kurullar bağımsızdır. Bakın, bütün dünyada bu kurullar bağımsızdır ama Türkiye’de Sivil Havacılık Genel Müdürlüğüne bağlıdır. Bu son derece yanlıştır çünkü Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün de kabahatleri olmaktadır kazalarda. Dolayısıyla, size bağlı olan bir kurul sizin kabahatlerinizi ortaya çıkaramaz. Dolayısıyla, bunu üç senedir dile getirmeme rağmen, bir türlü bu kurulun bağımsız olmasını sağlayacak bir girişim bu Bakanlık tarafından, yani Ulaştırma Bakanlığı tarafından yapılmamıştır.
Diğer bir husus ise bu kazayla ilgili oluşturulan kurul, küçük kaza değerlendirmesine sokularak 3 kişiden oluşturulmuştur. Bu kurulun asli özelliği, uzman olması gerekir. Bakın, ben şimdi bu kuruldaki arkadaşların niteliklerini size söylüyorum. Bir: Feridun Seren, Başkan. Mesleği, kimya mühendisi. İki: Üye Mehmet Sevdim, Kara Kuvvetlerinden emekli pilot. Üç: Kerem Mumcuoğlu, mühendis. Yani havacılıkla ilgili bir tek şahıs var, o da Kara Kuvvetlerinden emekli olan pilot arkadaşımız. Yanlıştır. Bir, konunun ehemmiyeti nedeniyle bunu bir büyük kaza sayıp 5-10 kişilik bir kurul oluşturulmalıydı. İkincisi, kurulda daha uzman kişiler bulunmalıydı.
Dolayısıyla, kurulun ulaştığı netice de çok enteresandır değerli arkadaşlarım. Kurul, kesin bir kanaate varamamış, kazanın tahminî nedenleri üzerinde bir kanaat belirtmiştir. Bakın, tahminî nedenleri üzerinde kanaat belirtmiştir. Hâlbuki bütün dünyada, maliyeti ne olursa olsun, süresi ne olursa olsun, yani Avrupa, Amerika gibi havacılık faaliyetlerinde gelişmiş ülkelerdeki kazaların nedenleri mutlaka ve mutlaka çıkarılır çünkü o kazalardan, bir daha kaza olmaması için dersler çıkarılır, prensipler çıkarılır, mevzuatlar ona göre düzenlenir. Hâlbuki bizde bu Kurul, muhtemel kanaat üzerine bir rapor yazmıştır ve kazanın asli sebebini vertigo denen bir olaya bağlamıştır.
Komisyon Başkanı çok dikkatli dinliyor beni, ne dediğimi, gördüğüm kadarıyla.
Vertigo denen bir olaya bağlamıştır. Vertigo demek şudur değerli arkadaşlar: His yanılmasıdır. İnsanlar tırmanış, dönüş, her türlü aktiviteyi, orta kulağındaki ince kılcal birtakım tüyler vasıtasıyla hissederler yani sağa yatırırsanız orta kulağın içindeki sıvılar dönüş itibarıyla o kılcal tüyler bir tarafa yatar, siz dersiniz ben şimdi sağa yatıyorum, tırmanırken de ben şimdi tırmanıyorum ama bu durum bulut içinde uçarken değişebilir, insanların o orta kulağındaki hisleri yanılabilir, siz, tırmanırken alçalıyorum, alçalırken tırmanıyorum zannedersiniz, sağa yatarken sola yatıyorum zannedersiniz ve uçağa, helikoptere düzeltici işlem verirken aslında uçağı anormal duruma sokarsınız ve uçak anormal bir şekilde yere çarpar. Büyük oranda da eğer görüş müsait değilse 80-90 derecelik dik vuruşlarla veya tersine vuruşlarla uçak yere çarpar. Hâlbuki buradaki helikopterin düz uçuşa yakın bir şekilde, bakın, düz uçuşa yakın bir şekilde kanadı yere çarpmıştır ve kaza kırımı olmuştur çünkü biz kaza yerine gittik. Dolayısıyla, kaza kırımla ilgili en önemli hususlardan biri olan bu kaza kırım raporu doğru değildir bana göre, yeniden incelenmesi gerekirdi. Her ne kadar bu konuda ısrar ettiysek de yeniden inceleme yapmamışlardır.
Kazanın asli nedeni, muhtemel asli nedeni vertigo değildir çünkü rahmetli İsmail’in fotoğraf makinesinde sürekli, beş on saniye aralıklarla çekilmiştir, kazadan üç beş saniye önce de bir sise, buluta girdikleri görülmektedir. Dolayısıyla, orada muhtemeldir ki pilot buluta girdi, sise girdi, geri dönüş esnasında bulutların altından, dağların tepesinden geçeceğini anlayamayınca dönüş esnasında yere vurdu. Bakın, dönüş esnasında yere vurdu, vuruş açısındaki o düz uçuşa yakın vurmuş olması nedeniyledir ki Adli Tıp raporlarına göre o helikopterdeki, en azından, İsmail yaşıyordu. Dolayısıyla, kaza kırım inceleme heyetinin ulaşmış olduğu sonuçlar benim açımdan çok ilmî değildir, kazanın gerçek nedeni değildir.
Kazanın diğer bir gerçek nedeni şudur değerli arkadaşlarım: Pilot uçmaması gereken bir havada uçmuştur. En büyük sebeplerinden biri budur. “Peki, neden uçmuştur?” diye kimse soruyor mu? Neden pilotlar hayatını tehlikeye atıyor da uçmaması gereken bir havada uçuyor biliyor musunuz? Bakın, bunun asli sebeplerinden biri, pilotların iş güvenceleri patronların iki dudağının arasındadır. Attım, attım; bitti. İş sözleşmeleri öyle.
Pilotların iş kanunu bu Mecliste dört senedir bekliyor. Ben kaç sefer -Komisyon Başkanı arkadaşımın adını vermeyeyim, ayıp olur şimdi- çıkarmak için uğraştım çünkü bu hepimizi ilgilendiren bir konudur. Hepimiz hayatımızı uçaklara birer saat, ikişer saat, beşer saat olsa da teslim ediyoruz. Onların iş güvenceleri iki dudak arasında olmamalı. En azından kanunları çıkana kadar -pilotlarla ilgili değil ama- İş Kanunu’nun yani 4857 sayılı Kanun’un güvencesi altında olacak şekilde bir genelge yayınlamak gerekir ve bu genelge yayınlandıktan sonra bir ay içinde bütün firmaların pilotlarla olan sözleşmelerinin yenilenmesini istemek gerekir. Dolayısıyla, pilotun uçmaması gereken bir havada uçmasının sebebi kendi şirketinden gelebilecek tenkitler, belki de işinden olma kaygısıdır. Bunlara da mahal vermemek için mutlaka pilotların düzenini değiştirecek, iş güvencesini sağlayacak yasal düzenlemeler gerekir.
Vakit çok geçtiği için, değerli arkadaşlarım, ülküdaşım, aynı kaynaktan beslendiğim, Büyük Birlik Partisinin aynı manevi kaynaktan beslendiğim ülküdaşım rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’na ve beraberindeki 5 kişiye tekrar Allah’tan rahmet diliyorum. Bu kazanın mutlaka örnek alınarak, Türkiye’de bir daha böyle kazalardan sonra gerek arama kurtarma faaliyetlerinin daha düzgün yürümesi için gerekse kazaların olmaması için, bu kürsüden söylediğim konulara, Meclis Araştırması Komisyonu Raporu’nda da detaylı olarak verilen önerilere dikkat edilmesini rica ediyorum. Bir de bir konuyu dikkatlerinize getirerek sözlerimi tamamlamak istiyorum.
Şimdi, bize bu görevi Türk milletinin adına sizler verdiniz. Bütün grupların mutabakatıyla bu Komisyon kuruldu. Biz, 9 Haziran 2009’da, bu işlerde uzman, arama kurtarma faaliyetleri yürütmüş, bir firmada çalışan kaptan pilot bir arkadaşımızı Komisyona çağırdık, dinledik. Kendisi de Sivaslı, merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun hemşehrisi.
Değerli arkadaşlarım, millet adına görev yapıyoruz, sizler adına görev yapıyoruz. Bu arkadaşımızın işine bir gün sonra son verdiler. Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünü suçladım ben burada, “Hayır, biz yapmadık.” dediler. Ne tesadüftür ki o arkadaşımızın işine son veren firmanın -“operasyon kartı” dediğimiz, yani ticari faaliyetlerine devam edebilmesi için her yıl yenilenen, Türk Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün imzaladığı bir kart var- operasyon kartı da 12 Haziran 2009 tarihinde imzalandı ve çıktı. Bunu da dikkatlerinize sunuyorum. Bu İktidarın bir memuru, bu Meclisin büyük çoğunluğunun iradesiyle bize verilen görevde dinlediğimiz bir şahsın işine son verme cüretini ve cesaretini gösteriyorsa, bu Meclisteki arkadaşlarımın bize verdiği görevdeki samimiyeti, bize verdiği görevdeki bu vatandaki bütün insanların dinlenmesine dönük faaliyetlerimiz esnasındaki bir Genel Müdürün cüretini de dikkatlerinize getiriyorum. “Yapmadık.” diyorlar. İnanmak istiyorum ama daha sonraki olan olayları anlattım size yani çok tesadüflerin, milyonda bir olması gereken tesadüflerin böyle arka arkaya sıralanması da enteresan bir neticedir.
Ben bu Komisyonun hazırlamış olduğu rapordan çıkan sonuçların havacılığımız açısından çok önemli neticeler olduğunu dikkatinize sunuyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
42 konuşma daha · 7 Nisan 2011