Türkiye cumhuriyeti hükümeti içişleri bakanlığı ile suriye arap cumhuriyeti hükümeti içişleri bakanlığı arasında güvenlik işbirliği anlaşmasının onaylanması hakkında (s.s.627)
Adana Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 76. Birleşim · 5. yasama yılı · 10 Mart 2011 · 1.806 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Kürşat Atılgan (MHP), 10 Mart 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 76. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İÇİŞLERİ BAKANLIĞI İLE SURİYE ARAP CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İÇİŞLERİ BAKANLIĞI ARASINDA GÜVENLİK İŞBİRLİĞİ ANLAŞMASININ ONAYLANMASI HAKKINDA (S.S.627)); konuşma 1.806 kelime.
Kürşat Atılgan (MHP, Adana). “Türkiye cumhuriyeti hükümeti içişleri bakanlığı ile suriye arap cumhuriyeti hükümeti içişleri bakanlığı arasında güvenlik işbirliği anlaşmasının onaylanması hakkında (s.s.627)”. TBMM Genel Kurulu, 76. Birleşim tutanağı, 10 Mart 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kursat-atilgan-23-2011-03-10-turkiye-cumhuriyeti-hukumeti-icisleri-bakanligi-ile-suriye-arap-cumhur (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA KÜRŞAT ATILGAN (Adana)Sayın Başkan, değerli milletvekilli arkadaşlarım; Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti İçişleri Bakanlığı ile Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti İçişleri Bakanlığı arasında imzalanmış olan polis teşkilatlarınca yürütülen güvenlik hizmetlerinde etkinliğin yükseltilmesine yönelik projeli çalışmalarda iş birliği ve protokolün onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun tasarısı hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, Suriye coğrafyası, ülkemizin güvenliği açısından son derece önemli bir coğrafyadır. Türkiye ile Suriye arasında sınır bölgelerinde tabii engeller yoktur, kontrol edilmezse kolayca kaçakçılık ve terör faaliyetlerinde istismar edilebilecek bir sınırdır.
Bildiğiniz gibi, Suriye Arap Cumhuriyeti toprakları, 1516 ile 1918 arasında, bana göre, insanlık tarihinin en medeni imparatorluğu olan imparatorluğumuzun yani Osmanlı İmparatorluğu’nun bir parçası olarak yaşamış, müşterek kültürümüzün en etkin olduğu, oradaki insanların hayat tarzlarının bizden bir farkı olmayan bir ülkedir. Dolayısıyla bu ülkenin, Suriye Arap Cumhuriyeti’nin birçok konudaki özellikleri Türkiye Cumhuriyeti’ne benzemektedir, hayat modellerimiz hemen hemen aynıdır.
Bu ülke, imparatorluğumuzdan 1918 yılında koparıldı, imparatorluğun lağvıyla birlikte. 1918 ile 1920 arasında İngilizlerin işgalinde, 1920 ile 1946 arasında da Fransız mandasında yönetildi. Nihayet 17 Nisan 1946 tarihinde Fransa’dan bağımsızlığını kazanan yetmiş yıllık bir ülkedir. Fransa’dan bağımsızlığını kazandıktan sonra, Suriye, çok büyük bir çalkantılı dönem geçirmiştir 1971 yılına kadar. Bu dönem genelde darbelere karşı darbelerle geçen ülkenin çalkantılı bir dönemi olarak adlandırılır.
Yine bu dönem esnasında, özellikle bu söylediklerime dikkat etmeniz için söylüyorum, 1 Şubat 1958 tarihinde Suriye ve Mısır’ın birleşmesi ve Birleşik Arap Cumhuriyeti’nin ilanı vardır yani iki Baas rejiminin birleşmesi vardır. Ancak bu birleşme 1961 yılında yapılan bir darbeyle Suriye’nin birlikten ayrılmasıyla sonuçlanmıştır. Bugünkü Baas İktidarının başlangıcı ise 1963 yılında tekrar yapılan bir darbedir. Bu darbe sonucu 12 Nisan 1963 tarihinde de Kahire’de Mısır, Suriye ve Irak yani Arap dünyası içindeki bu üç Baas İktidarı yine bir birleşme kararı almışlar, bir anlaşma imzalamışlardır ancak bu birliktelik hayata geçmemiştir. 1966 yılında Baas Partisinde bir darbe daha gerçekleşmiş, nihayet 13 Kasım 1970 yılında bugünkü Suriye Devlet Başkanının babası olan Hafız Esad Savunma Bakanı olarak 1970 yılında bulunduğu Bakanlığı da kullanarak Suriye yönetimini ele geçirmiştir ve 1971 yılında tek aday olarak girdiği seçimlerden de çok büyük bir oy oranıyla Cumhurbaşkanı seçilmiş ve Cumhurbaşkanı seçildikten sonra 10 Haziran 2000 tarihine kadar yani vefatına kadar geçen sürede de Cumhurbaşkanlığı görevini sürdürmüştür.
(x) 627 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Suriye 1963 tarihindeki darbeden sonra iç ve dış politikada Arap birliği ve sosyalizm temellerine dayalı Baas ideolojisini esas almıştır. Ekonomi, eğitim ve sosyal alanlarda da Baas ilkesi benimsenmiş ve bu kapsamda pek çok özel sektör yatırımı kamulaştırılmıştır. Sosyalist eğilimli Baas ideolojisine sahip olması ve Arap-İsrail anlaşmazlığındaki Amerika Birleşik Devletleri’nin daha çok İsrail tarafında yer alması nedeniyle, Batı’nın da, birçok devletin de İsrail tarafında yer alması nedeniyle Suriye soğuk savaş parametrelerinde ve paradigmalarında Sovyetler Birliği tarafında yer alan bir ülke olarak soğuk savaş dönemini geçirmiştir.
ALİM IŞIK (Kütahya)Bilmediklerimizi anlat, onları biliyoruz.
KÜRŞAT ATILGAN (Devamla)78’de İsrail Camp David Antlaşması’nı imzalanması üzerinde ret cephesi içinde yer almış ve bu ülkeyle diplomatik ilişkilerini kesmiştir. Bu dönemde Ürdün, Suudi Arabistan ve körfez ülkeleri, pilot bölgedeki diğer ABD ve Batı yanlısı Arap ülkeleriyle ilişkileri bozulmuştur.
80-88 arasındaki İran-Irak savaşında, Baas rejiminin aynısı olmasına rağmen Irak tarafını değil İran’ı tutmuştur ve Arap dünyası içinde yalnızlığa itilmiştir.
Yine, bölgedeki en önemli değişikliklerin bir savaşı olan 90-91’deki birinci Körfez krizinde, ABD önderliğinde, Irak karşıtı uluslararası koalisyon içinde yer almış, ilişkiler nispeten düzelmiştir. Bu çerçevede, Suriye, 1991 Ekim ayında, Orta Doğu sorununu ele almak maksadıyla toplanan Madrid Konferansı’na katılmıştır. 95-96 ve 2000 yıllarında ise ABD’nin girişimiyle doğrudan İsrail’le barış görüşmeleri yapılmış ancak Orta Doğu barış süreci, bildiğiniz gibi, daha sonra çıkmaza girmiştir ve bir sonuç elde edilememiştir.
2003 yılındaki ikinci Körfez krizi ve Irak Harbi’nde ise ABD’nin Irak’ı işgaline karşı çıkmış ve Irak’ın işgalinden sonra da Amerika Birleşik Devletleri tarafından Irak’taki terör faaliyetlerini desteklemekle suçlanmıştır.
2007 yılında Suriye’yi Amerika Birleşik Devletleri zorlayarak, ABD ile Suriye arasında -Suriye-Irak sınırının- terörist girişimlerin engellenmesine dönük bir anlaşma imzalanmıştır. Ancak bu anlaşmadan sonra Amerika Birleşik Devletleri’nin 2008 Ekim ayında sınırda Suriye tarafına yapmış olduğu taarruzdan sonra bu anlaşma da ve iş birliği de Suriye tarafından sona erdirilmiştir.
Diğer yandan, Suriye, 1975-1990 yılları arasında Lübnan iç savaşı nedeniyle Lübnan’a 15-16 bin civarında asker göndermiştir. Hariri suikastından sonra üzerine yapılan baskılar nedeniyle, 2005 Nisan ayında Lübnan’daki bu birliklerini geri çekmek zorunda kalmıştır.
Değerli arkadaşlarım, Suriye’nin içinden geçtiği bu uzun periyodu veyahut işte, otuz kırk yıllık periyodu neden bu kadar konuşmamın başında anlatmak lüzumunu hissettim? Bildiğiniz gibi, Hafız Esad sonrası Baas rejimindeki kendini yenileme isteği ve değişen dünya şartlarına kendini uydurma iradesi yeni Başkan tarafından hayata geçirildikten sonra Türkiye-Suriye arasındaki ilişkiler son derece iyi bir zemine oturmuştur.
Yani, bugünkü Başkandan önce Suriye’deki devleti idare edenler genelde iki ana fikir üzerinde toplanmaktaydı: Birincisi, Türkiye’ye baktığınız zaman güneyden, işte “Kuzeydeki deve ne kadar zarar verirsek o kadar iyi.” mantığıyla hareket eden hükûmet ve devlet yöneticileriydi, ki bu yöneticilerin büyük çoğunluğu Hafız Esad yönetimindeki Suriye idaresinde oldukça etkin yerlerdeydi ve o nedenle Türkiye ile Suriye ilişkileri çok kötü günler yaşamıştı ama Hafız Esad sonrası oluşan yeni rejimde ise daha çok, daha ılıman ve Türkiye’ye daha olumlu bakan insanlardan oluşturulan Suriye Hükûmeti, “Türkiye ile ilişkileri ne kadar iyileştirirsek bizim de refahımız, toplumumuzdaki insanların da refahı için iyi olur.” düşüncesindeki insanlar Suriye’yi idare etmeye başlayınca ilişkiler son derece iyi bir noktaya gelmiştir.
Buradaki temel düşünce Türkiye tarafından da Suriye ile hep iyi ilişkiler kurma noktasında olduğu için, bugün bu ilişkilerin gerçekten iyi bir noktada olduğunu söyleyebilirim ama şunu da ilave etmeden geçemeyeceğim: Bu ilişkiler karşıdakileri yormayacak bir noktada gelişmelidir. Benim en son Suriye gezisindeki gördüğüm, sanki ilişkilerdeki aşırı gelinen nokta karşı tarafı yormaya başlamış gibi. Dolayısıyla, benim buradan Hükûmet yetkililerine söyleyeceğim, biraz daha itinalı… İlişkilere devletten devlete olan menfaatler bazındaki ilişkilerden daha ileri bir anlam vermeye çalışmak, devletler arasındaki ilişkilerin temel prensibine aykırı olduğunu söylemek istiyorum. Yani, geçmişte, işte Suriye ile Mısır birleşiyor, Suriye-Irak birleşiyor ama iki sene sonra bakıyorsunuz birbirlerine düşman oluyorlar. Dolayısıyla devletler arasındaki ilişkilerin temel prensibi olan menfaatler üzerine dayalı ilişkiye çok daha değişik anlamlar vermek, sanıyorum ki çok anlamlı ve çok realist olmasa gerekir. Bugün, özellikle bizim tarafımızdaki Hükûmet yetkililerinin, içine düşmüş olduğu bu ilişkilere daha başka türlü bir anlam vermeye çalışmak biraz yanlış gibi geliyor.
Diğer bir konu ise, Baas rejimlerine de çok fazla özenmemek gerekir çünkü Baas rejimlerinin temel kriterleri, bizim anladığımız ve içinde yaşadığımız demokrasinin temel kriterlerinden farklıdır ve kendine göredir. Dolayısıyla, orada muhalefet yoktur, orada işçi örgütleri yoktur, orada öğrenci dernekleri yoktur, orada grevler yoktur, o Baas rejiminin paradigmaları ve kriterleri farklıdır.
Hâlbuki Türkiye, demokratik anlayışını ve demokrasisini daha ileri demokrasilere ulaştırmak zorundadır. Batı’daki bazı kitapları açtığınız zaman Türkiye'nin demokrasisiyle ilgili “kısıtlı demokrasi” der. Hep kızardık “Ne demek kısıtlı demokrasi?” falan diye, ama siyasetteki tecrübeden sonra da anlıyorum ki gerçekten Türkiye’de kısıtlı demokrasi var.
Demokrasinin temel vazgeçilmez niteliklerinin başında, serbest seçimler var. Az çok manipüle edilse de Türkiye’de, evet, bir serbest seçim yapılmaktadır.
Diğer biri, kuvvetler ayrılığıdır. Her ne kadar kuvvetler ayrılığı varmış gibi de görünse Türkiye’de, her geçen gün kuvvetler ayrılığı büyük bir darbe yemektedir.
Diğeri ise, özgür basındır. Yani bunlar demokrasinin olmazsa olmazlarıdır.
Diğeri ise, insan haklarıdır.
Bugün geldiğimiz noktada “Türkiye’de özgür basın var.” diyebilir misiniz? Bunu yürekten savunabilecek bu Mecliste kaç kişi çıkar acaba? Yani basın mensuplarının, bilmem değişik isimler altında içeri tıkıldığı sayı -dün akşam televizyonda dinledim- 60’ı geçmiş. Bunu izah etmeniz mümkün değil. Avrupa Parlamentosu da bu konuyla ilgili çok ciddi tenkitler yapıyor Türkiye’ye. Türkiye buna layık değil değerli arkadaşlarım.
Türkiye'nin demokratik kriterlerini, ileri demokrasilerdeki kriterlere yaklaştırmak zorundayız. Aksi takdirde tek adam yönetimi, Baas rejimlerine özenerek tek adam modeline doğru gitmeyi Türkiye’ye getirmek, gerçekten Türkiye’ye yazık oluyor, ayıp oluyor diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye-Suriye ilişkilerindeki en önemli dönüm noktası, 98 Ekim ayında Suriye’nin PKK’ya vermiş olduğu desteğin çekilmesidir, daha doğrusu 98 Ekim ayında Abdullah Öcalan’ın Suriye’den uzaklaştırılmasıdır. Bu, Türkiye-Suriye ilişkilerinin son elli yılının dönüm noktasıdır çünkü Suriye’nin de başına bela olan, terör örgütünün Suriye uzantısı olan Suriye’de aynı bir demokratik bir parti vardır, bunun da adı Kürdistan Demokratik Birlik Partisidir. Dolayısıyla Orta Doğu coğrafyasını küresel güçlerin oyuncağı hâline getirmek isteyen bu taşeron örgüt lideri, yani eşkıyanın başı aşağı yukarı yirmi sene Suriye’nin başkenti Şam’da kaldı. Türkiye-Suriye ilişkileri önündeki en büyük engel bu dönemde eşkıyanın başının, yani 40 bin insanımızın hayatına mal olan eşkıyanın başının Suriye’nin başşehri Şam’da bulunmasıydı. Konuşmamın başında izah ettim. Soğuk savaş paradigmalarına göre yapılanan bu coğrafyadaki Suriye’nin tercihi nedeniyle o dönemde terör örgütlerinin birçoğunun idarecilerinin Şam’da kaldıkları, korundukları bir gerçekti. Suriye de, 79 yılında Apo’nun Suriye’ye kaçışından sonra Muhaberatın kontrolüne girerek Türkiye’ye karşı çok ucuz bir örtülü savaş başlattı. Bunun asli sebepleri birkaç taneydi.
Birincisi, Türkiye-Suriye arasındaki temel problem olan Fırat sularıyla ilgili Suriye’nin kendi tezini Türkiye’ye böyle bir terör örgütünü kullanarak bir şantaj aracı olarak kullanma isteğiydi.
İkincisi, diğer sınır meseleleri ve birtakım emlak meselelerinde elini kuvvetlendirici, hiçbir masraf etmeden çok önemli bir argümandı PKK’yı kullanması.
Diğer bir konuysa, özellikle Suriye’de çok etkin bir örgüt olan Müslüman Kardeşler’in 1982’de bir Hama ayaklanması var, Hama ayaklanmasında 35-40 bin insanın öldürülüşü var. İşte, bu Hama ayaklanmasıyla ilgili o zamanki Suriye yönetiminin resmî olmasa bile gayriresmî olarak Suriye ve Ürdün istihbarat örgütlerini suçlaması nedeniyle Türkiye’ye karşı bir soğuk bakış vardı ama bugün bunların tamamı kaybolmuş vaziyette. Suriye kendi başına da bela olabilecek, az önce söylediğim taşeron örgütünün, Suriye tarafındaki Kürdistan Demokratik Partisinin faaliyetlerini de dikkate alınca, bu coğrafyada büyük güçlerin taşeron örgütü hâline gelip bu coğrafyayı allak bullak etmeye yönelik emperyalist amaçları engellemeye dönük Türkiye'nin gayretlerine, PKK’yla mücadelesine de destek vermektedir. Bu konu, dediğim gibi, 1998’deki Adana Mutabakatı sonrasında oluşan güvenlik alanındaki en önemli husustur.
Değerli arkadaşlarım, bütün dünyada terör örgütleriyle mücadelede, sınırdaki ülkelerle, sınırdaş ülkelerle iş birliği yapmak çok önemlidir. İspanya’daki Bask milliyetçilerinin, Fransa’nın kullanmasını engelleyecek İspanya - Fransa arasındaki anlaşmadan sonra gücünün zayıfladığı ve bugünkü bildiğimiz noktaya geldiği bir realitedir. Dolayısıyla, terör örgütlerinin dış destek almadan yaşaması mümkün değildir. Suriye’nin de terör örgütüne vermiş olduğu desteğinin çekilmesi çok önemliydi ve bu desteğin çekilmesi de gerçekten terörle mücadelede çok önemli bir etken olmuştur Türkiye açısından. Bugüne kadar yakalanan 80 civarındaki PKK’lı terörist teslim edilmiştir, daha da ileri birtakım sempatizanları da teslim edilmiştir. Dolayısıyla, Suriye topraklarının PKK terör örgütü tarafından güvenli olmaktan çıktığı bir realitedir. Bunun komşularla olan ilişkileri daha da sıklaştırarak Orta Doğu coğrafyasındaki dörtlü bir planın Suriye bacağı en azından bugün için emniyette demek mümkündür, Irak ve İran bacağının da daha emniyetli hâle getirilmesi gerekir. Yani Orta Doğu coğrafyasında oluşturulmaya çalışılan kukla devlet ve bu kukla devlet sayesinde ve aracılığıyla Orta Doğu coğrafyasını terbiye etmek ve Orta Doğu coğrafyasında istedikleri operasyonu yapma noktasındaki küresel güçlerin oyununu bozabilmenin yegâne şartı vardır, bu şart da Türkiye, Suriye, İran ve Irak arasındaki güvenlik iş birliğini son derece ileri boyutlara getirmek gerekir. İşte, bunun Suriye bacağıyla ilgili yapılmış olan bu anlaşma, bu sözleşme bana göre son derece önemlidir. Dolayısıyla, bu anlaşmayı gerçekleştiren gerek İçişleri Bakanına gerekse Suriye tarafına teşekkürlerimi sunuyorum. Bu dostluğun, Türkiye-Suriye dostluğunun, beş yüz sene birlikte yaşamış olan bu insanların dostluğunun da önemsendiğine, çok daha iyi noktalara gideceğine inanıyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
24 konuşma daha · 10 Mart 2011