Ham Tutanak Metni
Kocaeli Milletvekili · İYİ Parti
Plan ve Bütçe Komisyonu · 5. yasama yılı · 5 Kasım 2026 · 665 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Lütfü Türkkan (İYİ Parti), 5 Kasım 2026 tarihinde TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu oturumunda konuştu (gündem: Ham Tutanak Metni); konuşma 665 kelime.
Lütfü Türkkan (İYİ Parti, Kocaeli). “Ham Tutanak Metni”. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu tutanağı, 5 Kasım 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/lutfu-turkkan-2026-11-05-ham-tutanak-1 (erişim: 5 Kasım 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/Tutanaklar/TutanakGoster/5487
Konuşmanın tam metni
TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli)Sayın Bakanım, uzun bir süredir Parlamentodayım, ilk defa birisinin yerinde olmayı hiç istemedim, şu anda sizin yerinizde olmayı gerçekten istemezdim. Şu anda ülkenin gündeminde olan bu fon meselesinin dışında başka bir konudan bahsedeceğim. Siz, şimdi, 7 çocuğu olan ama hiçbirisi çalışmayan, hepsine de bakmakla zorunlu olan, emekli olduğu hâlde çalışmak zorunda olan bir adam durumundasınız. 7 evlat var, devamlı harcıyorlar, her şeyin en güzelini istiyorlar "Çalış." "Hayır, baba bana para ver." Sizin şu anda durumunuz o. Türkiye özelleştirmeden elde edeceği bir gelire sahip değil artık. Özelleştirmenin içinden geçtik, AK PARTİ iktidarı döneminde özelleştirecek hiçbir şey kalmadı, tek bir yol kaldı elimizde: Vergi. O yüzden, herkesin gözü sizde. Bize vergiden para toplayacaksın, vergi yaratacaksın, vergi toplayacaksın, bize vereceksin ama biz onu çarçur edeceğiz, har vurup harman savuracağız. Bakın, bu kadar pahalı yönetilen -siz dünyayı da biliyorsunuz- bir devlet olmaz. Ben de yaklaşık on beş senedir Avrupa Parlamentosunda ve Avrupa Konseyinde zaman zaman görev yapıyorum. Meclisten örnek vereceğim, Meclisin Genel Sekreteri var, eyvallah, Genel Sekreterinin özel kalemi var, özel kalemin de ayrıca sekreteri var; Genel Sekreterin Yardımcısı var, onda da aynısı var. Yahu, arkadaş, gözünüzü seveyim ya yani borç parayla düğün yapan Roman'a benzemeyin ya! Eve gideceksiniz, evde alacaklılar bekliyoruz sizi. Böyle bir düzen olabilir mi? Bu düzende para yetişir mi? Devlet pusu kurar mı vatandaşına ya! Trafik polisi pusu kuruyor. Niye? "Ceza keseceğim." diye. "Devlet baba" deniyor, ismi baba, baba pusu kuruyor. Niye? Siz para istiyorsunuz, onlar da bu şekilde para yaratmaya çalışıyor, kaynak yaratmaya çalışıyor. Sanayici bacasını tüttürmek için canını dişine takmış, siz vergi denetmeniyle beraber gidiyorsunuz "Tamam, bak, ben seni incelemeyeceğim ama üzerine bu kadar yeni bir vergi ver, bu kadar matrah artırımında bulun, seni incelemeyeceğim." Niye? Yetişmiyor, çocuklar çok azgın, çocuklar almış başını gidiyor. Size de -o azgın çocuklar gibi- dönüyor "Bana bana para ver." Nereye kadar ya! Günah değil mi! Bakın, bu devletteki israf eğer gerçekten düzgün kaynaklara aktarılsa bu devlet hem düzgün ekonomiye sahip olur hem de ahlaksızlık ortadan kalkar. Yani pahalı yönetirken sadece pahalı yönetme organizasyonundan bahsetmiyorum. Alınan hizmetlere bakın, ben otuz beş senelik sanayicim, benim 1 liraya aldığım hizmeti devlet 3 liraya alınıyor. Yazık değil mi arkadaş ya! Vatandaşa da yazık, bu devlete de yazık, gelecek nesillere de yazık! Siz "İsraf yaptırmayacağız." dediniz sanki size inat israfı daha da fenafillah mertebesine çıkardılar, daha da çoğalttılar. Size inat mı yapıyorlar bilmiyorum ama devlet israftan kaçınmak yerine israfı çoğaltmanın yollarını arar gibi şu anda. Aslında bu paraların hepsi de ciddi anlamda yatırıma teşvik edilse... Üretmeden zengin olan bir devlet yok, üretime ait aktaracağımız kaynak yok. Sanayi Bakanlığı bütçesinde de konuştum ben "Bütçenin rakamını hiç konuşmuyorum. Size daha çok para versinler, daha çok para ayırsınlar, siz de üretenlere daha çok kaynak ayırın, onları teşvik edin. O üretenler hem istihdam yaratsın hem ihracat yapsın, döviz kazansın ülke hem de verdiği vergi geliriyle ülke kalkınsın." dedim. Ama maalesef, bir kısır döngü içerisinde... Hiç kimsenin de buna bir "dur" demeye niyet yok. "Ben bunu durduracağım." diyenin de hemen kafasına odunu vuruyorlar, onu da görüyorum, bürokraside de böyle, bakanlıkta da böyle. Yani zatıalinize karşıtı oluşturulan o cephenin arkasında ben bu konuda sıkıntı çeken çevrelerin olduğunu düşünüyorum. Devletle ilgili yönetim biçimlerinde istedikleri gibi gitmeyen bir düzen olduğunu gördükleri için bu baskın üzerinize olduğunu düşünüyorum. Bu ülke bizim, bu devlet bizim. Ben göçmen bir ailenin çocuğuyum, göç haritamı tamamladım, başka gidecek yerim yok benim, son vatan Türkiye, hepimiz için öyle. Bu ülkeye bebeğimiz gibi bakmamız lazım, prematüre doğan bir bebek gibi çok hassas bakmamız lazım. Bakın, Ziraat Bankası çiftçilerle ilgili elindeki kaynakları olanca düzgün kullanmaya çalışıyor ama neticede kaynak belli. Oraya aktarılacak kaynakları artırmak Türkiye'de tarımın gelişmesine, tarıma verilen dövizlerin de ülkede kalmasına sebep olacak. Böyle bir şey olur mu, Türkiye'de -biraz evvel bahsettiler- 1 milyar dolara yakın ceviz ithalatına para ödenir mi ya? Ceviz, bahçenize ekseniz çıkar, çok özel bir bakım istemez, ceviz bahçesi kurmak da çok zor bir şey değil. Tarımla ilgili çiftçilere verilen desteğin, faiz, sübvansiyon artırılması bu ülkenin gelişmesine katkıda bulunur. Bu kaynakları doğru kullanmak üzere yeni bir düzen... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI TOPLANTIDA
Aynı gün bu komisyonda konuşanlar
63 konuşma daha · 5 Kasım 2026