İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 90. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre grup önerileri hakkında

M. Nuri Yaman

Muş Milletvekili ·

Genel Kurul, 90. Birleşim · 4. yasama yılı · 21 Nisan 2010 · 794 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

M. Nuri Yaman, 21 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 90. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İÇTÜZÜĞÜN 19 UNCU MADDESİNE GÖRE GRUP ÖNERİLERİ HAKKINDA); konuşma 794 kelime.

M. Nuri Yaman (Muş). “İçtüzüğün 19 uncu maddesine göre grup önerileri hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 90. Birleşim tutanağı, 21 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/m-nuri-yaman-23-2010-04-21-ictuzugun-19-uncu-maddesine-gore-grup-onerileri-hakkinda (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

M. NURİ YAMAN (Muş)Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin hayvancılık ve süt, süt ürünleri konusunda ülkemizin önemli bir sorununun bu yüce Meclis tarafından araştırılıp çözüme kavuşturulması konusundaki araştırma önergesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu nedenle hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Türkiye’nin beslenme ve sağlıklı bir neslin yetişmesinde bütün gelişmiş ülkelerde olduğu gibi hayvansal ürünlerin ve dengeli beslenmedeki proteinin önemi konusunda yapılmış çok sayıda bilimsel araştırmalar vardır. Bu araştırmalar, hem doğumdan ölüme kadar insanların düşünce yapılarının oluşmasında, insanların doğuştan sonraki ilk altı yıllık süreçteki fiziksel beyin ve organların oluşmasında protein fazlalığı ve protein eksikliklerinin bilimsel değerleri herkes tarafından kabul edilmiş ve ülkeler bu konuda da hükûmetlerin aldıkları programlar ve planlar dâhilinde de bu sorunu çözüme kavuşturmuştur.

Ülkemizin coğrafi yapısı, iklim koşulları, Türkiye’nin gelişmesiyle ilgili sektörler içinde tarımın çok önemli bir yeri olduğu hiç yadsınamaz. Öyle ki nüfusumuzun yıllar itibarıyla büyük bir çoğunluğu kırsal alanda yaşadıkları için genelde aile ekonomisi içinde en çok uğraştığı ve bir bakıma gizli işsizliğin de kamufle edildiği bir alan da tarım ve hayvancılık sektörüdür. Ancak yıllardan beri hükûmetlerin bu konudaki eksiklikleri, bu konudaki yetmezlikleri ne yazıktır ki ülkemizde bu sektörün günden güne geri gitmesini sağlamıştır. Bir zamanlar büyükbaş hayvan sayısında ve küçükbaş hayvan sayısında yüz binlere varan sayılar ne yazık ki son otuz yıllık çatışmalı ortamın, Türkiye’nin, bilhassa Kürtlerin yoğun bir biçimde yaşadığı bölgemizde bu sektörü bitirme noktasına getirmiştir. Bu sektörle ilgili devletin ve onun illerdeki temsilcisi olan mülki idare amirlerinin bu konudaki yanlış, eksik ve tamamıyla bu hayvancılık sektörünü öldürmeye yönelik yayla yasağı olayı da bu sektörün günden güne geri gitmesini ve bu sektörü, deyim yerindeyse, tükenme noktasına getirmiştir.

Bu konularla ilgili olarak bu coğrafyada denetimde bulunduğum Erzurum gibi, Van gibi hayvancılığın tek geçim kaynağı olduğu ve halkımızın beslenmesinin temel ürünü olan hayvan yetiştiriciliği konusunda, tamamıyla güvenlik nedeniyle, aslında bir noktada halkın düşürülmesi, fakirleştirilmesi ve bu konuda burada yaşayan insanların zorunlu göçe sürüklenmesini sağlamaya yönelik ne yazık ki yanlış politikalar uygulanmıştır.

Yayla yasaklarıyla ilgili olarak her ne kadar her yıl İçişleri Bakanlığınca bu konuda gerek mülki idare amirlerine ve gerekse kırsal alandaki jandarma bölgelerindeki ilgili yasakların halkın bu geçim kaynağının önüne geçilmemesi konusunda genelgeler yayınlanmış ise de ne yazık ki bu genelgelerin gereği bir türlü yerine getirilememiştir. Öyle ki bu halkın bu geçim kaynağının sona erdirilmesi konusunda çaresiz kalan halk büyük kentlere, metropollere göç etmiş ve otuz yıllık birikimden sonra bu insanların bu dağlarda, bu yaylalarda hayvancılıkla ilgili işlemleri tükenme noktasına gelmiştir.

Biz eğer metropollerdeki bu insanlarla ilgili görüşmeler yaparsak, bunların ne kadar zor şartlar içinde yaşadığını görürüz. Geçende, belki sizler de izlediniz, “Zorunlu Hayat” adıyla TRT 2’de çok anlamlı ve bu ülkenin gerçek sorunlarını dile getiren bir program izledik. Bu programı izlerken gelip varoşların, taşlı tarlanın ve Gaziosmanpaşa’nın o insanlık dışı koşullarında sekiz, on ailenin yaşarken, kendi cennetlerinden, on yıl, yirmi yıl önce yaşadıkları köylerden bahsederken öyle sanıyorum ki benim gibi sizler de göz yaşlarınızı tutamadınız. Bu insanlar orada yüzlerce koyun, keçi ve büyükbaş hayvan beslerken aynı zamanda bahçelerinde, bağlarında, bugün adına artık rastlamadığımız incirinden tutun cevizine kadar bir sürü gıda maddesini yetiştirdiğini, hayvanlarının buradan sağladığı ürünlerle geçimini çok rahat sağladığını gayet açık ve göz yaşları içinde anlattıklarını sizler de izlediniz.

İşte bu önemli sektörün bu noktasında bu konudaki olumsuzlukları dile getiren bu programdan sonra, öyle sanıyorum ki son dönemde Tarım ve Gıda Bakanlığı yeni bir proje başlattı. Bu proje Kırsal Alan Kalkınma Kooperatifleri Projesi. Sayın Bakanım, sanıyorum biraz önce burada, salondaydı. Kendisiyle, bilhassa hayvancılığın ve -bu konudaki tek geçim kaynağı köylerde- hayvan ve süt ürünleriyle uğraşan arkadaşların buna büyük bir hevesle sarıldıklarını ve Muş özelinde birden çok projelerin hem il merkezinden hem de ilçe merkezinden sunulduğunu sevinçle gördük. Kalkınma ajanslarının ve Bakanlığın bu konudaki çalışmalarını halk büyük bir heyecanla takip etti ama ne yazıktır ki Sayın Bakana da bire bir iletmemize rağmen, bu halkın geleceğini garanti altına alacak ve sağlıklı beslenmesini sağlayacak olan bu sektörle ilgili iyi niyetleri, partizanca birtakım yaklaşımlarla çok sayıda kişinin bu projelerine olumlu yanıt verilmedi.

Sayın Bakanım, bu konuyu yakından takip edeceğimi bir kez daha buradan belirtmek istiyorum ve o konulardaki yapılan yanlışların düzeltilmesiyle ilgili birkaç defa bana verdiğiniz sözün takipçisi olacağım.

Değerli milletvekilleri, hayvancılıkla ilgili bölgede yaşanan önemli sorunlardan biri olan, mevsimsel yayla hayvancılığı yapan, kış aylarında sıcak iklimlerde, yaz aylarında da Süphan’ın, Ağrı’nın ve Erzurum’un dağlarında yayla hizmeti gören “Koçerler” dediğimiz gezici ve kış aylarında tekrar yurduna dönen insanların sorunlarından da bahsetmeden geçemeyeceğim. Buralarda terör bahanesiyle, birtakım yasa dışı faaliyetlere yataklık yapılıyor gerekçesiyle yıllardır bu insanlar baskı altında tutuldu. Bu insanların kendi geleceklerinin teminatı olan, çoluk çocuklarının geçiminin sağlanmasında tek yolları olan hayvancılıkla ilgili bu başvuruları ne yazık ki devletin yetkilileri tarafından güvenlik nedeniyle göz önüne alınmadı. Bunların hem sağlık sorunları hem eğitim sorunları görmezlikten gelindi. Bilhassa köylerde köy tüzel kişiliğine ait yaylaların kiralanmasında partizanca birtakım tavırlarla bazı köylerin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

90 konuşma daha · 21 Nisan 2010

90 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook