Grup önerisi hk.
Muş Milletvekili ·
Genel Kurul, 136. Birleşim · 4. yasama yılı · 16 Temmuz 2010 · 992 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
M. Nuri Yaman, 16 Temmuz 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 136. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GRUP ÖNERİSİ HK.); konuşma 992 kelime.
M. Nuri Yaman (Muş). “Grup önerisi hk”. TBMM Genel Kurulu, 136. Birleşim tutanağı, 16 Temmuz 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/m-nuri-yaman-23-2010-07-16-grup-onerisi-hk (erişim: 28 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
M. NURİ YAMAN (Muş)Teşekkür ederim Sayın Başkan.
5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması -ve uygulaması- Hakkında Kanun hakkında Barış ve Demokrasi Partisi adına vermiş olduğumuz önergenin lehinde söz almış bulunuyorum. Bu nedenle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Biraz önce, benden önce konuşan Değerli Hatip bu konunun, bu yasanın uygulamasından kaynaklanan sorunların şu andaki Türkiye’nin gündemi olmadığı, daha önemli sorunların gündeme taşınmasını istedi. İlgili hatip kendi yönünden haklı olabilir ancak sizin vicdanlarınıza seslenmek istiyorum.
1984 yılından bu yana, on dört yıldır, on yedi yıldır bu kargaşa ve savaş ortamından kaynaklı ve büyük bir çoğunluğu da bulunduğumuz Kürt coğrafyasındaki köy ve kasabalarda köylerin boşaltılması, köylerin yakılmasından kaynaklı uluslararası kuruluşların dayatmasıyla çıkartılan ve bu tazminatların, bu zararların ödenmesine ilişkin 5233 sayılı Yasa’nın ne kadar uygulandığını, neler sağladığını kısa bir süre içinde sizin bilgilerinize sunmak istiyorum. Üstelik bu coğrafyada uygulamaların da bir kısmının da Erzurum gibi, Van gibi, Erzincan gibi o dönemdeki teftişlerinde karşılaştığım hazin örneklerden de size örnekler sunmak istiyorum.
Bu tazminatların karşılanmasında ne yazık ki insanlara sanki bir göz boyamaca, sanki uğradıkları bu mezalimin, çektikleri bu sıkıntıların kendisine bir kefareti gibi ödenecek sadaka kültürünün bir devamı gibi uzlaşmaya ve birlikte sulhname hazırlamaya zorlandıklarını gördüm ve çok uzaklara da gitmek istemiyorum. Sadece Türkiye'nin genel manzarası içinde, bu konuyla ilgili Yasa’nın çıktığı ve yürürlüğe girdiği 2004 tarihinden uzatıldığı 2006 tarihine kadar başvuru sayısının 361.325 olduğunu, ancak bunlar içinde ancak 192 bine kadar dosyalarının -o da bu dediğim yaklaşımla- zorlanarak, dayatılarak, sulhnamelerle çözümlendiğini gözlerinizin önüne sermek istiyorum. Bu 192 bin dosyadan 4.500’ü de şu anda idare mahkemelerinde, büyük bir kısmı da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin önünde ve sırasıyla, bu süre içinde de, yaklaşık sekiz yıllık süre içinde de geriye, o tazminatların ödenmesiyle ilgili kararlar geliyor. Hâlen, bu göstermelik Yasa’dan dolayı, başvurulardan 165 bin dosya gündeme alınmış değil. Bu gündeme alınmamadaki en büyük eksiklik de Yasa’nın gerçekten çok çelişkili birtakım durumları ve çelişkili birtakım düzenlemeleri kapsamasından kaynaklanıyor.
Öncelikle bu Yasa ve onun devamı olan yönetmelikler, bu bölgede, bu insanlara, sanki bunların manevi bir zararı olmamış gibi, sanki köyleri boşaltıldıkları zaman, bu metropollerde, büyükşehirlerde bir sürü sıkıntı yaşamamışlar gibi, bulundukları yerlerdeki o komisyonlar ilgililerden tapu istemekte ve zarar tespit komisyonları ise bu zararların olup olmadığını ne yazık ki o bölgede, şimdi, belgeleri ve dosyaları ellerinde olmayan güvenlik kuvvetlerine sormaktadırlar. Ben Erzincan’da, Van’da ve Erzurum’da bu dosyaları çok inceledim. Dosyalarla ilgili olarak evvela bu terör nedeniyle, köy boşaltma nedeniyle bu yerlerden bu insanların göç edip etmediği ilgili jandarmaya soruluyor ve jandarmanın bu dosyalarla ilgili verdiği bilgilerde, samimiyetle söylüyorum, yüzde 90’ın üzerinde bölgemizde bu tarihler arasında böyle bir asayiş olayının ve böyle bir boşaltma olayının vukuat raporlarında bulunmadığı, bu nedenle bu olayın gerçek olup olmadığının kayıtlara dayandırılmadığı” bilgisi veriliyor.
Erzincan’ın bir köyünde –Erzincan milletvekilleri iyi dinlesinler- köy muhtarıyla ilgili olarak yaşanan bir olayda muhtarın yeğeni göç etmek zorunda kalıyor ve o geceyi anlatırken tutanaklarda aynen şunu söylüyor: “Gece olay meydana geldiği zaman amcam olan muhtarla -yaşlı olan amcam- yengem yangının, evin enkazı altından çıkarıldıklarında ölüydü. Bu durumu gördüğümüzden dolayı -biz zaten hepimiz akrabaydık- bu hanelerden kendi akrabaları ölen muhtardan dolayı büyük bir çoğunluğu Erzincan’a göç etmek zorunda kaldık.“ Bu olaydan dolayı oradaki tarlasını, oradaki bağ bahçesini ve ağaçlarını da sayarak “Şu kadar kayısı ağacı, şu kadar üzüm bağı, şu kadar dönüm de arazimi bırakıp falan tarihten beri, yaklaşık olarak yedi sekiz yıldan beri -yasanın çıktığı 2005, 2006’da yapmış müracaatı- Erzincan’da yaşıyorum ve Erzincan’da kira ödüyorum, Erzincan’da geçimimi günlük çalışarak karşılıyorum. Bu konuda benim bu arazilerimin, bu gelir kaynaklarımın ve satmak zorunda kaldığım, ucuza satmak zorunda kaldığım geçimimi sağlayan şu kadar keçimin, şu kadar ineğimin hesaplanarak bana tazminat ödenmesini bu Yasa ve yönetmeliğe göre istiyorum.” diye ifade veriyor. Bakın, oradaki zarar tespit komisyonunun, o ilin vali yardımcısının başkanlığında ve genelde tarım, sağlık, çevre ve bayındırlık birimlerinden oluşan zarar tespit komisyonunun verdiği karar: “Size yönelik doğrudan doğruya bir tecavüz veya bir saldırı olmadığı için, siz bu köyü terk etmek mecburiyetinde değildiniz, siz o köyde yaşabilirdiniz, ama amcanız, ama yengeniz öldüyse de sizin orada yaşamaya devam etme şartlarınız vardır.” diye bu başvuruyu reddetmiştir.
Yine Muş’tan örnek veriyorum: Muş’ta da Sayın Valiyle sık sık bu konuyla ilgili görüşüyoruz. Muş’un Altınova beldesinde bir aile, anne hamile, eşi ve 7 çocuğu, televizyonların da gösterdiği bir biçimde bulundukları evde, Bolu’dan ve Kayseri’den gelen güvenlik birimlerinin müdahalesi ve etkisi, gözetimi altında diri diri yakılıyorlar. Yıl 1993. Beni dinleyenler olayı eğer gözlerinin önüne getirirse şimdi belki gözleri yaşarıyor. Ben dinlediğim zaman dayanamadım. Hâlen bu 10 kişilik aileye ilişkin başvuru dosyaları şu anda sonuçlanmamış.
Yine, Muş’un Zengök köyünde 5 kişilik bir aile, Bolu’dan ve Kayseri’den gelen güvenlik birimlerinin, komando birliklerinin denetim ve gözetiminde diri diri yakıldı ve binaları başlarına yıkıldığı hâlde hâlen dosyaları sonuçlanmamış.
Bu spesifik olayı, şu andaki Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Mehmet Ali Şahin’le beraber bölgede ziyarette bulunduğumuzda, ilgili aile, belgeleriyle durumu Sayın Başkana bildirdi. Bakın, aradan geçen süre on yedi yıl. Bu aile çoluk çocuğuyla yok edilmiş ve Valinin verdiği yanıt, bizim kendisiyle yaptığımız görüşmelerde bize de verdiği yanıt…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun Sayın Yaman.
M. NURİ YAMAN (Devamla)Teşekkür ederim.
Efendim, bölgemizde, gerçekten, biz mevcut dosyalara baktık. Bu dosyalar içinde büyük tazminatları gerektiren ve size biraz önce örneğini verdiğim iki dosyayı da kendisine hatırlatarak… “Büyük ödemeleri gerektiren dosyaları biz ödenek yetersizliğinden dolayı sona bıraktık. Daha ziyade 7-8 milyon liralık, sulhname yapacak olan dosyaları öne aldık ve biz bunları öncelikle soruşturuyoruz, bunları sonuçlandırıyoruz.”
Muş’ta 11.153 tane bu tür başvuru vardır. Bunlardan ancak 7.075 tane dosya sonuçlandırılmış, yani küçük dosyalar ama geriye 4.150 dosya hâlen bekliyor.
Değerli arkadaşlar, çıkardığınız kanun eğer amacına uygun olarak kullanılmıyorsa bu kanunun bir hikmeti harbiyesi olmaz. O nedenle “Sadece uluslararası kuruluşlara, Avrupa İnsan Haklarına ve…”
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
M. NURİ YAMAN (Devamla)Sayın Başkan, sözümü tamamlamak istiyorum.
“…sadece Avrupa Konseyinin aldığı öneriyi yerine getiriyoruz.” söylemekle bu devlette hak hukuk ve adalet sağlanmaz.
O nedenle, bu komisyonların bunca süredir sonuçlandırmadığı bu dosyaların bir an önce sonuçlandırılmasını ve kanayan kamu vicdanının bu kanının durdurulmasını diliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
58 konuşma daha · 16 Temmuz 2010