İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)
Gaziantep Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 80. Birleşim · 1. yasama yılı · 15 Mayıs 2003 · 1.019 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mahmut Durdu (AK Parti), 15 Mayıs 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İŞ KANUN TASARISI VE SAĞLIK AİLE ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER (S,S, 73)); konuşma 1.019 kelime.
Mahmut Durdu (AK Parti, Gaziantep). “İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)”. TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim tutanağı, 15 Mayıs 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mahmut-durdu-22-2003-05-15-is-kanun-tasarisi-ve-saglik-aile-calisma-ve-sosyal-isler-s-s-73 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA MAHMUT DURDU (Gaziantep)Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi en derin kalbî duygularımla ve saygılarımla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, gerek Adalet ve Kalkınma Partisinin gerekse saygıdeğer Cumhuriyet Halk Partisinin milletvekilleri olarak hepimiz seçim sathı mailinden dolaşarak geldik. Ben, Gaziantep'in merkezinde ve diğer ilçelerinde gezmedim, sadece, Gâvur Dağının hemen yanı başındaki Islahiye Ovasında ve Nurdağı İlçesinde ve köylerinde gezdim. Kimi zaman Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarım benden önce, kimi zaman onlardan sonra ben gittim; onlar konuştular, ben dinledim; ben konuştum, onlar dinledi ve memleketimizin meselelerini kardeşçe dile getirdik. Ekonominin, siyasal yapının bozuk olduğunu hepimiz anlattık ve orada, aynı şeyleri söyledik; ama, bugün bakıyorum, 3 Kasımdan sonra frekanslarımız değişmiş, başka şeyler konuşuyoruz, sanki Türkiye'nin gerçeklerini görmüyoruz gibi konuşuyoruz.
Değerli arkadaşlarım, siz diyorsunuz ki, işçiye şu kadar imkân verelim. Verelim. Siz diyorsunuz ki; şu iş düzenini şu şekilde yapalım. Yapalım, güzel; fakat, sizi, şöyle, geçmişte bir tarihe götüreyim: Bakınız, 1948'de İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, iki sene sonra da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi neşredildi. İkisini de inceleyiniz; İnsan Hakları Evrensel Sözleşmesinde, afakî, ayağı yere değmeyen hükümler vardır; istikbale matuf, çok güzel hükümler vardır; ama, ayağı yere değmiyor. İnsanlık için, bir mesaj, baş tacı, güzel şey; ama, hiçbir müeyyidesi yok. Satır satır incelemiş bir arkadaşınız olarak iddia ediyorum ki, hiçbir müeyyidesi olmayan hükümler; ama, iki sene sonra neşredilen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine bakınız, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesine nazaran daha zayıf hükümler taşımış olmasına rağmen, mesela, ekonomik ve sosyal haklarda, işçi haklarında daha geri olmasına rağmen, kabul edilen hükümler, müeyyideli olduğu için, daha güzel sonuçlar vermiştir.
Aziz arkadaşlarım, saygıdeğer arkadaşlarım; hukukçu arkadaşlarım benim dilimden çok iyi anlarlar. Roma hukuku okuyan insanların "De lege lata ve de lege frande" dedikleri bir ikilem vardır; birisi, olan kanun; birisi de, olması lazım gelen kanun. Ben bakıyorum, Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımız, olması lazım gelen kanunlar üzerinde afakî şeyler söylüyorlar. Bizim AK Partililer ise, ayağı yere değerek, bütçemizi gözönüne alarak, Türkiye'nin borçlarını da hesaba katarak konuşuyorlar; farkımız bu, frekansımız burada bozuldu. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım -benim yanımda- Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarım saygıdeğer insanlardır ve samimî söylüyorum, bütün söylediklerini bütün ciddiyetimle takip ediyorum, hele Oya Hanım konuştuğu zaman, hele Mustafa Bey konuştuğu zaman, onlardan fevkalade faydalanmaya çalışıyorum, not alıyorum ve hatta bazı önergelerinize de parmak kaldırdım; bazı AK Partili arkadaşlarım da, belki bana sitem etmişlerdir.
CEVDET SELVİ (Eskişehir)- Çok kızdılar!..
MAHMUT DURDU (Devamla)- Takip ediyorum. Haluk Bey önerge vermiş "tiksindirici hastalık..." Hiçbir beden, hiçbir ruh, hiçbir insan tiksindirici hastalığı istemez; ama, kader onu o hastalıkla duçar etmiş ise, onu kabullenmek zorunda ve biz de onu kabullenmek zorundayız. O önergeyi Haluk Bey vermiş, ikinci önerge de bizim; aynı mahiyette. Ben, ikinciyi beklemeden, Haluk Beyin önergesine el kaldırdım. Bugün, Lokman Beyin sizin de desteklediğiniz önergesine de el kaldırdım. Belki, arkadaşlarım kızmış da olabilirler; ama, doğruyu yakalamak lazım.
Değerli arkadaşlarım, bir şey anlatmaya çalışıyorum. Bizim ayrı frekanslarda konuşmamamız lazım. Şimdi, Mustafa Bey diyor ki "niye acele ediyorsunuz, aceleniz ne?" Ben diyorum ki, acelemiz var. Evet, acelemiz vardır. Mesela, şimdi tam ekim zamanıdır, mahsul zamanıdır, sürek zamanıdır; çiftçilerimizin, işçilerimizin mazota ihtiyacı vardır. Aciliyet içinde, bütçemiz buna müsait olmamasına rağmen ve bir hünerle, bakanlarımızın çalışmasıyla buldukları kaynaktan bu arkadaşlarımıza mazot fiyatında düşürme yaptık. Acelemiz var, sizin de olmalı. Yatsı namazını kıldıktan sonra, şöyle bir etrafınıza bakınız; eli öpülecek Mehmet Efendi çöplüklerde ekmek topluyorsa, acelemiz vardır.
Şimdi, siz bana diyeceksiniz ki, ee, öyleyse, güzel; şu yasayı, afakî şu maddeleri içinde taşıyan şeyleri dururken, niye, bu mevcuduyla şey yapalım. Şu Parlamento, tasarının içindeki yanlış maddeleri yarın da değiştirebilir, düzeltebilir; ama, gelin, öncelikle, şu memleketimizde, ekonominin dinamiklerini harekete geçirelim.
Bazı yanlışlıklar da müşahede ettim; Halk Partili arkadaşlarımız çıkıyor diyor ki; müeyyideler eksik, 100 000 000 değil de 500 000 000 olsun. Cumhuriyet Halk Partili İsmail Değerli arkadaşım da, dün, 86 ncı maddede söz alarak "bu madde güzel; fakat, bunun müeyyidesi yok" dedi. Halbuki, lütfetse, iki sayfa sonra 105 inci maddenin dördüncü fıkrasını açsa okusa, müeyyidesini görecek; ama, lütfetmemiş, okumamış... Şimdi, Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımın bugünkü söyledikleri mi doğru, İsmail Değerli arkadaşımın dün söylediği mi doğru; merak ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, bakınız, az önce Muzaffer Bey "bir gemideyiz" dedi; doğru, aynen katılıyorum. Bu gemiyi, sağlıklı olarak limana vardırmamız lazım; doğru. Fakat, bunun için de, bu millet, şu aziz millet, bize görev vermiş, yüzde 35 reyle bizi iktidar yapmış, sizi de muhalefet yapmış. Seçim sathı mailinde "devlet arabası devriliyor" demişiz; bize inanmışlar, sizi muhalefet yapmışlar, bizi iktidar yapmışlar. Bizim de bu arabayı yürütmemiz lazım. Bunun için de desteğinize ihtiyacımız var. Bunu esirgiyorsunuz.
Oğuz Oyan Beyefendi, 11 inci maddenin müzakerelerinde -tutanaklara bakabilirsiniz- 14 tane önerge vermiş, ayrı ayrı 14 tane önerge "ve" kelimesi değil de "veya" olması lazım "ile" değil de "ilâ" olması lazım; değişik önergeler... Siz, bu memlekete acıyorsanız, 15 önergeyi ayrı ayrı vereceğinize, tek önergeyle bunu verebilirsiniz. Demek ki, sizin de, burada bir yanlışlık yaptığınızı kabul etmeniz lazım. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Ben yirmisekiz senelik avukatım; yanıbaşımda orman şefi emekli, yanıbaşımda başçavuş emekli, üç emekli oturuyoruz; Maho Ağa diye tabir ettiğimiz, bundan yirmi sene önce perişanlık içinde yaşayan birisi yanımıza yaklaştı, İsviçre'de malulen emekli olmuş. Ben biliyordum; ama, arkadaşlarım da bilsin diye sordum, dedim ki: Maho, emekli maaşın ne kadar? "Frank olarak mı söyleyeyim, Türk Lirası olarak mı söyleyeyim" dedi. Anlaşılsın diye Türk Lirası olarak söyle dedim. "7 milyar Türk Lirası" dedi. Ben o tarihte avukat emeklisi olarak 280 000 000 lira alıyordum. Emekli oluncaya kadar sağlık sigortamız yok.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun efendim.
MAHMUT DURDU (Devamla)Baktım ki, Maho Ağanın aldığı, bizim üçümüzün aldığının 7 misli. Ülkesi iyi yönetilmiş, onu vermiş, ülkemiz kötü yönetilmiş, bize bunu veriyor.
Bir İngiliz avukat arkadaşım var. Oğlum sakat, onun tedavisiyle Eğridir'de uğraşıyorum; yirmi senedir uğraşıyorum, daha bir netice de alamadım. İngiliz de, bir tedavi için Eğridir'e gelmiş, onbeş gün falan beraber kaldık. Avukatlığını anlatıyor, utanıyorum; çocuklarının eğitimini anlatıyor, utanıyorum; Hollanda'dan, İsveç'ten, Norveç'ten söz ediyor, utanıyorum. Bir gün, kendisine dedim ki; yahu, Allah rızası için bu mevzuları açma; çünkü, sen söylediğin zaman utanıyorum. "Niye utanıyorsun kardeşim" dedi. Biz 16 tane imparatorluk kurduk diye, ilkokulda, ortaokulda, liselerde, fakültelerde çocuklarımıza öğretiyoruz; ki, bizim 15 inci imparatorluk yıkıldığı zaman bile, senin sözünü ettiğin devletler yoktu dedim.
Saygıdeğer arkadaşlarım, hepinizi bu çalışmaya, bu koşmaya davet ediyorum ve saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
41 konuşma daha · 15 Mayıs 2003