İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 107. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Sosyal güvenlik kurumu teşkilatının kuruluş ve görevleri hakkında (s.s.222)

Mehmet Akif Hamzaçebi

Trabzon Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 107. Birleşim · 1. yasama yılı · 16 Temmuz 2003 · 980 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Akif Hamzaçebi (CHP), 16 Temmuz 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SOSYAL GÜVENLİK KURUMU TEŞKİLATININ KURULUŞ VE GÖREVLERİ HAKKINDA (S.S.222)); konuşma 980 kelime.

Mehmet Akif Hamzaçebi (CHP, Trabzon). “Sosyal güvenlik kurumu teşkilatının kuruluş ve görevleri hakkında (s.s.222)”. TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim tutanağı, 16 Temmuz 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-akif-hamzacebi-22-2003-07-16-sosyal-guvenlik-kurumu-teskilatinin-kurulus-ve-gorevleri-hakkinda-s-s (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sosyal Güvenlik Kurumu Teşkilatı Kanunu Tasarısının 1 inci maddesine ilişkin olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; sözlerime başlamadan önce hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tasarının 1 inci maddesine göre, Sosyal Güvenlik Kurumunun kurulmasının iki temel amacı var. Birincisi, sosyal güvenlik politikalarının belirlenmesi; ikincisi de, çeşitli sosyal güvenlik kurumları arasındaki norm ve standart birliğinin sağlanması. Bu iki temel amacı gerçekleştirmek üzere kurumun kurulması öngörülüyor; yani, 3 tane sosyal güvenlik kurumumuz var -Emekli Sandığı, Bağ-Kur ve SSK ve işsizlik sigortasını yöneten İş Kurumunu da ilave edersek, bu dört kurum arasındaki uygulama birliğini sağlayacak. Nedir?.. Örneğin, maaşlar arasındaki çok büyük uçurumu ve dengesizliği -eşitleyecek demiyorum; ama- dengeleyecek veya sağlık hizmetlerinin sunumundaki farklılıkları daha uyumlu bir hale getirecek. Olabilir, bu niyetlerle yola çıkan bir örgüt kurmak gerekiyorsa, tabiî ki bunu kurmak mümkündür; ancak, 1 inci maddeyle öngörülmüş olan yapılanma şekli, bizim idare sistemimize uygun değildir. Kurum, genel bütçeye dahil olarak kurulmaktadır; yani, bir bakanlıktan farkı yoktur; ama, buna rağmen, bir tüzelkişiliğe sahip kılınmıştır. Bu, bizim idarî sistemimize uygun değildir. Bakanlıkların veya genel bütçeye dahil kurumların tüzelkişiliği yoktur; bütün bunların hepsini, devlet tüzelkişiliği zaten kapsar. Bu yönüyle bir yanlış düzenleme yapılmaktadır. Bu yanlışlık, gerçekten, bizim idare sistemimize uygun düşmemektedir.

Yanlış bir düzenleme, yani, tasarlanış şekli, daha doğrusu, bir tüzelkişiliğe sahip olarak kuruluyor olması doğru değil; ama, varsın kurulsun diyelim. Peki, sosyal güvenlik politikalarını hakikaten uyumlaştırabilir miyiz; hakikaten, buralarda, kurumlar arasındaki farklılıkları giderecek bir duruma gelebilir miyiz? Bunun için, öncelikle, sosyal güvenlikte neredeyiz, buna bakmak gerekir. Sosyal güvenlikte ne kadar prim tahsil ediyoruz ve ne kadar harcamamız var; sosyal güvenlikte durum nedir dediğimiz zaman, öncelikle buna bakmak gerekir. Prim tahsilatımızda durum şudur: Tüm sosyal güvenlik kurumlarının tahsil etmiş olduğu sosyal güvenlik primlerinin -Emekli Sandığı keseneği olsun, işveren primi olsun, işçi primi olsun- hepsinin toplamı, gelişmiş ülkeler ortalamasının yarısı civarındadır. Örnek verecek olursak; 30 ülkenin üyesi olduğu OECD dediğimiz örgütte, toplanan primlerin gayri safî millî hâsılaya oranı yüzde 9,5'tir, Türkiye'de bu yüzde 5,6'dır ve Avrupa Birliği ortalaması 11,4'tir. Yarı yarıya bir düşüş vardır ve Türkiye'deki bu 5,6'lık oran, yükseltilmiş orandır; yani, 2000 yılının öncesinde çok daha düşüktür bu oranlar.

Peki, gelişmiş ülkelerin topladığı primlerin yarısına yakın prim topluyoruz. Hangi oranlarla prim topluyoruz diye baktığımızda, Türkiye'deki sosyal güvenlik prim oranlarının son derece yüksek olduğunu görüyoruz. Prim tahsilatında yarısı düzeyindeyiz; ama, oranları kıyasladığımızda, gelişmiş ülkeler düzeyinde, onlara yakın, birçoğundan çok daha yüksek bir orana sahip olduğumuzu görüyoruz. Örnek vereceğim: İşçi ve işveren sosyal güvenlik primlerinin toplam işçi maliyetindeki oranı, Türkiye'de yüzde 30'dur. Bu, biraz önce sözünü ettiğim OECD dediğimiz örgüte üye ülkeler ortalaması olarak yüzde 23,6'dır. Avrupa Birliği oranı bile Türkiye'den düşüktür, yüzde 28,6'dır. G-7 ülkelerinde ise bu oran yüzde 22,8'dir. G-7 ve Avrupa Birliği üyesi ülkeler dışındaki ortalamayı alırsak, bu oran yüzde 19,7'dir. Türkiye, oran yüksekliği olarak, bu G-7 ve Avrupa Birliği dışındaki üye ülkelerden yüzde 50 oranında daha yüksek bir prim oranına sahiptir.

Türkiye'de yapılan, çok yüksek prim oranlarıyla sosyal güvenlik sistemini ayakta tutmaya çalışmak olmuştur. Çok yüksek oranlarla, işveren yatırımdan engellenmektedir. Türkiye, hak ettiği yatırımı yapabilmek için, Türkiye'nin gelişmiş ülkelerle olan farkını kapatabilmesi için çok daha fazla yatırım yapması lazım; ama, Türkiye'deki hem işçi üzerindeki hem işveren üzerindeki tüm sosyal güvenlik prim oranlarının yüksekliği nedeniyle bu yatırımlar yapılamamaktadır.

Reform adına neler yapılmıştır? Türkiye, sosyal güvenlikteki bu açmazını, tabiî ki, bu yıl fark etmiş değildir, daha erken fark etmiştir; ancak, reform adına yapılan düzenlemeler, prim matrahı ile ücretin vergi matrahının birbirinden ayrılması olmuştur. Yani, siz ne ücret öderseniz ödeyin gerçekte, prim, belli bir matrahtan hesaplanmaktadır, asgarî ücretin birkaç katına ulaşabilen matrahlar sözkonusu olabilmektedir. Bu, sosyal güvenlik sisteminin ihtiyaç duyduğu prim hâsılatının çok dar bir tabandan, çok dar bir kesimden alınması sonucunu yaratmaktadır; bu doğru değildir.

Burada, vergi barışı yasalaştı, başka birçok yasalar kabul edildi; hepsinde söylediğimiz, Türkiye'nin genel sorunu olan vergiyi tabana yayma sorununun halledilmesi gerektiğiydi. Vergi, prim; bunlar aynı şeyler. Eğer, çok geniş tabandan daha düşük oranlarla almıyorsanız, vergide veya sosyal güvenlik priminde adaletten uzaklaşıyoruz demektir. Türkiye'nin önündeki mesele budur. Türkiye, istediği kadar birçok kurum kursun; sosyal güvenlik kurumu kursun, Sosyal Sigortalar Kurumunu isterse genel müdürlük olarak teşkilatlandırsın isterse başkanlık olarak teşkilatlandırsın, hangi yapıyı yaparsa yapsın, karşılaşacağı tablo, sonuçta geleceği tablo budur. Prim oranlarını nasıl daha düşürerek, daha yüksek oranda hâsılat sağlayabiliriz ve prim oranlarının yüksekliğinin ekonomi üzerindeki yükünü nasıl kaldırabiliriz, nasıl hafifletebiliriz; temel mesele budur.

2003 bütçesine bakıyoruz, sosyal güvenlik sistemi açık veriyor. Sosyal güvenlik sistemlerinin açık vermesi yanlış bir şey değildir esasında. Kamu sosyal güvenlik sistemlerini, devletler, tabiî ki, destekleyecektir; sadece prim gelirleriyle ayakta duran bir sosyal güvenlik sistemini düşünmek mümkün değildir. Eğer, sosyal devlet ilkesini benimsemişseniz, bu sisteme de bir miktar devletin destek vermesi gerekir, desteksiz bir sosyal güvenlik sistemi olmaz; ancak, Türkiye bu desteklerde nerededir; rakamlara bakacak olursak durum şudur: 2002 yılında, bütçeden 11,2 katrilyon liralık bir transfer yapılmıştır; bu üç sosyal güvenlik kurumuna bütçeden yapılan yardım 11,2 katrilyon liradır. 2003 yılına geldiğimizde, bütçe ödeneğinin 14,9 katrilyon lira olduğunu görüyoruz.

İlk beş aylık uygulama sonuçlarına baktığımızda, planlanmış olan bu ödeneğin yüzde 47'sinin harcandığını görüyoruz, 7 katrilyon lira harcanmıştır. Bu eğilim devam ettiği müddetçe, yıl sonu gerçekleşmesinin hedeflenen 14,9 katrilyon liranın oldukça üzerinde olacağı anlaşılıyor; sosyal güvenlik sistemine en az 1-1,5 katrilyon liralık bir yük daha gelecektir. Gelebilir, yani, sosyal güvenlik sisteminde doğru şeyler yapıyorsanız, tabiî ki, bu yükü de karşılamanız gerekir; ancak, tabiî ki, yükü sağlıklı kaynaklardan karşılamanız gerekir.

Hükümet, bu konuda, çözüm olarak herhangi bir şey yapmış değildir; çözüm olarak, karşımızda, yine, bir önlemler paketi vardır. Sosyal güvenlik sisteminde yapılan uygulamaların, hükümet politikalarının sonucunda, biz, yeniden bir önlemler paketiyle karşı karşıyayız.

Yılın başında SSK ve Bağ-Kur emeklileri için verilmiş olan 75 000 000 ve 100 000 000 liralık farklar -ki, çok düşük- emekli maaşlarının yükseltilmesi için doğru bir uygulama olmuştur; ancak, daha sonra, hükümet, bu uygulamadan bir şekilde vazgeçmiştir, emeklilere vermesi gereken enflasyon farkını vermeyip, onu ona saymaya çalışmıştır. Bu, kesinlikle yanlış bir uygulama olmuştur.

Yine ne yapılmıştır; Türkiye'de prim oranları yüksek...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

34 konuşma daha · 16 Temmuz 2003

34 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook