İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 78. BİRLEŞİM · SALI

20nci vakıf haftası nedeniyle

Mehmet Ali Şahin

İstanbul Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 78. Birleşim · 1. yasama yılı · 13 Mayıs 2003 · 1.389 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Ali Şahin (AK Parti), 13 Mayıs 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 78. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 20NCİ VAKIF HAFTASI NEDENİYLE); konuşma 1.389 kelime.

Mehmet Ali Şahin (AK Parti, İstanbul). “20nci vakıf haftası nedeniyle”. TBMM Genel Kurulu, 78. Birleşim tutanağı, 13 Mayıs 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-ali-sahin-22-2003-05-13-20nci-vakif-haftasi-nedeniyle (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul)Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Çorum Milletvekili Sayın Ali Yüksel Kavuştu Beye teşekkür ediyorum. Dün başlayan 20 nci Vakıf Haftası dolayısıyla vakıfların, değeri, önemi, sorunları ve çözüm önerileri konusunda değerli görüşlerini ortaya koydular. Ben de, Vakıflar Genel Müdürlüğünden sorumlu bir Bakan arkadaşınız olarak, Vakıflar Genel Müdürlüğümüzün, sahibi bulunduğumuz binlerce eserle ilgili ne yaptığı, ne yapamadığı, hangi sorunları var, özellikle, yeni vakıflarla ilgili -biraz önce, Sayın Kavuştu da kısaca değindiler- neler düşünüyoruz; bu konularda, Muhterem Genel Kurulunuzu bilgilendirmek istiyorum.

Sanıyorum, dünyada, bizim kadar tarihî esere, vakıf eserine sahip pek az ulus vardır. Gerçekten, ecdadımızın bize miras olarak bırakmış olduğu bu vakıf eserleri -biraz önce, Sayın Kavuştu'nun da ifade ettiği gibi- âdeta bizim tapularımız mesabesindedir.

Vakıf, belirli bir mal varlığının, belirli bir amacı gerçekleştirmek üzere tahsis edilmesidir; dolayısıyla, bir mal varlığını belirli bir amaç için tahsis eden insan, aslında, kendisi kadar, başkalarını da düşünen insan demektir; benim bu mal varlığımdan ve bunun hizmetlerinden diğer insanlar da yararlansın diye düşünen insandır. Bizim ecdadımızın, işte, böylesine başkalarına yardım eden, dayanışma içerisinde olan hasletleri, duyguları, geçmişimizi vakıf eserleriyle donatmıştır.

Binlerce vakıf eserimiz var. Biraz sonra, bunların rakamlarını sizlere arz edeceğim. Ancak, bugünün insanları olarak, yani bizler, şu noktada ne yapabiliriz; bana göre iki şey yapabiliriz. Bunlardan bir tanesi, bu vakıf eserlerine sahip çıkmaktır; onlardan, yok olmaya, yıkılmaya yüz tutmuş olanlara sahip çıkmak; onları, bizden sonraki nesillere aktarabilmektir, bu gayreti, bu çalışmayı gösterebilmektir; özetle, bu vakıf eserlerini yaşatmaktır.

Bunları bırakan bizim ecdadımızdır. Zaman zaman, keşke, bu ecdadımızın yaşadığı dönemde yaşasaydık da, onlara hizmet edebilseydik, onların hayır dualarını alabilseydik diye içimizden geçer; ama, eğer, onların bıraktığı eserlere sahip çıkabilirsek, onlara hizmet edebilirsek, bilelim ki, ecdadımıza da hizmet etmiş gibi oluruz.

Vakıflar Genel Müdürlüğümüz, işte, bu vakıf eserlerine sahip çıkmak amacıyla kurulmuş, Türkiye'nin en önemli kurumlarından bir tanesidir. Ancak, şunu itiraf etmek durumundayım ki, mevcut bütçesiyle, binlerce vakıf eserini, tarihî eseri tamir etmesi, restore etmesi mümkün değildir.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, zaten, bu vakıf eserleri, kamunun, devletin, kamu kurumlarının meydana getirdiği vakıf eserleri değil; bunlar, zaten, sivil bir inisiyatifle yapılmış; dolayısıyla, bu eserleri koruyacak olan, yine, bu sivil inisiyatiftir.

Bakın, dün, 20 nci Vakıf Haftası münasebetiyle bir açılış yapıldı. Burada, birtakım kamu kuruluşlarımıza, valiliklerimize, belediye başkanlıklarımıza ve hatta birtakım sanayicilerimize, işadamlarımıza, hayır sahiplerine, bu yıl, ilk kez plaket verdi Vakıflar Genel Müdürlüğümüz. Niye; bu insanlar, bu kuruluşlar, yıkılmaya yüz tutmuş, yok olmaya yüz tutmuş birtakım vakıf eserlerine sahip çıkmışlar, bir protokolle Vakıflar Genel Müdürlüğünden bunları almışlar, ihya etmişler, restore etmişler, yeniden eski haline getirmişler. Vakıf Genel Müdürlüğü de -bu yıl başlattığı bu uygulamayı bundan sonra da devam ettirecek, biz de bu işin takipçisi olacağız- böylece, vakıf eserlerine sahip çıkma duygusunu pekiştirmeyi ve bunu yaygınlaştırmayı düşündü, biz de buna destek veriyoruz.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, bu yıl, vakıf eserlerine sahip çıkma noktasında yeni bir kampanya başlattık; "81 ilde 81 eser" kampanyası ki, bu sembolik olarak başladı. Biz, demin söylediğim yolla, birtakım kamu kuruluşlarımızı, işadamlarımızı, hayırseverleri, bu vakıf eserlerini ihya etme noktasında yardıma teşvik ediyoruz; üç yıl sonunda, şu andaki hesabımıza göre, 1048 vakıf eserini Vakıflar Genel Müdürlüğünün sadece kontrolünde ihya etmeyi planladık. Bunu yapamazsak, sadece Vakıflar Genel Müdürlüğünün imkânlarıyla bunu yapmaya kalkışırsak, bunun üstesinden gelmemizin mümkün olmadığını huzurunuzda itiraf etmek durumundayım. 15 000 civarında vakıf abide ve eski eseri var, 57 adet imarethanemiz var, bunlar yeterli değil. Buralarda ne yapılıyor; 20 135 kişiye günlük sıcak yemek ve kurugıda yardımı yapabiliyoruz, bunlar yeterli değil. 1 125 muhtaç vatandaşımıza da aylık maaş bağlayabiliyoruz, kuşkusuz ki, bunlar da yeterli değil. Önümüzdeki dönemde, yemek ve gıda yardımı yapılacak kişi sayısını en kısa sürede 100 000'e ulaştırmayı, muhtaç aylığı alanların sayısını da 5 000'e çıkarmayı hedefliyoruz.

Vakıflar Genel Müdürlüğünün gayrimenkulleri var; ama, pek yararlanılamıyor. Bunları ekonomiye kazandırmamız mümkündür. Vakıflar Genel Müdürlüğü, bununla ilgili bir çalışma başlattı. Belki kat karşılığı, belki yap-işlet-devret modeliyle bunları mutlaka ekonomiye kazandırmanın gayreti ve çabası içerisinde olacağız. İşgal altında bulunan gayrimenkuller var; üstünde mahalleler kurulmuş, kentler kurulmuş. Yıkmaya kalkışsanız yıkamıyorsunuz. Ne yapacaksınız? Mesela, İstanbul Okmeydanı'nda, Alibeyköy'de, Antalya'da, Adana'da, bunun gibi vakıf gayrimenkulleri üzerinde yapılaşmalar oldu. O halde, bir çözüm bulmanız gerekir, mülkiyet sorunuyla ilgili bu konuyu gündemden çıkarmanız gerekir. Vakıflar Genel Müdürlüğümüz bununla ilgili bir çalışma başlattı. Çalışma son aşamaya doğru geliyor; hazineyle trampa, takas yöntemiyle bir çözüm modeli; yani, işgal altındaki bu vakıf arazileriyle hazine arazileri takas edilecek, hazineye geçen bu yerlerle ilgili mülkiyet sorununun da çözümü böylece mümkün hale gelebilecek.

Demin konuşmamın bir yerinde, bu vakıf eserleri karşısında iki tane görevimizin olduğunu ifade etmiştim. Bunlardan bir tanesi, bu eserlere bizim sahip çıkmamız gerekir; çünkü, ecdadımızın bize emanetidir demiştim. İkinci görevimiz de, nasıl ki, ecdadımız, bu vakıf eserlerini bırakmış, vakıflar kurmuşsa, bize de, varlıklı insanlara da düşen, yine, onlar gibi vakıflar kurup, eserler meydana getirmek ve öldükten sonra da hayırla yad edilmektir. Memnuniyetle görüyorum ki, hâlâ, ülkemizde vakıf ruhu devam ediyor; yani, imkânı olan vatandaşlarımızın bu imkânlarını diğer insanların yardımı için tahsis etme duyguları hâlâ ülkemizde devam ediyor; ama, biraz önce, Sayın Kavuştu da ifade etti, birtakım sorunlar var, bürokratik sorunlar var. Âdeta, zaman zaman, vakıf kuran bazı insanlarımızı "nereden ettik de şu vakfı kurduk" dedirtme noktasına getirdik. Bu, hem devletimizin hem hükümetimizin bir sorunudur.

Aslında, vakıflar yoluyla hizmet eden insanlar, devletin önemli yüklerini üzerlerine alıyorlar, bunları devletin yapması lazım. Malvarlığını tahsis etmiş olan bir vatandaşımız, devletin yapması gereken bu hizmetlerin bir kısmını yapıyorsa, devlet ve hükümet olarak bizim yapmamız gereken, kendilerine teşekkür etmektir; ama, biz, zaman zaman, şu veya bu nedenle, bunların karşısına engeller çıkarmışız. Bu noktada, altını çizerek şunu da ifade etmek istiyorum: Her şey istismar edildiği gibi, vakıf müessesesi de istismar edilebiliyor. İstismar karşısında da, kuşkusuz, devlet olarak, hükümet olarak duyarlı olmalıyız. Vakıf müessesesini, o güzel gayeyi gerçekleştirmek için değil, ideolojik ve siyasî amaçlarını gerçekleştirmek için kullananlar varsa, bunu suiistimal etmek isteyenler varsa, devlet olarak da, hükümet olarak da yakasına yapışmalıyız; ama, bu, istisnaî bir durumdur. İstisnayı esas kabul ederek, insanlarımızı, hayır hasenat yapmaktan da caydırmamalıyız. Hükümet olarak, görüşümüzün bu olduğunu ifade etmek istiyorum.

Tam buraya gelmişken değerli milletvekili arkadaşlarım, bu görevi üstlendiğim günden beri en çok şikâyet aldığım konu, kamu vakıflarıyla ilgili. Birtakım kamu vakıfları, kamu imkânlarını kullanarak, vatandaştan, âdeta vergi alır gibi, zorunlu bağış alıyor. Bu, vatandaşları fevkalade rahatsız ediyor; bana, ne kadar telgraf geldi, fakslar geldi, mektuplar geldi. Bu konuyu çözmek, hükümet olarak bizim taahhüdümüzdür.

Şimdi, şu, elimdeki, kamu kurum ve kuruluşları ile kamu iktisadî teşekkülleri bünyesinde kurulan vakıflar hakkında kanun tasarısıdır, perşembe günkü Bakanlar Kurulu toplantısında bunu takdim edeceğiz. Biz, kamu vakfı adı altında, kamu imkânlarının, bu vakfı kuranlar tarafından suiistimal edilmesine razı olamayız; vatandaşlardan, bu vakıflar kanalıyla vergi alır gibi zorunlu bağış alınmasına razı olamayız ve üstelik, kamu görevlilerinin, görevden ayrıldıktan sonra bu vakıflarda hâlâ göreve devam ediyor olmalarına, maaş alıyor olmalarını da razı olamayız. Dolayısıyla, kamu vakıfları adı altında, kamu imkânlarının kullanılmaması için, âdeta, ikinci bir KİT görünümündeki bu kamu vakıflarıyla ilgili sorunu çözmek de, hükümetimizin ve Bakanlığımızın görevidir. Bu konuda hazırlamış olduğumuz tasarıyı, pek yakın zamanda Meclise sevk edeceğiz ve önünüze gelecek; inanıyorum ki, geldiğinde, bunu çok daha geniş şekilde tartışma imkânı bulacağız. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, kuşkusuz, Türkiye, Avrupa Birliğine giriş sürecinde üzerine düşeni fazlasıyla yapma gayreti ve çabası içerisindedir. 22 nci Dönem Parlamentosu da, bu konuda çok önemli adımlar atmıştır. Bu adımlardan biri de şudur -biraz önce Sayın Kavuştu da kısmen temas etti- cemaat vakıflarının mülk edinmeleriyle ilgili bir sorun vardı; bu sorunu, Parlamento, çıkarmış olduğu yasayla çözdü. Vakıflar Genel Müdürlüğünce hazırlanan, benim imzamla Resmî Gazetede yayımlanan bir yönetmelik var; bu, cemaat vakıflarının -bu, kamuoyunda azınlık vakıfları olarak bilinir- yani, ülkemizde yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, farklı dinlere mensup insanların kurmuş olduğu vakıfların mülk edinmeleriyle ilgili bir konuydu. Bu konuda da, hükümetimiz, daha önce çıkarılmış olan kanunu biraz daha iyileştirerek -uyum bağlamında- biliyorsunuz, yürürlüğe koydu. Aynı zamanda, yine, yeni çıkan bu yasa paralelinde bir yönetmeliği de yürürlüğe koyduk.

Türkiye'de, şu anda 160 cemaat vakfı var. Bu cemaat vakıfları, yönetmelikte belirtilen hususları yerine getirdikleri takdirde, kendileri, mülk edinme imkânına da sahip oluyorlar.

Sözlerimi, izin verirseniz, şöyle tamamlamak istiyorum: Vakıf, serveti hizmete dönüştüren, insanlar arasında yardımlaşma ve dayanışma köprüsüdür. Vakıf, muhtaç insanı koruyan, şefkat ve merhamet kuruluşudur. Dününü koruyamayan bir nesil, yarınını da koruyamaz. Bunlar, bizim, her birine inandığımız tarihî gerçeklerdir. Bu bakımdan, Vakıflar Genel Müdürlüğü olarak, bu Genel Müdürlükten sorumlu bir Bakan arkadaşınız olarak ve tabiî, hükümet olarak, vakıf eserlerimize sahip çıkma, yeni kurulan vakıfların önündeki engelleri kaldırma noktasında azimli ve kararlı olduğumuzu belirtiyor; hepinize yeniden sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

39 konuşma daha · 13 Mayıs 2003

39 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook