İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 35. BİRLEŞİM · PAZAR

2006 merkezi bütçe kan.tas.(diyanet işleri, sosyal hizmetler, özürlüler idaresi, aile ve sosyal araştırmalar, kadının statüsü ) vıı tur

Mehmet Aydın

İzmir Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 35. Birleşim · 4. yasama yılı · 18 Aralık 2005 · 2.190 kelime · yaklaşık 11 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Aydın (AK Parti), 18 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2006 MERKEZİ BÜTÇE KAN.TAS.(DİYANET İŞLERİ, SOSYAL HİZMETLER, ÖZÜRLÜLER İDARESİ, AİLE VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR, KADININ STATÜSÜ ) VII TUR); konuşma 2.190 kelime.

Mehmet Aydın (AK Parti, İzmir). “2006 merkezi bütçe kan.tas.(diyanet işleri, sosyal hizmetler, özürlüler idaresi, aile ve sosyal araştırmalar, kadının statüsü ) vıı tur”. TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim tutanağı, 18 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-aydin-22-2005-12-18-2006-merkezi-butce-kan-tas-diyanet-isleri-sosyal-hizmetler-ozurlule (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Söz alan milletvekili arkadaşlarımın değerlendirmelerine, eleştirilerine, önerilerine, tavsiyelerine teşekkür etmek istiyorum.

Malumu ilamla başlayayım. Din konusu, hepimizin bildiği gibi, sadece Türkiye açısından değil, dünya açısından, insanlık açısından son derece önemli konulardan biridir. İslam Dini söz konusu olduğunda, hepimiz biliyoruz ki, zaten kendi adının tanımından da yola çıkarsak rahatça diyebiliriz ki, İslam Dini, güveni -iman kelimesinin geldiği kökle, emniyet; güven kelimesinin geldiği kök de aynıdır- barışı önplanda tutan, amacı bu olan bir kurumdur, bir öğretiler toplamıdır. Dinle ilgili konuların da böyle olması gerekir; doğrudan dinin kendisinin değil, aynı zamanda dinle ilgili konuların da böyle olması gerekir. Yine teşekkürlerimle ifade etmek istiyorum ki, Büyük Millet Meclisimiz bunun çok güzel bir örneğini veriyor. Bugün de bunu gördük. Din konusu ciddiyetle ele alındı, o konudaki tavsiyeler samimiyetle öne sürüldü. O, özelliklilerini anlatmaya çalıştığım konu hakkında, Büyük Millet Meclisimiz, gerek Genel Kurul olarak, gerek komisyon olarak -başından beri bu görevin içinde olan bir görevli olarak, bir milletvekili, bir bakan olarak söylüyorum- her defasında bu, hakikaten beni son derecede memnun ediyor ve ben, bundan dolayı bütün milletvekili arkadaşlarıma, iktidar-muhalefet ayırımı yapmadan teşekkür etmek istiyorum.

Birkaç konuya, müsaade ederseniz, temas edildiği için temas edeyim, açıklamaya çalışayım. Teşkilat yasası, şu anda, görüşlerini almak için ilgili bakanlıkların elindedir. Biliyorsunuz, Devlet Bakanı Sayın Abdüllatif Şener Beyin Bakanlığı konuyla ilgilidir. Personelden dolayı Mehmet Ali şahin Beyin Bakanlığı ilgilidir konuyla. Adalet Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı… Bir ay kadar önce -bir aydan biraz fazla- bakanlıklara yazıldı, görüşlerini bekliyoruz. Bunun anlamı şudur: Yasayla ilgili, kurumun yapabileceği her şey yapılmıştır, yasa son şeklini almıştır; görüşleri alıyoruz. Bu görüşler alındıktan sonra zaten, normal prosedürü neyse, o prosedür takip edilecektir ve huzurunuza gelecektir. Yoksa, Halil Beyin söylediği gibi geçerken "sorunlar çıkardı, onun için mi biraz geciktiriyorsunuz" dedi; hayır, hayır. Büyük Millet Meclisi sorunlardan kaçmaz, hiçbiriniz sorunlardan kaçmazsınız; ben de, bütün ömrüm boyunca, sorun gördüğüm, meydan okuma gördüğüm her yerde olmaya gayret ettim. Bir sorun varsa ondan kaçarak kurtulamazsınız. Onun üstüne giderek, onu çözerek, en azından, çözmeye çalışarak, ancak, kendi zihninizi, günlünüzü rahatlatabilirsiniz.

Nakil konusuna temas etti arkadaşımız. Nakil konusunda son derece eli sıkı davrandığımızı ifade etmek istiyorum; ama, yeri geldiğinde, hep söyledim, ben bu göreve geldiğim zaman, nakil konusunda mahkeme kararları dahi uygulanmıyordu ve bundan da kurumun çok fazla, açıkçası, kabahati yoktu; âdeta kurama uygulanmasın denmişti; yani, Diyanetten hiç kimse, hiçbir memur, hakkı olduğu halde başka bir kuruma geçemiyordu. İmam-hatip okulu mezunu olarak görev almış, 30 hanelik bir yerde öğretmenlik yapıyor, veteriner fakültesini bitirmiş, iktisat fakültesini bitirmiş "şimdi izin verin de gideyim" diyor; gönderilmemiş, mahkemeye gitmiş, kazanmış, yine gönderilmemiş. Biz, evvela, bu arkadaşlara hakları neyse teslim edip üzerimize düşeni yaptık, benzer durumda olanlara da, mahkemeye gitmesi, vatandaşın, yeniden birsürü sıkıntıya düşmesinin bir anlamı yok, onu da, yine, onun kapısını da açtık; ama, daha sonra, tabiî, 11-12 sene devam eden bu durum, tabiî, çok uzun bir süredir bu durumda olan, yani, görev değişikliği istiyor; ama, istemeye de hakkı olan çok sayıda görevlimizin olduğunu gördük ve bir bakıma yasal bir çerçeve çizdik. Bugün, Diyanet İşleri Başkanlığından başka bir kuruma gidebilmesi için, idarî bir görevle evvela kendisinin gidebilme durumunda olması lazım, şube müdürlüğü ve üstünden başlıyor. Yani, oldukça zordur gitmek. Bütün buna rağmen yine de, sayı itibariyle -eskisi kadar değil, iki yıl öncesi kadar değil- bugün de hâlâ bekleyen, işlem bekleyen epeyce arkadaşımızın olduğunu, görevlimizin olduğunu ifade etmek istiyorum.

Bir diğer konu, bu Fatih Camii meselesi. Bizimle, Diyanet İşleri Başkanlığıyla ilgili değildir o. Bizim her sene artık kurumlaşmış olan kitap fuarlarımız vardır, genellikle Ankara'da -bütün arkadaşlarıma tavsiye ediyorum- Kocatepe Camiinin o geniş mekânında yapılıyor ve gerçekten, her sene çok zenginleşerek, kurumlaşmasını daha kökleştirerek konuyu ele alıyor. Çok da yararlı hizmetleri oluyor. Uzun bir süre… Çocuk reyonu ayrıdır, kadın reyonu ayrıdır, gençler için ayrıdır ve her sene, bu kitap fuarı ve kitapla birlikte kültür fuarı, kendi içinde bir bakıma uzmanlaşarak, yürüyerek devam ediyor. Fatih Camiindeki kitap fuarı, Diyanetin dışındaki imkânlarla hazırlanmıştır ve bizim kurumsal olarak herhangi bir, hayrından hayrımız, eğer başarılı olamamışsa ondan doğan bir sorumluluğumuz yoktur.

Yine, Sayın Okuducu, geçerken -Diyanetle ilgili değil de- kadınlar için ayrı şu, kadınlar için ayrı bu ve kadınlar için ayrı cami… Bu, basına da intikal etti. Değerli milletvekilleri, öyle bir şey yok. Diyanet İşleri Başkanlığı, sadece, kadınlarımızın ibaret ettiği yerlerin daha düzgün olması, daha rahat olması ve inananların birlik ve beraberliğini, birlikteliğini daha güzel göstermesi bakımından bir düzenleme yapıyor. Yani, ayırım değil, tam tersine, ibadete giden insanların mekânları, aynı büyük mekân içinde bulundukları yerler farklı olsa bile, inanan erkeklere, inanan hanımlara, Kur'an tabirini kullanayım, ibadet etme huzurunu sağlayacak bir düzenleme yapıyor. O zaten camilerimizde var, bir kısmında var. Yani, böyle, kalın duvarların, perdelerin vesairelerin olduğu şekliyle değil, ibadet eden insanların daha huzur duyacağı, daha o kardeşlik havasını, atmosferini teneffüs edeceği bir çalışmadır. Yoksa, kadınlarımız için ayrı bir cami diye hiç aklımızın köşesinden geçmedi açıkçası.

Bu teşkilat yasasıyla ilgili, öyle görünüyor ki, biraz daha bekleyeceğiz; ama, hiç şüpheniz olmasın, teşkilat yasası Genel Kurula gelecektir.

Yine, iki konuşmada da Alevîlik konusu var. O her sene gündeme geliyor ve her sene de o konuda, konuya saygımdan dolayı, meseleye, soruna saygımdan dolayı birkaç cümle söylemek istiyorum.

Hep söylerim burada, Diyanetin üstüne düşmeyen bir şey Diyanetten talep ediliyor. Bir kurumun çözeceği bir sorun değildir bu. Çünkü, o kurum, fiilen zaten elinde mevcut… Evet, epeyce delik deşiktir zaten, o yüzden yeni teşkilat yasasını çıkarıyoruz; elinde yine de bir yasal durum vardır ve o yasal duruma göre hareket ediyor. Sadece iki şeyi hatırlatacağım, o yasal, mevcut olan yasal durumla ilgili. Bunlardan biri, Diyanet İşleri Başkanlığının kanunen belirlenmiş görevi -birkaç defa tekrar edildi burada, bir de ben söyleyeyim- yani, itikat konusunda, ibadet konusunda, ahlak konusunda halkı bilgilendirmek, irşat faaliyeti vesaire. İkinci olarak da ibadet yerlerinden sorumlu olmak. Yani, nihayet, o da kurumsal bir yapı içindedir, onun nasıl akıp gideceği, hizmette nasıl akıp gideceği, nasıl hizmetin yerine getirileceği de kanunen belirlenmiştir. Şimdi, bütün mesele bu ibadet yerlerinin ne olduğu meselesidir. Dolayısıyla, ibadet yerleriyle ilgili, yine, yani, ibadet yerlerini yönetmek hukuk ifadesidir, onu hatırlatmak istiyorum.

Diğerlerini de, müsaade ederseniz, Tekke, Zaviye ve Türbelerin Seddine Dair -kapatılmasına dair- Kanunun 1 inci maddesinin birinci fıkrasıdır bu. Orada deniliyor ki: "Bunlardan usulü mevzuası dairesinde -mevzuat gereği, mevzuat icabı demek- filhal -yani, şu anda- cami veya mescit olarak istimal edilenler ipka edilirler." Yani, tekkeler kapatılacak, zaviyeler kapatılacak, türbeler kapatılacak; ancak, bunların yanında, cami niteliği kazanmış, mescit niteliği kazanmış binalar var, hizmet yerleri var; onlar hariç, cami veya mescit olarak istimal edilenler ipka edilecektir. Diyanetin bugün yaptığı görev, o ipka edilenlerle ilgilidir. Başka bir görev düşünülecekse, o, Diyanetin işi değildir. Kanun diyor ki: Cami veya mescit ipka edilmiştir, senin görevin bunlarla ilgilidir. O yüzden, Diyanet, bu konuda, hakikaten, eleştirilecek bir kurum değildir; o yasal çerçeve içinde yapmak, hareket etmek durumundadır, zorundadır.

HALİL AKYÜZ (İstanbul)Sayın Bakan, Diyaneti eleştirmedik, dikkat ediyorsanız...

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla)Hayır; ben, genel olarak söylüyorum. Zaten, siz eleştirdiniz demiyorum.

HALİL AKYÜZ (İstanbul)Diyaneti eleştirmemiz olmadı.

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla)Siz eleştirmeseniz bile, eleştiri geldiği için ben söylüyorum. Siz eleştirmediniz; ama "Diyanet, şunları, şunları o konuda da yapsın" diyen milletvekilimiz sizden sonra konuştu. Siz söylemediniz. Yani, Diyanet, artık, Alevî vatandaşlarımıza da… İbrahim Bey dedi.

HALİL AKYÜZ (İstanbul)Yani, yeni yasada düzenlensin…

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla)Ben de diyorum ki, bu Diyanetin adı, buyurun diyecek, Sünnîler gelsin, Şafiîler gelsin, Malikîler gelsin, Hambelîler gelsin diyebilme konumu değil. Diyanete deniliyor ki, bu, bir kamu hizmetidir, vatandaşlık bazında, esasında yapılır ve gelen insana, siz, Hanefî misiniz, Şafiî misiniz, Alevî misiniz, Sünnî misiniz diye soramazsınız. Diyanet, hiçbir hizmetinde, hiçbir tutumunda, hiçbir tavrında, insanların inanç yorumlarıyla ilgili bir şey sorma hakkına sahip değildir.

CANAN ARITMAN (İzmir)Yani, kiliselerle ilgilenmiyor musunuz?

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla)Zaten, alışkanlığı da, hakikaten, öyle olduğu için, soramaz bir vatandaşa… Görev almak isteyen bir vatandaşa, senin dinî yorumun nedir, sen hangi meşreptesin, hangi mezheptensin falan şeklinde bir soru sorması, zaten, fiilen mümkün değildir.

Bir başka konu… Sayın İbrahim Özdoğan'ın konuşmasında, evvela, bir iki bilgi hatası var; izin verirseniz, onu düzelteyim. Diyorsunuz ki, elimde tutanak var zaten: "Sayın Bakan, dinler arası diyalog adına Hıristiyan ve Musevî din adamlarıyla bir araya geliyor, medeniyetler buluşmasını sağlıyor. Hatay'da Hıristiyan kadim merkezinin açılışını -vesaire- yapıyor…" Ben Hatay'a ne gittim, ne açılış yaptım. Giderdim, yapardım, o ayrı da; ama, benim, öyle bir hizmetim olmadı.

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum)Kurum size bağlı olduğu için…

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla)Canım, bana bağlı değil, hiç alakası yok, benimle hiç ilgisi yok, Diyanet de kurucu organizatör değildi orada. Hayır, Diyanet, başka kurumlar nasıl davet edilmişse, öylece davet edilmişti. Güzel bir şey oldu. İtirazım olduğundan değil; ama, ne Diyanetin organize ettiği bir şeydir ne de benim, açılışında veya kapanışında bulunduğum bir hizmettir o. Sadece bilgi hatasını düzelteyim dedim.

Bir de, diyorsunuz ki: "Onlarla diyalog yapıyor da, Alevîlerle niye yapmıyorlar?.." Son cümlelerinizde de diyorsunuz ki: "Medeniyet buluşması adına Hıristiyanlarla bir araya gelen devlet ve din adamlarımız, genel anlamda, aynı değerlere inanan ve onları paylaşan Alevî kardeşlerimizle…" Biz öbürleriyle çok sık buluşuyorsak, aynı değerleri paylaşmıyoruz, onlara, farklı değerlere rağmen birlikte yaşayalım diyoruz. Farklı değer anlayışlarına rağmen, yine, birlikte yaşamayı başaralım diyoruz. Biz, zaten, Alevîlerle, sizin de söylediğiniz gibi, Alevî kardeşlerimizle aynı değerleri paylaştığımız için… Yine, diyalog olmayacak değil, Sünnîler arasında da olur; ama, çıkış noktası hakkında bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Şu kadarını söyleyeyim: Eğer, bir Alevî-Sünnî ayırımı yapmış olsaydım; yani, şu anlamda, o isimle adlandırma gibi bir durum olsaydı -hiç adlandırmıyorum, hiç adlandırmam; ama, adlandırsaydım- ben size söyleyeyim; örgütlenme bakımından, üç senedir, benim, eğer teşkilatı Sünnîler kurduğu için Sünnîlerin kurduğu teşkilat diyeceksem, üç beş tane, Sünnîlerin kurduğu teşkilatla, Bakanlığımda, sivil toplum örgütüyle Bakanlığımda görüşmüşsem, en az, en az, mübalağa etmiyorum, onbeş civarında, Alevî vatandaşlarımın kurduğu sivil toplum örgütleriyle biz bir araya gelmişizdir, konuşmuşuzdur, bugüne kadar -meşguliyetim yoksa- çağırdıkları hiçbir toplantıya hayır dememişimdir. Tekrar ediyorum, cemevinin düzenlediği uluslararası toplantıların önemli bir kısmına katılmışımdır. Birini çok iyi hatırlıyorum. Sadece katılan değil, Cemevi Dergisinin müdavimiyimdir. Benim veya Diyanetin başka türlü bir tutumu olamaz. Biz, insanları inançlarından dolayı, yorumlarından dolayı yargılayacak durumda değiliz. Diyanet bunu yapamaz, buna izin de verilemez zaten. (AK Parti sıralarından alkışlar) O bakımdan, o insanlar kendi inanç… Yani, ortada bir İslam var, bir tek din vardır. Bu dinin yorumları farklıdır; bir kısmı hukuk eksenlidir, bir kısmı tasavvuf eksenlidir, bir kısmı başka, felsefî eksenlidir; ama, bunların hepsi bir bütünün, bir tamın yorumlanmasıdır. Yorumlardan dolayı… Biz, yorumlamayı bir zenginlik olarak kabul ederiz; zaten, tarihimiz de öyledir. Bizim yorumlamadan rahatsız olacak bir halimiz olamaz diye düşünüyorum.

Bu sayı, mesela, muvafakatle ilgili, 2004 yılında 1 326 kişi müracaat etmiş, demin anlatmaya çalıştım o şartlardan dolayı, biz, ancak 462 kişiye izin verebilmişiz. Bunların içinde bir kısmı da heyet raporuyla o hizmeti yapabilecek durumda olamıyorlar, kendimiz de onları memur olarak istihdam edemiyoruz. O yüzden, eğer başka bir kuruma gidebilecek durumdaysa, o arkadaşlarımıza gitme konusunda yardımcı oluyoruz demeyeyim, hakları zaten o, o haklarıyla da kurumdan ayrılıyorlar.

Bu hac konusunda, yine, İbrahim Bey söyledi, yeni bir… Yani, bugüne kadar, gerçekten, Diyanette görevli olduğu halde, doğrudur, imam arkadaşlarımızdan, emekli olan, ama, o ibadeti maddî durumundan dolayı yerine getiremeyenler vardır. O, bundan sonra olmayacak; yani, Diyanette görev yapan arkadaşlarımız, emekli olmadan, görevli olarak, o vazifeyi, o farizayı yerine getirebilecekler.

Burada arkadaşlarımız maaşlar konusunu söylediler. Bu, hakikaten bizi üzen bir konudur. Ben, tekrar tekrar teşekkür ediyorum bu yapılan hizmetleri gördüğünüz, lütfedip takdir ettiğiniz için; ama, gerçekten, personel hakları konusunda ciddî sıkıntılarımız vardır, yine, personel eksikliğimiz konusunda ciddî sıkıntılarımız vardır. Geçen, Diyanet bütçesi Komisyonda görüşülürken, Cumhuriyet Halk Partisinden bir üye arkadaşımız -hepiniz hatırlarsınız- kalktı "Sayın Bakan, madem bu kadar açığınız var, madem kadrosu olmayan şu kadar cami var, sizin bir öneriniz vardı, teklifiniz vardı, lütfen o teklifi Genel Kurula getirin, biz de yardımcı olalım" dedi; hepiniz duydunuz ve ben de kendisine hakikaten teşekkür ettim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

İnşallah bunu getireceğiz; çünkü, tekrar ediyorum, kadro vermediğiniz camiin tapusu da sizin sayılmıyor bir anlamda. Dolayısıyla, oraya atanacak... Kadrosu olması ayrıdır, görevlinin de olması ayrıdır. Bizim için ilk planda önemli olan kadrosunun olmasıdır. Kadrosu varsa, orada bir dernek varsa, o dernek, size sorarak görevli atıyor. O zaman da, biz, görevlilerin, şu anda zaten devletin görevlileri olarak vazife yapanların nitelikleri neyse, o nitelikleri arayarak o görevlendirmeyi yapıyoruz, o görevlendirmenin yapılmasına derneğe etki ederek yardımcı olmaya çalışıyoruz. Dolayısıyla, bu, bizim için son derece önemli; ama, yine, bu arada, hâlâ 9 000 civarında da, maalesef, kadromuz olmasına rağmen, bütçe imkânlarından dolayı atama yapamadığımız için, dışarıdan atama yapamadığımız için sıkıntımız vardır.

Bu benim son cümlem olsun. Zannediyorum, zaten, konuşmada yöneltilen, bir bakıma, değerlendirmeler de bundan ibaret. 9 000 civarında, 10 000 civarında eksiğimizi hepiniz hatırlarsınız. Geçen dönem vekâleten görev yapan arkadaşlarımızın, vekil imamlarımızın asaleten atanmasına, yine, hem İktidar Partisi hem muhalefet partisi birlikte hareket ederek ve birlikte destekleyerek, orada çok önemli bir hizmet ifa ettik. Hakikaten, her gittiğimiz yerde, ibadetini yapan insanlarımızın, yapmayan insanlarımızın -çünkü, ezan herkes için okunuyor, cami herkes için var zaten- onların da memnun olduğunu duyduk.

Umuyorum, çok uzun olmayan bir süre içerisinde, hem bu özlük haklarıyla ilgili iyileşmeyi göreceğiz; ama, aynı zamanda, ben, bütün milletvekili arkadaşlarıma -tekrar ediyorum- hiçbir ayırım yapmadan rica ediyorum; gelin, birlikte, hem şu ihdas konusunu... Kadrolarımız olsun, bütçe imkânımız yoksa, atama bir süre ertelenebilir; ama, 9 000 civarında zaten kadromuz var. Hiç değilse bu sene içerisinde bize bu konuda yardımcı olursanız, minnet ve şükran duygularımızı tekrar tekrar ifade ederiz.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

24 konuşma daha · 18 Aralık 2005

24 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook