İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 90. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

633 sayılı diyanet işleri başkanlığının kuruluş ve görevleri hk.kan.(ss . 870 )

Mehmet Çiçek

Yozgat Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 90. Birleşim · 3. yasama yılı · 27 Nisan 2005 · 1.283 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Çiçek (AK Parti), 27 Nisan 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 90. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 633 SAYILI DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞININ KURULUŞ VE GÖREVLERİ HK.KAN.(SS . 870 )); konuşma 1.283 kelime.

Mehmet Çiçek (AK Parti, Yozgat). “633 sayılı diyanet işleri başkanlığının kuruluş ve görevleri hk.kan.(ss . 870 )”. TBMM Genel Kurulu, 90. Birleşim tutanağı, 27 Nisan 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-cicek-22-2005-04-27-633-sayili-diyanet-isleri-baskanliginin-kurulus-ve-gorevleri-hk-kan-s (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET ÇİÇEK (Yozgat)Sayın Başkanım, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; 870 sıra sayılı 633 Sayılı Diyanet İşleri Başkanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 3 üncü maddesi hakkında Grubum adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, 1990 yılından beri Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilatımıza kadro verilmemektedir. Bugüne kadar, ihtiyaçlar, vekil imam kadrosuyla karşılanıyor idi. Şimdi, üzerinde konuştuğumuz teklifi kanunlaştırdığımızda, şu an görev yapan vekil imam-hatiplerimiz asil kadroya geçirilecektir; fakat, bu yaptığımız işlem Diyanet İşleri Başkanlığımızın kadro ihtiyacının çok cüzi bir bölümünü karşılayacaktır; çünkü, kadro açığı oldukça fazladır.

Saygıdeğer milletvekilleri, her yıl yaklaşık 1 700 personel Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilatından emekli olmaktadır. 1 500 civarında personel de istifa, ölüm, kurum değişikliği gibi sebeplerle kurumdan ayrılmaktadır. Türkiye genelinde bugün, 22 780 camimizin görevlisi bulunmamaktadır. Türkiye'de her yıl ortalama 500 civarında yeni cami inşa edildiği gözönünde bulundurulursa, bu açığın giderek artacağı görülmektedir.

Saygıdeğer milletvekilleri, bazı değerler ve kurumlar vardır; bu kurumlar ve değerler, ülkenin bütün insanlarının müştereken sahip olduğu değerlerdir; hiçbir kimsenin, hiçbir grubun, cemaatin, siyasî kuruluşun hiçbirinin malı değildir ve inhisarı altında da görülemez. Hulasa, bu değerler, Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilatımız, müşterek değerlerimizdendir. Ayrıca, din de bu değerlerimizin başında gelmektedir. Onun için, devletimiz kurulurken, yüce dinimizin toplumumuzun bütün fertleri tarafından mükemmel yaşatılması ve yaşanması için cumhuriyetimizin kuruluşunda Diyanet İşleri Başkanlığına önemli görevler yüklenilmiştir ve Osmanlı İmparatorluğunun son zamanlarında, Şeyhülislamlıktan sonra dinî kurumlarımızın sevk ve idaresi, bakanlık seviyesinde temsil edilmiş, Şeriye ve Evkaf Vekâleti tarafından yürütülmüştür. 3 Mart 1924 tarihinde Bakanlık ilga edilerek, Diyanet İşleri Reisliği tesis edilmiştir.

1965'te 633 sayılı Diyanet İşleri Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki Kanunla "Diyanet İşleri Başkanlığının görevleri İslam Dininin inanç, ibadet, ahlak esaslarıyla ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek..." Diyanet İşleri Başkanlığının bu maksatla kurulduğu ifade edilmiştir.

1982 Anayasasının 136 ncı maddesinde -yukarıdaki tarife- "laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşüncelerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda belirtilen görevleri yerine getirir" denmiştir.

Saygıdeğer milletvekilleri, ne gariptir ki, 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilat Kanununun çok önemli maddeleri Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş; yıllardır, birçok iktidar değişikliğine rağmen, bizim dönemimizde de ikibuçuk yılı aşkın zamandan beri, Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilat Kanunu hazırlanıp çıkarılamamıştır. Yani, Diyanet İşleri Başkanlığı, bir manada, yönetmeliklerle ve genelgelerle yönetilir hale gelmiştir. Sözün özü, son zamanlarda her türlü iç ve dış mihrakların hedef tahtası haline getirilen bu teşkilatın kendisini savunacak kanunu yoktur. 22 780 camide din görevlisi yoktur; yani, Türkiye Cumhuriyeti Devleti buralarda yoktur. Fahrî görevlilerin atanmasında her ne kadar müftülüklerin denetimi var gibi görünüyor ise de, vatandaş, sokaktan geçen kişiyi camie imam yapmakta, maaşını da, köylü, dernekler, vakıflar aracılığıyla ödemektedir.

Buna ilaveten, 3 000 Kur'an kursunun yöneticisi atanmayı beklemektedir; yani, bu Kur'an kurslarımızda da, Türkiye Cumhuriyeti Devleti temsil edilmemektedir. Din görevlilerimizin hizmetiçi eğitimlerinin yapılması gereken 3 ihtisas eğitim kursu kapalıdır.

Peki, Diyanet İşleri Başkanlığı bunun dışında ne iş yapar?!

Saygıdeğer milletvekilleri, yurt dışında, başta Avrupa ülkeleri olmak üzere, ABD, Kanada, Avustralya ve Japonya'da 800 geçici personelle Diyanet hizmet vermektedir. Ayrıca, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde, Balkan ülkelerinde ve Türk cumhuriyetlerinde 97 olmak üzere, toplam 897 din görevlisi, yurt dışında Diyanet adına hizmet veriyor. Diyanet İşleri Başkanlığının, yurt dışında, acilen 350 kadroya ihtiyacı vardır.

Son günlerde, medeniyetlerin rekabetinin, bazılarının göremediği medeniyetler savaşının zirvesinde mücadelelere şahit olmaktayız. Batı ülkelerinin yoğun desteğiyle, Judeo-Greek Batı Hıristiyan dinî, ahlakî, kültürel değerleri, geçmişte var olan gücünün çok daha fazlasıyla ülkemizde ve bizim etki alanımızda bulunan ülkelerde faaliyet göstermeye devam etmektedir. Bu, sürdürülen topyekûn savaşın sadece belli bir bölümüdür. Bir dönemler, dünya coğrafyasında insanlığın hasretini çektiği yüksek değerleri, İslam dinini biz sunuyor ve takip ediyorduk. Dört kıta, yedi denizde hükümran olan Müslüman Türk medeniyeti, kurum ve kuruluşlarının mükemmelliği ve deneyimliliği, donanımlı kadroları sayesinde, karşılaştığı kültür ve medeniyetlere hep galip gelmiştir; ama, bugün, itiraf edelim ki, ne böyle bir derli toplu kurumlarımız var ne de kadrolarımız geçmişteki kadar deneyimli ve eğitimli.

Saygıdeğer milletvekilleri, AB'ye giriyoruz. Dikkat edilirse, Avrupa Birliğinin gündeminin ilk maddesi, baş maddesi, dinimizdir. Avrupa'daki Türkiye muhaliflerinin ilk itirazları, bizim Müslüman bir ülke oluşumuzadır. Donanımlı Hıristiyan kuruluşlarının karşısında, her konuda hazırlıklı olmak mecburiyetindeyiz. Bu halimizle, çok başarılı olduğumuzu söyleyemeyiz. Onun için, Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilatımız çok önemlidir ve problemleri de süratle çözülmelidir. Kadrosu eksik, personelinin eğitimi tamamlanmamış, asgarî ücret seviyesinde maaş alan, bütçesi sadece personel giderlerinden oluşan bir Diyanet İşleri Başkanlığının ve teşkilatının, maddî gücünün yanında, milyonlarca donanımlı misyoneriyle ülkemize ve Türk cumhuriyetlerine çıkarma yapan Hıristiyanlık âleminin karşısında durması mümkün müdür?! Onun için, her gün, Başkent Ankaramız dahil, Türkiye'nin en ücra köşelerinde, köy, kasaba ve illerimizde kiliseler açılmakta, kurulan radyolar ve televizyonlar aracılığıyla Hıristiyanlık ve diğer dinlerin propagandası yapılmaktadır. Gençliğimiz ve kadınlarımız, bilhassa, bu topyekûn soğuk savaşın kapsama alanında bulunmaktadır. Geleceğin dünyasını inşa etmek için, farklı kültür ve dinlerin barış içinde yaşamalarına katkı sağlamakla görevli, görevi bu olan ve kuruluş gayesi bu olan Diyanet İşleri Başkanlığı, bugün sahipsiz bırakılmıştır.

Saygıdeğer milletvekilleri, ülkemizin fertleri arasındaki birlik ve beraberliğin temel harcı, elbette dinimiz Müslümanlıktır. Onun, doğru, bilgili, her türlü batıl inançlardan uzak metotlarla yetiştirilmiş insanlarımız tarafından toplumumuza intikali gerekir. Bu görev, Diyanet İşleri Başkanlığı personelinin görevidir. Zira, yarım doktor candan, yarım imam dinden eder.

İktidar, muhalefet, siz değerli milletvekillerimizin delaletiyle, belki de özel komisyonlar oluşturmamız suretiyle, hem ülkemizde hem yurt dışındaki din hizmetlerimizin yeniden ele alınması ve donanımlı hale getirilmesi, Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilatının her türlü ihtiyacının karşılanmasında zaruret vardır; çünkü, bu değer, iktidar-muhalefet, bütün ülkemizdeki herkesin müşterek değeridir. Dinî, ahlakî ve kültürel değerlerimiz, toplum önünde, sorumsuz ve liyakatsiz kişiler tarafından, hâlâ tartışılmaya devam ediyor. Televizyonlarımızın kontrolden uzak yayınları, en kutsal değerlerimizi her gün darbelemeye, yıkmaya devam ediyor. Bu tartışma, hem yüce dinimize hem Diyanet İşleri Başkanlığımıza ve bütün Müslüman kesimimize büyük zararlar vermektedir.

Ülkemizde, hiçbir kimsenin, Anayasanın ona verdiği yetki ve görevin dışında misyon yüklenerek ortaya çıkması düşünülemez. Ne gariptir ki, Türkiye'de gündem oluşturmak istendiğinde ilk ele alınmak istenen konu, din ve dinî değerlerimizdir; günah keçisi yapılmak istenen kurum ve kuruluş ise, Diyanet Teşkilatı ve onun müntesipleridir. Başörtüsü, imam-hatip lisesi, cami, Kur'an kursu gibi konular, zamanlı zamansız, yeterli yetersiz kişiler ve kuruluşlarca, hiç gereği yokken dile getirilmekte ve tartışmaya açılmaktadır. Bu tartışma, hem Yüce dinimize hem Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilatımıza zarar veriyor demiştik. Bu bağlamda, Anayasamız, diğer kurumların yetkilerini belirlediği gibi, Anayasa Mahkemesinin de görevlerini, yetkilerini belirlemiş ve sınırlamıştır. Hiç kimse ve hiçbir kurum, ülkemiz insanını Allah ile kanun arasına sıkıştırmamalıdır. İnsanlarımız, bir tarafta Allah'a ibadet maksadıyla uygulamalarda bulunmak isterken önüne farklı engeller konulmamalıdır. Bugünlerde durup dururken başlatılan türban tartışmasının çözümüne muhatap, kesinlikle Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kuruludur. Anayasa Mahkemesinin içtihatları neyse, dinî konularda anayasal bir kuruluş olan Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulunun içtihatları da odur. Ülkemizde kurum ve kuruluşlar arasındaki yetki, kavram tecavüzü ve kargaşası mutlaka önlenmelidir. Bu, iktidar -muhalefet, hepimizin görevidir.

Mesela, hiçbir kurum ve kuruluş, Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulunun görevini üstlenmemelidir; buna, hiçbir hakkı ve salahiyeti yoktur. Anayasa Mahkemesinin, kendisini, Parlamentonun üzerinde görmesinin de gereği yoktur. Devletimizin üst yönetiminde görev almış yöneticilerin, giderayak fetva verip, ortalığı karıştırıp gitme geleneği bir kere daha tekrar ediliyor galiba.

Sayın milletvekilleri, ne hikmetse, geçmişte de böyleydi; emeklilik tünelinin ucu görününce, birileri, bu konuyu, dinî konuları gündeme taşıyor, sonra da "gündeme taşımak istediler, birileri bana bunu telkin etti" diyerek, milletimizin inanç değerleriyle ilgili en hassas konularda ahkâm kesip ayrılıyorlar. Bu zevatın durgun suya attıkları taş, toplumun huzurunu bozarak, en son noktaya kadar ulaşıyor. Emeklilik öncesi, bir yerlere yaranmak için yapılan bu işler, geçmişte, hiç kimseye kâr ve iktidar temin etmedi. Zannediyorum, Sayın Anayasa Mahkemesi Başkanımız, geçmişten ibret almamışa benziyor. Geçmişte, bu metodu kullanarak, durup dururken bu konuyu gündeme getiren, taşıyan ve emekli olanlar, belli bir süre sonra "kullanıldık ve bir yerlere atıldık" diye, hâlâ, bağırmaya devam ediyorlar.

FERAMUS ŞAHİN (Tokat)Kim onlar, kim?..

MEHMET ÇİÇEK (Devamla)Sayın milletvekilleri, devletadamlığı sorumluluk ister. Bu konudaki insanların görevi, huzur bozmak değil, huzur inşa etmektir.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

54 konuşma daha · 27 Nisan 2005

54 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook