İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 21. BİRLEŞİM · SALI

Türkiye istatistik kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.281)

Mehmet Günal

Antalya Milletvekili · MHP

Genel Kurul, 21. Birleşim · 3. yasama yılı · 25 Kasım 2008 · 2.376 kelime · yaklaşık 12 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mehmet Günal (MHP), 25 Kasım 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 21. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE İSTATİSTİK KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.281)); konuşma 2.376 kelime.

Mehmet Günal (MHP, Antalya). “Türkiye istatistik kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.281)”. TBMM Genel Kurulu, 21. Birleşim tutanağı, 25 Kasım 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-gunal-23-2008-11-25-turkiye-istatistik-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-s-s-281 (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya)Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Burada, öncelikle, kanunun amacından kısaca size bahsedip yapılan değişikliklere ilişkin bir ön değerlendirmede bulunacağım.

1’inci maddesinde deniliyor ki: “Resmî istatistiklerin üretimine ve organizasyonuna ilişkin temel ilkeleri ve standartları belirlemek, ülkenin ihtiyaç duyduğu alanlarda veri ve bilgilerin değerlendirilmesini, gerekli istatistiklerin üretilmesini, yayımlanmasını, dağıtımını ve resmî istatistik programında istatistik sürecine dair kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlamak üzere Türkiye İstatistik Kurumunun kuruluş, görev ve yetkilerine ilişkin esasları düzenlemektedir.”

Gerçekten kapsamlı ve önemli bir kanun. Kanunun önemiyle beraber istatistiklerin ne kadar önemli olduğuna dair burada mülkiyeden rahmetli Hocam Uğur Korum’u rahmetle ve saygıyla anıyorum. Daha önce de bahsetmiştim, kendisinin bize “İstatistiğe Giriş” dersinde söylediği ilk cümle: “Arkadaşlar, üç türlü yalan vardır. Yalan, kuyruklu yalan ve istatistik.” derdi rahmetli ve öyle başlardı dersine.

Yine, Amerika Birleşik Devletleri’nde master eğitimim sırasında bizim odamızda bir söz asılıydı, diyordu ki özetle: “İstatistiklerin neyi gösterdiği değil, neyi gizlediği önemlidir.” İstatistik deyince benim aklımda kalan iki önemli sözdür bunlar.

Neden önemli TÜİK? Çünkü az önce bahsetmiş olduğumuz bütün bu istatistiklerin yayınlanması, değerlendirilmesi, bunlara ilişkin standartlar ve koordinasyonun sağlanması TÜİK’e ait. Ama az önce söylediğimiz gibi, bunların neyi gösterdiği şeffaflık açısından önemli.

Son yıllarda özellikle, Türkiye İstatistik Kurumu -ondan önce de “Devlet İstatistik Enstitüsü” adıyla- sıkça revizyonlara gitmeye başladı değerli arkadaşlar. Burada en önemlileri de büyüme oranlarında sıkça yapılan revizyonlar, özellikle son çeyrekte -eğer dönüp bakarsanız- önceki çeyrekleri de içerecek şekilde yapılan revizyonlar; sonra tanım değişiklikleri, sonra baz yılı kaydırmaları -bunların hepsini yaşadık- TEFE, TÜFE üzerinde yine ağırlıklarını değiştirmeler… Yine, telekomünikasyon hizmetlerinde, hatırlarsanız, Merkez Bankasıyla TÜİK birbirine girmişti, Merkez Bankasından habersiz yayınladığı için, tahminleri de tutmamıştı. Buna benzer, turizm gelirleri içerisine işçilerin Türkiye'de harcadıkları paraların da dâhil edilmesi gibi, böyle ara sıra yapılan ve verilerin izlenebilirliğini, şeffaflığını, geriye yönelik olarak mukayese edilebilirliğini ortadan kaldıran veya zorlaştıran birçok uygulamayla karşı karşıyayız.

Şimdi bakın, bunlar gerçekten önemli çünkü Türkiye'de bu konular üzerine araştırma yapan, kafa yoran, akademik çalışmalar yapan arkadaşlarımız var. Zaman zaman ben, kendim içinde boğuluyorum, aradığım şeyi bulamıyorum. Yani hem bürokrasiden hem akademisyenlikten gelen ve neyin nerede olduğunu bilen birisi olarak ben bile zorlanıyorum, bulamıyorum yani bulduklarımı da öncekilerle mukayese edemiyorum, ki vatandaşın merak ettiğini düşünün, iş adamı olsun, öğrencisi olsun. Yani altında bir küçük not dahi bazen olmuyor.

Bir örnek vereyim. Şimdi bakınız, bize iktisat tarihinde, iktisat derslerinde, uluslararası iktisatta hocalarımız hep ihracatı FOB, ithalatı CIF, yani her şey dâhil olarak öğretti. Şimdi efendim, FOB olarak konmuş, güzel, bazı yayınlarda CIF de var, altında çok utangaç bir terim var arkadaşlar: “Merkez Bankasının yeni tanımına göre” diyor, bu kadar uzunca. Öyle diyeceğinize “İthalat FOB olarak alınmıştır.” deseniz, dış ticarette, çok daha kısa olacak; örnek diyorum yani.

Başka bir örnek söyleyeyim. Değerli arkadaşlar, Antalya’nın nüfus verileriyle ilgili bir karmaşa yaşadım geçtiğimiz adrese dayalı nüfus kayıt sisteminden sonra. Her yıl Manavgat Ticaret ve Sanayi Odasının ekonomik raporlarının hazırlanmasında görev alıyorum; yaklaşık yedi sekiz yıldır, 1999’dan bu tarafa, on yıldır bu devam ediyor.

Şimdi, yeniden nüfus güncellendikten sonra baktım köy ve şehir nüfusu diye, Manavgat ilçesinin nüfusuna bakıyorum: Şimdi, verilene bakıyorum, köy ve şehri koyduğum zaman tutmuyor. Kaymakamlıktan başladım, sonra Vali Bey’e sordum, sonra İstatistik Kurumumuzun Başkan Vekiline sordum ve web sitesinde de hâlâ duruyor değerli arkadaşlar. Çift sayma var. Ne var? Köy ve şehir nüfusu, beldeler, şehir olmasına rağmen, köyün içerisine yedirildiği için ve Türkiye İstatistik Kurumu ta eski düzende devam ettiği için, telefonda en son dediler ki: “Efendim, biz onu köy nüfusunun içine koymuştuk.” Ben de sordum: “Side sizce şehir mi köy mü?” Örnek, beldeler… Daha önce nahiye sistemi varken olmuş bunlar. Sayın Başkanla da telefonda konuştuk, teşekkür etti ama ben hâlâ ara sıra bakıyorum, altına bir dip not dahi konulmuş değil. Köy ve şehir nüfusları… Bütün arkadaşlarımız kendi illerine, ilçelerine baksın, çift saymalar olabilir. Çünkü kaymakamlık kendi web sitesine koymuş. Sayın Vali’ye de şakayla karışık, test eder gibi sordum, o da bana, ikisini birleştirerek söylendiği rakamları verdi. 167 bin olması gerekirken nüfusumuz bizim, 204 bin küsur gözüküyor Manavgat’ta. Neden? Beldeler çift sayıldığı için. Dolayısıyla, değerli arkadaşlarım, burada, İstatistik Kurumunun verdiği rakamlar önemli. Bütün her şeyimizi bu rakamlar üzerinden hesaplıyoruz, gelişme düzeyimizi de, yaşanan sıkıntıları da bu rakamlar üzerinden hesaplıyoruz.

Şimdi, burada, değerli arkadaşlarım, kamuoyunu eksik veya yanlış bilgilendirmeye yol açabilecek bazı hususlar gerçekleşiyor. Peki, bu Kanun’da yapılan değişiklikler nereden icap etti? Bir tek kanun maddesi, iki üç maddelikken beş altı maddeye çıktı, iki tane daha madde eklendi. Bunlar Anayasa Mahkemesinin daha önce iptal etmiş olduğu maddeleri yeniden bizim önümüze getiren düzenlemeler değerli arkadaşlarım. Biraz da galiba tek başına iktidar olmanın getirdiği havayla, sizler “Biz hepsini değiştiririz.” diyorsunuz, iptal oluyor tekrar getiriyorsunuz, iptal oluyor tekrar getiriyorsunuz. Daha örnek sorarsanız, daha geçen hafta Kamu İhale Kurumuna ilişkin kanunda düzenlemeler yaptık. Onun dışında, sırada bekleyen Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesine ilişkin bir yasa tasarımız var, ısrarla Danıştay iptal etmesine rağmen, Danıştayın iptal gerekçeleri ortada dururken şimdi Genel Kurul sırasında bekliyor. Yani “Biz istediğimiz değişikliği yaparız.” deyip siz devam ediyorsunuz.

Şimdi bu görüştüğümüz tasarıyla, Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği iki madde ile verilerin gizliliğine ilişkin bir değişiklik öneriliyor. Değerli arkadaşlarım, bu İstatistik Kanunu’muzun, 5429 sayılı Türkiye İstatistik Kanunu’nun 13’üncü maddesinin altıncı fıkrasında şöyle deniliyor: “İstatistikî birimin, kendisine ait gizli verilerin açıklanmasına yazılı onay vermesi hâlinde, veri gizliliği ortadan kalkar.” Yapılmak istenen değişiklikle aynı maddeye “Dış ticaret istatistiklerinde dolaylı tanınma ile gizlilik kapsamına giren veriler için bu gizlilik hükümleri, istatistikî birimin kendisine ait verinin gizlenmesini talep eden yazılı başvurusu hâlinde uygulanır.” şeklinde bir fıkra eklenmek isteniyor.

Değerli arkadaşlarım, tasarının genel gerekçesi de, burada, dış ticaret istatistiklerinin ulusal ve uluslararası düzeyde birçok alanda kullanıldığını ve bunların önemli bir kısmının da gizli veri tanımına girdiğini ve resmî ve özel kurumlardaki karar alıcılar ile iş çevreleri ve araştırmacıların bu istatistiklerden yeterince yararlanamadığını söylüyor. Bir tane de önemli bir uyarı var: “… birçok Avrupa Birliği ülkesinde olduğu gibi…” denip devam ediliyor yani değişikliğin gerekçesi.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, burada söz konusu olan resmî ve özel kurumlardaki karar alıcılar, iş çevreleri ve araştırmacılar kimdir ki bu kadar ayrıntılı bilgiye ulaşmak istiyorlar? Üç firma veya daha azı bu işlerle iştigal ediyorsa -veri gizliliğinin tanımı uzun vaktinizi almamak için söylemiyorum- acaba kimler neyi merak ediyor? Zaten toplam ihracat rakamı, setörel rakam belli değil mi? Bunun açıklanması gerekiyor.

Bir de “… birçok Avrupa Birliği ülkesinde…” denmiş, acaba hangi Avrupa Birliği ülkesinde bu kadar ayrıntılı bilgi veriliyor? Şimdi, otomatikman burada veri gizliliği kalkıyor ve istatistiki birimin ancak yazılı talebiyle veriler gizlenebiliyor. Diğer bir deyişle, bu Kanun’a bu fıkra eklenip geçerliliği başladığı andan itibaren, TÜİK, elindeki tüm verileri ve dış ticaret verilerini ortaya dökecek. Bütün ithalatçı, ihracatçı firmalar da ancak kendisi başvurursa, orada da birtakım engeller çıkarılmazsa gizliliğini sağlayabilecek. Şimdi, burada gerçekten kimin talebiyle yapılıyor, kim neyi bilmek istiyor, bilemiyorum.

Diğer bir konu: Tasarıya Komisyon aşamasında ilave edilmiş olan bilgi verme zorunluluğu ve buna uymama durumunda uygulanacak para cezasına ilişkin düzenleme.

Değerli arkadaşlarım, burada da Anayasa Mahkemesinin 10/11/2005 günlü 2008/86 sayılı Kararı’yla iptal edilen 8’inci ve 54’üncü maddeler var. 8’inci madde, bilgi verme yükümlülüğünü düzenliyor. 54’te de (b) bendi düzenleniyor, ayrıntısını okumayacağım. “…(a) bendi dışında kalan istatistik birimlerde yapılan araştırmalarda işlenmesi durumunda bin yeni Türk lirası…” Şimdi bunu ne yapıyoruz? 1.500 yapıyoruz. Neye rağmen yapıyoruz? Anayasa Mahkemesinin zaten bin YTL’yi iptal etmesine rağmen, biz inadına 1.500 yapıyoruz.

Şimdi değerli arkadaşlar, burada bakın Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçesinde ne deniyor: “Anayasa’nın 20’nci maddesinde herkesin özel hayatına ve aile yaşayışına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu; 25’inci maddesinde de herkesin düşünce ve kanaat özgürlüğüne sahip olduğu, her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimsenin düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamayacağı hüküm altına alınmıştır. 20’nci madde gerekçesinde, özel hayatın korunmasının her şeyden önce bu hayatın gizliliğinin korunması, resmî makamların özel hayata müdahale edememesi anlamına geldiği belirtilmiştir.” Yani buraya dayandırılan bir gerekçeyle “Anayasa’nın 20’nci ve 25’inci maddelerinde yer alan güvencelere rağmen itiraza konu 8’nci madde hükmüyle, kişiler, bilgi toplama, saklama, işleme ve değiştirme tekeli olan idareye ve diğer kişilere karşı korumasız bırakılmış, veri toplamanın sınırlarına yasal düzenlemede yer verilmemiştir. Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kuralların Anayasa’nın 20 ve 25’inci maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir.” deniliyor. Dolayısıyla, diğer maddeler yönünden de incelememiş.

Şimdi değerli arkadaşlar, hiçbir yenilik getirmeden, bu bin YTL’yi Anayasa Mahkemesi iptal etmiş olmasına rağmen, 1.500 YTL’ye çıkarmanın dışında bir uygulama yok. Şimdi, karar ortada, hâlâ duruyor Anayasa Mahkemesi kararı. Türkiye Cumhuriyeti devleti bir hukuk devletidir diyoruz ve AKP İktidarı döneminde en fazla ihlal edilen şey ise, hatta TBMM Genel Kurulunda da bu ihlal devam ediyor hâlâ… Anayasa’nın 138’inci maddesinin dördüncü fıkrasında deniliyor ki: “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.” Maalesef, bugün, yine, Anayasa’ya göre iptal edilen iki ayrı maddeyi yeniden düzenleyerek yeni bir değişiklik öneriyoruz.

Tabii, değerli arkadaşlarım, bu ilk değil, bunun daha öncesi de var; 2 defa, yine Kanun’la ilgili değişiklikler gelmiş, tekrar geriye gönderilmiş, tekrar sizin tarafınızdan onaylanıp geri gitmiş, Sayın Cumhurbaşkanı da onaylamak zorunda kalmış ve tekrar Anayasa Mahkemesine başvurmuş ve böyle bir karar çıkmış.

Şimdi, bunun dışında o kararda önemli bir husus var. Nedir? Diğer kanunlarda da olmuştu değerli arkadaşlar, devlet memurlarına ilişkin düzenlemeler. “Başkan tarafından belirlenecek tutarda aylık brüt sözleşme ücreti ödenir.” ve yine sonunda -45’inci maddeden bahsediyorum- “Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar ile söz konusu personele yapılacak diğer ödemeler Bakanlar Kurulunca tespit edilir.” düzenlemesi var. Bundan dolayı da yine iptal edilmiş.

Kısacası, burada, Mahkeme kararına uymadan sürekli olarak yeni değişikliklerle gelinmekte ve hukuk devleti ilkesine uymayan çalışmalar yapılmaktadır.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bunun yanı sıra Kurumun yapısal sorunları var. Türkiye İstatistik Kurumu olarak, burada bütçe görüşülürken geldi arkadaşlarımız… Hâlâ Kurumun Başkanlığı vekâletle yürütülüyor. Eski Başkanın şu anda görevi devam ediyor mu etmiyor mu bilmiyorum, Sayın Bakanımız açıklarsa… Niye vekâletle duruyor? Kendisi YÖK üyeliğine gitti. Kurum içerisindeki koordinasyon eksikliği nasıl gideriliyor? Bunlar tabii ayrı programlar.

Artı, bu çerçevede, 2006 yılında başlatılması öngörülen, 2007-2011 resmî istatistik programıyla ilgili -şu anda gerçekleşme oranlarına, izleme raporlarına baktım, belki Sayın Bakanımız onları söyleyebilir- hâlen daha gerekli çalışmalar, toplantılar devam ediyor, az önce bahsetmiş olduğum aksaklıklar da devam ediyor.

Burada birçok düzenlemeden bahsettim ama asıl ilginç olanı bunlarda yaşanan koordinasyon eksiklikleri.

Değerli arkadaşlarım, AKP Hükûmetinde ekonomi konusunda bir kafa karışıklığı var. Sayın Başbakan ya eksik, yanlış bilgilendiriliyor ya da Sayın Başbakan bilerek bizi yanlış bilgilendirmeye çalışıyor -başka bir ihtimal aklıma gelmiyor- ve sürekli olarak da üç gün önce söylediğinin üç gün sonra tersini söylüyor.

En yakın gündemde krizle ilgili söylediklerine bakınız: Önce “Yok.” dedik, sonra “Bize değmez.” dedik, sonra “Teğet geçer.” dedik, arada “Krizi fırsata dönüştürebiliriz.” dedik. Şimdi Sayın Başbakan kızıyor, “Krizi fırsata dönüştürmek isteyenler var.” diyor, “Krizden rant elde etmek isteyenler var.” diyor. Baştan siz söylemiştiniz “Krizi fırsata dönüştürebiliriz.” diye.

Bankaların amacı zaten kâr elde etmek değil mi? Ben anlamıyorum. Bankalara kâr etmeyin diye ne diyecek?

Komisyonda da söyledim, şimdi Sayın BDDK Başkanı o zaman şimdiye kadar kanunları, kuralları uygulamıyor muydu? “Bankaları sıkıştırırız.” diyor. O zaman şimdiye kadar görevini yapmıyor demektir. Yapıyor idiyse ekstradan ne yapacağız? Yine aba altından sopa göstererek “Kamu bankalarını kullanabiliriz.” diyor. Kamu bankalarının nasıl kullanılacağı ortada. Yeni görev zararları yükleyemeyeceğinizi de biliyorsunuz. Sizden çok önceki hükûmet döneminde bu değişiklikler yapıldı; Merkez Bankasıyla ilgili de, kamu bankalarıyla ilgili düzenlemeler yapıldı. Yani nasıl olacak, bilmiyorum.

Ondan önce “IMF’ye ümüğümüzü sıktırmayız”, “Haşa, anlaşmayız.”, “O da neymiş, böyle bir şey yok” diye kaç senedir söyleniyor, daha birkaç hafta önce yine Sayın Başbakan söylüyordu. Şimdi “IMF’ye ümüğümüzü sıktırmayız.” noktasından, kendi ağzıyla, “uzlaşmaya en yakın” noktaya gelmişiz, geçen gittiğinde söylemişti. Şimdi ondan da ileri noktadayız. Ama Sayın Başbakan kızıyor. Sayın bakanlarımız bir şey konuşmadılar. Ben Komisyonda da -Sayın Ekren de oradaydı, Sayın Şimşek de- sordum… Konuşma metinlerinde her iki bakanımızın da IMF’yle ilgili hiçbir şey yok.

Değerli arkadaşlar, hazineden sorumlu Bakanımızın metninde beş sayfa sigortacılık var, hazinenin dış borcuyla ilgili hiçbir cümle yok hazine garantili borçlardan başka. Özel kesiminkini unuttum, orayı saymıyorum. Şimdi Türkiye'nin en önemli sorunu borç diyor musunuz? Evet. Kaynak bulma diyor musunuz? Evet. Ne yapıyorsunuz? IMF’yle görüşüyorsunuz; tamam. Peki, niye bundan hiç bahsetmiyoruz? Sayın Bakana da söyledik, tam otuz beş-kırk dakika bizi çok güzel bilgilendirdi Sayın Ekren. Dünyadaki krizin gidişatından bahsetti. Türkiye’ye gelince, somut bir iki tane önlem dışında bir şey maalesef söylemedi. Hâlâ bir paket görüşülüyormuş, biz bilmiyoruz. İçeride ne görüşülüyor, herhâlde bize açıklayacaklar. IMF’yle ilgili anladım neden arkadaşlarımızın konuşamadığını. Sayın Başbakan dün gelirken dedi ki: “Bunların hepsi dedikodu, rakamlar da dedikodu, gerçek şeyi ben açıklayacağım.” Demek ki Sayın Başbakan açıklasın diye değerli bakanlarımız herhâlde susuyorlar diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, burada koordinasyon eksikliğinin olduğu, bir kafa karışıklığının olduğu belli oluyor. Ha, bununla ilgili de, Sayın Ekren’in hakkını yemeyelim, Ekonomik Koordinasyon Kuruluna ilişkin düzenlemenin yapılacağını, orada toplantıların yapıldığını söylüyor, biz sadece yansımasını görmedik. Hakkını teslim etmemiz gereken iki düzenleme var yapılırsa, şimdi açıklanan diyelim daha doğrusu: Biri, Sanayi ve Ticaret Bakanımızın açıkladığı KOSGEB’in KOBİ’lere vereceği kredi, 350 bin YTL kadar, diğeri de sadece Halk Bankasının vereceği krediler var. Yani, krizi kabul etmek önemli bir aşamadır diye düşünüyorum ama önlemlerle ilgili bir kere karar vermemiz gerekir. Neden?

Değerli arkadaşlarım, bugün Maliye Bakanlığı ve bütçemizin bütün diğer maddeleri üzerinde yukarıda, Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşme yapıyoruz. Eğer IMF’yle anlaşacaksak bu yaptığımız varsayımların hepsi geçersiz. Gerçi bunlar da gerçekçi değil; yüzde 4 büyüme, yüzde 7,5 enflasyon ve bu daralan ortamda 149 milyar ihracatın gerçekleşmesi sıkıntılı ama bunları da yeniden değiştirmek zorunda kalacağız. Onun için, eğer anlaşacaksanız da gelin bir an önce söyleyin; bu bütçe kadük olacak, yani o rakamların hepsi yeniden elden geçirilmek zorunda kalacak. Neden diyeceksiniz? Yüzde 4 büyüme varsayılmış. Ee az önce söyledim…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET GÜNAL (Devamla)Tamamlıyorum Sayın Başkan.

…Sayın Erken bize, kırk dakikaya yakın, dünyadaki gelişmelerden bahsetti, uluslararası kuruluşların bu tahminlerinden bahsetti. IMF, son dönemde yüzde 5’ten, yüzde 3,9’a, yüzde 3’e, yüzde 2,2’ye kadar büyüme tahminlerini revize etti. Peki, bizimki nasıl yüzde 4 olacak? Yani, yeniden mi Türkiye İstatistik Kurumunu devreye sokacağız? Nasıl yapacağız bu şartlarda? Dolayısıyla, yüzde 4 büyümeyi gerçek kabul etsek bile değerli arkadaşlarım, buna göre yüzde 15,5 vergi geliri artışını nasıl sağlayacağız ben hâlâ anlamıyorum. Yani, anlamadığım başka bir şey daha var. 15,5 milyar YTL’lik de -şimdi TL’ye dönüyor- özelleştirme geliri konulmuş, 2008 rakamı onun altında kalacak. Bu daralmaya, dünyadaki sıkıntıya rağmen, bu geliri nasıl gerçekleştireceğiz? Yani, yeni vergiler mi koyacağız? Dolayısıyla, bu kafa karışıklığının giderilmesi, ekonomi konusunda da bir tek sesliliğin olması -ister Sayın Başbakan yapsın isterse Sayın Ekren yapsın, zaman zaman koordinasyon yapıyor, ama- bu politikalara yaklaşımda bir tek sesliliğin olması gerekiyor. Aksi takdirde krizden etkilenmememiz mümkün değil. Bir an önce önlemlerin alınmasını bekliyoruz.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

63 konuşma daha · 25 Kasım 2008

63 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook