Kuzey atlantık anlaşmasına arnavutluk cumhuriyetinin katılımına ilişkin (s.s.300)
Adana Milletvekili · MHP
Genel Kurul, 21. Birleşim · 3. yasama yılı · 25 Kasım 2008 · 1.927 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma
Kaynak göster
Kürşat Atılgan (MHP), 25 Kasım 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 21. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KUZEY ATLANTIK ANLAŞMASINA ARNAVUTLUK CUMHURİYETİNİN KATILIMINA İLİŞKİN (S.S.300)); konuşma 1.927 kelime.
Kürşat Atılgan (MHP, Adana). “Kuzey atlantık anlaşmasına arnavutluk cumhuriyetinin katılımına ilişkin (s.s.300)”. TBMM Genel Kurulu, 21. Birleşim tutanağı, 25 Kasım 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/kursat-atilgan-23-2008-11-25-kuzey-atlantik-anlasmasina-arnavutluk-cumhuriyetinin-katilimina-iliski (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
MHP GRUBU ADINA KÜRŞAT ATILGAN (Adana)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kuzey Atlantik Antlaşmasına Arnavutluk Cumhuriyetinin Katılımına İlişkin Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum ve yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, ülkemizin uluslararası alanda ortak güvenlik ve savunma iş birliğinin temel örgütü olan ve şemsiyesi olan NATO’nun genişlemesinin bir parçası olarak Arnavutluk ve Hırvatistan’ın bu ittifaka dâhil edilmesi, bölgemiz ve dünya siyaseti açısından önemli bir gelişmedir.
Her şeyden evvel, ben burada, Kuzey Atlantik İttifakının yani NATO’nun tarihsel misyonuna ve işlevine kısaca değinmek istiyorum.
Çok iyi bildiğiniz üzere, bugünün devletler sisteminin temelleri, 1648’de Avrupa’da Otuz Yıl Savaşları’nı sona erdiren Vestfalya Anlaşması’yla atılmıştır. Aslına bakılırsa, bu durum, bizlere Romalı tarihçi yazar Publius Flavius Vegetius’un bilindik “Barış istiyorsanız savaşa hazır olun.” Vecizesini hatırlatmaktadır. Öyle ki içinde yaşadığımız bu çağ da savaşların bir ürünüdür ve Fransız Devrimi sonrasının Napolyon Savaşları (1800-1815), 1870 Sedan Savaşı, Birinci Dünya ve İkinci Dünya Savaşları ve soğuk savaş yılları, uluslararası sistemin bugünkü hâliyle oluşmasının en önemli nedenleridir. Hegelci bir mantıktan dünya tarihi ve uluslararası sistemin görünümü ve doğası bu şekilde tarif edilebilir. NATO’vari kolektif güvenlik şemsiye örgütleri de yine bu sistemin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkmışlardır.
İkinci Dünya Savaşı sonrasının devletler sisteminde, Batı kampının güvenliği ve ideolojik anlamda liberal demokratik dünyanın savunucusu olarak ortaya çıkan NATO’nun, yaklaşık altmış yıldır bu görevi başarıyla sürdürdüğünü, Varşova Paktının dağılmasıyla ve soğuk savaşın sona ermesiyle birlikte Atlantik Avrupa-Avrasya havzasının savunma ve güvenliğinin yegâne örgütü hâline geldiğini görüyoruz. Bugün geldiğimiz noktada Türkiye’nin savunma ve güvenliğinin temel örgütü ve şemsiyesi NATO olarak tescillenmiştir. Ancak dünya, 1950-1990 döneminin dünyası değildir. Geçtiğimiz elli yıldaki güvenliğimizdeki rahatlık, önümüzdeki elli yılda olmayacaktır. Bu gerçeği bilerek, her şeyin önünde gelen güvenlik stratejimizi ve savunma sanayi politikamızı bugünün dünya koşullarında yeniden düşünmek zorundayız. Kore Savaşı sonrasından beri bu İttifaka dâhil olan ülkemizin, soğuk savaş yıllarında olduğu gibi bugün de küresel politikalara yön vermek ve taraf olmak adına NATO genişlemesine ve az önce sözünü ettiğim misyonun yerine getirilmesindeki önemi gün geçtikçe artmaktadır.
Sahip olduğu jeopolitik konumu ve tarihsel derinliği, Türkiye’yi, hem NATO hem de Avrupa Birliği benzeri diğer Batılı kurumlar için iş birliği yapılması gereken öncelikli bir ülke hâline getiriyor. Tam bu noktada Türkiye, elinde bulundurduğu bu hayati dış politika kozlarını çok iyi oynamalı ve realist bir dış politika inşa edebilmelidir. NATO’nun Balkanlar ve Kafkaslar’daki coğrafyada genişleme arzusu da ülkemiz için yeni bir fırsat olabilir. NATO’nun yeni bir uluslararası sisteme bu kez savaşlar yoluyla değil de temel bir paradigma etrafında başarma iddiasının yerine getirilmesinde bana göre en kilit ülke Türkiye’dir.
NATO’nun 21’inci yüzyılda üzerinde ehemmiyetle durduğu iki konu vardır. Bunlardan birincisi, soğuk savaş sonrasında İttifakın rolünün ne olacağına dair yapılan tartışmalardır. Yeni stratejik vizyon olarak tanımlanan bu konu, özellikle 11 Eylül sonrası dönemde ve bilhassa da NATO’nun Afganistan operasyonuyla beraber fazlaca tartışılmaya ve sorgulanmaya başlanmıştır.
Şu an için görünen durum, küresel teröre karşı İttifak ülkelerinin paralel politikalar sergilemesinin, büyük küresel sorunlar karşısında eş güdümle hareket edilmesinin, insan hakları, serbest piyasa, demokrasi ve özgürlükler gibi Batılı değerlerin İttifakının tüm etki alanında ve dışında teşvik edilerek yaygınlaştırılmasının NATO’nun yeni stratejik vizyonunun temel paradigmasını oluşturmaktadır.
Başka bir ifadeyle, NATO’nun soğuk savaş sonrasında çıkan yeni stratejik vizyonu, şimdiye kadar uluslararası sistemin savaşlar yoluyla inşa edilen doğasına meydan okuyarak, bir temel değerler silsilesi etrafında uluslararası sistemi yeniden şekillendirmeyi, daha barışçıl bir yolla gerçekleştirmeyi amaçlamaktadır. NATO’nun geleceği de bu stratejik ve tarihî misyonu yerine getirip getiremeyeceğiyle yakından ilgilidir.
Değerli milletvekilleri, dünyada kurulan her yeni düzen mutlaka büyük savaşlardan sonra olmuştur. Napolyon Savaşları (1810-1815), daha sonra Sedan Savaşı yeniden bir dünya düzeni kurulmasına, Birinci Dünya Savaşı yeni bir dünya düzeni kurulmasına, İkinci Dünya Savaşı yeni bir dünya düzenine sahne olmuştur.
Bugün için insanlık büyük bir savaşa gitmeden yeni bir dünya düzeni kurmaya çalışmaktadır; gidip gitmeyeceği çok belli değildir. Dünya aslında yeni dünya düzenine giderken, Birinci Dünya Savaşı’nda ölen insandan daha fazla insan soğuk savaş sonrası ölmüştür. Aşağı yukarı, soğuk savaş sonrası yeni dünya düzeni oluşturulmasında 2 milyon insan ölmüş bulunmaktadır savaşlarda. Bunun da büyük çoğunluğu bizim etrafımızda cereyan etmiştir. İşte NATO, bu yeni dünya düzenine savaşsız geçişi sağlamaya çalışan önemli bir güvenlik örgütüdür ve bizim de içerisinde çok ağırlıklı olarak yer aldığımız bir örgüttür.
Ayrıca, ikinci olarak, NATO’nun genişlemesi AB’nin genişlemesiyle paralel seyretmekte ve neredeyse örtüşmektedir. Balkanların ileride NATO’ya ve AB’ye üyeliği, Avrupa savunması ve güvenliği kapsamında zaruri görülmektedir. Bugün üzerinde konuştuğumuz Arnavutluk ve Hırvatistan zaten üyelik aldılar. Makedonya’nın, Yunanistan’ın ismine karşı çıkması nedeniyle, bunlarla beraber üyelik alması söz konusuydu, ancak NATO’da, bilindiği gibi, her şey ittifakla karar alındığı için Makedonya’nın üyeliği ileriye atılmak zorunda kalmıştır.
Bosna-Hersek ve Karadağ’la ilgili hususlar gündemi meşgul etmekte ve bu ülkelerin durumu biraz da etrafındaki ülkelerin durumlarıyla ilintilidir. Bir tek Balkanlar’da Sırbistan kalmıştır endişe kaynağı olarak ve bu, endişe kaynağı olmaya da devam edecek gibi görünüyor. Sırbistan’ın savaş suçları ve insan hakları ihlalleri hem AB hem de NATO üyeliği bağlamındaki genişlemeyi sekteye uğratmaktadır. Ekim 2000’deki yönetim değişikliğiyle birlikte Sırbistan’da olumlu gelişmeler yaşanmaya başlanmış ise de son zamanlarda Kosova sorunu bu ülkeyi Batı’dan uzaklaştırmaktadır. Sırbistan, NATO üyesi ülkelerin Kosova’nın bağımsızlığını desteklemiş olması üzerine, şimdilik üyeliği reddetmektedir. Sırbistan’da kamuoyu da yüzde 80 oranında NATO üyeliğine karşıdır. NATO’ya karşı böyle bir tavır sergileyen Belgrat, Kosova konusunda kendisini destekleyen Moskova’ya daha yakın durmaya çalışıyor. Aralık 2006 yılında Barış İçin Ortaklık Programı’na katılan ve bölge dengesi açısından önemli bir ülke olan Sırbistan ile ilişkilerin nasıl pekiştirileceği de önümüzdeki günlerde gündemi bir hayli meşgul edecek konular arasında değerlendiriliyor.
Diğer taraftan, genişlemenin bir diğer yanı da Avrupa’nın uzağındaki ülke ve bölgelerle ilgilidir. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Bush, geçtiğimiz yıl, Güney Kore, Japonya, Yeni Zelanda ve Avustralya’ya İttifakın kapılarının açık olduğunu belirterek, NATO’nun okyanustan okyanusa, yani Atlantik’ten Pasifik’e kadar uzanan bir güvenlik örgütü olması yönündeki arzusunu dile getirmiştir. Ancak NATO’nun böylesi ütopik bir birliktelik gerçekleştirebilmesi, her şeyden önce Avrupa bölgesindeki genişlemenin başarıya ulaşması, Rusya’yla olan ilişkilerin çetrefil konumunun aşılabilmesi ve Afganistan gibi kritik bölgelerde yürüttüğü harekâtların bundan sonraki seyriyle paralel olacaktır.
Değerli milletvekilleri, bütün bu bilgiler ışığında ve bilhassa NATO’nun genişleme perspektifinden bakıldığında, Balkanlar ve daha geniş anlamıyla Güneydoğu Avrupa konusu bir hayli önem kazanmıştır. Türkiye'nin savunma stratejisinin asli unsuru ve örgütü olan Kuzey Atlantik İttifakı yani NATO…
Bükreş Zirvesi, bildiğiniz gibi, 2-4 Nisan 2008 tarihlerinde, yani geçtiğimiz ilkbaharda yapılmıştır. Bu zirveye devlet ve hükûmet başkanları katılmıştır. NATO’nun güneydoğu uzantılı genişleme bağlamında önemli kararlar alınmıştır.
Bükreş Zirvesi, 1949’dan bu yana gerçekleştirilen en geniş katılımlı bir zirve olmuştur. 26 NATO’ya üye devlet başkanı, 23 BİO kapsamındaki ülke devlet başkanı, Afganistan’a NATO ülkeleri haricinde asker gönderen 13 ülke devlet ve hükûmet başkanları, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ve Dünya Bankası Başkanı katıldı. Türkiye ise zirveye Cumhurbaşkanı düzeyinde katılırken, Dışişleri ve Millî Savunma Bakanları Cumhurbaşkanına eşlik ettiler, ayrıca NATO Parlamenterler Asamblesi Başkanı Sayın Vahit Erdem de göstermelik olarak bu toplantıya davet edildi, ancak daha sonra fazla katılamadı. Dolayısıyla, bu Meclisin Türkiye’yle ilgili çok önemli kararlar alınan Bükreş Zirvesi’yle ilgili ne kadar bilgisi olduğunu da merak ediyorum. Burada savunma konuları çok dikkatli bir şekilde bu Mecliste tartışılmamaktadır.
Ancak “yeter” diyen arkadaşa da söylemek istediğim bir konu vardır. Az önce bu taraftan “yeter” diye bir ses geldiği için söylüyorum. Dünyadaki gelişmiş ülkelerdeki meclisler savunma konularına son derece iştirak etmektedirler ve ülkelerin savunmasının ana stratejilerini çizmektedirler.
Dolayısıyla, ben, bu Meclisin savunma konularına biraz daha ağırlıklı olarak dikkat etmesini ve ülkemizi savunma alanında ilgilendiren toplantılarda çıkan kararları da bir şekilde bu Mecliste gündeme getirerek bilgi verilmesini özellikle istirham ediyorum, çünkü alınan kararlar, Bükreş kararları, maalesef, Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı seviyesinde kalmıştır; bu Mecliste, bu Bükreş kararlarıyla, Türkiye’yi de yakından ilgilendiren Bükreş kararlarıyla hiç kimsenin bilgisi olmamıştır, sadece ve sadece Milliyetçi Hareket Partisinde yirmi beş-otuz dakikalık benim verdiğim bilginin dışında.
Dolayısıyla, Meclisi savunma konularında biraz daha ciddiyetle göreve davet ettiğimi de burada itiraf etmek istiyorum. Burada alınan kararlar, NATO’nun genişlemesi, Afganistan’a ilave muharip unsur gönderilmesi… Ki bu doğrultuda daha sonra Türkiye'nin Kuzey Irak’ta yaptığı operasyonda Kuzey Irak’a daha fazla asker gönderilmesi için gelen Amerika Birleşik Devletleri operasyonun yarım kalmasına sebep olmuştur, çünkü Türkiye, Afganistan’a kuvvet göndermeyeceğini söylemiştir, onlar da Kuzey Irak’a yaptığımız operasyonun karşılığı Afganistan’a kuvvet istemiştir, gelen heyetlere gönderilmeyeceği söylenmiştir ve operasyonlar, yani PKK’ya karşı yapılan operasyonlar neticesiz bir şekilde erkenden bitirilmek zorunda kalmıştır.
Benim burada söylemek istediğim, mutlaka ve mutlaka bu Meclisin savunma konularına ve güvenlik konularına daha fazla eğilmesi ve ülkenin savunmasını ve geleceğini ilgilendiren bu konuları gecenin on buçuğu da olsa daha dikkatli bir şekilde izlemek herhâlde görevlerimiz arasında olsa gerekir.
Evet, NATO’nun değişim ve dönüşümü, küresel ve bölgesel güvenlik sorunları konusunda stratejik kararların alındığı 50 maddeden oluşan zirve bildirgesi NATO’nun geleceği ve uluslararası politikadaki sorunlar hakkında ittifakın rotasını belirleyecek önemli ipuçları vermektedir.
Zirvenin sonuç bildirisindeki 2’nci maddede, NATO, Balkanlarda genişlemeye devam ederek ve Avrupa-Atlantik güvenliğini güçlendirme temelinde Arnavutluk ve Hırvatistan’a üyelik daveti kararı almıştır. NATO’nun Balkanlardaki varlığının 1950’li yılların başına kadar geriye gittiği söylenebilir ve 1952 yılında Balkanların önemli iki ülkesi olan Yunanistan ve Türkiye NATO’nun güney kanadını oluşturacak şekilde NATO’ya alınmıştı.
Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonraki dönemde, NATO Balkanlara barış gücü birliklerini göndermiş, Bosna Savaşı yıllarında Sırplara yönelik hava müdahalelerinde bulunmuş, Romanya ve Bulgaristan’ı ittifak üyeliğine almıştır. Hırvatistan ve Arnavutluk’un NATO üyeliğine davet edilmesi, Makedonya’ya üyelik kapısının açık bırakılması ve Kosova’nın bağımsızlığının tanınması ise NATO’nun Balkanlardaki gelecek stratejisinde ne denli kararlı olduğunu göstermektedir.
Genişleme konusunda daha önce Üyelik Eylem Planı’na dâhil edilen Hırvatistan, Arnavutluk ve Makedonya’nın üyeliğe alınması ile Ukrayna ve Gürcistan’ın Üyelik Eylem Planı’na alınması vardı. NATO’nun nihai üyeliğine giden yol olan Üyelik Eylem Planı’na dâhil olan Hırvatistan, Arnavutluk ve Makedonya’dan ilk ikisi üyeliğe davet edildiler. Üçüncüsü ise, yani Makedonya ise, Türkiye ile çok yakın ilişkileri olan, Türk nüfusunu da barındıran Makedonya ise, Yunanistan’ın, Makedonya’nın anayasal ismi olan Makedonya ismiyle NATO’ya girmesine karşı koyduğu rezerv nedeniyle ileri bir tarihe atılmıştır. İsminin değiştirilmesi istenmiştir. Nasıl hallolacak? Önemli konulardan biridir gelecekte.
Gürcistan ve Ukrayna’nın Üyelik Eylem Planı’na alınması ise Avrupalı bazı NATO üyelerinin Rusya’yı daha fazla ajite etmemek adı altında ileri sürdükleri gerekçe nedeniyle ileri bir tarihe bırakılmıştır. En son Gürcistan’daki olaylardan sonra da bu iki ülkenin NATO’ya alınması ileriye atılan önemli bir süreci teşkil etmektedir ve NATO-Gürcistan-Ukrayna ilişkileri de ciddi boyutlarda NATO’yu meşgul edecek önemli bir konudur.
3,5 milyonluk Arnavutluk ile 4,5 milyonluk Hırvatistan’ın NATO üyeliğine davet edilmesi, Balkanların güvenliği ve bölgenin Avrupa Atlantik güvenlik şemsiyesine dâhil edilmek istenmesinin bir ürünüdür. Kosova’nın bağımsızlık ilanından sonra Balkanlarda Arnavutları en çok sevindiren haber Arnavutluk’un NATO üyeliğine davet edilmiş olmasıdır. Bir NATO üyesi olarak Arnavutluk’un yeni doğmuş Kosova devletinin güvenliğinin korunmasında daha fazla katkılar sunabileceği düşünülmektedir.
Bu açıdan bakıldığında, Arnavutluk ve Kosova gibi Balkan ülkeleriyle yakın bağlara sahip olan Türkiye için bu ülkelerin NATO ittifakına dâhil edilmesi önemli bir kazanç olacaktır. Ülkemiz NATO’nun açık kapı politikasını desteklemekte ve barış ve istikrarın tesiri için bölgesel yaklaşmalara önem vermektedir. Bu doğrultuda Türkiye, Balkan ülkelerinin NATO’ya katılımlarını bölgesel istikrara katma değer sağlayacağı gerekçesiyle desteklemiştir ve Balkanları her zaman dikkatli olunması gereken bir bölge olarak algılamıştır.
Türkiye, Bükreş Zirvesi’nde üç aday ülkenin birlikte NATO’ya katılma, davet edilmesinden yana tavır koymuştur. NATO’nun genişleme dalgası çerçevesinde Türkiye, Ukrayna ve Gürcistan’a da onları soğutmayacak bir tavırla teşvik edici mesajlar verilmesinden yana tavır konulmasını her platformda dile getirmiştir.
Türkiye, yakın kara havzasının bir parçası olan Balkanlardaki gelişmelere kayıtsız kalamaz. Dolayısıyla Balkanlarda Türkiye için hazır duran fırsatları kovalamak ve doğacak olumsuz şartlara karşı da önlemler almak temel bir mesele olmalıdır. Unutulmamalıdır ki Türkiye'nin Balkanlardaki etkinliği ve performansı, dünya siyasetindeki konumu ve ağırlığını da büyük ölçüde belirleyecektir. Bu açıdan bakıldığında hem Arnavutluk hem de Hırvatistan’ın NATO üyeliği Türkiye'nin genel Balkan politikasına aykırı olmayıp aksine, tarihî ve kültürel bağları bulunan bu ülkelerle olan ilişkilere olumlu katkı sağlayacağı gibi bölgenin bir barış ve istikrar adasına dönüşmesinde önemli bir adım olarak algılanacaktır.
Bu düşüncelerle her iki ülkenin de NATO’ya katılımının hayırlı olmasını diliyoruz, dünya barışına katkı sağlamasını ve Türkiye'nin Balkanlardaki rolünün artmasına vesile olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
63 konuşma daha · 25 Kasım 2008